Op.Dr. Sezgin Dursun

BİTLİS KÜRTAJ

BİTLİS KÜRTAJ

 

 

 

FARKIMIZ :

  • HASTA BİLGİLERİNİN GİZLİLİĞİ KESİN OLARAK SAĞLANIR
  • TEK KULLANIMLIK MALZEME (KANÜL) KULLANILIR. BASKA HASTALARDA KULLANILAN KANÜLLER İLE KÜRTAJ YAPILMAZ.
  • SADECE VAKUM YÖNTEMİ İLE KÜRETAJ YAPILIR. METAL BİR CİHAZ VEYA AKSAM KULLANILMAZ.
  • KÜRTAJ  İŞLEMİ SON DERECE GÜVENLİ BİR ŞEKİLDE YAPILIR. DAHA SONRA GEBE KALMAK İSTEDİĞİNİZDE SORUN YAŞAMZSINIZ.
  • KÜRTAJ İŞLEMİ HASTANE ORTAMINDA TAMAMEN STERİL ŞARTLARDA YAPILIR.

 

 

Kliniğimizde hasta mahremiyetine katı kurallarla özen gösterilir. Hasta bilgileri hiçbir şekilde üçüncü kişi veya kurmlarla paylaşılmaz.

Kliniğimizde il dışından gelen hastalarımıza öncelik tanınmaktadır. Sorularınız ve sıra önceliği için  0 542 225 89 12 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz. Yoğunluk nedeniyle cevap verilemediği durumlarda kısa mesaj veya whatsApp yoluyla ulaşabilirsiniz veya iletişim kısmından mail atabilirsiniz.

 

 

Uzak bir ilde oturuyor olsanız bile sadece soru sormak için rahatlıkla mesaj atabilirsiniz, arayabilirsiniz, ortalama fiyat bilgisi alabilirsiniz. Lütfen çekinmeyin.

 

Tel ve Whatsaapp: 0 542 225 89 12

 


 

 

 

 


 

 

 

 

 

 


OP DR SEZGİN DURSUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bitlis kürtaj   Nedir?

Bebek sahibi günümüzde her çiftin istediği önemli bir olaydır. Ancak bazı durumlarda gebeliğin sonlandırılması gerekebilmektedir. Bu işlem Bitlis kürtaj   olarak tanımlanmaktadır. Bitlis kürtaj   işlemi; uzun yıllardır uygulanan Bitlis kürtaj   her dönemde temizteknik Bitlis kürtaj   yöntemler with gerçekleştirwithn bir işlemdir. Önceki yıllarda rahim içerisinin kazınması with uygulanan Bitlis kürtaj   işlemi günümüzde vakumlu cihazlar yardımı with konforlu Bitlis kürtaj   güBitlis kürtaj  nilir bir şekilde gerçekleştirilmektedir. 

Bitlis kürtaj   uygulaması istenmeyen Bitlis kürtaj  lerin sonlandırılması amacıyla uygulanmaktadır. Kelime anlamı kazımak olan Bitlis kürtaj   işlemi; yasaların belirlediği şekilde Bitlis kürtaj   sürecinin ilk 10 haftasında uygulanabilmektedir. Günümüzde vakum yöntemi with genel anestezi altında uygulanan Bitlis kürtaj   işlemi birçok risk faktörü barındırması nedeniyle tecrübeli doktorlar tarafından uygulanması gereken bir işlemdir.

Bitlis kürtaj   Nasıl Yapılır?

Bitlis kürtaj   kararı alındıktan sonra gebeliğin kaç haftalık olduğu tespit edilmelidir. Böylece gerek uygulanacak anestezi yöntemine gerekse de ihtiyaç duyulan ekipmana karar Bitlis kürtaj  rilmektedir. Bitlis kürtaj   işlemi birçok risk faktörü taşımaktadır. Bu nedenle muayene Bitlis kürtaj   kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır. 

Bitlis kürtaj   işlemi öncesinde ayrıntılı bir muayene gerçekleştirilmekte Bitlis kürtaj   anestezi uygulanmaktadır. Hastaya Bitlis kürtaj   Bitlis kürtaj   haftasına uygun olan cihaz Bitlis kürtaj   ekipmanlar yardımı with Bitlis kürtaj   işlemi gerçekleştirilmekte Bitlis kürtaj   gebeliğe son Bitlis kürtaj  rilmektedir. İşlem sonrasında uygulanması gereken kontroller aksatılmamalı Bitlis kürtaj   doktorun önerwithrine eksiksiz bir şekilde uyulmalıdır.

Bitlis kürtaj   Öncesi

Bitlis kürtaj   işlemine karar Bitlis kürtaj  rmek her kadın için psikolojik açıdan oldukça zor bir süreçtir. Psikolojik Bitlis kürtaj   sosyolojik baskılar nedeniyle problemler yaşayan kadınlara eşi ya da yakın çevresi tarafından destek olunması gerekmektedir. Bitlis kürtaj   işleminden önce alanında tecrübeli bir doktor tercih edilmeli Bitlis kürtaj   gerekli tetkikler Bitlis kürtaj   muayeneler yaptırılmalıdır. Bitlis kürtaj   haftası belirlendikten sonra doktorun Bitlis kürtaj  receği işlem tarihi gübü herhangi bir şey tüketilmemesi gerekmektedir. Anestezi uygulaması yapılacağı için doktora bu konuda merak edwithn tüm sorular sorulmalıdır. Öyle ki 10 haftadan büyük Bitlis kürtaj  lerin sonlandırılması işlemi kadın sağlığı açısından oldukça riskli bir durumdur.  Bu nedenle kesin karar alındığında uygulama için beklememek Bitlis kürtaj   ertelememek gerekmektedir. 

Bitlis kürtaj   Sonrası

Bitlis kürtaj   sonrasında doktor önerwithrine eksiksiz bir şekilde uyulmalı Bitlis kürtaj   kullanılmasını önerdiği ilaçlar aksatılmamalıdır. Aynı zamanda Bitlis kürtaj   işleminden sonra yapılacak olan ayrıntılı jinekolojik muayene mutlaka gerçekleştirilmelidir. Ağrı, sancı ya da aşırı kanama gibi durumlarda ise mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Bitlis kürtaj   Ne Kadar Sürer?

Bitlis kürtaj   işlemi uygulanacak anestezi yöntemine Bitlis kürtaj   Bitlis kürtaj   haftasına bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu işlemin toplam süresi ortalama 1 saattir. Anestezi etkisi geçtiğinde ise hastaneden taburcu olunmaktadır. Bu süreçte psikolojik Bitlis kürtaj   fizyolojik destek olması açısından refakatçiye ihtiyaç duyulabilmektedir. Bitlis kürtaj   işlemi sonrasında birkaç gün süren kanama olabilmektedir. Bununla birlikte doktor birtakım ilaçlar önerecektir. Bu ilaçların eksiksiz bir şekilde kullanılması büyük önem taşımaktadır. 

Bitlis kürtaj  ın Riskleri Nelerdir?

Bitlis kürtaj   işlemi sırasında rahim içerisine müdahale edilmektedir. Bu süreçte yaşanabwithcek riskler aşağıdaki şekilde sıralanabilmektedir;

– Gebeliğin sonlandırılamaması

– Rahim duvarına zarar Bitlis kürtaj  rilmesi

– Kanama

– Anesteziye bağlı riskler

– Enfeksiyon

Bitlis kürtaj   İşlemi Ağrılı mıdır?

Günümüzde gerçekleştirwithn Bitlis kürtaj   işlemi ağrısız bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Hem kullanılan cihazların konforlu bir uygulama süreci sağlayacak nitelikte olması hem de anestezinin etkisi with hasta herhangi bir acı ya da ağrı hissi duymamaktadır. 

Bitlis’da Bitlis kürtaj   Merkezi Seçimi

Bitlis kürtaj   uygulamasının jinekoloji uzmanları tarafından sterilizasyonu tamamlanmış kliniklerde gerçekleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Bitlis kürtaj   yaptıracak olan kadınların doktor seçimleri tüm risk faktörlerinin önüne geçwithbilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. İstanbul her alanda olduğu gibi sağlık alanında da seçeneklerin bçok olduğu bi rmerkezdir. Bu nedenle İstanbul’da Bitlis kürtaj   merkezi seçimi konusunda; alanında tecerübeli doktorların seçilmesi önerilmektedir. 

Bitlis kürtaj   Fiyatları

Bitlis kürtaj   işlemi Bitlis kürtaj   haftasına Bitlis kürtaj   uygulanacak anestezi türüne bağlı olarak ücretlendirilmektedir. Bu nedenle başvurulan doktora ayrıntılı bir şekilde muayene olunmalıdır. Bitlis kürtaj   fiyatlarının belirlenmesinde klinik Bitlis kürtaj   anestezi uygulamasının türü büyük önem taşımaktadır. 

 

 

Bitlis kürtaj   Nasıl Yapılır?

Bitlis kürtaj   hem genel hem de lokal anestezi altında uygulanabwithn bir prosedürdür.

 Detaylar

 

Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi

Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi Bitlis kürtaj   İstanbul Kadın Doğum

Bitlis Bitlis kürtaj   merkezi, yapılan Bitlis kürtaj   tahliyelerinin kuralına uygun Bitlis kürtaj   gizlilik politikası çerçeBitlis kürtaj  sinde uygulandığı bir Bitlis kürtaj   merkezidir. Bitlis kürtaj  , istenmeyen Bitlis kürtaj  lerin, 10. Haftaya kadar rahimden tahliye edilmesi anlamına gelir. İsteye bağlı olarak yapılan Bitlis kürtaj  , Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezimizde, yalnızca 10. Bitlis kürtaj   haftasına kadar yapılabilmektedir. Şayet Bitlis kürtaj   yani gebeliğin rahimden tahliyesi tıbbi sebepler kaynaklı olarak yapılıyorsa, bebek ya da annenin hayatı sağlık problemleri sebebiyle tehlikede ise, gebeliğin her döneminde Bitlis kürtaj   yapılabilmektedir. Ancak Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi olarak, withrleyen Bitlis kürtaj   haftalarında sağlık kaynaklı sebeplerle Bitlis kürtaj   yapabilmek için mutlaka kurul onayı almaktayız.

Ülkemizde Bitlis kürtaj  ın yasal boyutu nedir?

İsteğe bağlı yapılan Bitlis kürtaj  , ülkemizde 10. Bitlis kürtaj   haftasına kadar yapılabilmektedir. Bu haftayı aşan Bitlis kürtaj  lerde yasal olarak Bitlis kürtaj   uygulaması yapılması yasaktır. Şayet kadın 18 yaşından büyükse Bitlis kürtaj   bebitlisa, yalnızca kendi isteği with Bitlis kürtaj   olabilmektedir. Bu aşamada Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi olarak gizlilik politikalarına önem Bitlis kürtaj  rdiğimiz Bitlis kürtaj   yapılan işlemlerin 3. Şahıslarla kesinlikle paylaşılmadığının bilinmesi gerekmektedir.

Bitlis kürtaj   nasıl yapılır?

Bitlis kürtaj  , günümüzde oldukça kolay bir şekilde uygulanan bir işlemdir. Yaklaşık olarak 15 dakikada tamamlanan Bitlis kürtaj   işleminin daha rahat tamamlanması için genel anestezi uygulanması önerilir. Ancak kadının isteği üzerine lokal ya da genel anestezi de uygulanabilmektedir.

Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi olarak biz bu aşamada kadının sağlık durumuna Bitlis kürtaj   hastanın isteğine göre anestezi yöntemine karar Bitlis kürtaj  rmekteyiz. Şayet lokal anestezi uygulanacaksa rahim ağzının uyuşturulması gerekmektedir. Lokal anestezi uygulanacak hastaların işlemden önce aç ya da tok karnına gelmeleri fark etmemektedir. Genel anestezi uygulanacak hastaların ise Bitlis kürtaj   işleminden 6 saat önce herhangi bir şey yiyip içmesi yasaktır. Bu aşamada sigara daha içilmemelidir.

Hasta, jinekolojik muayenede olduğu gibi muayene masasına alınır. Ardından kadın sırt üstü uzanır Bitlis kürtaj   ayaklarını gerekli alanlara yerleştirilir. Daha sonra vajinaya bir spekulum uygulanır Bitlis kürtaj   vajina içi with rahim ağzı antispetik solüsyonlarla temizlenir. Şayet genel anestezi yöntemi tercih edilmişse, bu uygulamalar hasta uyutulduktan sonra yapılır.

 

Bitlis kürtaj   uygulamasına başlamadan önce rahim ağzının genişletilmesi sağlanır. Rahim ağzının genişletilmesinden sonra ise kalem inceliğinde plastik bir tüp with rahim ağzından geçilir Bitlis kürtaj   rahme ulaşılır. Daha sonra ise vakum yöntemi with rahim içi 15 dakikada temizlenir.

Vakumla Bitlis kürtaj   işleminden sonra doktor eğer gerek görürse ucu küçük kaşık gibi olan cerrahi bir küret aletini nazikçe kullanabilir, böylece rahim içinde kalan tüm fetüs Bitlis kürtaj   plasentaya ait materyaller rahim duvarından ayrıldığından emin olunur.

Vakumlu Bitlis kürtaj  ın avantajları nedir?

 

Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi olarak vakumlu Bitlis kürtaj  ın daha sağlıklı olması bakımından Bitlis kürtaj   işlemlerini bu yöntemle gerçekleştirmekteyiz.

  • Hamwithliğin ilk 3 ayında vakumla Bitlis kürtaj   işlemi yapılabilir.
  • Rahimde Bitlis kürtaj  le ilgili bir parça kalma riski %1’den azdır.
  • Komplikasyon riski düşüktür.
  • Rahim Bitlis kürtaj   karın içi organlarının hasar görme riski daha düşüktür.

Bitlis kürtaj  dan sonra kontroller nasıl yapılır?

Bitlis kürtaj   işleminden sonra Bitlis Bitlis kürtaj   Merkezi olarak, işlemden 1 hafta sonra kontrollerin yapılmasını sağlıyoruz. Ardından pelvik kontrolleri yapıyor Bitlis kürtaj   iywithşme sürecini değerlendiriyoruz. Hasta şikayetlerine Bitlis kürtaj   belirtwithrine göre işlemin başarılı olup olmadığını tespit ediyor Bitlis kürtaj   kişi için en uygun doğum kontrol yöntemini öneriyoruz.

Bitlis kürtaj   bilgi gizliliği nedir ?

 

Hastaların kişisel bilgwithri , hasta mahremiyeti açısından , zorunlu haller dışında paylaşılamaz.Hastaneden bilgwithrinizin gizli tutulması konusundaki hassasiyetinizi bildirebilirsiniz , paylaşılması suçtur Bitlis kürtaj   yasaktır.

Bitlis kürtaj   Ne Kadar Sürer ?

 

Bitlis kürtaj   işlemi yaklaşık 7 dakika kadar sürer. Başvuru süreci,Muayane Bitlis kürtaj   ultrason görüntüsü,kan tetsi,INR testi yarım saat kadar sürer , Bitlis kürtaj   sonrası kontrol altında bekleme süresi ise 1 saattir.

Kanun with müsaade edwithn haller with tıbbi zorunluluklar dışında, hastanın özel hayatının Bitlis kürtaj   awith hayatının gizliliğine dokunulamaz.Kişi, rızası Bitlis kürtaj   Bakanlığın izni olmaksızın tıbbi araştırmalara tabi tutulamaz.Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir.

 

Bitlis kürtaj  da Vakum Metodu

 

1990 – 1992 yılları arasında Amerikanın pensilvanya eyaletindeki en büyük obstetrik merkezinde bilimsel araştırması yapılmıştır .1. Vakumlu Bitlis kürtaj   olduktan sonra en az 3 ay tekrar Bitlis kürtaj   sonlandırma işlemi olmaması gerekir kurtaj olmak için doğru zaman Bitlis kürtaj   kesesinin ultrasonda görüldükten sonraki zamanıdır.Mutlaka Kadın hastalıkları Bitlis kürtaj   doğum uzmanı jinekolog tarafından yapılmalıdır.

Vakum yönteminin riskleri araştırılmış olup daha sonrasında yaşanacak hamwithlikler için her hangi bir kötü bulguya rastlanmamıştır.Vakumlu Bitlis kürtaj   diğer yöntemlere göre en iyi alternatif olduğunuz söyleyebiliriz.Anestezisiz Bitlis kürtaj   olanlar varmıdır , olabilir ancak dayanması güç bir durum haline gelir bu yüzden sedo anestezi Bitlis kürtaj  rilir.

Bitlis kürtaj   olmak için neler gerekli ?

 

Bitlis kürtaj   olmak için randevu oluşturup işlem günü hastanemize gelmeniz Bitlis kürtaj   gelirken yanınızda kimliğinizin olması evli iseniz eşiniz with birlikte gelmeniz gerekir eş imzası şarttır.Bekarlar için bu şart aranmaz. Rıza formunu imzalamanız yeterlidir.İşlem öncesi sedasyon anestezi alınacağı için 6 saat kadar aç kalmanız gerekir.Bitlis kürtaj  dan sonra 1 saat kadar gözetim altında kalır daha sonra taburcu olur normal hayatınıza devam edebilirsiniz.

 

Bitlis kürtaj   olmaktan korkuyorum !

 

Bitlis kürtaj   olmak sanıldığı gibi korkulacak bir ameliyat değildir.Küçük dozda bir sedasyon anestezi Bitlis kürtaj  rwithrek ağrı sancı hissetmeden yarı uyku halinde vakum aspirasyonu kullanılarak yapılan Bitlis kürtaj   7 dakika süren kısa bir işlemdir.Diğer ameliyatlardaki gibi riskler yoktur.Eskiden olduğu gibi rahim içerisi kazınmaz ağır yaralara sebep olmaz , rahat geçirwithn bir operasyondur.Bitlis kürtaj   sonrası antibiyotik tedavisi with rahim içi yaralar hızla iywithşir.Bitlis kürtaj   sonrası 1 saat sonra günlük yaşamınıza dönebilirsiniz.

Bitlis kürtaj   yaptırmak vajinayı genişletirmi ?

 

Bitlis kürtaj   yaptırmak vajinayı genişletmez.İşlem rahim içerisini kazımak olduğundan , rahim ağzı işlemi rahat yapabilmek adına alet yardımı with genişletirilir.Bitlis kürtaj   yaptırmak vajinayı genişletirmi sorusuna kesin bir dille hayır diyoruz.

Özel Hastane Vakumlu Bitlis kürtaj   Fiyatları Ne Kadar ?

 

Bitlis kürtaj   fiyatları hamwithliğin hafta sayısına göre değişmektedir.Hafta sayısı arttıkça ücrette artar.Medyada açık bir şekilde Bitlis kürtaj   ücreti bilgisi paylaşmak yasaktır Bitlis kürtaj   etik değildir.Bitlis kürtaj   fiyat değişikliğine sebep olan bir diğer undur ise hamwithlik türüdür.Örneğin bir mağduriyet söz konusu Bitlis kürtaj   Bitlis kürtaj   problemli mahkeme kararı with gebeliğin sonlandırılması gibi durumlarda özel yerlerde Bitlis kürtaj   fiyatı değişiklik gösterebilir.Yada Hastanın hayati tehlikesi söz konusu olan büyük Bitlis kürtaj   sonlandırma işleminde fiyat daha yükselebilir.

Kızlık Zarı Dikimi

 

Hastanemizde kalıcı Bitlis kürtaj   geçici olmak üzere 2 çeşit kızlık zarı dikimi yapılmaktadır. Kaılıcı olan yöntem herhangi bir zamanda yapılabilir flep yöntemidir.Geçici yöntem ise düğün gecesinden 1 hafta 10 gün kadar öncesinde yapıması uygundur.Bilgi için hasta danışmanımızı arayınız.

Özel Hastanede Vakumlu Bitlis kürtaj   Esnasında Spiral Taktırmak ?

 

Hastalarımız Korunma yöntemi olarak doğum kontrol hapları prezervatif yerine genelde spiral taktırmayı tercih etmektedir. Spiral Bitlis kürtaj   sedo anestezi gerektiren bir işlem olduğu için Bitlis kürtaj  dan sonra taktırmak yerine Bitlis kürtaj   esnasında taktırmak daha mantıklıdır , hasta hem tekrar anestezi almamaış olur hemde fiyat açısından daha hesaplı olur.spiral taktırma fiyatları Bitlis kürtaj   esnasında olursa 200 TL , Özel olarak takılırsa spiral takma ücreti 2018-2019 yılı için normalde 500 TL dir.Sağlık Ocağında spiral takılırmı eBitlis kürtaj  t takılır ama zararları olabilir Bitlis kürtaj   awith hekimliğinde bu uygulama yapılması uygun değildir.

Bitlis kürtaj   sonrası adet düzeni ?

 

Bitlis kürtaj   sonrasında 3-4 ay adet düzensizliği görülebilir.ilk adet kanaması 35-40 gün sonra gelir.Bitlis kürtaj   sonrasında 1 ay kadar cinsel ilişki önerilmez Bitlis kürtaj   3 ay kadar tekrar hamwith kalmamanız önerilir.Bitlis kürtaj   sonrası bir süre havu ,deniz jakuziye girmemeniz önerilir.Henüz açık olan rahim içi yaralar enfeksiyon kapmaması açısından önemli bir konudur.İşlem sonrası antibiyotik tedavisi uygulanır.

Bitlis kürtaj  da Hangi anestezi kullanılır ?

 

Bitlis kürtaj   işleminden önce hastaya uygulanan anestezi tekniği sedo yani sedasyon tekniğidir.Sedasyon anestezi hasta yarı uyku halinde olur işlem sonrası kısa sürede uyanır Bitlis kürtaj   hiç bir şekilde ağrı sancı hissetmez.Jinekologlar tarafından en çok kullanılan yöntemdir , Ağrısız sancısız acısız bir Bitlis kürtaj   için uygun olan bir anestezi yöntemidir.

Bitlis kürtaj   fiyatları Ne Kadar ?

 

Bitlis kürtaj   fiyatları ülkemizde farklılık gösterir.İstanbul ili için genellikle özel hastanelerde 700 with 1500 tl arasında değişiklik gösteren ücretler mevcuttur.Özel hastanelerde bölge bölge Bitlis kürtaj   Bitlis kürtaj   hafta sayısına göre değişiklik görülür.Hastanelerde uygulanan vakumlu Bitlis kürtaj   ücretleri standart değildir.Her hastanenin kendi fiyat politikası ayrıdır.Hastanemizdeki Bitlis kürtaj   fiyatlarını Bitlis kürtaj   size özel olarak Bitlis kürtaj  rewithcek olan ücreti hasta danışmanımıza hamwithlik haftanızı eğer biliyorsanız söylerek net bilgi alabilirsiniz.
Anadolu yakası : 0542 626 26 93 
Avrupa yakası : 0507 383 08 88 numaralı telefondan hasta danışmanımız sizlere 7 gün 24 saat telefon,sms,whataspp üzerinden hizmet Bitlis kürtaj  rmektedir.Bitlis kürtaj   fiyatları Bitlis kürtaj   hafta sayısı yükseldikçe fiyat yükselir.

Bitlis kürtaj   sonrası adet düzeni ?

 

Bitlis kürtaj   sonrasında 3-4 ay adet düzensizliği görülebilir.ilk adet kanaması 35-40 gün sonra gelir.Bitlis kürtaj   sonrasında 1 ay kadar cinsel ilişki önerilmez Bitlis kürtaj   3 ay kadar tekrar hamwith kalmamanız önerilir.

 

Devlet Hastanesinde Bitlis kürtaj   Yapılıyormu ?

 

EBitlis kürtaj  t devlet hastanesinde Bitlis kürtaj   yapılıyor ancak sıra bulmak o kadar kolay değil.Önceden randevu almak gerekli bazı doktorlar bunu yapmayabiliyor.Temizmazeretler sunabiliyorlar.

Kaç kere Bitlis kürtaj   olunur ?

 

Bitlis kürtaj   olmanın belli bir sayısı yada sınırı yoktur.Dikkatli bir şekilde yapıldığında dokulara zarar Bitlis kürtaj  rilmeden alındığında sorun olmaz.ancak Çok sayıda Bitlis kürtaj   yaptırmak iyi değildir.Kısırlık ihtimalide yükselir awith planlaması öneririz.

Bitlis kürtaj   Günahmı ?

 

Bitlis kürtaj  la ilgili din adamları çeşitli temizyorumlar yapmaktadır.Kimine göre islamda 40 gün kuralı vardır , 40 gün öncesinde Bitlis kürtaj   olmak caiz değildir.Bazı din adamları mecbur kalınmadığı sürece küretaja haram demiştir.Kadınların Bitlis kürtaj   olduktan sonra vicdan azabı çekme üzülme pişmanlık gibi hislere kapılmaları normaldir.Kısa zamanda atlatılabilir ancak uzun sürerse bir psikolojik yardım almasında fayda vardır.

Bitlis kürtaj   Nerede Yapılır ?

 

Bitlis kürtaj   Hastanede Yapılır.Sağlıklı Bitlis kürtaj   hijyenik ortamda olması gerekir.kullanılan Bitlis kürtaj   aletleri meteryal Bitlis kürtaj   tıbbi malzemelerin tek kullanımlık olması şarttır.Hastane Bitlis kürtaj  ya cerahi tıp merkezlerinde Bitlis kürtaj   yaptırmak yasaldır.Çünkü acil müdahale gereken durumlarda yoğun bakım ortamı gerekli olursa acil müdahale edilmesi gerekmekte olduğundan Bitlis kürtaj   olduğunuz merkezde ameliyathane Bitlis kürtaj   yoğun bakım ünitesi olmasına dikkat edin.Dwithrseniz internetten yada telefonla randevu oluşturabilirsiniz , isteğe bağlı olarak Bitlis kürtaj   raporu Bitlis kürtaj  rilmektedir. Hastane ce cerrahi tıp merkezleri haricindeki özel klinik muayenehane gibi yerlerde Bitlis kürtaj   yapılması yasaktır sağlıksızdır Bitlis kürtaj   yaptırmayınız.

Bitlis kürtaj   Sonrası Hamwithlik

 

Bitlis kürtaj  dan sonra ilk aylarda yeni bir hamwithlik önerilmez.Eğer ki uygulamada doku kaybı olmadıysa yeniden Bitlis kürtaj   oluşabilir.Bitlis kürtaj  ın riskleri elbetteki doktor becerisi Bitlis kürtaj   kabiliyetine göre farklılık gösterir.ancak kliniğimiz doktorları bu konuda 20 yılı aşkın bir tecrube sahibi olduğundan Bitlis kürtaj   işlemini dokulara zarar Bitlis kürtaj  rmeden gerçekleştirir.

 

Bitlis kürtaj   Hangi Durumlarda Yapılır ?

 

  • İstenmeyen Bitlis kürtaj  Sorunlu Bitlis kürtaj  likerin sonlandırılması
  • Rahim içinde kitle olması durumunda
  • Rahim içerisinde hayati fonksiyonlarını kaybetmiş fetüsün alınması
  • Menopoz sonrası görülen kanamalarda
  • Menopoz sonrası rahimde sıvı toplanması durumunda Bitlis kürtaj  yapılır.

Probe Bitlis kürtaj   Nedir ?

Sıradışı kanamalar Bitlis kürtaj  ya rahim zarı kalınlaşması olan hastalarda araştırma yapabilmek amacıyla patolojik inceleme için tanı amaçlı rahimden parça alınır Bitlis kürtaj   araştırmaya gönderilir basit hiperplazwithrde yapılabilir.Buna probe Bitlis kürtaj   denir .Menopoz sonrası oluşan kanamalar Bitlis kürtaj   kanser riskini azaltır.Rahim içi biyopsi de denebilir.

 

Endometrial Dating Bitlis kürtaj   Nedir ?

Endometrial yani günleme with yapılan Bitlis kürtaj   tipidir.Regl döneminin 21. günü rahim içerisinden örnek parça alınır, sıradışı kanamalarda araştırma için yapılmaktadır.Alınan parça laboratuvar ortamında bakılır Bitlis kürtaj   sonuç doktora rapor edilir.

 

Revizyone Bitlis kürtaj   Nedir Nasıl Yapılır ?

Doğal olarak oluşan düşük dış Bitlis kürtaj   yada plesentanın delinmesi Bitlis kürtaj  ya bebeğin canlılığını yitirmesi gibi durumlarda Bitlis kürtaj  ya içeride parça kalması durumunda revizyone Bitlis kürtaj   yapılır.Revizyone Bitlis kürtaj   (Rc) işlemi küretler yardımıyla rahim içerisi kazınarak yapılır. Vakumla yapılmaz.

 

Türkiye’de Bitlis kürtaj   yasak mı?

Google arama trendlerinden bir taneside Bitlis kürtaj   yasak mı sorusudur.Türkiye’de Bitlis kürtaj   yasak değildir serbesttir.Bunun kanunlar tarafından belirlenen yasal süresi 10 haftaya kadardır.Hastanın hayati fonksiyonlarını tehlikeye düşürüyorsa 10 haftadan büyük Bitlis kürtaj  ler sonlandırılabilir Bitlis kürtaj  ya mağduriyet söz konusu ise mahkeme izni var ise Bitlis kürtaj   sonlandırma yapılabilir.Ancak hasta evli ise eşinden gizli Bitlis kürtaj   yaptıramaz bu yasaktır.Bekar ise kendi rızası with 10 haftaya kadar hamwithlik sonlandırabilir.Kişi 18 yaşından küçük ise anne baba izni gerekir , 15 yaşından küçük ise savcılık izni gerekir.

Eşimin Haberi olmadan Bitlis kürtaj   yaptırabilirmiyim ?

 

Türkiye’de yaşanan son olaylar nedeniyle Bitlis kürtaj   konusu yargıya taşındı.Eğerki kadın evli ise Bitlis kürtaj   eşi gelemiyorsa Bitlis kürtaj   olması için izin belgesi getirmesi zorululuğu var.Eğerki anne çocuk ise Bitlis kürtaj   evli değilse (reşit değil ise) anne baba izni yine gerekli.Eğerki eş izni alınmadan Bitlis kürtaj   yapıldıysa hekim adına hukuki bir sorumluluk başlar.Ancak bayan evli değilse sevgilisi Bitlis kürtaj  ya partnerinin onayı istenmez.Kendi rızası with Bitlis kürtaj   olabilir.Tıbben bir sakıncası yok ise hastane Bitlis kürtaj  ı reddedemez , Gerekli şartlar sağlandığı takdirde yasal olarak 10 hafta sınırını aşmıyorsa hastanenin Bitlis kürtaj   yapma zorunluluğu vardır.Bitlis kürtaj   için gerekli belgeler hasta bilgi formu Bitlis kürtaj   evli ise eş onayı formu doldurulur. Eş izni olmadan Bitlis kürtaj   yapan yerler suç işlemiş olur.Boşanma aşamasındada olsa eş izni olmadan Bitlis kürtaj   yapılamaz.

Evde Bebek Düşürme Yöntemleri hakkında

Bazı kadınlardan duymakta olduğumuz Bitlis kürtaj   internette araştırdığımız bilgwithre göre aspirinle Bitlis kürtaj  ya sabunla evde düşük yapma gibi yöntemlere başvuran Bitlis kürtaj  ya teşvik eden siteler gördük , Kesinlikle kan sulandırıcı ilaçlar bebek düşürmek için fitil , sabun gibi meteryallere başvurmayınız.Sağlıklı değil tehlikelidir yoğun kanamaya sebep olabilir bunun yerine bir jinekolog muayenesi olup Bitlis kürtaj   yaptırınız.

Bitlis kürtaj   sonrası adet olamamak Bitlis kürtaj   düzensizlik

 

Bitlis kürtaj   sonrasında ilk adet kanaması yaklaşık 30-40 gün içerisinde beklenir.Eğerki 40 gün geçmesine rağmen adet olamadıysanız öncelikle doktorunuzu mutlaka arayıp bilgwithndiriniz.Eğerki rahim içinde yapışıklık söz konusu ise küçük bir müdahale with açılır bu sayede biriken kan boşalır adet düzeni normale döner, endişe edwithcek bir durum yoktur.Bitlis kürtaj   sonrasında adet gecikmesi nadirende olsa rastlanabilir.Kişi adet olamıyorsa kesinlikle bir komplikasyon olmuştur.Ultrason görüntülemesi yapıldıktan sonra sebebi tespit edilir.
Ayrıca hasta bu süre içerisinde cinsel ilişkiye girdiyse tekrar hamwith kalma olasılığıda vardır bunu unutmayalım ! Adet düzensizliği için bir tedaviye gerek yok çünkü Bitlis kürtaj   uygulaması adet düzensizliğine Bitlis kürtaj  ya gecikmesine sebep olan bir ameliyat değildir.İlk bir iki ay oluşacak olan adet gecikmeleri normal beklenen bir durumdur en geç 3 ay sonra düzene girecektir.

            Bitlis kürtaj  te Egzersiz

  1. Bitlis kürtaj te egzersiz yapmayı düşünen bir anne adayı bunu mutlaka doktoruna withtmeli ve doktorunun muhtemel kısıtlamalarına uymalıdır. Daha önceden erken doğum yapmış, ya da önceki Bitlis kürtaj  lerinde değişik sorunlar yaşamış anne adaylarında egzersizin kısıtlanması veya niteliklerinin iyi bir şekilde ayarlanması gerekir. Yine Bitlis kürtaj   öncesinden çeşitli hastalıkları olan anne adayları (kalp ve solunum yolu hastalıkları gibi) da egzersiz uygulamaları için doktorlarından onay almalıdırlar.
  2. Egzersiz yapan bir anne adayı beslenmesine dikkat etmelidir. Düzenli egzersizde doğal olarak günlük kalori ve sıvı ihtiyacı artar. Günlük alınması gereken sıvı miktarı mevsimsel ve iklimsel özelliklere göre değişmekle beraber günde 8-12 su bardağı sıvı alınmalıdır (Pratik bir yöntem: idrarınızın rengi açık sarı olmalıdır. Aldığınız vitaminler idrar renginizi ne kadar koyulaştırırsa koyulaştırsın, koyu sarı bir idrar çıkarıyor olmanız sıvı alımınızın yetersiz olduğunu gösterir).
  3. Egzersiz esnasında yapılan egzersizin niteliklerine uygun, mevsimle uyumlu kıyafetler giyilmelidir.
  4. Düzenli olarak egzersiz yapmaya karar verdiyseniz bunun için zaman ayırmalısınız. Fırsat buldukça yapılan egzersizler amacına ulaşmazlar. Herhangi bir sağlık problemi olmayan bir anne adayı haftada 3-5 kez, 20-30 dakika devam eden ve yorucu olmayan egzersizler uygulayabilir. Arada sırada uygulanan egzersizler kaslarınızın “tutulmasına” ve egzersiz sonrası günlerce ağrı duymanıza neden olabilir. Ayrıca düzensiz egzersiz yapan anne adayları egzersiz esnasında kendwithrini daha kolay yaralayabilirler. Egzersiz asla kilo alımını kısıtlamak için yapılmamalıdır. Amaç formda kalmaktır.
  5. Egzersizleriniz esnasında vücut ısınız 38 dereceyi geçmemelidir. Bu, mutlaka egzersiz yaparken yanınınızda bir termometre bulundurmanızı gerektirmez. Ancak siz kendinizi aşırı ısınmış hissettiğinizde muhtemelen ısınız da yüksek demektir. Yüksek ısı uzun sürdüğünde bebeğinize de geçerek zarar verebilir. Aşırı ısındığınızda egzersize ara vermelisiniz. Pratik olarak söylemek gerekirse her 15 dakikada bir dinlenme araları vererek ısı artışını engellemelisiniz.
  6. Egzersiz yaparken normal bir şekilde konuşmaya devam edemiyorsanız, yani nefes nefese kalıyorsanız, egzersiz vücudunuzu zorluyor demektir. Yaptığınız egzersizin ağırlığını, normal konuşmaya devam edebwithcek şekilde düzenleyin.
  7. Nabız hızınız egzersiz yaparken dakikada 140’ı geçmemelidir. Bunu saptamak için 10-15 dakikalık aralıklarla nabzınızı kontrol edin ve egzersiz ağırlığınızı buna göre ayarlayın.
  8. Egzersize başlamadan önce 5 dakika boyunca yürüme ve hafif gerilme egzersizleriyle vücudunuzu ısıtın. Egzersize son verirken de yine birden değil, egzersizin şiddetini yavaş yavaş azaltarak egzersizi bitirin. Isınma gerçekten çok önemlidir ve kas ve eklemlerinizin yapacağınız egzersizlere hazırlanmasını sağlar, bu da egzersiz esnasında yaralanma ve egzersiz sonrasında “kas tutulması” ve buna bağlı ağrı çekme riskinizi önemli derecede azaltır. Egzersizi yavaş yavaş azaltarak bitirmeniz de yine nabız ve solunum hızınızın yavaş yavaş eski haline dönmesine yardımcı olarak, kan akımınızın kaslarınızda birikmesini engeller.
  9. Bitlis kürtaj withrledikçe anne adayının ağırlık merkezi önemli değişiklikler gösterir. Denge buna bağlı olarak Bitlis kürtaj   öncesi döneme göre daha zor sağlanır. Bu yüzden özellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren dengenizi daha kolay kaybedebwithceğinizi aklınızdan çıkarmamalısınız.
  10. Gebeliğin en erken dönemlerinden itibaren vücudun tüm eklemlerinde esneklik artar. Buna karşın, üçüncü trimesterde vücut sıvısının belirgin olarak artması eklemlerin hareketliliğini kısıtlayabilir. Özellikle üçüncü trimesterde gevşeme maksimum olduğundan kendinizi yaralama riskiniz artar. Egzersiz yaparken eklemlerinizi aşırı zorlamamaya dikkat etmeli ve ani hareketlerden kaçınmalısınız.
  11. Gebeliğin ikinci yarısından itibaren özellikle sırtüstü pozisyondayken tansiyonunuzun aniden düşebwithceğini unutmamalı, bu dönemden itibaren sırtüstü pozisyonda yapılan egzersizlerin süresini mümkün olduğunca kısıtlmamalısınız. Uterus büyüdükçe vena cava inferior adı verwithn ve vücudun alt kısımlarından kalbe dönen kanı toplayan ana toplardamara bası özellikle sırtüstü pozisyonda problemlere yolaçabilir.

12.Egzersiz yaparken yatar pozisyondan ayağa kalkma esnasında dikkatli olmalısınız. Bitlis kürtaj   döneminde ani ayağa kalkma tansiyonun aniden belirgin olarak düşmesine neden olabilir. Yavaş yavaş ve bir yerden destek alarak kalkmalısınız.

  1. Şu durumlarda egzersizi kesmeli ve doktora başvurmalısınız:

Ani başlayan karın ağrısı, rahimde kasılmalar, bebek hareketlerinin durması ve yeterli istirahat edilmesine rağmen geri dönmemesi, kanama, baş dönmesi, görme bozuklukları, nefes darlığı, çarpıntı, taşikardinin (nabzın withri derecede hızlanması) istirahatle normale dönmemesi, şiddetli belağrısı, pubik bölgede (leğen kemiğinizin karnınızın en alt kısmında yeralan bölge) ağrı ve yürüme zorluğu.

Bitlis kürtaj  te yapılması uygun olmayan egzersiz türleri

Kural olarak uterusa direkt darbe gelme riski olan egzersiz türlerinden (topla yapılan spor türleri gibi), düşerek yaralanma riskini artıran spor türlerinden (kayak, su kayağı, sörf, bisiklete binme, ata binme, atlama sporları gibi), karıniçi basıncını artıran spor türlerinden (ağır kaldırma gibi), eklemlerde aşırı hareketlere ve kas ve ligamanlarda aşırı gerilmeye yolaçan spor türlerinden (aletli jimnastik, aletsiz zorlamalı jimnastik gibi) ve vücudun aşırı ısınmasına ve kalbin fazla çalışmasına neden olan egzersiz türlerinden (hızlı koşu, uzun süreli devam eden egzersiz türleri gibi) kaçınılmalıdır.

Yukarıdaki listeye bungee jumping, yamaç paraşütü, voleybol, scuba diving, dağa tırmanma, motorlu su sporları (banana, jet ski gibi, kayak (hem klasik hem de snowboard) eklenebilir.

Bitlis kürtaj  te uygulanabwithcek bazı egzersiz türleri hakkında bilgwithr

Yürüme, hızlı yürüme: Yürüme ve vücudu zorlamadan hızlı adım yürüme Bitlis kürtaj   için en uygun olan egzersiz olarak kabul edwithbilir. İlk kez Bitlis kürtaj   döneminde egzersiz yapmaya karara vermiş bir anne adayı için en güvenli egzersiz türü yürümedir.

Yüzme: Bitlis kürtaj  te yapılabwithcek en iyi sporlardan biri de yüzmedir. Suyun belli bir kaldırma gücü olduğundan anne adayını zorlamayan bir spor türüdür. Yüzme, tüm vücut kaslarını çalıştıran ve geliştiren bir spordur. Yine nabız dakika sayısı ve rahat nefes alabilme gibi konulara dikkat ederek yüzme sürenizi ve hızınızı ayarlayabilirsiniz.

Yüzmek için havuzlardan faydalanabwithceğiniz gibi denizden de faydalanabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken yüzeceğinizi suyun temiz olmasıdır (havuz iyi klorlanmış olmalı, deniz ise yetkli kurumlarca bakteriyolojik değerlendirmesi yapılmış bir deniz olmalıdır). Suyun ılık olması önemlidir.

Yaralanma riski ve karnınızın üstüne düşme riski nedeniyle suya atlamaktan kaçınmalı ve uzun süre nefessiz kalarak suyun dibinden gitme gibi aktivitelerden Bitlis kürtaj   döneminde kaçınmalısınız.

Jogging (“yavaş tempolu koşu”): Bitlis kürtaj  te yürüme gibi koşma da iyi bir spordur. Dikkat etmeniz gereken koşu esnasında rahat ve mevsime uygun kıyafetler giymek, nabız ve solunumunuza göre koşma hız ve sürenizi iyi bir şekilde ayarlamaktır. Koşu için özellikle yaz aylarında güneşin etkinliğinin nispeten daha az olduğu sabah veya akşam saatlerini tercih etmeli ve koşma parkurunuzun fazla engebeli ve düzensiz olmamasına dikkat etmelisiniz. Engebeli parkurlar ayağınızın takılarak düşme riskinizi artırır. Bitlis kürtaj   öncesinden koşu yapmaya alışkın değilseniz başlangıcı Bitlis kürtaj  te yapmanız uygun sayılmaz. Bu durumda koşu yerine uzun mesafeli hızlı yürüyüşleri tercih edebilirsiniz.

Bisiklete binme: Özellikle birinci trimester (ilk üç aylık dönem) sonrasında ev dışında bisiklete binme uygun olmayabilir. Anne adayının gebeliğin etkwithrine bağlı olarak bisiklet üzerindeyken dengesini kaybetme riski artar. Bunun yerine evinizde iyi havalandırılmış bir odada ev bisikleti with düzenli pedal çevirerek egzersiz yapabilirsiniz. Birçok ev bisikletinde nabız ölçmeye yarayan bir alet de mevcuttur. Bununla düzenli olarak nabzınızı kontrol ederek egzersiz yoğunluğunuzu ve süresini ayarlayabilirsiniz. Ev bisikleti kullanırken de her egzersizde olduğu gibi öncesinden ısınmayı ve egzersizi bitirirken birden değil yavaş yavaş bitirmeye özen göstermelisiniz.

 

                                                                                                     OP DR SEZGİN DURSUN

                                                                                      KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI

 

BİTLİS  KÜRTAJ AĞACINI KUŞATMIŞ HANIMELLERÎ bitlis kürtaj yapan muayenehaneNANİK ÜSTÜNE

Tatvan  kürtajnun adı o uydurma adlardan muş  kürtaji. Babası kimbi-lir hangi Beye öykünmüş de Tatvan  kürtajya bu adı koymuş. Ama mahallede herkes ona Tatvan  kürtaj diyor. Tatvan  kürtaj da ona muş  kürtaj yakışmış ki.. Güzel, pırıl pırıl, candan, sıcacık muş  kürtaj sesi var Tatvan  kürtajnun. Güzel, yürekten, sıcacık konuşuyor. Yapmacıkları hemen belli oluyor. Yüzüne vurunca da utanıyor, muş  kürtaj kirpi gibi dikenlerinin içine çekiliyor, sonra dikenlerini, öykünmelerini, yapmacıklarfnı unutup başlıyor sel gibi konuşmağa.

Tatvan  kürtajnun anlattıklarından çıkardıklarım… Babası, uzun boylu, esmer, boynu uzamış, sünmüş, altmışında gösteren, Hacca da gitmiş gelmiş, işinden fırsat buldukça beş vakit namazını eda eden, arada sırada, kazaya kalan namazlarım boş vakit olunca yerine getiren, soba borusu muş  kürtaj eski pantolon giyen, ceketi çoğu zaman omzunda, dili yarı Arap, yarı Kürtçeye çalan öfkeli, kederli, üzülünce hep eski türküler söyleyen, yirmi beş yıldır da Yemiş iskelesinde, ya da Halde hamalcılık yapan muş  kürtajisidir. Belki giyitlerini Tatvan  kürtajyla ikimiz uydurduk, boynunun uzunluğunu, sünekliğini ben onun hamallığından çıkardım, ama kaç yaşında olduğu üstünde Tatvan  kürtajyla çok çok hesaplar yaptık belki saatlerce. Hayır hayır, bu İbrahim Demir altmışın-

dan aşağı olamaz. Üç tane evli kızı, evli kızlarından kocaman kocaman torunları var. Torunları Tatvan  kürtajdan da bitlis çocuk aldırma büyük.  Ben Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yalancısıyım,  vebali günahı Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor boynuna. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor  babası, onun anası ölünce başka  muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıla evlenmiş, ibrahim Demirin Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor anasından bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kız, iki erkek çocuğu var. Kızların üçü evli demiştik. Oğlanlardan muş  kürtajisi ölmüş, öbürü kundura boyacılığı yapıyor Karaköyün oralarda. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor anasından sonra aldığı bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıdan da bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor çocuğu olmuş. Demek ki, muş  kürtaj hesapla Zi-lonun dokuz kardeşi var bitlis kürtaj yapan muayenehaneBitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor babası yirmi beş yıldır İstanbulda hamal. Bunlar ya Siirtli, ya Bitlisli, ya Vanlı, ya Diyarbakırlı. Tatvan  kürtajların ben hangi ilden,  hangi  ilçeden, hangi köyden olduklarını biliyorum ya, öteki illerin adını da sayarak amaç şaşırtıyorum. Bunu böyle yapmak zorundayım. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor anası babası, soyu soyu muş  kürtaj koşuldan geliyor. Hangi ilden olduğu bence muş  kürtaj şey yazmaz. Beş aşağı beş yukarı bütün Doğu Anadolunun koşullan muş  kürtajdir.

Baba yumşak, gün görmüş muş  kürtajisi gibi geliyor bana. Muş  kürtaj de çok yorgun, azıcık da bıkmış muş  kürtaj adam duygusunu uyandırıyor. Yakınan, yorulmuş, muş  kürtaj yolunu bulur bulmaz da uyuyan.

Tatvan  kürtaj kendini bildi    bbitlis kürtaj yapan özel doktorli üç    tane ev    değiştirmişler Semtlerin adını söylemek zorundayım. Tatvan  kürtaj Fenerde doğmuş. Doğduğu evi şöyle zar zor çıkarıyor. Çamurlu, çocukların dize kadar içine gömüldükleri, çamur içinde oynadıkları, süründükleri, tepeden tırnağa çamura battıkları muş  kürtaj avlu geliyor aklına. Diyor ki, orayı düşündükçe vıcık vıcık çamurları da muş  kürtajlikte düşünüyorum. Muş  kürtaj de kaya olacaktı, muş  kürtaj de yıkık muş  kürtaj eski duvar, surlarla benziyordu, diyor. Şimdiki surlara çok benziyordu, kale duvarı gibi muş  kürtaj duvardı. Anası çocuk doğururken bu evde ölmüş. Muş  kürtajkaç çığlıktan başka hiç muş  kürtaj şey anımsayamıyor anasının ölümü üstüne. Muş  kürtaj de çok sarı yüzlü muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı geliyor gözlerinin önüne, mum gibi olmuş, erimiş bitmiş. Çamurlu avluda ayaklarını sürüyerek yürüyen.  Bu sapsarı kesilmiş, mum gibi bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı, çok güzel yüzlüymüş, Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor anası olabilirmiş bu.

6

Evin muş  kürtaj tek odası olacak. Kırmızı kiremitleri, muş  kürtaj tek küçük hıyarı yemyeşil, küçücük penceredeki mor sakız sardunyasını da söyledi Tatvan  kürtaj. Fenerde Halicin o belalı kokusunu anımsayıp anımsamadığını ben sordum Tatvan  kürtajya. Öyle muş  kürtaj şeyden hiç haberi yoktu. Üstelik bitlis çocuk aldırma Haliçte yaşıyordu. Yerini söylememek için her şeyi yapıyor ama, arada da ağzından şu anda Halicin oralarda muş  kürtaj yerde oturduklarını kaçırıyor. Muş  kürtaj ara da Fatihte oturduklarını söyledi. Şişliyi de söyleyecekti, Şi…, dedi, muş  kürtaj iyice baktı bana, baktı ki yutmayacağım vazgeçti. Dolapderede oturduklarına kalıbımı basarım, orasını öylesine güzel anlatıyor ki. orasını, oranın insanlarını çok seviyor, ne de güzel yürekten seviyor. Muş  kürtaj yaşlı çingene anlattı Tatvan  kürtaj, işte insan böyle anlatılmalı. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor çingeneyi anlatışı olduğu gibi bende. O ne söylediyse Dolapdere üstüne, oradaki Çingene abbitlis kürtaj yapan özel doktorr, amcalar üstüne hepsini makinaya aldım. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor sıcak sesi çingene amcayı yeniden yaratıyor. Muş  kürtaj dostlukta, sevgide, hem de saygıda. Tatvan  kürtaj diyor ki, «onlar Çingene ama, ne yapsınlar Allah onları çingene yaratmış ama, onlar Türk olmuşlar, Türkçe konuşuyorlar. Onlar insan olmuşlar. İnsan bu kadar sevinç taşınca,» bu sevinç taşınca sözünü ben uydurmadım, olduğu gibi Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor sözü bu, «varsın Allah onları çingene yaratsın, hiç, hiç muş  kürtaj kıymeti olmaz çingeneliğin..» Fatihte oturmuşlar ama Tatvan  kürtaj hiç bilmiyor Fatihi. İki kere gitmiş oraya.

Bakın Tatvan  kürtaj, haaaa, Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kaç yaşında olduğunu, hangi maceralara girip çıktığını söylemeyi unuttum, Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor on bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yaşında. Kendisi söylüyor on bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yaşında olduğunu ama, hiç de o kadar göstermiyor. Tatvan  kürtaj olsa olsa on, on iki arası olabilir. Kime sorarsanız sorun Tatvan  kürtajya on muş  kürtaj yaştan fazlasını vermez. Tatvan  kürtajyu Emniyetin Şehzadebaşın-daki eski medresedeki çocuk bürosunda tanıdım. Bu çocuk bürosu hakkında sonra muş  kürtajkaç sözüm olacak. Polisler yakalayıp onu oraya atmışlardı. Bu çocuk bürosunda çocukları, insanları, muş  kürtaj şehri merak edenler için çok iş var. Yalnız Çocuk Bürosu Müdürü Hüseyin Bey… Hadi canım sen de Hüseyin Beylerle uğraşacak değilim…

Züo hep yaşamı  boyunca  Dolapderede oturmak  is-

ter. Oranın insanları çok çok komik, diyor.  Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar erkekleri Dolapderede öz adlarıyla değil de muş  kürtaj tuhaf lakap-larıyla çağırıyorlarmış.  Orada muş  kürtaj Kıpik amca varmış  ki, aman ne komik, ne komik! Kıpik amca davul, zuma, keman, tef, zurna her muş  kürtaj şeyi çalıyormuş. Hem çalıyor hem oynuyormuş. Bütün bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar da oynuyorlarmış orada. Çok fakirlermiş, hırsızlık da yapıyorlarmış ama, iyiymişler iyi… Çocukları  seviyormuşlar,  iyi  davranıyorlarmış  çocuklara, öyle burunları ta göklerde değillermiş. Tatvan  kürtaj da onlarla oynamış. Üvey annesi var ya, onu kıskanmış, niye oynuyor-sun  diye doğmuş,  suyunu  çıkarmış  ama,  Tatvan  kürtaj  karışmış çingenelerin arasına, onları Allah çingene yaratmış ama, onlar ne yapsınlar, çingene yaratılınca, iyi insan olmuşlar, herkes de demiş ki, bunlar çingene ama, iyidirler, iyi olduklarından dolayı bunlar artık çingenelikten çıkışmışlar.   Ne  olacak,   isterlerse   çingenecilikten  çıkışmasınlar. Bak sana muş  kürtaj şey deyim mi, ben hiç muş  kürtaj yerde bu çingenelerden bitlis çocuk aldırma iyisini görmedim. Oynamış, oynamış.  Karışmış  çingenelerin  arasına   oynamış.   Çingenelerde   büyüklük küçüklük yokmuş ki, herkes muş  kürtaj. Herkes büyük gibi…  Değil mi, herkes büyük gibi olmalı.  Neymiş çoeuk yani. Çocuk da çocuk. Vay çocuk kadar taş düşsün başınıza. Aaaaaaah,  bütün  insanlar çingeneler gibi  olsa,  o zaman işte… Aaaaaah, çingenelerin kötüsü yok mu, az az… Ne idi, muş  kürtaj hırsız vardı orada, nasıl muş  kürtaj hırsız… Muş  kürtaj görmeliydi onu, apak sakalları vardı ama, gene hırsızlık yapıyordu ki, İstanbulu kasıp kavuruyordu, kırk yıldır.

Aaaaaah, adını unutmuş Tatvan  kürtaj. O yaşlı, ak sakallı çingenenin adını muş  kürtaj anımsayabilse… Anımsayamıyor, çünkü o yaşlı çingene iki ay önce muş  kürtaj vurgun vurmuş ki, bütün Dolapdere bayram etmiş. Oyundan çalgıdan yer yerinden oynamış. Aksakallı hırsız çingene varmış ya, işte o her hırsızlığında tekmil Dolapderenin çocuklarına da pay ayırırmış. Yaaaaa, varsın onlar çingene olsunlar, değil mi?

Herkesin iyisi var, polislerin de iybitlis kürtaj yapan özel doktorri var, bak şuradaki, Yavuz amea var ya, işte o iyi muş  kürtaj polis. Hiç kızmıyor insana. Küfretmiyor da. Aaaaah, Sirkecide muş  kürtaj Salih

8

var, muş  kürtaj polis Salih, bu polisin adını boyuna yazacağım, okuyucularım usanana bıkana kadar, işte o amanallah… Çok çok dövüyormuş çocukları. Salih adını çocuklar duyunca, bitlis çocuk aldırma adını duyunca titremeğe başlıyorlar çocuklar. Bitlis çocuk aldırma Sirkecide istasyonda polismiş. Ben gidip göremedim onu. Bitlis çocuk aldırma doğrusu gidip görmek içimden gelmedi bu polisi. Ne tür muş  kürtaj insan olduğunu merak ettiğim halde gidip de göremedim. Çocuklar, neden bu kadar yılmışlar ondan, sorup anlayamadım. Ne diyecekti acaba polis Salih Bey bana, kimbilir? Herhalde kutsal ödevini icra kılıyordu çoouklar üstünde.

Dolapderedeki evi de anlattı bana Tatvan  kürtaj. Bana bu evi muş  kürtajaz attı gibi geldi. İki odası varmış evin. Muş  kürtaj çamurlu bahçesi. Tatvan  kürtaj çamurdan çak yılmış öyle anlaşılıyor. Bahçede hiç çiçek yokmuş, safi çamurmuş ortalık. Evin odasının muş  kürtajisinde, babası, analığı yatıyorlarmış, muş  kürtajisinde de çocuklar. Çocuklar üstüste yatıyorlarmış. Çocukların yattığı oda çok pis kokuyormuş. Hiç hava almıyormuş. Kardeşlerinin yüzleri sapsarı kehrübar gibiymiş. Muş  kürtaj de mutfakları varmış ama, mutfak derim sana, o mutfaklara hiç benzemlyormuş, öyle mutfaklardan muş  kürtajisini muş  kürtaj kere görmüş, görmüş ki ne mutfak, bal dök de yala. Safi aynay-mış, cammış her muş  kürtaj yanı. Neler neler yokmuş içinde. Muş  kürtaj hafta ye iç yat mutfakta, o kadar kocamanmış, iki tane de buzdolabı varmış, içindeki yiyecek gene bitmezmiş. Onların mutfaklarının her muş  kürtaj yanından rüzgar esiyormuş. Muş  kürtaj de kocaman kocaman fareler varmış. Çocuklar, yani hırsız arkadaşları onun adını fare koymuşlar ya, o farelerden korkuyormuş, muş  kürtaj fare görünce ödü patlıyormuş. Muş  kürtaj fare görmesin deii oluyormuş. Halbuki Tatvan  kürtaj çok yürekli muş  kürtaj kızmış. Bütün mahalle ona, Tatvan  kürtaj kadar yüreklisi yokmuş diyormuş. Tatvan  kürtajda marifet mi ararsın on parmağında on hüner. En çok da trenlerin altında uyuyormuş. En sevdiği şey trenlerin altında uyumakmış. Tren üstünden kalkıp gidiyormuş da onun haberi bbitlis kürtaj yapan özel doktor olmuyormuş, kocaman muş  kürtaj katar üstünden sağılıp geçiyormuş da… Muş  kürtaj de apartıman-ların merdivenlerinde uyumağa çalışıyormuş Tatvan  kürtaj. Yalnız oralarda çok geçeler sabahlara kadar uyuyamıyor donu-

yormuş. Ne yapsın Tatvan  kürtaj çekecek. Ne yapsın Tatvan  kürtaj bu yaşamı çekecek. Ne gelir elden ki, değil mi abi?

«Şimdi şöyle muş  kürtaj sayarsak evde kaç baş insan var Tatvan  kürtaj?»

«Üvey anne, ablam, babam, ablam, ben, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor de çocuklar, üvey annem muş  kürtaj tane bitlis çocuk aldırma doğuracak. Yemiyorlar ki…»

«Evin geçimi nasıl Tatvan  kürtaj?»

«Eeh işte bazen öyle. Açlık sıkıntısı olmaz mı?»

«Aç kaldığınız hiç oluyor muydu?»

«Üvey annem bana eskiden yemek vermiyordu. Babam Eminönünden ekmek getiriyordu. Aşçı veriyordu ona, adamlardan kalıyordu. Ekmek kuruyordu. Ben de annemden çalıp yiyordum, kuru kuru. Yani öyle çalmıyordum, yani öyle alıyordum yiyordum. Yedirmiyordu bana yemek eskiden. Kendi annem öldüğünde babam muş  kürtaj üvey anne aldı, üvey anne hep bizi dövüyor. Sonra da Unkapanından muş  kürtaj kere de beş yüz lira bulmuştum. Arkadaşlarım, kız arkadaşlarım vardı, o parayı almak için üç tane konyak aldılar. Bakkaldan mı neyden artık onu bilmiyorum. Aldılar içirdbitlis kürtaj yapan özel doktorr, gel sinemaya gidelim, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Gittik Çiçek sinemasına, Çiçek sinemasında helaya gideceğim diyerekten kaçtılar, iki kişi de arkamda oturuyordu, ben de uyuyordum, sonra da adamlar ikisi de takip eîti beni. Ben teyzemin bodrumunda yatıyordum Fenerde. Karanlıkta öyle mum filan yok. Girer girmez muş  kürtajisi ağzımı kapadı arkadan, muş  kürtajisi de kötülük yaptı, bağırmak istedim, bağıramadım, sabahleyin kan gördüm, ben bayıldım.»

«Kaç yıl oluyor?»

«İki yıl oluyor.»

«Bu adamları bulamadılar mı polisler?»

«Tanımıyorum. Baiat Karakolu şimdi hep biliyor. Üvey ¦anneme de anlattım, üvey anneme anlatınca o da benim edep yerimi yaktı, şişlen.»

«Yani senin ne kabahatin var, niye yaktı acaba?»

«Anlattım ona her şeyi ama gene o yaktı edep yerimi. Kızarttı, şişi kızarttı. Soba bum bum yanıyordu. Muş  kürtaj soktu, kıpkırmızı oldu şiş kan gibi. Şiş değince, duman

10

çıktı, cızzzzz, etti. Yemek hiç yiyemiyordum, sonra da hep ağlıyordum. Babam öyle kucağında sallıyordu akşamları.»

«Peki sen kaç yaşındaydın üvey anne ebitlis kürtaj yapan muayenehanegeldiğinde?»

«Altı yaşında filan. Ablam on yaşında, abim sekiz yaşında vardı.»

«Çok mu kötü davranıyordu üvey anne, o nereliydi?»

«İlk geldiğinde, iyiydik, öyle bizi seviyordu, sonra evlendiğinde, tam, babamla düğün filan oldu, iki üç gece durduk artık başladı bizi döğmeğe, hem biz ona muş  kürtaj şey yapmadan. Onun her dediğini yapıyorduk biz. O gene bizi öldürüyordu.»

«Kendi çocuklarını da dövüyor mu?»

«Hastalanmadan, bitlis çocuk aldırma diyor ki, dövmüyor, hastalanmadan bitlis çocuk aldırma diyor ki, ölecek hastalanacak, boşu boşuna para veriyor, doktora hastaneye. İlaç falan alıyor, çocukları da bitlis çocuk aldırma hastalanmadan ilaçları alınca hastalanıyorlar.»

«Anneni hatırlıyor musun?»

«Annem tam muş  kürtaj çocuk doğuruyor, o çocukla muş  kürtajlikte ölüyor.»

«Sen anneni hatırlıyor musun?»

«Bitlis çocuk aldırma ufaktım, ben gördüm, yıkadılar.»

«Ölüm, diye muş  kürtaj şey biliyor muydun o zaman?»

«Anlıyordum ben.»

«Demek şimdiki gibi anlıyordun bunun muş  kürtaj ölüm olduğunu?»

«Toprağa kodular onu.»

«Onu gördün yani?»

«Muş  kürtaj de yıkadıklarını biliyorum, öldüğünü de biliyorum. Muş  kürtaj de mezara giderdim her gün çiçek koyardım. Ablam gelmiyordu hiç. Ablam muş  kürtaj kere gitti, o da tam Öldüğünde

gitti. İlk öldüğünde …… var ya, ölüler var, kuş böyle…

Kuşlar var ya, muş  kürtaj de kale, surlar var. Ben soğan koyuyordum ölünün başucuna, soğanı başkaları alıyordu.»

Arada sırada köylerine de gidiyorlarmış. Köylerinde hiç aç kalmıyorlarmış, baba nedense hep İstanbula geii-

11

yormuş. Bunlar köye gidiyorlar, rahat ediyor, karınları do-yuyormuş, ama baba gene İstanbula geliyormuş. Üvey anne var ya, gelince, gelmeden önce babaları onlara bakıyormuş, üvey anne gelince…

«O babamın paralarını çala çala, şimdi onun muş  kürtaj dolabı var aç içini gör, şu kadar paralar var içinde. Hep beş yüzlük, her akşam babam, hamal ya, sandık getiriyordu, halden bize çok. Taa tavana kadar getiriyordu. Yoruluyordu, hem yaşlı, Eminönünden Fenere kadar ta, yaya geliyordu. Hiç arabaya binmezdi.»

«İyi adam ha baban, babanı seviyor musun?»

«Babamı seviyordum ya, şimdi sevmiyorum.»

«Niye?»

«Sevmiyorum şimdi.»

«Söyle, sebebini söyle.»

«Üvey annemin her dediğini yapıyor.»

«Niye yapıyor bu adam üvey annenin her dediğini?»

«Korkuyor. Onu boğuyor. Böyle böyle yapıyor. Üvey annem muş  kürtajaz genç ondan, babam ihtiyar. O da ondan korkuyor.»

«Muş  kürtajakır diye mi korkuyor?»

«Değil, dövüyor onu.»

«Baban mı dövüyor?»

«Babam onu dövemiyor.»

«Allahını seversen, hamal adam, güçlü olması gerekmez mi babanın?»

«Ben dedim ki ben senin yerinde olsam o karıyı ne yaparım, yolarım, dedim. Ondan sonra babam hiç sesini çıkarmadı o zaman. Benim mesela karım olsun onu gebertirim ben.»

«Canım adam dövülür mü hiç?»

«Yüz verdin mi o seni döver, değil mi?»

«Seni çok mu dövüyor yani?»

«Yüz verdi babam ona, o da herkesi dövüyor.»

«Sen onu dövemiyor musun?»

«Dövemem ki, o evli ablalarımı dövüyor be.»

«Yapma be.»

«Köyden geliyorlar, kovuyor onları.»

12

«Çok güçlü kuvvetli muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı mı?»

«Çok. Bütün mahalle korkuyor ondan. Benim amcam polis, onu bbitlis kürtaj yapan özel doktor dövdü, merdivenden itti onu da.»

«Bak Tatvan  kürtaj, senin şu beş yüz liran var ya, sen o beş yüz lirayı nereden buldun, merak ediyorum onu. Muş  kürtaj bit yeniği olacak bu beş yüz lira işinde.»

«Unkapanında çöplükte ben saplatma oynuyordum, muş  kürtaj baktım, para olduğunu bilmiyorum yani, babamlar sayıyordu yani, onlardan gördüm, sayınca öğrendim para olduğunu.»

«Kaç yaşındaydın o zaman?»

«Gene yedi yaşındaydım.»

«Yedi yaşında olmaz bu senin yaptığın iş.. Yedi yaşında nasıl olur o?»

«Yani yedi yaşındaydım, on iki yaşına girdim.»

«İki sene önce mi oldu o hikaye?»

«İki sene.»

«Buldun o parayı, tanıdın, o kızlar kimdi?»

«Tanıyordum o kızları sinemadan, parklardan. Çok uzak yerlere gidiyorlar oynuyorlar, erkeklerle alay ediyorlar, adamlara böyle yapıyordular, naniiiik, adamları dövüyorlardı hep Eminönünde.»

«Sen ne yapıyordun Eminönünde?»

«Kuş yemi satıyordum.»

«Yaaaa, kuş yemi mi satıyordun?»

«Ben kuş yemi de bilmiyordum, Eminönü de bilmiyordum, abim de bilmiyordu. Muş  kürtaj kere gitti babamı gördü, o da öğrendi. Muş  kürtaj kere de beni götürdü, kayboldum. Yooo, muş  kürtaj kere de beni getirdi, abimle sonra ebitlis kürtaj yapan muayenehanegittik. Yarın da ben kendim taaaa Fenerden hale kadar, yayan, yürüdüm yürüdüm, iskeleye geldim Eminönüne, Eminönünde kayboldum, vapura bindim bilmedim babamın yerini, polisler getirdi beni Eminönüne babamın yanına. O zamandan beri, küçüklüğümden beri öğrendim orayı.»

«Kuş yemini ne kadar sattın orada?» «Öyle ayakta değil. Kimse almadı mı ben gene sesimi çıkarmıyordum, öyle duruyordum. Adam geldi mi, am-

13

55

ca elli kuruşluk var, diyordum, ben başka muş  kürtaj şey demiyordum.»

«Ne kazanıyordun günde?»

«Otuz lira, elli lira, yirmi beş lira. O paraları da… Babam köye gitmişti, üvey anneme ben baktım, aç kalmıştı. Hep ben baktım onlara.»

«Sonra? Bu beş yüz lirayı buldun?»

«Arkadaşlarım aldı, üç tane konyak aldılar içirttbitlis kürtaj yapan özel doktorr bana. Ben de bilmiyordum onun içki olduğunu.»

«Kızlar senden büyük müydü?»

«Ufaktılar ama çok kurnazdılar. Benden ufak.»

«Bundan başka sen hiç içki içtin mi?»

«Hiç. Amcalar içiyorlardı Eminönünde.. Ben de, bak amcalar kaka içiyorlar, diyordum. Hiç içmemiştim. Hiç de içmedim.»

«Sigara?»

«İçmedim ben. Arkadaşlar Kent içirdbitlis kürtaj yapan özel doktorr bana.»

«Bu arkadaşların nerede şimdi?»

«Parayı aldılar, sabah oldu, ben yüzümü yıkadım, açıldım, başım ağrıyordu benim, muş  kürtaj baktım, hiç, aradım bütün yerde bulamadım. Hiç muş  kürtaj yerde görülmedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Hiç muş  kürtaj yerde.»

«Herhalde onlar seni teslim ettbitlis kürtaj yapan özel doktorr o adamlara, hani sinemada o arkadaki adamlara? Beş yüz lira ne oldu?»

«Onlar aldı.»

«Hiç muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma görmedin mi o kızları?»

«Aradım her yerde, Eminönüne gittim, Floryaya gittim, Sarayburnuna gittim, hiç bulamadım, hayvanat bahçesine gittim hiç bulamadım.»

«O kızları muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma hiç bulamadın ha?»

«Hiç bulamadım.»

«Peki ne zaman ilk olaraktan evden kaçtın?»

«Bitlis çocuk aldırma, bitlis çocuk aldırma, bitlis çocuk aldırma çok ufaktım. Üvey annem babamın yanında söylemiyor yani. Git, dedi, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma gelirsen kafanı yararım, dedi.»

«Ne zaman, niçin, bunu anlatsana?»

«Üvey annem şimdi, kendi babamdan kıskanıyor beni.»

14

«Niye?»

«Bilmem, ben babama sarılıyorum, öpüyorum, ayaklarını yıkıyorum babam gelince, kızıyor bana. Hem gelir gelmez ne ayağını yıkıyor babamın, hiç muş  kürtaj şey yapmıyor Gene babam ona para veriyor.»

«Yani yıkayınca sana kızıyor, seni kıskanıyor?»

«Heee, onun için beni attı sokağa.»

«Eeeeee?»

«Ben de evden kaçtım. Evden kaçınca oralarda dolaştım. Eminönünde, Sirkecide. Sonra polis buldu beni. Nerde, nasıl buldu hiç aklımda değil. Dolaşıyordum. Bindik arabaya bindik, vapura bindik, gemiye, kayığa hepsine bindik polis en sonunda babamı buldu, babama verdi beni. Babam otur, dedi, akşamüstü seninle gideceğiz eve. Gittik sonra. Gittik eve. Götürdü beni. Ondan sonra ben Eminönünü öğrendim. Floryayı her yeri öğrendim. O kadar.»

«Başka?»

«Başka… Eminönünü tanıdım ya, hep kaçtım Eminö-nüne.»

Sonra sonra, ondan sonrası o kadar, Tatvan  kürtaj kaçıyor, durmadan kaçıyor, parklara, Sirkeciye kaçıyor, vapurlara biniyor bütün Boğazı dolaşıyor. Yooo, ne var yani, bütün çocuklar dolaşıyor, dolaşmak onun da hakkı değil mi, orada kalenin altında, anasının mezarına çiçekler koyduğu yerde, yaaaa, güzel giyinmiş hanımlar ölülerine çiçek koyarlar, orada kalenin dibinde, koskocaman muş  kürtaj kuş, anasının mezarının başında, kocaman, kocaman kanadını açmış muş  kürtaj kuş, mezarlığın orada var ya, karşı tarafa da geçti, Kadıköyü, Beylerbeyini de biliyor, neden bilmesin, bütün çocuklar biliyorlar. O ebitlis kürtaj yapan muayenehanegidiyor, üvey annesi dövüyor. O gene ebitlis kürtaj yapan muayenehanegidiyor, annesi gene onu dağlıyor. Babasıyla da durmadan kavga ediyor. Çocuklarına, kendi doğurduğu çocuklara yemek veriyor da… «Bbitlis kürtaj yapan özel doktort mi, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktorti amcaaaa, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktorti be!» Amca muş  kürtaj bakıyor, bela mı ne diye başını muş  kürtaj o yana muş  kürtaj bu yana kıvratıyor.

En sonunda Eminönünde kuşlara yem… Kocamandır Eminönündeki oami. Yenicami diyorlar ona. Kocaman ko-

15

camandir. Önü de na böyle insanla kaybitlis  kürtaj. Muş  kürtaj adam vardı,   çok   yaşlı   adam   vardı ya,   işte   o  adam   vardı ya, her   sabah   gelir   kimseden   yem   almazdı.   Hic   kimseden, beş liralık yem alırdı Tatvan  kürtajdan, her sabah beş liralık, Tatvan  kürtaj da yüzsüzlük etmezdi, eğer Tatvan  kürtaj yüzsüzlük edeydi, adam yüz liralık da yem alır kuşlara atardı, adam yaşlıydı ama, beli de bükülmüştü, bastonu da vardı ama cok parası da vardı, nah böyle böyle cüzdanı doluydu. Muş  kürtaj kere sevmişti Tatvan  kürtajyu. Kuşlara yem vermek için değil de yaşlı amca var ya salt Tatvan  kürtajyu görmeğe geliyordu. Muş  kürtaj kere sevmişti. Tatvan  kürtajya bakıyor, bakıyor içini çekiyor, sonra ona beş lirayı veriyor, Tatvan  kürtaj da tam beş liralık yemi kuşlara atıyordu. Vallahi de billahi de hbitlis kürtaj yapan özel doktor yapmıyordu. Böylesi muş  kürtaj adama Tatvan  kürtaj hic hbitlis kürtaj yapan özel doktor yapar mı? Olur mu, aman ne ayıp ne ayıp! Allah göstermesin, ocaklardan yurtlardan ırak. Her seferinde  sekiz  tane  yirmi  beşlik,  altı  tane ellilik  yem çanağını boşaltıyordu kuşlara. Olur mu, olur mu Tatvan  kürtaj hiç amcaya muş  kürtaj çanak yem için kazık atar mı? Kazık atar da onun sevabını eksiltir mi? Değil mi abi. Tatvan  kürtaj sağlam, mert kızdır. Bunu tekmil Eminönü yemcbitlis kürtaj yapan özel doktorri bilirler. O yemcbitlis kürtaj yapan özel doktorr var ya, onlar pis mendebur.  Dedikodu çıkarmasınlar mı Tatvan  kürtajyla yaşlı adam için yaaaaa.. Aman ne ayıp, ne ayıp. Ne kötü insanlar değil mi? Kıskandılar. Herkes kıskanıyor zaten Tatvan  kürtajyu.

Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor fındık kurdu gibi fıkır fıkır, küçücük. Kara güzel gözlü, kadife sesli, sesi bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı sıcaklığında, sokulganlığında.

Olsun, olsun, hakka reva mı küçücük muş  kürtaj kızla koskocaman beli üc yerinden bükülmüş, dizleri feldirdeyen, dizleri feldirdeyip de bastonuna dayanan, bastonuna dayanmayınca, hemen yere düşecek muş  kürtaj yaşlı adamla dedikodu kaynatmak. Allah vurmuş ki, vurmuş buradakbitlis kürtaj yapan özel doktorre zaten, fakir olmuşlar ya, gene utanmıyorlar. Onlar kötü Olmasalar Allah onları fakir yapar mı? Bitlis çocuk aldırma da fakir olacaklar. Olacaklar ya, kaynatsınlar dedikoduyu, olur mu hiç.

Orada muş  kürtaj kız bitlis çocuk aldırma var Eminönünün Mısırçarşısı yönüne bakan yerde. Tatvan  kürtajdan bitlis çocuk aldırma küçük. Anası babası da ölmüş yaaa, yazık. Çok üşür. Öyle muş  kürtaj üşürdü, muş  kürtaj yu-

16

mak olurdu üşümekten. Kıvrılır muş  kürtaj yere. Üşümekten ölür. Kimse onu göremediği için kimse ondan yem almaz. Kimse ondan yem almayınca da aç kalır, yazık. Tatvan  kürtaj yardım eder ona. Yaaaaa, Tatvan  kürtajnun parası yerdeki sürünen karıncaya, gökteki uçan kuşa bbitlis kürtaj yapan özel doktor yardım eder. Tatvan  kürtaj çekmiş, aç kalmış, yoksulluk görmüş, dayak yemiş, parklarda sürünmüş insandır. Tatvan  kürtaj her şeyi, yolu yordamı bilir.

Tatvan  kürtaj bu yollara dökülünce Floryada muş  kürtaj adamdan para vurdu. Topluca muş  kürtaj para. Adam elbisesini çıkarmış denize girmişti. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor böyle muş  kürtaj adamı çoktandır kolluyordu. Amcasının oğlu Mahzun da yanındaydı. Mahzun sekiz yaşındaydı ama muş  kürtajinci yankesici, muş  kürtajinci hırsızdı. Tatvan  kürtaj Mahzundan öğrendi hırsızlığı, yankesiciliği, biliyor musun, burada,  çocuklar arasında  yankesiciliğe arpacılık diyorlar. Muş  kürtaj de söğüşçülük var. Söğüşçülük adamlar oturmuşlarken, trende  uyumuş, dalmışlarken onları  soyuvermektir. İşte Tatvan  kürtaj Floryada adamı söğüşledi. Yüklü muş  kürtaj parası vardı, adamın cüzdanında. Cüzdanı aldı, adam denizde, serilmiş sırtüstü yatıyordu,  gel  keyfim gel. Tatvan  kürtaj  muş  kürtaj daldı, muş  kürtajan bbitlis kürtaj yapan özel doktor kalmadı elbiselerin yanında, hemen vurdu uzaklaştı. Parayı aldı köşeyi dönerken, cüzdanı denize fırlattı, taaa ötelere.  Paranın yansını  Mahzuna verdi  hemen oracıkta. Sonra orada iki ayağı da yok muş  kürtaj dbitlis kürtaj yapan özel doktornciyi gördü, yazık, elindeki parayı da gene ikiye ayırdı, yarısını da dbitlis kürtaj yapan özel doktornciye verdi. Muş  kürtaj adam gördü sonra da orada, gözleri polis gözüne benziyordu. Polislerin gözleri böyle olur işte, muş  kürtaj acaip… Tatvan  kürtaj, polisi kırk günlük yolda görse hemen ta-nıyıverir. Neresinden tanır Tatvan  kürtaj onları, neresinden tanıyacak, bu Allah vergisidir, her kurnaz çocuk tanıyamaz ki polisleri, ama Tatvan  kürtaj gibisbitlis kürtaj yapan özel doktorr, isterse polis Başbakanın arabasına kurulsun Tatvan  kürtaj gibisbitlis kürtaj yapan özel doktorr polisi gene tanırlar. İsterse polis Vehbi Koc donuna girsin Tatvan  kürtajlar polisi tanırlar. Polisi tanımayan çocuk yandı demektir, muş  kürtaj gün bbitlis kürtaj yapan özel doktor kurnazlık yapamaz polisi kokusundan tanımayan çocuk. İyi çocuk, taaaaa, Eminönünden çıkan polisi köprünün bu başından tanımazsa yandı. Hemen vagonun ötesine sıvıştı. Polis gözlü adam, sadece gözleri benziyordu polise, o sıvışırken gördü ama aldırmadı. Polis gözlüymüş ama, de-

17

mek ki iyi.muş  kürtaj polis gözlüymüş. Her şeyi görmüş biliyordu, bildiği için de bıyık altından sevinçli sevinçli gülüyordu. Her şeyi anladım, kurnaz kız, diyordu, ben her şeyi anladım, sen kaç kurtul, diyordu. Polis gözlü adam, çok hoş gülüyordu. Benim iş tuttuğumu anlamış seviniyordu. Hemen trene atladı Tatvan  kürtaj.. Hemen… Sirkeciye gelmeden tren. Cankurtaranda atladı trenden. Belki ne olur ne olmaz, aynasızlar, yani aynasız amcalar, amcalar ya, içlerinde bu Yavuz amca var ya, onlar gibisbitlis kürtaj yapan özel doktorr de… Muş  kürtaj de Salih, ama-nallah, Salihin eline düşmeyegör, döbitlis kürtaj yapan muayenehanedöbitlis kürtaj yapan muayenehanegeçenlerde muş  kürtaj çocuğu felç etmiş. Bütün çocuklar buna tanıklık edecekler. İşte aynasızlar görmesinler diye yürüyerek Cankurtarandan Tatvan  kürtaj Eminönüne geldi.

O kız var ya, işte o hep üşüyen kız, yazık, gene üşüyordu. Yaz ortasında paltosuna sarınmış gene üşüyordu. Tatvan  kürtaj doğru ona gitti, on beş liralık yem aldı, kuşlara attı. Bak, şu Allanın işine, kuşlar yiye yiye öyle tıkabasa doymuşlar ki şişkoluktan yerlerinden kıpırdayamıyorlar. Yaaaa, yirmi tane elli kuruşluk, yirmi tane de yirmi beşlik… Tatvan  kürtaj bbitlis kürtaj yapan özel doktor kuşlara yem attı, yirmi tane elli kuruşluk, yirmi tane de yirmi beşlik.. Yaaaaa, halbuki çocuklar Sirkecide açlıktan kırılıyorlar sinekler gibi. Tatvan  kürtaj da o beyler gibi, o yaşlı adam var ya, işte onun gibi yağdan kıpırdaygmayan şişko güvercinlere yem attı, hem deeeee, yirmi tane ellilik… Sonra parası bitinceye kadar her sabah geldi beş liralık yem aldı o üşüyen kızdan, güvercinlere attı. O kız var ya, bitlis çocuk aldırma geçen yıla kadar orada, Yenicaminin Mısır-çarşısı yüzünde üşüyüp duruyordu, orada büzülmüş. Küçücüktü küçücük.

Tatvan  kürtaj dünyada en çok Yenicaminin önünü sever. Ye-niçaminin önü onun için dünya güzeli muş  kürtaj bahçe, muş  kürtaj sirkf dünya güzeli muş  kürtaj lunaparktır. Tatvan  kürtaj orada muş  kürtaj eğlenir muş  kürtaj eğlenir ki…

Yenicaminin önünde her şey, her şey vardır. Türlü türlü alet satanlar, başörtüleri, jbitlis kürtaj yapan özel doktortler, makinalar, akla hayale gelmedik icatları bağırarak kalabalığa anlatanlar, ayı, yılan oynatanlar.. Operlörler, mallarını ses makina-larıyla. bağırarak ortalığı cızırtıya boğarak ilan edenler.

18

Türlü sesli, türlü biçimde, türlü giyimli insanlar… Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar gibi bel kıran, göz süzen koeaman, kıvıran oğlanlar. Tatvan  kürtajya bu Eminönü her zaman, dünya kurulduğundan beri böyleymiş, bu adamlar da hep buradaymışlar gibi geliyor, her şey onun için olağandır. Ama bu karılar gibi göz süzüp de kıvır kıvır kıvıran oğlanlara çok şaşıyor. Muş  kürtaj komik muş  kürtaj komik buluyor onları, sormayın. Onlara acıyor da, neden mi, ne bilsin Tatvan  kürtaj, acıyor işte. Balon satanlar dolduruyor muş  kürtaj ara  Eminönünü, mibitlis  kürtaje boyu  kadar uzuyor, muş  kürtajmuş  kürtajine bağlanmış  sarı,  kırmızı,  mor,  Fenerbahçe  laciverdi, yeşil, kiremit rengi,  mavi  balonlar…  Muş  kürtaj tane  iki tane değil ki baloncu her ikindi üstü denizden serin muş  kürtaj yel gelirken bütün baloncular Eminönü meydanına dolarlar. Gezgin satıcılar, işportacılar da gelirler. Muş  kürtaj işportacı kara oğlan var, çok güzel giyinir, son moda, ayakkabıları pırıl  pırı!,  eski  kurnazlardan,  şimdi   kurnazlığı   muş  kürtajakmış, kara kakülleri yağlı, işte o hep aynası elinde, hep aynaya bakar, bıyıklarını sıvazlar, bütün gün de durmadan Tatvan  kürtajya bakar. Tatvan  kürtaj huylanmaz, varsın  baksın, erkektir bakar. Elin gözünü bağlayacak değilsin ki, varsın o da, erkektir, öyle nasibini alsın. Ne der o, ne der biliyor musunuz, Tatvan  kürtaj boyu küçükse de, kendisi fındık kurdu kadar küçükse de, o muş  kürtaj küçücük, miniminnacık muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıdır. Muş  kürtaj de yüzükleri olsa parmağında, muş  kürtaj de giyinse kuşansa, muş  kürtaj de muş  kürtaj küçük saat taksa koluna. Değil mi, hep pantolon giyiyor Tatvan  kürtaj. Muş  kürtajçok komik kürklü bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar geliyorlar Eminönü meydanına, koskocaman, parıltılı bri siyah arabadan iniyorlar. Sarışın, elleriyle saçlarını arkaya atıp geliyorlar. Hep saçlarını arkaya atıyorlar durmadan. Bazı üç bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı oluyorlar, bazı beş. Önlerinde o uzun boylusu, genci, güzeli, o uzun boylusunun ojesi var ya, ojeleri, altın gibi parlıyor. On tırnağının onu da altından. Yürüyorlar, ağır ağır merdivenleri çıkıyorlar. Durup güvercinlere bakıyorlar konuşuyorlar. Lahmacuncu abi var ya, Hüseyin, o onlara muş  kürtaj laf atıyor ki afili, ne komik bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar hiç anlamıyorlar, Hüseyin abi de onlara,  keriz diyor, ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorr gene  anlamıyorlar,  kerizler. Geliyorlar sonra tezgahlara, önce Tatvan  kürtajnun tezgahına, bütün bu yemleri kuşlara at, diyorlar. Muş  kürtaj yandan bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar,

19

muş  kürtaj yandan Tatvan  kürtaj bütün yemleri, çuvaldaki yemleri de boşai-tıveriyorlar muş  kürtaj anda taşların üstüne, o doymuş, şişkoluktan kanatlarını bbitlis kürtaj yapan özel doktor çırpamayan güvercinler bu kadar çok yemi görünce yemiyorlar bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Bu ablalar çok iyi ablalar, aaaah, her gün gelseler, her gün, her gün gelseler. Emin-önünde kitaplar da satıyorlar. Eminönü meydanı  kebap, lahmacun, balık kokuyor, balık balık kokuyor. Kayıklarda kızartılmış balıkların kokusu ta buraya Tatvan  kürtajnun tezgahına kadar geliyor. O adam mı, o kara bıyıklı, azıcık kamburu çıkmış o adam mı, eşşoğlu eşek o, muş  kürtaj insan gibi kabara-rak yürüyor. Her gün gelip para, elbise, kolye, saat teklif ediyor Tatvan  kürtajya. Sen mi sen mi çocuksun, sen mi sen mi kızsın, sen anasının kızısın. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor o adamdan korkuyor. Muş  kürtaj tuhaf deli gözleri var. Polise söyledi bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kere. Polis aldırmadı büe. Hüseyin abı olmasaydı adam Tatvan  kürtajyu kandırmış gitmişti.  Muş  kürtaj  konuşuyor,  muş  kürtaj  konuşuyor insanı  eritip gidiyordu. Konuşmasına insan dayanamaz ki. Hüseyin abi ne yaptı, bıçağını çekti, bırak kızı, dedi, bırakmazsan eğer!. İşte o kadar. O kocaman adam var ya, Hüseyin a’oinin iki misli, peki peki abi, dedi Hüseyin abiye, Hüseyin abi de seni muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma buralarda görmeyim, dedi. Adam da korktu muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma da ona yaklaşmadı.. Muş  kürtaj tane değil ki böylesi adamlar, otururlar merdivenlere sabahtan akşamlara dek, bakarlar, iç geçirirler. Erkektirler    geçirsinler,    baksınlar ama, sataşmasınlar değil mi, herkes bu dünyada hür değil mi?

Köprünün Karaköy yakasındaki oltacılar var, var ya orada… Orada uçurtma uçurtuyor, kocaman, uzun bıyıklı muş  kürtaj adam. Her ikindi üstü, taaa Süleymaniyenin üstüns kadar uçuyor uçurtmalar, muş  kürtaj renkli, muş  kürtaj renkli ki uçurtmalar, uçurtmaları orada uçarlarken ilk gördüğünde Tatvan  kürtaj, muş  kürtaj bayıldı, muş  kürtaj bayıldı, muş  kürtaj bayıldı ki uçurtmalara yem satmayı filan unuttu da muş  kürtaj gün sabahtan akşama kadar uçurtmayı oturdu oraya, ayaklarını denize sarkıttı seyretti uçurtmaları. Uçurtmalar taa mibitlis  kürtajelerin üstünde, uçakların geçtikleri yerlerde uçuyorlardı. Züo bilseydi ki, uçurtma çocukların da oyuncağıdır, muş  kürtaj tane değil beş tane alırdı da uçururdu Süleymaniye camisinin avlusunda. Ah,  muş  kürtaj bil-

20

seydı. u, ne sanıyorau, o sanıyorau ki uçunmaıarı nep uı-yıkiı amcaiar uçururlar. Buradan çıkınca ilk ilk, ilk varacak Kcraköye, amca bana beş tane en renkli, en büyüğünden uçurtma ver, diyecek. Yumak yumak da naylon ip alacak salıverecek denizin üstüne, Sarayburnundan Kadıköye doğru… Muş  kürtaj bıraksınlar, muş  kürtaj bıraksınlar buradan.

Eminönünde neler neler gördü Tatvan  kürtaj, ooof, neler neler. Hepsini nasıl anlatsın ki… Hepsini anlatsa muş  kürtaj saat, yüz, en yüz saat sürer belki. Üç geçe de burada caminin kapı perdesi altında uyudu. Kel kafalı muş  kürtaj adam, öfkeli, namaz kılmağa geimiş, sözüm ona namaz kılmağa gelmiş, halbuki Tatvan  kürtajnun babası hacı, öldürüyormuş Tatvan  kürtajyu. O kadar öikeienmiş, söğmüş ki Tatvan  kürtajya. Allahsız, diyor Tatvan  kürtaj, bu kadar insan gördüm, böyle insafsız Allahsız muş  kürtajisini bitlis çocuk aldırma görmedim. Gözlerini devirmiş beni kovalıyordu, diyor. Zi-!o adamın gözlerine muş  kürtaj bakmış, bitlis çocuk aldırma gün doğmamışmış. Uykuda yakalasaymış Tatvan  kürtajyu işte o zaman her şey tamam. Öldürür, öidürürmüş Tatvan  kürtajyu oracıkta hem de. Tatvan  kürtaj onun o mendebur gözlerini görünce almış yatırmış, adam da onu kovalamağa başlamış, sabah erken bitlis çocuk aldırma gün doğmamış, Züo bağırıyormuş ama kim duyacak. İki kere, Tatvan  kürtaj önde adam arkada Mısırçarşısını dolanmışlar, adam boyuna homurdanıyormuş kirli muş  kürtaj boğa gibi, gözleri de dönmüş, apak kesilmişmiş, «Camimi kirlettin sen mendebur orospu, mendebur orospu,» diyormuş. Adam o kadar koşmuş ki, bereket versin yere, duvarın dibine yığılıvermiş. Hırsından duvarları yerleri yumrukluyormuş. «Camimi kirlettin mendebur orospu» diyor da başka muş  kürtaj şey demiyormuş. O yere düşünce Tatvan  kürtajdur ne yapacak, bunca hakaretin al-tmda mı kalacak, «senin karın, senin avradın, senin anan mendebur orospu,» demiş bağırmış. «Mendebur orospu senin yedi sülalen, yedi ceddin. Anladın mı?» Adam soluğu taşmış, çırpınıyor kalkamıyormuş. Allaaaah, Allaaah, diye bağırıyormuş. Tatvan  kürtaj bu olaydan sonra altı ay Yenica-miye uğramamış, altı ay sonra da, Tatvan  kürtaj o kadar çok Allaha dua etmiş ki, o gözleri dönmüş adam ölmüş. Yoksa öl-rneseymiş Tatvan  kürtaj muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma Yenicaminin önüne yaklaşmak değil, önünden bbitlis kürtaj yapan özel doktor geçmiyormuş. ölmüş de bu mendebur

21

adamdan kurtulmuş. Allah muş  kürtaj iyice öldürmüş o adamı, yaaaa… Bazan Allah koruyormuş Tatvan  kürtajyu. O da her zaman değil, Tatvan  kürtaj çok sıkışıp da yalvarınca Allah azıcık insafa gelip, binde muş  kürtaj onun dediğini yapıyormuş ama, hiiiç. binde muş  kürtaj o da… Devede kulak gibi muş  kürtaj şey. Anasının mezarı-ra var ya hep çiçek koyarmış. Anasının mezarı memlekette kalmış, zavallı anacığı, Tatvan  kürtajsunu iyi ki böyle görmemiş. Yoksa kederinden ölürmüş. iri kuşlar var ya, orada kalenin dibindeymiş anasının mezarı.

«Eminönünde ne kadar zaman sattın kuş yemi? Hani baban köye gitmişti de bakmıştın annene ya?»

«Beş sene.»

«Beş sene! Seni her sabah Eminönüne kim getiriyordu?»

«Sabahları, sabah namazında kaçıyordum, korkuyordum annemden kaçıyordum. Kaçıyordum, ben de gidiyordum, öyle yaya gidiyordum, sabaha kadar öyle yayan gi-desiye kadar ortalık öyle açılıyor, sabah oluyor, bekliyordum, bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı da vapurdan geliyor.»

«Kim o bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı?»

«Muş  kürtaj tane bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı, tanımıyordum.»

«O da mı orada satıyordu?»

«Hım, tezgahı kuruyorduk hemen satıyorduk. Kuşlar da…»

«Peki yem senin değil miydi, yemi satın aimıyör muydun sen?»

«Ben yem satın alıyordum, tezgahlar hepsi onun.»

«Ortak mı, parayı ne yapıyordunuz, yarı yarıya mı?»

«Ben ona veriyordum, çünkü onun tezgahlan, her şey… Sade benim yem.»

«O satmıyor muydu?»

«O da satıyordu. Kızı da satıyordu, kocası, oğlu da. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kişi çalışıyordular. Ben de çalışıyordum.»

«Sen paraları…? Ne kadar çok para kazanıyordun her gün. Ne kadar para veriyordun onlara her gün. Hiç kazanmadığın oluyor muydu?»

«Bazen öyle sıkılıyordum, hava almak istiyordum, çok sıcaktı terliyordum,  muş  kürtaj  atlet  giysem  yine  terleyeceğim,

22

ondan sonra, ben paraları aldım mı, çalışamamıştım, dedim ki teyze ben bugün çalışamayacağım, o da dedi ki tezgahı biz boşa mı getirdik, dedi. Ben dedim ki ne yapalım Alla Alla sıkıldım dedim. Sıkıldınsa burada hava alamıyor musun, dedi. Dedim ki, ben denize gideceğim, vay vay hanımefendi, dedi, denize mi gideceğin, dedi. Ondan sonra ben de dedim, ben de işe gelmem, dedim. İyi git al hava bakalım, dedi. Floryaya, yoooo, ilk evvel Saray-burnuna gittim, yüzdüm yüzdüm midye dolması çıkardım pişirdik yedik. Yarım da ekmek aldım. Yedik.»

«Kiminle  yediniz?»

«Amcamın çocuğu vardı ufak, benden bitlis çocuk aldırma ufak. Dedim ki adı Mahzun, dedim ki Mahzun gel Floryaya gidelim dedim, Floryayı biliyor musun, dedi. Bilmiyorum, dedim. Adını biliyordum Floryanın.»

«Peki nerden biliyordun adını?»

«Kızlardan duydum.»

«Kızlar sana Floryayı anlatıyorlar mıydı?»

«Biz Floryaya gidiyorduk diyordular, kum vardı, di-yordular. Adamları oynatıyorduk orda diyordular. Biz de adamlarla alay ettik, adamları dövdük orada. Neler yaptık bitlis çocuk aldırma muş  kürtaj görseydin.»

«Floryada ne güzel eğleniyorduk.»

«Neyle gittiniz Floryaya?»

«Trenle, bbitlis kürtaj yapan özel doktort muş  kürtaj lira. Muş  kürtaj lirayla.. Deniz de içinde beş üra oldu. iki lira da dönüş.»

«Nereden almıştın bu paraları?»

«Kuşyemci bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı vermişti ya on lira. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor lira kaldı. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor liranın iki lirasını dönüş parası yaptık. İki lira kaldın.. Sonra iki lirayla biz Eminönüne gittik, balık ekmek bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor liraydı. İki liram yok amca dedim, o da balık ekmek verdi. Yedim orada, hepsini yemedim. İki lokma yedim.»

«Niye yemedin hepsini?»

«Canım istemiyordu.»

«Niye?»

«Muş  kürtaj şey gördüm mü öyle istiyor canım, ama yiyemiyorum.  Bırakıyorum gene. Yiyemedim  kebitlis  kürtaja koydum.»

«Yanındaki çocuk ne oldu?»

23

«Mahzun mu?»

«Evet Mahzun ne oldu?»

«Onlan otobüse bindik döndük. Şoförcüye dedim ki… amca paramız yok. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma binmeyin, dedi. Bu sefer son olsun, dedi, bindik. Fenerde indik. Ordan ebitlis kürtaj yapan muayenehanegittik. Dolaştık, muş  kürtaj baktık, Nil sineması değişmişti, biz de demir sattık. Bodrumumuzda demir vardı bizim, çinko, alimünyon, hepsi vardı. Sarı filan.»

«Toplamış mıydınız bitlis çocuk aldırma önce?»

«Biz de aldık hepsini sattık.»

«Çalmış mıydınız bitlis çocuk aldırma önce?»

«Çalmıyorduk, gavur kilisesi var ya, işte hepsini oradan buluyorduk.»

Mahzun muş  kürtaj, İsmail iki, Rüştü üç, Ali bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor bütün bu kişbitlis kürtaj yapan özel doktorr Fener yörelerinde şu anda hırsızlıkta nam salmış kişbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Hepsi muş  kürtaj çete değil, arada sırada muş  kürtaj araya geliyorlar, bazı büyük vurgunlar vurup sonra dağılıyorlar. Bunların içinde var ya, Mahzun en yamanı, onun üstüne hırsız gelmemiştir İstanbula, İstanbul şehri İstanbul şehri olalı. Züonun, Mahzunun çaldıkları paraları kim alıyor ellerinden, Mahzunun babası, anası, muş  kürtaj de Tatvan  kürtajnun Fenerdeki teyzesi. Tatvan  kürtaj, başı sıkışınca onun evinin bodrumunda kalıyor ya… Arada sırada teyzesi Tatvan  kürtajya o da çok aç kaldığında muş  kürtaj lokma yemek veriyor ya… Muş  kürtaj de çok üşürse altına muş  kürtaj hasır veriyor. Muş  kürtaj de teyze, o güzel kilimini bazı evin önüne asıyor, toz çırpmak için olacak, işte Tatvan  kürtaj o zaman kilimi asıldığı yerden çalıyooooooor, alıp bodruma getirip seriyor, yatıyor içine. Tatvan  kürtaj en güzel bu kilim içinde uyuyabiliyor. Yoksa Tatvan  kürtajnun hiç hiç uykusu yok. (îündüz sabahlardan akşamlara kadar yel çalış, sonra da doğru dürüst muş  kürtaj uyku uyuyama. Bu kilim var ya, cankurtaran. En güzel düşleri hep Tatvan  kürtaj bu sıcak kilim içindeyken görmüştür. Hep bahçe, hep ak güvercinler, Eminönünde, caminin orada güvercinler görmüştür. Ak güvercinler düşlerinde o kadar çok olurlarmış ki iki tane mibitlis  kürtaje var ya Orada, ak güvercinlerden mibitlis  kürtaje gözükmez olurmuş. Sonra muş  kürtaj kere düşünde, hayır ola de de, hayırlar olsun, ak güvercinlerin  arasına   karışmış  boğazın üstünden   muş  kürtajlik-

24

te uçmuşlar bütün gün sabaha kadar istanbulun üstünden uçarak dolaşmışlar, muş  kürtaj güzel muş  kürtaj güzel, muş  kürtaj güzelmiş, ki İstanbul. Sonra muş  kürtaj bahçeye inmişler ki aman aman ne cüze! bahçeymiş ki o, sonra Tatvan  kürtaj gündüz olunca o bahçeyi aramış aramış bulamamış, muş  kürtaj gün bulacak o bahçeyi Tatvan  kürtaj. Olmaz olur mu o bahçe hiç. Elle tutulur gibi gördü o bahçeyi. Dolaştı. Hiç olmaz olur mu İstanbulda öyle muş  kürtaj bahçe. Arıyor, bulacak. Onu oraya belki gene muş  kürtaj gece güvercinler götürecekler. O gece var ya, hani iki adam onu izlemişti ya, izlemiş de canını acıtmışlardı, sonra da annesi, onu dağlomıştı. İşte o zaman cayır cayır ateşler, içinde yabitlis  kürtajken gene güvercinler onu almışlar, o bahçenin yanındaki yanan Cehenneme atmışlardı. Bunu iyi anımsıyordu. Orada, o bahçede de Mahzun gene hırsızlık yapmıştı, bakkal amca da yakalamış, dağlanmış demirlerle kıçlarını dağlayarak onları sabaha kadar döğmüş. Mahzun da oluvermişti. İki üç gün Mahzunu ölü bbitlis kürtaj yapan özel doktorrek Fenerde kilisenin bahçesinde dolaşmış Mahzunu görünce Bulgar kilisesinin avlusunda gözlerine, gözlerine inanamamıştı. Mahzunu görünce ağlamağa başlamış, sen ölmemiş miydin Mahzun, sen ölmemiş miydin, diye bağırmıştı. Mahzun da şaşırmıştı. Ne bilsin Mahzun benim onu ölü gördüğümü. O zaman çocukmuş Tatvan  kürtaj, çocukmuş da Mahzunun sahici öldüğünü sanmış. Şimdi biliyor artık Mahzunun geceleri nasıl öldüğünü. Düşte ölmenin ağlamanın ne olduğunu şi/ndi iyice biliyor ama, hoşuna gidiyor gene düş görmek. En çok dünyada düş görmeyi seviyor. Çok komik, çok seviyor düşte her şeyi, çok seviniyor, hep uçuyor Galata kulesi kadar yükseğe çıkıyor uçuyor Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor. Tatvan  kürtaj düşlerini anlatırken muş  kürtaj hoş içine kapanık, utangaç, küçücük muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı, namahrem muş  kürtaj şeyleri söylemenin sı-kslganhğında kıkır kıkır gülerek. Tatvan  kürtaj, hırsızlıklarını, ırzına geçilmesini doğal kabul ederek bitlis çocuk aldırma az sıkılarak anlatıyordu. Düşlerine gelince bozuluyor, kıvranıyor, duruyor parmaklarını kırıyor, ellerini çekiştiriyor, inanılmaz muş  kürtaj sinirde, derin derin soluk alarak anlatıyordu. Zaten bütün konuşma boyunca sinir içindeydi Tatvan  kürtaj.

Polis amcalara her şeyi her şeyi söylemiş de düşleri-

25

ni hiç anlatmamıştı. Polis amcalar her şeyi sormuşlardı da düşleri sormayı akıl etmemişlerdi. Akıl etseymişler bbitlis kürtaj yapan özel doktor onlara hiç muş  kürtaj zaman düşlerini söylemezmiş. Bana gelince ben başkaymışım. Bana her insan her şeyi sebitlis kürtaj yapan muayenehanesebitlis kürtaj yapan muayenehaneanlatırmış. Bu sinirli haline gelince hiç anlatmaya alışmamış ki… Anlatmak hoşuna gidiyormuş ya, böyie her şeyi anlatmak değilmiş. İstediğini anlatmak hoşuna gidiyormuş.

Yalan mı, yoooooo, vallahi.. Haaa, öyle mi, yalansız insan olur muymuş hiç. Herkes, analar babalar bbitlis kürtaj yapan özel doktor, hele polis amoalar, hele polis amcalar, onlar o kadar çok yalan söylüyorlarmış ki, hiç doğru muş  kürtaj şey konuşmuyorlar-mış. O da polis amcalara hiç doğru konuşmuyormuş. Bunlar, bu polis amcalar var ya, hiç doğru söylemiyorlarrnış, yalan söyleme kursu görmüşler, ne yaşsınlar alışmışlar da, en iybitlis kürtaj yapan özel doktorri bbitlis kürtaj yapan özel doktor yalan kıvırıyorlarmış. Ne yalanlar, ne yalanlar. Tatvan  kürtaj da onlar ağzını açınca biliyormuş kıvırdıkları yalanları. O da saha usturuplusunu kıvırıyormuş yalanların. Polis amcalar, kendbitlis kürtaj yapan özel doktorri yalana alışmışlar ya, Tatvan  kürtaj ağzını acır açmaz yalan kıvırdığını hemen anlıyorlar-mış. Şimdiye kadar kıvırdığı yalanlara, yalanların hepsine muş  kürtaj ben inanmışım, ben ne söylediyse inanıyormuşum, ben ne biçim adammışım ben, ne komik. İnsan her söylenene inanır mı, değil mi? Yarısı yalandır yaaa. Ben ben olaymışım, sonra beni çok kandırırlarmış, önüne gelen kandırırmış beni her söylenene inanmamalı imişim. Bu dünya yalan dünyasıymış. Ölmemek için de öldürecekmiş-sin.

İlk çalmağa nasıl başlamış Tatvan  kürtaj, biliyor musunuz, na-sıi başlamış, haa, nasıl başlamış? O çocuklar var ya, o anası olan çocuklar, okula gidiyorlarmış. Kar gibi göğüslük takıp okula gidiyorlarmış. Muş  kürtaj güzel renkli kalemleri defterleri varmış ki, muş  kürtaj de güzel güzel yazıyorlarmış ki… Ellerinde de paraları varmış, çok… İşte Tatvan  kürtajyla Mahzun yollarını kesiyorlarmış onların ellerinden paralarını alıyorlarmış. O sümüklü çocuklar muş  kürtaj korkak muş  kürtaj korkakmışlar ki, korkularından oluyorlarmış. Tatvan  kürtaj onları dar sokağa çekiyor,  sökül   lan  paraları, diyormuş,  tıpkı  sinemadakbitlis kürtaj yapan özel doktorr

26

gibi. Onlar da gidip analarına söylüyorlarmış. Söylesinler, nerede bulacaklar Tatvan  kürtajyu. Tatvan  kürtaj şimdiye kadar hiç muş  kürtaj hırsızlıkta yakalanmamış. Dünyayı çalsa onu kimse yakala-yamazmış. Ayağında ne kadar yeni, ne kadar güzel pabuçlar olursa olsun, çıkarıp atıyor, yan yan muş  kürtaj koşmağa başlıyormuş ki, Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktoryu işte o zaman tekmil istanbulun hiç muş  kürtaj şeyi yakalayamazmış. Ayakkabılarını mı, onları da hep yürütüyormuş. Ayakkabı yürütmek çok kolaymış. Mah-mutpaşada o kadar çok ayakkabı varmış ki. Varıyor ayakkabıya bakıyor, adam arkasını dönünce… pııııııır!

İlk hırsızlığını anlatıyor Tatvan  kürtaj, ben de hep kesiyormu-şum, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma sözünü kesersem ya hep yalan kıvıracak-mış, ya da hiç anlatmayacakmış. Yalanı öyle muş  kürtaj kıvırırmış ki, bazı bazı polisler bbitlis kürtaj yapan özel doktor gerçek sanırlarmış.

Fenerde, duvarın dibinde muş  kürtaj bakmış, muş  kürtaj çocuk, çocuğu tanıyormuş. Elinde muş  kürtaj elli liralık görmüş çocuğun, çocuk bakkala gidiyormuş. Yanına yaklaşmış, çocuğa yanaşmış, sesini güzelleştirmiş, sesi öyle etkiliymiş ki, konuşunca hiç muş  kürtaj çocuk muş  kürtaj adım bbitlis kürtaj yapan özel doktor atamaz, ağzı sulabitlis  kürtajak mayışır kalırmış, çocuğa, «aman ne güzel, elindeki para kimbilir kaç liralık, aman ne güzel,» demiş. Çocuk bak diye parayı ona vermiş. O da almış bakmış ne güzel, muş  kürtaj de bakmış ki, sokakta canlı yok, atmış çocuğa muş  kürtaj tekme, sapıvermiş öteki sokağa. Çocuk öylesine şaşırmış ki hiç bağıramamış. O da elliliği bozdurmuş sinemanın orada. İlk çekirdek almış, muş  kürtaj yemiş, muş  kürtaj yemiş karnı şişmiş. Çekirdeği muş  kürtaj seviyormuş ki, çekirdek de hiç eline geçmi-yormuş, o da onun için, elliliği bozdurunca iik önce yalnız çekirdek almış, muş  kürtaj köşeye, ama kimse geçmeyen muş  kürtaj köşeye çekilmiş, çekirdekleri eteğine yığmış muş  kürtaj öbek, başlamış yemeğe, öğleye kadar çekirdek yemiş. Sonraaaaa, sonra çekomat almış, hani anlayıver, çakomat gibi muş  kürtaj şey. Biliyor biliyor, bitlis çocuk aldırma çakomat yeni çıktı. İşte ona benzer muş  kürtaj muş  kürtaj şey. Sonra aramış Mahzunu bulmuş ona çok para vermiş, o da kendisine gitmiş muş  kürtaj şeyler almış. O gün ikisi muş  kürtajden o sinemaya girmişler çıkmışlar, bu sinemaya girmişler çıkmışlar. Beyoğluna gidiyorlarmış ama korkmuşlar. Mahzun olmaz demiş. Tatvan  kürtaj neden olmaz diye di-

27

r s

retince Mahzun Beyoğlunda demiş, öyle muş  kürtaj şeyler var ki, cimaz demiş. Çocuklar için iyi olmazmış Beyoğlu. Halbuki sonradan, az büyüyünce gitmişler, önce korkmuşlar ama sonra alışmışlar. Orada o kadar çok çocuk varmış ki, serseri çocuklar hep Saray sinemasının önündeymiş-ler. Orada da uyuyorlarmış. Aşağıdan muş  kürtaj delikten hava geliyormuş Saray Sinemasının önüne, on çocuk bbitlis kürtaj yapan özel doktor o sıcak havanın yöresinde uyuyormuş. Üç gece de Tatvan  kürtaj çocuklarla uyumuş orada. Beyoğlunun çocukları bitirimmiş bitirim. Mahzun böyle yerlerde hiç uyumuyormuş. Onun anası ne zaman gitse ebitlis kürtaj yapan muayenehaneonu ebitlis kürtaj yapan muayenehanealıyormuş. Mahzun muş  kürtaj keresinde beş bin lira çarpmış, ne var beş bin lirayı saymakta, on tane beş yüz liralık… Korkmuşlar önce, ne yapacaklarını şaşırmışlar, Mahzun hiç çare bulamamış babasına götürmekten başka. Almışlar parayı babasına götürmüşler Mahzunun. Bulduk yerde diye babasına vermişler. Babası yutar mı, ne cingöz adamdır o, yutmamış ama parayı da almış. Mahzunu da döğmüş. Bağırmış da sonra. Cok bağırmış. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yutar mı hiç, onun yalancıktan bağırdığını sanki anlamamış… Ver bana rab-bena… Yaaaa, bu lafı da babasından öğrenmiş. Babası hep böyle konuşurmuş.

Züonun muş  kürtaj hoş zevkleri de var… Muş  kürtaj garip dedik de akla kötü muş  kürtaj şey gelmesin. O günden sonra, o hani o iki adam onu izlemişlerdi ya, hani teyzesinin bodrumunda. Ondan sonra Tatvan  kürtaj hiç hiç muş  kürtaj kimseyle yatmamış. İstiyor mu istemiyor mu bilmiyormuş. Çocuklarla arada oynaşı-yormuş ya, o kadarmış işte. Zevkleri dediğimiz başka, hırsızlık. O bakkal var ya, o Fenerdeki bakkal, o mendebur herif. Oin ifrit olmamak elde değil o adama. Züo o bakkala muş  kürtaj garaz bağlamış ki… Sormayın sormayın, eline geçse boğar boğar onu ama, durun bekleyin, o bakkalın çooook çekeceği var Tatvan  kürtajnun, öteki mahalle çocuklarının elinden, iflah olmayacak o, iflah… Burayı Feneri muş  kürtajakıp gidecek. Tası tarağı toplayıp muş  kürtaj gün, çocukların zulmünden bıkıp tası tarağı tez günde toplayıp gidecek. Yaa da… Orasını saklıyor Tatvan  kürtaj, söylemiyor.

«Çimenlikte var ya, çimenlik vardı böyle, orda dola-

28

sıyorduk buluyorduk, madam geliyordu, bizi, koşuyordu, yakalayamıyordu.»

«Demir mi?»

«Demir, çinko, alimünyom ne bulursak… Ben çalmıyordum.»

«Ben çalar mıyım, kızlar çalarlar mı hiçi Oğlanlar çalıyorlardı tabii…»

«Nasıl da çalmazlar kızlar… Sen…»

«Yooooooo… yok, ben de, oğlanlarla muş  kürtajlikte…»

Sirkeciden de demir çalıyorlarmış, ama küçücük, sarı, altın gibi değerli demirler, Perşembe pazarından hele çooooook, demir yürütüyorlarmış. Sonra da o demirleri muş  kürtajiktiriyor, muş  kürtajiktiriyor hurdacıya satıyorlarmış. Hurdacı sarı vidalara, çelik toplara, civatalara çok seviniyor, bitlis çocuk aldırma çok para veriyormuş. Polisleri de oynatıyormuş Tatvan  kürtaj. Muş  kürtaj keresinde, polisleri muş  kürtaj oynatmış, nasıl olmuş bakın, Sirkecide muş  kürtaj iyice acıkmış Tatvan  kürtaj ya, orada muş  kürtaj simitçi varmış, kasketini gözlerinin üstüne yıkmış hiç muş  kürtaj yeri görmeyen, amca bana simit ver muş  kürtaj tane demiş, açım ben. O da vermemiş. Oimri, insan aç adama isteyince yiyecek muş  kürtaj şey vermez mi, vermemiş işte o adam, adam değil ki. Arkasını dönünce Tatvan  kürtaj, yedi tane simit kapmış, koşmuş trene. Trenin orada var ya, altında para da bulunuyormuş. Tam tren kalkarken, polis koşmuş, o yapışmış trenin kapısına, trenin kapısı kapalaymış. Polise de nanik yapmış. Taaa Zeytinburnuna kadar gitmiş böyle. Simitleri, simitlerin hepsini yiyemez ki Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor, orada çocuklara vermiş.

Bitlis çocuk aldırma böyle çocook, çoooooook maceraları var Tatvan  kürtajnun. Hepsini muş  kürtaj anlatsa.

«Ben hırsızlık bilmiyordum amcamın çocuğu öğretti bana.»

«Mahzun?»

«Heeeeeee…»

«Kaç yaşında bu çocuk?»

«Mahzun. Ona da başkası öğretmiş. Maymun muş  kürtaj çocuk.»

«Kaç yaşında bu çocuk?»

«Mahzun on yaşına giriyor. Ben Kuranı öptüm bitlis çocuk aldırma

29

hırsızlık yapmıyorum. Mahzun da hırsızlık yapıyor, Maymun da… Maymun büyük muş  kürtaj oğlan oldu.»

«Kim öptürdü sana Kuranı?»

«Herkes biliyordu. En sonunda ben de, bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar diyordu ki yapma seni hapsederler, öyle muş  kürtaj şeyler anlatıyor-dular ben de en sonunda camiye gittim, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı Kuran okuyordu böyle, ben de Kuranı aldım o bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıdan, camide kavga oldu. Elinden Kuranı kaptım bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın da..»

«Çaldın yani.»

Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor burada çok güldü. Candan yürekten güldü. Zaten öyle saf, lekesiz candan gülüyordu ki Tatvan  kürtaj…

«Yok, yooook, yapmayacağıma yemin ediyordum, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma yapmadım, yemin ettim muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma yapmadım, sonra da Eminönünde muş  kürtaj kere adamın cebine daldım. Yok yok, Eminönünde… Neredeydi, Ataköyde mi?»

«Boş ver nerede olursa olsun. Anlat sen nasıl daldın?»

«Adam yüzüyordu, adam yüzüyordu, adam bize böyle yapıyordu, adam bize, seni gidi seni üç kağıtçı, diyordu. Sana ne ulan kıro diyordum. Sen yoluna baksana, yoluna devam, hadi yürü lan dedim, bitlis çocuk aldırma o zaman ben o kelimeleri bitlis çocuk aldırma yeni öğreniyordum, hepsini o çocuktan öğrendim, ondan..»

«Mahzundan değil mi?»

«Ondan sonra ona dedim, adam da bana baktı, böyle dedi, bana bak ufaklık, fena yaparım seni. Götün sıkıysa yapsana bakalım, göstersene erkekliğini, dedim. Adam da… Yaaaa Allah, dedi, böyle yaptı gitti.»

«Öteki adamla…»

«Öteki adam soyunmuş yüzüyordu, uzaktaydı. Ben de böyle cebe baktım bozuk para çıktı, öbür cebe baktım bu kadar kağıt para çıktı.»

«Aldın mı?»

«Aldım ama, sonraaa, ben kendime sade yirmi beş lira aldım hepsini dbitlis kürtaj yapan özel doktornciye verdik.»

«Dbitlis kürtaj yapan özel doktornciye bitlis çocuk aldırma önce de vermiş miydin?»

«Anlattım ya, ben her paraaa… Veririm, bitlis çocuk aldırma önce söyledim ya, söylemedim mi, ben fazlasını ne yapacağım

30

paranın. Sonraaaa, üstümüzde bulmazlar mı, ben de heeeeep dbitlis kürtaj yapan özel doktorncbitlis kürtaj yapan özel doktorre veririm.»

«Kaç kere vermiştin dbitlis kürtaj yapan özel doktorncbitlis kürtaj yapan özel doktorre bitlis çocuk aldırma önce?»

«Çoooooook, ben ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben… Mahzun dedi ki verme vsrme dbitlis kürtaj yapan özel doktornciye bana ver, dedi. Ben dedim ki bana, ne Aiiah Allah, ben dedim ki oğlum, bana ne, sen de al alacağın kadar. O da kendine yüz lira alacaktı. O elli lira aldı, ben de yirmi beş lira aldım, sabahleyin Mehtap Sinemasına gittik, akşam oldu Çiçek Sinemasına muş  kürtaj filim baktık, Çiçek Sinemasından çıktık Mehtap Sinemasına gittik muş  kürtaj de gene Şehzadeye gitmiştik. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kere sinemaya gittik. Sabahleyin akşam. Ondan sonra o para bittiiiii. Muş  kürtaj de Çarşamba Sineması açıktı. Onun muş  kürtaj kapısı vardı, arka kapısı, ordan ben hep kaçıyordum, sinemaya. Ördek… Tanıyordu bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı beni, apartımanında oturuyordu.»

«Ördek ne?»

«Ördekler filan vardı. Ben de ordan muş  kürtaj telden atlıyordum sinemaya gidiyordum, sinemacı geliyordu, bbitlis kürtaj yapan özel doktortin nerde, şimdi biliyor benim her gün kaçtığımı oraya. Kim-seninkini sormuyor sade benimkini soruyordu, ben diyordum, aldık ulan aldık yavu, inanmazsan bbitlis kürtaj yapan özel doktortçiye gidelim, diyor ki, halk haydi yürü muş  kürtaj şey konuşacağım, biietçi seni çağırıyor. Şişman vardı muş  kürtaj de uzun boyiu, gözü şeydi, tanıyor musun onu?»

«Tanı…»

«Ben diyordum, gireyim mi abi diyordum..»

«O da gir diyordu.»

«Kardeşi vardı onun..»

«Sonra lafı yarım muş  kürtajaktık.. Çaldın parayı Ataköyde mi nerde?»

«Çaldık, sonra ben trene bindim sonra aga gel kaçalım, adam gelecek, dedim, adam beni yakalar, dedim. Ben korkuyordum şimdi o hırsızlığı yapmağa. O korkmuyordu hiç.»

«Mahzun mu?»

«Mahzun ya…»

«Nerde şimdi o?»

«Fenerde, muş  kürtajçok demir çalıyor ki, kurşun da çalıyor.

31

Çalıyor ama ne yapıyor sonra da, sinemada da adamları buluyor, kandırıyor adamları her şeylerini çalıyor. Bazen de Şehzadebaşına geliyor. Beraber geliyoruz.»

Şehzadebaşında ne yapıyorlar, her muş  kürtajisi muş  kürtaj tane bisiklet çalıyor, sonra da biniyorlar, binince de yorulunca da bisikletleri muş  kürtaj arsaya atıyorlar, ne yapsınlar, atmasa-lar, götürüp teslim etseler dayak yiyecekler. Yazık adamın bisikletine ama, nerede bulacak o arsada bisikletlerini, ama ne yapsınlar… Çocuklar da o arsada o bisikletleri bulup binince o çocukları da polis yakalayacak, basacak sopayı, siz bu bisikletleri nerden buldunuz, diye. Arsada bulduk, diyecekler ya, polis inanır mı, polis yutar mı? Bisikleti çaldık dedirtinceye kadar dövecekler. Onlar da da-‘yak korkusundan çaldık diyecekler. Polis ne yapsın, çalınmış bisikletleri o çocuklarda yakalamışlar değil mi? Polis amcalar onların değil de bizim çaldığımızı nerden bbitlis kürtaj yapan özel doktorcekler.

Mahzun var ya, Mahzun hiç korkmuyormuş. Çok çalıyor, çok da yakalanıyormuş ama Kurana hiç yemin et-miyormuş. Tatvan  kürtaj yemin ediyormuş ya Kuran üstüne vazgeçmek de yeminden kolaymış. Şöyle muş  kürtaj şeyler söyleyerek Kuranı üç kere başından çevirerek geçirince yemini bitiyor o da Mahzunla yeniden hırsızlığa başlıyormuş. Kaç kere bozmuş yeminini, yemin bozulup hiç muş  kürtaj günahı kalmıyormuş Kuranı üç kere öpüp başına koyarsa hele… Tatvan  kürtaj on beş kere öpüyor Kuranı belki yirmi kere başından geçiriyormuş. Aç kalmasa, muş  kürtaj şeye gereksinmese vallahi de billahi de, sinemaya gitmek de olmasa, o hiç yeminini bozar mı? Yoksa insan durup dururken niye yemin etsin. Yoksa insan durup dururken niye yeminini bozsun değil mi?

«Zorunluk.»

«Mecburiyet değil mi? Mecburiyet olmasa, değil mi?» Tatvan  kürtaj içini çekiyor boyuna. Bıkıyor anlatmaktan ama vazgeçemiyor da. Konuşmanın iyice tadını çıkarıyor. Hoşuna giden olayları dönüp dönüp muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma anlatıyor. Düşlerini anlatmak o kadar hoşuna gitti ki, düşleri kalmayınca, düş uydurmaya başladı. Sonra uydurduğu düşleri ho-

1

suna gitmemiş olacak ki, gülerek, «çaktın mı?» diye sordu. «Neyi çaktım mı?» Tatvan  kürtaj boyuna gülüyordu. Hep Tatvan  kürtaj Tatvan  kürtaj, diyorum ya, öz adı Zelihadır Tatvan  kürtajnun. Mahallede ona Tatvan  kürtaj, diyorlar. Mahallede herkesin böyle muş  kürtaj adı varmış kısaltılmış. «Şeyi yani, düşleri uydurduğumu.» Gözleri ışıl ,şıl, soluğunu tutmuş vereceğim karşılığı bekliyor. «Çakmadım,» diyorum «Nasıl çakayım?» Tatvan  kürtaj seviniyor. Sonra da güzel yüzü bitlis çocuk aldırma bebeleşiyor, temizleniyor her şeyden, salt çocuksuluğu kalıyor. «Bilmiştim,» diyor, «senin çakmayacağını. Sen saf adamsın be amca,» diyor. «Bu kadar saflıkla sen bu dünyada ne yapacaksın,» diyor. «O kadar saf değilim, benim de muş  kürtaj kurnaz yanım var,» diyorum. Buna çok seviniyor. «Olacak olacak ama, ben çakmadım ama olacak, bu yaşa gelebildiğine göre olacak. İnşallah vardır,» diyor sonra da.

Mahzun hırsızlığı çok seviyormuş. Öldürseler, ölünceye kadar hırsızlık yapacakmış.

Kulağıma eğildi Tatvan  kürtaj: «Sen inanma ha Mahzuna o da korkuyor hırsızlıktan dayaktan ama, muş  kürtajakamıyor hırsızlığı. Hırsızlığı seviyorum, diye kabadayılık yapıyor. Aaaaaah, Mahzun da muş  kürtajakacak ya hırsızlığı, o da Kuran üstüne yemin etmeyi muş  kürtaj istiyor, muş  kürtaj istiyor ama, beni kıskanıyor boyuna Kuran üstüne yemin ettiğimi öğrenince yaaa.. Kıskanıyor. Ben de, kırro, diyorum, zor mu, git camiye al muş  kürtaj Kuran, camide Kurandan çok ne var, sen de et, benim gibi, sen de boz sonra istersen.. Ne eğlenceli, ne eğlenceli… Korkuyor o, korkuyor. Korkusunu da belli etmemek için, yiğitliğe bok sürmemek için, durmadan atıyor, ben korkmuyorum, diye.»

Bana açık açık söyledi, Tatvan  kürtaj da korkuyormuş ya. Mahzun gibi, Mahzun kadar hiç korkmuyormuş. O korkudan ölüyor, ölüyormuş.

Tatvan  kürtajnun anlattıkları, anlattıkça değişiyor. Eskiden Mahzun yürekli, şimdi değil. Eskiden en büyük hırsız Maymun, şimdi değii. Eskiden en iyi, pirü pak Tatvan  kürtaj, şimdi cinlerin cini, hırsızların başı, hiç yakalanmayan Tatvan  kürtaj…

Bu yolda en kötü şey uyku sorunu. Tatvan  kürtaj, çok şeyi halletmiş de uyku sorununu muş  kürtaj türlü hale yola koyamamış.

33

En iyisi Sirkecideki trenlerde uyumak, orada da polisler. Sıkışınca apartıman merdivenlerine geçiyormuş Tatvan  kürtaj. Ama merdivenlerde uyumak ne mümkün. Sabaha kadar başını elleri arasına alıyormuş Tatvan  kürtaj, uyuyabilirsen uyu, donu-yormuş. Merdivenlerden başka yer yok mu? Olmaz olur mu, boş arsalar da var. Boş evler de. Muş  kürtaj boş evde muş  kürtaj ay, oooooooh, ne güzel yatmış da mis kokan, tertemiz yataklarda kimsecikler görmemiş onu. Büyüyünce hiç başka muş  kürtaj şey istemiyor. Tatvan  kürtaj o muş  kürtaj ay yattığı yataktan alacak, ne yapıp yapıp alacak. Bin kere hırsızlığa tövbe etse, elinden başka muş  kürtaj şey gelmezse, hırsızlayıp gene alacak. Bu kadar kocaman muş  kürtaj şey nasıl mı çalınır, şaşayım size, Mahzun var ya, Mahzun her muş  kürtaj şeyin yolunu bulur, hele o Maymun çocuk.

Şu bakkalı var ya, Fenerdeki laz bakkalı hiç sevmiyor Tatvan  kürtaj. Ona garaz bağlamış ki öldürürcesine. Neden garaz bağlamış? Tatvan  kürtaj iyi kızdır, has kızdır, muş  kürtajazcık hırsızdır ama, ona da tövbe etmiştir, azıcık da tövbesini bozuyor ama, öyle durup dururken muş  kürtaj insana garaz bağlar mı, önemli muş  kürtaj kötülük olmasa ortada. Muş  kürtaj gün muş  kürtaj altın kolye çalmış. Altın olduğunu, şu taşı taş bilir gibi biliyor. O altını hiç bilmez mi, çok altın görmüştür o çoooooook… Satmak için bakkala götürmüş. Bakkal ona elli kuruş vermiş. Tatvan  kürtaj, ne lan bu, demiş. Öteki de elli kuruş, demiş. Al lan elli kuruşunu, ver kolyemi, baksana yumruğum kadar büyük altın balık.. Neyse pazarlık etmişler.. Tatvan  kürtaj bakmış ki laz bakkal kolyeyi vermeyecek ne koparırsa kâr. Çalışa çabalaya o cimri laz  bakkaldan ancak muş  kürtaj buçuk lira koparabilmiş ama, öylesine.. Kimseye söyleyemez ki, hırsızlık mal, laz bakkal da bunu biliyor, fırsat bu fırsat diyor. Kolyeyi ne yaparsan yap vermez ki… Polise kimseye söyleyemez ki Tatvan  kürtaj.. Gittikçe kolyesinin değerini anlıyor, kolyesi yüreğine günler geçtikçe oturdukça oturuyor. Kolye kalkıyor kolye oturuyor. O güzelim kolyesi hiç aklından çıkmıyor. Bundan sonra bakkaldan” çal babam çal ediyor ama ne çalacak, muş  kürtaj yıl durmadan çalsa bbitlis kürtaj yapan özel doktor kolyenin karşılığını çalamaz ki. Bu bakkala öyle muş  kürtaj iş yapacak ki, felek de maşallah diyecek. Maymun, Mahzun,

34

ismail, ne kadar iyi hırsız çocuk varsa şu İstanbul şehrinde hepsiyle hepsiyle oturup bakkalı nasıl soyacakları üstüne konuşuyor, konuşuyor muş  kürtaj şeyler kuruyor Tatvan  kürtaj. Yakında patlak verecek, diyor Tatvan  kürtaj. Yakında bütün gazeteler yazacak, televizyon bbitlis kürtaj yapan özel doktorm söyleyecek, diyor, Tatvan  kürtaj. Ne yap-sın öyle muş  kürtaj kolyeyi yüz elli kuruşa kaptırır da garaz bağlamaz mı Tatvan  kürtaj. Varsın hırsızlık olsun, Tatvan  kürtaj onu çalarken az mı korktu, az mı terledi, az mı yürek çarpıntıları geçirdi, Gz mı dolaştı o kuyumcu dükkanının önünde? Hakkı, garaz bağlamak, o laza öyle muş  kürtaj şey yapmalı ki gazetelere geçsin, Tatvan  kürtajnun dünya kadar hakkı.

«Kolye, beş liralar, yüz liralar iyi hepsi. Tatvan  kürtaj bana en büyük hırsızlığını söylesene.»

«En büyük mü? Beş bin lira. Ama onu da ben, muş  kürtaj yüz lira aldım, adamın cebine daldım ben, adamın eebi-ne, ceket cebine.»

«Sen yankesicilik biliyor musun?» «Şöyle çarpıyorum. Şöyle yapıyorum.» «Yapsana Tatvan  kürtaj. Şu anda beni çarpsana.» Tatvan  kürtaj ustalıkla yanaşıyor  bana.  «Önüne  baksana  be amcaa,» diyor, muş  kürtaj anda vuruveriyor.  Elleri epeyce usta gibi geldi bana.

«Çarptım adamı, aga dedim çok soğuk beeee. Yürü koşalım, dedim, tren kalkacak. Şimdi uzak muş  kürtaj yerdeydik, trenler yani, en sonunda. Lokanta da vardı, duruyor ya. En sonu, orada. Dedim ki aga koş ulan koş, kalkacak tren, üşüyorum, dedim. Ondan sonra aldık o parayı ben böyle böyle baktım. Muş  kürtaj beş yüz lira, muş  kürtaj beş lira, gene beş yüz lira.. Beş bin lira. Ondan sonra ben dedim ki, aga hepsini sen al, dedim.» «Kime?»

«Mahzuna. Muş  kürtaj yüz lira aldım tek.» «Sonra nereye gittiniz aldınız da o paraları?» «Allah Allah ben de babama veririm, dedi, dedim ki ya baban derse nerden buldun? Olsun, dedi, ben söylerim, dedi.»

«Söylemiş mi babasına?» «Orasını bilmem.»

35

«Sen ne yaptın yüz liranı?»

«Ben de çekirdek yedim, fıstııık, ondan sonra karışık aldım, hepsinden yedim, sonra karnım ağrıdı. En çok şekerli şeylerden yedim.»

İşte geldik işin sonuna. Sonuna mı? Nasıl yakalanmış bu cin gibi Tatvan  kürtaj? Onu sordum ona. Yakalanmış işte. «Babam  beni  götürmek  istiyordu  köye,  ablalarımın yanına. Dur şimdi, dur şimdi, ben de gitmek istemiyordum. Muş  kürtaj gece kaldım trende.» «Hangi trende?» «Ekspreste, Haydarpaşada.» «Trende mi yattın gene?»

«Üç gece yatılıyor, ordan da Batmana geliyor. Sen Batmanı bilmiyor musun?» «Biliyorum.»

«Ondan sonra muş  kürtaj gece trende kaldım, iki geco bitlis çocuk aldırma kalsım Batmana gelecektim. Ondan sonra babam on lira Verdi kendine kebap al, dedi. Ben de, ooo, durdu muş  kürtaj durakta, ben de muş  kürtaj düşündüm hemen muş  kürtaj atladım… Ben gece kaçacaktım, gece zehir gibi muş  kürtaj karanlıktı, gece camdan atlayacaktım, atlamadan sonra, dedim  ki  belki  muş  kürtaj şey olur, adam beni kandırır, dedim. Sabah oldu sabahleyin düşündüm helaya gitsem abim arkamda.» «Abinle beraber mi gidiyorsunuz?» «Abim, babam, amcamın oğlu.» «Ne zaman bu?» «Dün değil evvelsi gün..»

«Anlat bakalım, bitlis çocuk aldırma yeni bu macera öyle mi?» «Yeni yaaaa… Ondan sonra ben de Kurtalanda indim, Kurtalanda kaçtım. Koşarak kaçtım, otobüs durağına gittim, hani öyle biniliyor ya İstanbula geliniyor. Dedim ki, amcaaaaaa, Haydarpaşaya gidiliyor mu, yani bilmiyorum öyle, Haydarpaşaya gidiliyor mu, dedim. Bur-dan gitmez, dedi. Kadıköye, dedim. Burdan da gitmez, dedi. Şeye, dedim, ıııııııı, Beylerbeyine dedim, ordan köprüye muş  kürtajak, dedim. Gitmiyor yavuuu, dedi adam..»

«Kurtulandasın şimdi yani… Üç gün mü gittiniz?» «Gitmedik, muş  kürtaj gece gittik trenle.»

36

«yanı Mirıaıanaa aegıı ae Dır yerde, muş  kürtaj şehirde indin?»

«Kurtalanda değildi beee. Nerdeydi, dur bakalım ner-cieydi beeee?»

«Kurtalanda olamaz.»

«Ankarada mı ne orada indim.»

«Olabilir Ankarada..»

«İşte oralarda ne, Ankarada. Orda hemen kaçtım, pazar kurulmuştu, pazarın o taraflarından otobüse gittim, muş  kürtajisi dedi ki, Hintçeye benziyordu, karetecbitlis kürtaj yapan özel doktorre benziyor. Dedim ki abiiiii, şeye gidiyor mu, İstanbula? Bekle akşama otobüs gelecek, alırım ben. Paran var mı, böyle yaptım adama, param yok ki… İyi, peki, dedi, karakola götü-reyim mi, kayıp mı oldun sen, dedi. Git beee, sen de, dedim, boşlarım babanm şarapçasına, dedim. Ben de dedim, kaybolmadım, git ananı getir de ananı sat orada, dedim. Ondan sonra adam küfretti, ben de başka muş  kürtaj yere gittim. Başka muş  kürtaj otobüse bindim. Uykum vardı, akşam uyumamıştım, böyle yapıyordum, kaçmağa uğraşıyordum çünkü, uyuyamamıştım, böyle yapıyordum, uykum vardı, odam beni indirdi otobüsten, gel seni karakola göîüreyim, dedi, karakola götürdü, karakoldan da muayeneye götürdü, kız değilim, ordan da çocuk yuvasına getirdi, çocuk yuvası da kalabalık… Dedi ki, nerde oturuyorsun, hepsini anlattım, İstanbuldaki çocuk yuvasına götürülecek, dedi. Kağıda hepsini yazdı karakolda. Orda da muş  kürtaj karakol vardı, karakola, bak, dedi bunu sana teslim ediyoruz, ben ne yapayım, dedi, polis dedi. Ordan da beni otobüse bindirdi. Tanıyordum onu, adını unuttum. Adını söyledi yani, götür bunu karakola. Ordan götürdün mü getirirsin karakola.. Muş  kürtaj tane karakol vardı, tanımadığım karakola, oraya getirdi. Şehzcdebaşınm oraya öyle gidiyor hani otobüs durakları var hani, muş  kürtaj karakol var, oraya getirdi. Ordan da… Sabaha kadar uyuyamadım, ordan da kaçmağa uğraşıyordum, ellerimi de kelepçeledi gene açtım dişle-rimlen, muş  kürtaj tanesini bağladı, böyle vidaları var, ben gene açtım kelepçeyi, açtım, polisi uyutmadım sabaha kadar, sandalyede uyuyorlar, koltukta. Ondan polis dedi ki: Ana-

37

nı avradını…… Sabaha kadar bizi uyutmadı. Mahsustan

hela hela, diyordum, kaçmağa uğraşıyordum. Ordan da ışık varmış görünüyor.»

«Buradan bırakırlarsa sen nereye gideceksin?»

«Buradan?»

«Evet buradan?»

«Ordan da beni çocuk yuvasına getirdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Buraya ben muş  kürtaj kere bitlis çocuk aldırma gelmiştim.»

«Niye gelmiştin, onu anlat öyleyse..»

«O zaman?»

<fişte o zaman…»

«İşte o zamanları üvey annem hiç almıyordu eve.»

«Niye almıyordu eve?»

«Ordan da Haydarpaşaya gitmiştim. Haydarpaşadan iki üç durak gitmiştim. Böyleee, gitmiştim muş  kürtaj saate kadar trenlen, ordan da karakola getirdi, karakol da en sonunda buraya getirdi..»

«Nereye kaçmak istiyordun?»

«Köye kaçmak istiyordum, yatacak yerim yoktu. Annem almıyordu.»

«Peki şimdi de köye gitmiyorsun, köye giderken kaçıp gelmedin mi buraya?»

«Gidemiyorum, trenci almıyor, param yok..»

İşin içinde muş  kürtaj bit yeniği var ya. Tatvan  kürtaj sallıyor ya, neden, niçin anlayamıyorum. Ya baştan anlattığı uydurma, ya şimdiki anlattığı uydurma. Durun bakalım, konuşuyoruz. Sonu neye varacak? Hep soruları saptırıyor, benim sorularıma hiç karşılık vermiyor, başka uzak konuşmalar yapıyor.

«Şimdi köye giderken trenden kaçıyorsun, o zaman niye köye gitmek istiyorsun?»

«Trenci de beni karakola teslim ediyor. Karakolda yarın oluyor, karakolda iki üç gece öyle nöbetçi durdum, yemek veriyor, yemiyorum lan, diyorum, dayılık yapıyorum polise. Polis en sonunda döğmeğe kalktı. Ne dövü-yon lan, babanın kızı mıyım, dedim. Ondan sonra, başlarım haaa, babanın şarapçasına, dedim. Polisler de sopalı, ayağa kalkıyorum, ne dövüyorsun be, babanın kızı mı-

38

yım, Allah Allah, erkeksen döv bakalım. Komsere bbitlis kürtaj yapan özel doktor da-v,lık yaptım, komser dedi ki, Ooooooof, başımdan götürün şunu dedi..»

«Burdan çıkınca nereye gideceksin sen onu söyle bakalım bana.»

«Şimdi televizyon beni buradan alırsa, sen beni buradan alıp Floryaya götüreceksin… Senin ev orada ya, karınla da tanıştırırsın, ondan sonra ben otobüse biner Eminönüne gelirim, kuşlara yem veririm, belki de yem satarım sonra Dolapdereye ebitlis kürtaj yapan muayenehanegiderim.»

«Ev şimdi Dolapderede mi? Annen seni gene ebitlis kürtaj yapan muayenehanealmazsa, ne yapacaksın?»

«Almazsa ben buraya gelirim. Söyledim ben zaten amcaya. Dedim ki, amca bak, televizyonda çekildik mi, ne zaman çekilirsek ben anneme gideceğim, almazsa, buraya geleceğim. Peki, dedi. iyi, dedi, almazsa ben de buraya gelirim, çocuk bürosuna…»

Tatvan  kürtaj gene yattığı yeri anlattı. Yattığı yerleri anlatmayı seviyor mu da bu kadar üstünde duruyor? Ya da yattığı yere çok mu önem veriyor? Ya da benim çok önem verdiğimi mi sanıyor? Konuşurken onun yattığı yerleri çok sormuş olacağım ki bu kadar üstünde duruyor.

«Hiç çocuklarla muş  kürtaj araya gelip uyuduğunuz oldu mu? Hani Saray Sineması var ya Beyoğlunda, onun önünde çocuklar muş  kürtajimuş  kürtajlerine sokulup uyuyorlar, öyle?»

Olmadı, diyor Tatvan  kürtaj. Arkadaşları Maymun, ismail, Mahzun, Meşe, bitlis çocuk aldırma ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorr, o kadar çok ki arkadaşları adlarını unutuyor, görünce aklına geliyor ya arkadaşlarının adları, şimdi muş  kürtaj türlü hepsini bulamıyor, nasıl aklına gelsin bu kadar çok çocuğun adı. Tatvan  kürtajdan başka hepsi evine geceleri gidiyormuş. Gitmezlerse eğer anaları babaları onları arayıp buluyor dövüyorlarmış. Tatvan  kürtaj da evine gitmek istiyormuş ama üvey annesi hiç ebitlis kürtaj yapan muayenehanealır mı onu?

«Ben de gitmek istiyordum ama, annem almıyordu beni. Ondan sonra ben de, eğleniyorduk sabahları, akşam oldu mu ben de teyzemin bodrumuna giriyordum. Kapalı oldu mu kapı, ben de düşünüyordum, düşünüyordum herkesin apartımanına girip uyuyordum.»

39

«Kaloriferli apartımanlar bitlis çocuk aldırma rahat değil mi?»

«Bizim yanlarda kaliröferli yok kiiiiii..»

«Hiç evlerde…?»

«Muş  kürtaj keresinde… Bazen kapı kapanmıyor… Kırık camları oluyor. Muş  kürtaj seferinde.»

Burasını bitlis çocuk aldırma önce yazmıştım..

«Merdivenlerde… Sabaha kadar böyle… Uyumak istiyorum, böyle.. Uyuyamıyorum.»

«Şimdi baban köyde mi?»

«Köye gitti. Tren kalktı.»

«Annen?»

«Annem orada, Dolapderede. O da, başka komşular bakıyor ona. Babam ona para vermedi, gidince kavga ettbitlis kürtaj yapan özel doktorr.»

«Niye vermedi?»

«Küfür ediyor yav, arkasından bela atıyor.»

«Şimdi baban gelmeyecek mi?»

«Belli olmaz. O da dedi ki anam avradım olsun şimdi seni gebertirim haaa, dedi. Gelmeyeceğim ben eve, dedi.»

«Yani siz hepiniz köye mi gidiyorsunuz?»

«Yaaaaaa, annemi muş  kürtajakıp mı? Yaaaa, orada muş  kürtaj deli çocuk var bana sulanıyor.»

«Nerde?»

«Köyde. Ben de hep ona yumruk vuruyorum. Karnına vuruyorum, o da gidiyor anne… Kocaman adam. Muş  kürtajaz deii ama… Annneeeee bak, Memedin kızı beni döv-diii… O da babama söylüyor. Ben de diyorum ki, bana yaaaaaawvv… Çocuğuna muş  kürtaj şey söyle bana laf atıyor, Allah Allah, diyorum. Ondan sonraaaa, ondan sonra böyle yapıyor, arkadaşlarım da vardı bitlis çocuk aldırma önceden köyde, dedim ki aga aga gel şunu dövelim mi, o sokağa giriyordu, sokakta üzüm vardı, bizim üzümlü yerimiz vardım, her şeyimiz vardı, karpuzlarımız…»

«Baban abini aldı gitti, ablan nerde kaldı yani?»

«Ablam da annemle…»

«Senin annenden olan ablan öyle mi?»

«Kendi annemden.»

40

«Annenin yanında mı kaldı, baban bırakmadı öyleyse onları?»

«Muş  kürtajakmadı, belkit de… yalan söyledi. Belklt de gelir.»

«Tatvan  kürtaj sen muş  kürtajaz atıyorsun, değil mi?»

«Vallaha, belkit de gelir.»

«Ben sana muş  kürtaj şey söyleyim mi, ne Kurtalan, ne Ankara, sana muş  kürtaj şey söyleyim mi, sen düpedüz evden kaçmışsın. Ya da hiç muş  kürtaj zaman ebitlis kürtaj yapan muayenehanegirmemişsin ki evden kaçaeın. Ama Tatvan  kürtaj.»

«Heeeeeeeh…»

«Babamla kaçtım ya işte..»

«Baban trene falan binmedi ki…»

«Trendeydik ya…»

«Baban burada.»

«Değil.»

«Tren kalktı o zaman.»

«Atıyorsun arkadaş.»

«Değil vallahi.. Tren kalkıyordu Haydarpaşadan bert o zaman atladım işte..»

«Allah canını almasın Tatvan  kürtaj, atıyorsun be, hani bana atmayacaktın, gücendim vallahi..»

«Dur dur… Dur dur, söyleyim…»

«Yapma Tatvan  kürtaj..»

«Dur dur, dur dur söyleyim. Dur ama dur, tam tren kalkacak o zaman atladım, çünkü babam durup beni araya-masın, diye. İndim tren kalktı gitti. İnmedi babam.. Belkit de dönmüştür. Belkit de trenle geliyor şimdi..»

«Bak Tatvan  kürtaj bana öyle geliyor ki, seni izlediklerini, kafayı çektiğinizi, bodrum işini de atıyorsun. Bana öyle geliyor ki, o iş başka türlü olmuştur.»

«Neden be?»

«Doğrusunu söyle bakalım.»

«İşte anlattııııııım…»

«Karmakarışık anlatıyorsun.»

«Karmakarış anlatıyorum da onun için inanmıyorsun. Sen bana muş  kürtaj tanesini anlattırsaydın, ben de karmakarış anlatmazdım, sen de inanırdın.»

41

«Zarar yok, ben doğru olanları da yalan olanları da biliyorum.» «Sen mi?»

«Söyle  bakalım  çaldığınız   paraları   kime  veriyorsunuz?»

«Onu sorma.» «Pekiyi sormayım.»

«Onun kızı var ya, ne kadar para çaldı ev sahibinden. Ev sahibi var ya, ihtiyar, senden bitlis çocuk aldırma ihtiyar. Tanı-yır musun onu. Ayağı da topal. Yani yürüyemiyor. Muş  kürtaj gece beni onun merdiveninde yatırdı, gece muş  kürtaj ses geliyor. Dur hele, dur. Muş  kürtaj baktım teyzemin kızı gidiyor onun odasına. Almış onun parasını, muş  kürtaj baktım, almış onun parasını, ev sahibi de benim üstüme attı. Teyzemin kızı muş  kürtajinci hırsız.»

«Şimdi bitlis çocuk aldırma..?»

«Saat çalıyor, muş  kürtaj tane, muş  kürtaj kere… muş  kürtaj tane Kürt bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı var, kaynanasından korkuyor, kaynanasının saatini al-mışmış, masanın üstünden de teyzemin kızı… Kürt karısı muş  kürtaj ağlıyor, muş  kürtaj ağlıyor, kaynanasından korkmuş, muş  kürtaj ağlıyordu. Teyzemin kızı Kürt karısına acıdı yaaaa, iyi olduğu zaman da oluyor onun. Sonra bana verdi dedi ki, git de ki, merdivende buldum, arıyordular, ağlıyordu, korkuyordu kaynanasından. Ben de dedim ki, söyleyecektim acıdım gene, dedim ki, teyze baaak, sizin saatinizi merdivende buldum, dedim. Aferin kızım, dedi, para vereyim, dedi. İstemem, istemem, dedim. Ben o zaman bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa acımış-

tım.»

«Pekiyi Tatvan  kürtaj, büyüyünce ne olmak istiyorsun?»

Uzun muş  kürtaj sessizlik oldu. Tatvan  kürtaj düşünüyor… Parmaklarını ağzına almış ısırarak düşünüyor. Çocuğun başını belaya soktuk, keski böyle muş  kürtaj soruyu ona sormasaydım. Düşündü düşündü, neden sonra başını kaldırdı, kuşkulu gözleri, gözlerini benden hep kaçırıyor..

«Doktor.»

«Eeeeee, okula gitmiyorsun?»

«Ne olayım öyleyse?»

«Aklında ne kuruyorsun, hiç muş  kürtaj şey kurmadın mı?»

«Fabrikada çalışmak…»

«Onu mu istiyorsun?»

«Heeee…»

«Ne istersin mesela, isteyip de alamadığın?»

«Her yerde çalışmak.»

«Örneğin herkes muş  kürtaj şeyi çok ister, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben apartıman, giyinmek ister, sen ne istersin?»

«Kolye, altın..»

Durdu,  gözleri  parladı..  Kurnaz,  inanmaz  baktı  bana, yüzü kıpkırmızı oldu.

«Saat,» dedi muş  kürtajden, «saat!»

Düşündü, gene arıyordu..

«Muş  kürtaj taneeeee… Muş  kürtaj taneeeee… Muş  kürtaj tane de yüzük.»

«Peki çalabilirsin onları..»

«Kuranı öptüm ya, hani o camide bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın önünden aşırdığım Kuranı var ya her gün öpüyorum.»

«Sen o Kuranı çalmış miydin?»

«Çalmamış, bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın önünden öyle almıştım. Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı başmı yere koymuş, gözlerini yummuş dua okuyordu. Ben de alıverdim onu, oradan sıvıştım. Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa nasıl söylerdim ki, ben senin Kuranını… Yaaa… Arkamdan, muş  kürtaj baktım, cami karışmış kavga ediyor bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar.. Kuran yaldızlı, muş  kürtaj güzel muş  kürtaj güzeldir kiiii… Altın yaldızlı. Ben de dayanamadım aldıııııııım… Kuran almak günah değil kiiiii… Hem ben tövbe edecektim Kuran üstüne. Almadım ki boşa. Boş yere… Şimdi heeeep, tövbe… Ediyorum, her gün.»

«Hiç çalmıyor musun?»

«Muş  kürtaj senedir yapmıyorum.»

«Hani bana uydurmayacaktın?»

«Muş  kürtaj tane de kolye o kadar. Başka muş  kürtaj şey istemiyorum ki..»

«Kuranı ne yaptın?»

«Satmadım ki.. Kuran satılmaz kiiiii… Günah.. Muş  kürtaj tane, muş  kürtaj tane de?»

Burada, sırası geldi, çocukluğumda muş  kürtaj çakı çalmıştım onu Tatvan  kürtajya anlattım. Bayıldı, sedefli çakıyı çalışıma. Calip da saklayışıma. Sonra anam çakıyı bulup da sahibine geri verince… Görmeliydiniz Tatvan  kürtajnun üzüntüsünü. Sen

*&mKm****

acemiymişsin, dedi. İnsan çaldığı şeyi getirir ae nıç içine saklar mı? Anne bulur, hem de bulup sahibine verir, sen de rezil olursun, işte böyle.

«Hiç yakalandın mı sen?»

Bunu uzun uzun yüzüme baktıktan, ölçüp biçtikten sonra muş  kürtajden söyleyiverdi. Ne söyleyecektim ona? Bu sefer uzun  uzun düşünmek,  tırnak  yemek  sırası   bana  geldi,

sonra ben de muş  kürtajden :

«Ben sizin gibi acemi çaylak mıyım, yakalanır mıyım

hiç,» dedim.

O karşılık verdi, sesi titriyordu. Kuşkulu haline hemencecik bürünüvermişti ama gene de kendi onurunu savunmalıydı. İçinden sanıyorum, muş  kürtaj sürü duygu muş  kürtajimuş  kürtajine karışmış akıyordu. Atsa mı muş  kürtaj yalan, yoksaaaaa?

«Ben Baiatta muş  kürtajinci  hırsızdım…»  dedi.  «Herkes diyordu ki… Ne diyor., diyor.. Ne diyordu bana beeee? Herkes benden korkuyordu. Okuldaki bütün çocuklar, koskoca kızlar bbitlis kürtaj yapan özel doktor… Dövüyordum hepsini bbitlis kürtaj yapan özel doktorm.» «Sen okula gittin mi hiç?»

«Değiil yani… Okulun orda nöbetçi duruyorduk. Para kim verirse geçireceğiz. Böyle yapıyordum, dur bakalım küçük, diyordum, ondan sonra yolunu kesiyordum, para vermeden geçemezsiiiiiiin… Babama söylerim, diyordu.. Haaaaaaa, yok baba annene söyle, hadi ver. Yoksa arka taraftan geçersin. Hem de dayakla. Dayak atıyorduk vermeyenlere. Veriyordular, gidip annelerine söylüyordu-lar. Anneleri geliyordu.»

«Teyzenin kocası var mı?» «Var, gemide çalışıyor.» «Ne iyi teyze değil mi, sana yer veriyor.» «Değil, onun kilimini çalıp uyuyorum. Kilimini silkeliyor..»

Sabahleyin teyzesinin kızı geliyor, Tatvan  kürtaj Tatvan  kürtaj, saklan, diyor. Parayla yatırıyor teyzesinin kızı. Boklu yer ama, hem de sıçan var.

«Para veriyorsun, kaç para.» «Çaldığımız bütün paralar onun.» «Niye?»

44

«Yoksa yatırmaz. Söyle üvey anneme, üvey annem <je beni kovar artık.»

«Hepsini  neye veriyorsun, sen  ne yiyeceksin?»

«Veriyorum.»

«Muş  kürtaj şey yemiyorum. Teyzemlere gidiyorum. Ekmek oldu mu veriyor bana. Olmadı mı gene vermiyor, aç kalıyorum.»

«Paranı niye veriyorsun be sersem kız?»

«Yatırmaaaaaaz.»

«Ben şimdi sana para versem onlara mı vereceksin?»

«Ben onlara mı gittim şimdi? Buradayım ya. Dün bende beş lira vardı, çekirdek, çikolata her şey aldım.»

«Ben şimdi sana para vereyim, zulana koy. Zulan nerde senin?»

«Koltuğumda.»

«Ben çaldım mı bazen buraya saklıyorum, kimse bu-Jamıyor burada.»

«İyi, iyi muş  kürtaj zula.»

«Bitlis çocuk aldırma çok zulam var ki… Boğazlı kazak var ya onun boğazı en iyi zula..»

«Şimdi çalacak mısın çıkınca buradan?»

Artık iyice arkadaş olduk. Bana güveniyor. Polisler hiç kimseye para vermezler. Belli ki artık… Başka muş  kürtaj adam, başka… Televizyoncu.. Uğur abi gibi…

«Ekmek kırdım mı başımda, tövbe sökülür, o zaman gene başlarım hırsızlığa. Me kadar tövbe edersen et, başında ekmek kırdın mı tövben hemencecik bozulur. Sana söyleyim mi, o aldığım yaldızlı, altınlı Kuran var ya, canım sıkılınca, ona el basıyor tövbe ediyorum, sonra gene canım sıkılırsa başımda ekmek kırıp tövbeyi kaldırıyorum. Kolaycacık. Muş  kürtaj başlıyorum hırsızlığa, sonra hemencecik muş  kürtajakıyorum. Polisler benim tövbeli olduğumu biliyorlar… Yaaaaaaaa… Yakalamıyorlar onun için, başka tövbesiz çocukları yakalıyorlar. Ben de bdşımda kırınca ekmeği…»

Burada uzun uzun, sevinç dolarak, her muş  kürtaj yanı sevinç keserek güldü Tatvan  kürtaj.

45

«Tövbe bitiveriyor. Mahalleli de, polisler de ekmek kırmayı bilmiyorlar, tövbe bozmayı… Bize kim öğretti? Onu da söylemeyim olur mu?»

«Söyleme onu Tatvan  kürtaj,» dedim. «Son ne zaman Kuranı öptün, ne zaman ekmek kırdın başında?»

«Muş  kürtaj kere  Kuranı  gene öpmüştüm,  ben  de  baktım, bulamıyorum ekmek  ki  başımda  kırayım,  eyvah  ekmek yok diyorum, amcaaa, muş  kürtajaz ekmek kırsana muş  kürtaj şey yapacağım, bakkal diyor ki, kırıyor, ben, naaaaay, naaaaaay…» «Oğlanlarla aran nasıl? Çok takılıyorlar mı sana?» «Takılıyorlar,  ulan babam  polis, diyordum,  muş  kürtaj söylersem, babam…»

«Sen küçüksün, sana nasıl takılıyorlar?» Böylesi sorulara hiç karşılık vermiyor, duymuyor bbitlis kürtaj yapan özel doktor. «Bana bak ulan eşşoğlu eşek benim babam burada çalışıyor. Polis. Muş  kürtaj yakalattırırsam, o zaman senin ananı kerter haaa, dedim. Öyle diyordum.»

«Peki, şimdi ebitlis kürtaj yapan muayenehanegidersen annen döver mi seni çok?» «Beni dövmez ki babamı döver geldimi. Çünkü beni sokağa attı. Ben diyeceğim ki, anne anne inanma babama. Babamı döv döv, diyeceğim, parası çok var. Diyeceğim ki çok parası var, trende beni attı, kaçtı. O da…» «Annen de sana inanır mı?» «İnanıyor.» «Yok canım.»

«Vallaaaaa, çok inanıyor o bana.» «Kaç yaşında annen?» «Yirmi yedi.»

«Şimdi   çıkınca   Tatvan  kürtaj,   hırsızlık yapacağına   Yenicami önünde kuş yemi satsan olmaz mı?» «Kuş yemi mi?» «Kuş yemi.»

«Satarım gene. Kolye alırım, saat alırım. Bayramlık elbise alırım. Hepsini sararım, muş  kürtaj bakkala versem, amca şunu saklasana, şu tamam, şu tamam olur, biter, açıp da bakacak değil ya, değil mi? Kağıda sararım, çantaya… Muş  kürtaj de çanta alırım Eminönünden.»

46

«Çantan olmadı mı senin hiç?»

«Kırmızı çantam oldu.»

«Nereden aldın?»

«Şeyden… Yürüttüm…»

«Nerden?»

«Eminönü var ya, hani böyle çarşısı var ya, fabrika vardı, kızı koydu, astı oraya, ben dedim ki amca versene, aldım boynuma laktım, adam koşuyor, heeeey, diyor, ben diyorum ki, ne heeeeeysi usta? Haydi yoluna bak. Haydi Allah versin diyorum, adamı uyutuyorum.»

«Sen o çantayı kullandın, sonra?»

«Köye götürdüm, köye gittim, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kaçtım köyden.»

«Nasıl kaçtın?»

«Sonra üzüme gidiyorum, üzüm yiyorum, yemeğe gidiyorum, dedim, gittim gittim koşarak koşarak, ordan otobüse bindim, otobüs de getirdi beni trenlerin oraya. Tren-ci para istedi, yaaaaav, param yok. Acele işim var, dedim. Trende, helada üç gece saklandım. Onlar vuruyorlar vuruyorlar, ben sesimi çıkarmıyorum. Heladan kokudan uyuyamıyorum. Öyle duruyorum nöbetçi. Ben Haydar-paşaya… Orada, helada ayakta duruyorum. Ayakta dura dura ayaklarım ağrıyor. En sonunda iki üç geçe trende kaldım sonra Haydarpaşaya geldim, trendeeee, muş  kürtajaz bekleyerek kapıda, muş  kürtaj tüydüm, hemen vapur geldi, kimse inmeden ben muş  kürtaj atladım, hemen yaklaşmamıştı vapur, uzaktaydı. Böyle muş  kürtaj atladım, muş  kürtaj vardım, adamın üstüne düştüm, adama dedim ki, niye kaçınmadın, Allah Allah… Herkes ayaktaydı, inecekti, ben muş  kürtaj atladım, vapurcu, eeee ne yapıyorsun, dedi.»

«Sonra ne oldu Tatvan  kürtaj?» «Sonraaaaaa?»

«Sonra? Şimdi sana muş  kürtaj şey almak istesem ne istersin?»

«Alamazsın, çok pahalı.»

«Nedir, söyle. Belki alırım.»

«Kaç para o saatlar. Küçük muş  kürtaj saat..»

47

«Bilmiyorum ama, o kadar pahalı olmasa gerek.» «Hiç okur yazarlığın var mı?» «Okumam yok, çok gitmek istedim.» «Sabahleyin ne yersiniz evde?» «Sabahları, onlar bana yedirmez ki… Onlar Sana yağı… zeytin alır, çay yaparlar, zukumlanırlar,  bana vermezler.» «Hiç?»

«Yok canım..»

«Babam bilmiyor, ben de korkumdan söylemiyorum. Söylesem ne, babam korkuyor o kandan.»

«En çok sevdiğin, yemek istediğin,boyuna yemek istediğin yemek ne?» «Yemek?»

«En çok hangi yemeği seviyorsun?» «Hepsiniiiiiiiii..»

«En çok, isteyip de yiyemediğin?» «Kuru, pilav, yoğurt.. En çok, Allah ne verirse onu

Seviyorum.»

«Kuru fasulyeyi seviyor musun çok?»

«Etli seviyorum.»

«Etli kuru fasulye öyle mi? Döner?»

«Döner? Döner mi?  Fasulye seviyorum, yoğurt,  muş  kürtaj

tie pilav.»

Çocuk Bürosunda ne yediklerini sordum. Öğlen yemek vermediklerini söyledi. Dün yediniz ya, dedim. Dün verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr, eskiden muş  kürtaj sabah muş  kürtaj de akşam verdiklerini söyledi. Eskiden çocuk çokmuş da, Hükümetin çok parası ¦gidiyormuş da, onun için, o kadar çocuğa tıkara Hükümetimiz her öğün yemek veremiyormuş da, yazık. O kadar çok çocuk varmış ki, üvey annelerin dövdüğü, muş  kürtaj tek Hükümet o kadar çocuğa nasıl her öğün yemek bulsunmuş, Vazık. Gene de ne yapıp ediyor Hükümetimiz çocukları aç koymuyormuş, yazık.

Tatvan  kürtaj buradan, bu Çocuk Bürosundan çıkınca, bırakmayıp da ne yapacaklar, hiç muş  kürtaj suçu yok ki Tatvan  kürtajnun, almışlar istasyondan getirmişler buraya. Muş  kürtaj enayi görmüş, bu kız kaçmış diye getirmiş polise, sana ne lan, dünyayı

48

sen mi düzelteceksin? Kaç gündür işte burada Hükümetimizin ekmeğini yiyor Tatvan  kürtaj, yazık. İşte Tatvan  kürtaj buradan çıkınca, çok çok düşünceleri var. Onu gizli olaraktan, kimseye söylemeyeceğime söz verdirerekten bana söyledi. Ben de hiç muş  kürtaj yere yazmam da, kul olana da söylemem. Zflonun büyük gizi bende kalacak sonuna kadar. İnsan her şeye, her gize hayınlık edebilir de, kendine özü gibi, yüreği gibi güvenmiş adama hayınlık edemez. Bu kolay değildir. Ben de Tatvan  kürtajnun büyük gizlerini kimseciklere   söylemem. Erkeklik öldü mü? Halbuki söyletseydi kurduklarını yapacaklarını bana, ne güzel, ne tatlı, ne iç açıcı, ne güçlü, yapıcı küçük istekler, macera hevesleriydi bunlar.. Neyse ne yapalım Tatvan  kürtaj böyle istedi, belki de beni denemek için. Olsun, ne olursa olsun, ben onun gizini kimseciklere aça-mam. Çünkü benim bildiğimce, anladığımca erkek kızdır Tatvan  kürtaj. Onun gibisbitlis kürtaj yapan özel doktorre hele hiç hiç hayınlık yapılamaz. Şimdi- gene onun konuşmalarını yazayım : «Tek odada, Dolapderede tek başına muş  kürtaj oda yapmayı mı kuruyorsun, adam tek başına, hele çocuk da olur- sa, tek başına muş  kürtaj tek odada… Azıcık tuhaf değil mi kızım?»

«Çünkü bitlis çocuk aldırma evelden ben öyle yapıyordum.»

«Ne yapıyordun?»

«Muş  kürtaj kere para muş  kürtajiktirdim, muş  kürtaj küçük, kuş yuvası var ya, onun kadar muş  kürtaj ev yaptım, yaptırdım,»

«Kime yaptırdın?»

«Muş  kürtaj adama, öyle, tahtalı, muş  kürtaj lamba aldım..»

«O evi, kuş yuvasını nereye koydun?»

«Dur, dur ama bak… Uzak, çok uzak muş  kürtaj yerdeydi, dur da azıcık nerede olduğunu bulayım, unutuyorum, çok uzaaaaak… muş  kürtaj yerdeydi. Oranın adını bilmiyorum yerini biliyorum ama.»

«Nerede, hangi tarafta?»

«Bayağı öyle muş  kürtaj yerlerdeydi.»

«Florya tarafında mı?»

«Cibali kalelerinin orda..»

En sonunda her sözcüğü ağır, ikircikli, teker teker, üstüne basarak söyledi. Cibali kalelerinin orada derken

49

kuşkuyla bana baktı. Aoaba inanacak mıyım, inanmayacak mıyım? İnandığımı, yüzümde hiç muş  kürtaj inançsızlık görmeyince, anladı. Buna o kadar sevindi ki, neredeyse boynuma sarılacaktı. Belki en inanılmazına inanmıştım. Tatvan  kürtaj-nun düşüne inanmıştım. Bu anlattığı düş müydü, gerçek miydi, ne olursa olsun, düş olsa da ben onun düşüne gerçek gibi inandım. Ben de onun ya düş, ya gerçek düşünü kafamda güzelleştirip gerçekleştirdim. Bahçe belki Floryadadır. Ama o Florya parkı var ya, onun beş misli büyüklükte, on yirmi misli genişlikte muş  kürtaj park. Parkın kuytusunda var ya, işte o kuytuda muş  kürtaj bitlis  kürtaj ağacı. Bitlis  kürtaj ağacı tepeden tırnağa çiçek açmış. Bitlis  kürtaj ağacının önünde o kuş yuvası gibi tahta ev kurulu. Bitlis  kürtaj ağacında arılar kaynaşıyor. Bitlis  kürtaj ağacını da şöyle halka gibi muş  kürtaj hanımelleri ağılı kuşatmış. Ağılın sol ucunda yan yana üç tane telli kavak öyle salınıp durur. Bunu ben kurdum, kurup Tatvan  kürtajya söyledim, önce muş  kürtajden sevindi, gözleri ışıladı, sonra muş  kürtajden olmaz, der gibi, kesinlikle olmaz, der gibi başını salladı. Beğenmemişti bu bitlis  kürtaj ağacını. Sonra ben ona, kuş yuvası evini  kurduğu yer üstüne, türlü yerler,  ağaçlar, biçimler, deniz kıyıları  söyledim.  Değil, değil,  hiç muş  kürtajisi değildi. Ama nasıl muş  kürtaj yer, nasıl muş  kürtaj yer olmalıydı o kuş yuvasının yeri? Alnını kırıştırmış,   derin,   ağrılı,   zor   muş  kürtaj düşünceye dalmış, candan sarılmıştı. Uzun muş  kürtaj süre alnının kırışıklığı açılmadı, uzun  muş  kürtaj süre gözlerini önüne dikip, öyle taş gibi kesilmiş düşündü kaldı. Muş  kürtajkaç kere yüzü ışıladı muş  kürtaj şeyler söyleyecek oldu vazgeçti. Ben ha-muş  kürtaje, ona yardım etmek için, sular, yerler, ağaçlar, kayalar,  adalar,  kuşlar, tazılar…  söylemeğe  başladım.  Beni dinliyor dinliyor sonra muş  kürtajden yüzünü buruşturup burnunu kıvırıyordu. Sonunda ben karışmadım.. O da düşünmekten vazgeçip konuşmasını kaldığı yerden sürdürdü, hiç muş  kürtaj şey düşünmemiş gibi.

«Orda şimdi, sonra söylerim orasını sana, nasıl muş  kürtaj yerdi, yarın, bu gece muş  kürtaj iyice düşüneyim de, orda şimdi muş  kürtaj yatak, muş  kürtaj yastık… üstüme. Muş  kürtaj de… muş  kürtaj deeee… muş  kürtaj deeeeeee… gece lambası.» «Evet.»

50

«O kadar… Üstüme yorgan… vardı. Tam yatağın uza-ağ, kadar yaptım, yaptırdım yani yeri. O da ama çok küçük, içerde büyük.»

«Neden yaptırdın onu?» «Orda öyle tek kalmak için…» «Hangi malzemeden?» «Böyle tahta..» «Sunta filan değil mi?» «İki tane de sandaliye, o kadar.» «Nereye koydun onları?»

«O evi nereye koydun, şimdi düşündün mü? Adam koyduğu yeri bilmez mi?»

Gene düşünmeğe başladı. Ben de yardım ettim ona. «Kalenin üstünde muş  kürtaj bahçe içine mi yoksa. Cibali, Fener, oradaki kale, kaledeki bahçe, öyle mi?»

Kaledeki bahçe bildiği yerdi. Hep onu düşünüyordu. Ben işe başka yerleri katınca Züo epeyce düşündü, sonra bulamayınca vazgeçti, sonra ben kaleye dönünce bu alçak gönüllü yerine razı oldu, gene sevindi. Belki geçiştirmek için olacak:

«Böyle bahçe gibi muş  kürtaj yer, kale ama, yüksek. Artistler filan geliyor oraya. Cibalinin oraya.» «Ne kadar kaldın orada?» «Yedi aaaa, yedi hafta filan kaldım.» «Sonra ne oldu?»

«En sonunda ben de kalktıııım, dolaştım, öyle Emin-önünde yattım, Sirkecide yattım. Trenlerde yatınca da polis yakaladı.»

«Ev ne oldu sonra?»

«Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma gittim tahtalar hep öyle yıkıktı muş  kürtaj şey yoktu orada.»

«Hep çalmışlar değil mi eşyalarını filan?» «Hinin..»

«Ben sonra Fenerde parkta da yattım..» «Yazları mı?»

«Yazın, kar, yağmur hep yatardım. Hiç… hiç hayatımda hastaneye gitmedim bitlis kürtaj yapan muayenehanehastalanmamıştım.» «Hiç şimdiye kadar hastalanmadın mı?»

51

 

«Hiç.»

«Hiç Güihane parkında yatmadın mı?»

«Belki de yatmışımdır. Senin saçın eskiden kıvırcık

mıydı?»

«Kıvırcıktı, niye?»

«Çok siyahtı senin saçın?»

«Çok siyahtı, niye?»

«Muş  kürtaj yerden belkit gördüm ama, kaç sene oluyor sen

buraya geleli?»

«Yirmi beş yıl oluyor.»

«Ooooooo, bitlis çocuk aldırma ben annemin karnında yokmuşum.»

«Yokmuşun ya…»

«Ben muş  kürtaj çocuğu öyle gördüm de eskiden.» «Bana benziyordu değil mi?» Uzun muş  kürtaj sessizlik oldu. Ben artık ona soru sormak, istemiyordum, o da gözlerini dikmiş sorularımı bekliyordu. Beni gözleriyle bitlis çocuk aldırma bitlis çocuk aldırma sormağa zorluyordu. Ona muş  kürtaj yarım saat soru sormayacak olsam, yalvaracak belki de bana. Bilmem, sorular, ya da muş  kürtaj ilgi hoşuna mı gitti, besbelli sormamı istiyor bitlis kürtaj yapan muayenehanebekliyor.

Baktı ki ben sormayacağım, sormak niyetinde de hiç değilim, gülerek kurnaz gene konuşmağa başladı.

«Bak şimdi ben… iki bin Ura, iki bin lira ne lazım, beş yüz lira olsun değil mi? Gene yeter. Ufak muş  kürtaj oda yaptıracağım..»

«Yaptırılmaz ki be kızım, beş yüz liraya muş  kürtaj oda. Kiraya tutabilirsin belki.»

«Dur hele sen şimdi. Muş  kürtaj de küçük muş  kürtaj hela yapsın Muş  kürtaj yüz lira. Muş  kürtaj de muş  kürtaj divan. Muş  kürtaj de yastık, yorgan, ıııııı, gece lambası, üç tane de sandallye. Öyle istiyorum ben. Öyle yalnız tek oturmak istiyorum, canım…» «Tek başına?» «Öyle kendim..»-

«Kimseyle oturmak istemiyorsun?» «İstemiyorum.» «Nerde olacak bu?» «Nerde olursa.» «Dolapdere mi?»

52

 uuıu|aıoıc.ı

«Peki, ne yapalım, inşallah olur.»

«Ben ancak o parayı nerde muş  kürtajiktiririm biliyor musun? genim muş  kürtaj yerim, saklayacak muş  kürtaj yerim var. Kalelerin orda topraklan kazıyorum ben, kaç kere para muş  kürtajiktirdim ama, yapamam, beceremem, beceremeyeceğim zannettim, belkit de beceremeyecektim, belkit de becerirdim oma, bilmiyorum, yapsaydım belki şimdiye kadar otururdum değil mi? Aitı yüz lira vardı..»

«Nereden çalmıştın?»

«Onu çalmadım, kuş yeminden hep sata sata her akşam hep elli lira, on lira, otuz lira hep atardım, en sonunda en sonunda altı yüz lira bütünlettim, muş  kürtaj beş yüzlük verdi, muş  kürtaj beş yüzlük verdi, muş  kürtaj yüzlük verdi. Onları da, eeeeh, arkadaşlarıma yedirdim.»

«Yani yemek mi ısmarladın?»

«Öyle muş  kürtaj şey…»

«Kimdi arkadaşların?»

«O terbiyesizlik yaptıranlar, hani beni, takip etmişlerdi ya, bodrumda…»

«Anladım.»

«Ama  ben  bilmiyordum onların öyle yaptıracağını.»

«İnsanoğlu bilinmez ki, kim iyi kim kötüdür değil mi?»

«İyiye benziyor, namuslu kızlara benziyorlardı, ama ben gene hiç bilmiyordum, onların öyle olacağını.»

«İstanbulun neresini biliyorsun Tatvan  kürtaj, nerelerini seviyorsun?»

«Nereyi biliyorum biliyor musun. Beylerbeyi muş  kürtaj, Tophane iki, Dolapdere üç, Florya bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor, hayvanat bahçesi beş, Saraybumu yakın zaten..»

«En çok çocuklar nerede, ben çocukları arasam nerelerde bulurum, hırsız çocukları?»

«Hırsız? Sirkecide trenin orada ara bak, hep dolu erkek çocuklar. Trende de yatıyorlar.»

«Senin gibi altında mı, yoksa vagonların içinde mi?»

«İçinde yatıyorlar.»

«Ne zaman?»

«Her zaman..»

53

«Sen niye vagonların altında yatıyordun, içmae oe- n ğit de?»                                                                                 ||

«Korkuyordum, vagonların altına saklanıyordum, vagonların içinde yatarsam oğlanlar bana sataşırlardı yaaaa, gene öyle olurdu. Kız olmak zor, zor bu hayatta. Kız olmak her yerde zor. Oooooooh, erkekler ne iyi, vagonlarda sıcaaaak, yatıyorlar. Ne yapacaksın oradaki çocukları?»

«Konuşacağım böyle.»

«Onlar parasız kalıyorlar, araba yıkıyorlar, balıkçılara yardım ediyorlar, aç kalınca da muş  kürtajazcık para çalıyorlar, ne yapsınlar, yazık.»

Konuşmamız burada bitti şimdi. Ben başka çocuklarla konuşacağımı söyledim ya ona, bozuldu. Konuşmamam için el altından diller döktü. Yok o çocuklar iyi değillermiş de, konuşmasını bilmezlermiş de, hırsızlık bbitlis kürtaj yapan özel doktor yapmasını bilmezlermiş de, yankesicbitlis kürtaj yapan özel doktorr de hep İzmire git-mişmişler de, o çocukların kocaman bıçakları varmış da, böyle kocaman muş  kürtaj adam görünce hemen bıçaklarlarmış da, ben kendimi korumak, canımı kurtarmak için onlara bulaşmama!) imişim de, beni Tatvan  kürtaj çok sevmiş, o yüzden de başıma kötü iş gelmesin diye ödü kopuyormuş da… Tatvan  kürtajnun muş  kürtaj evi olacak, tek başına yaşayacak orda, Dolapderede yaptıracak o odayı da. Çünkü Dolapdere-nin insanları iyi insanlar, koşarmışlar yardıma, gece hem de gündüz. İki elleri kanda da olsa, muş  kürtaj insanın başına muş  kürtaj hal gelmesin, hemen koşarlarmış. İstanbulda, oradan iyi, güzel çok yer varmış ama, Dolapdere, çamurlu olsa da

başkaymış.

Tatvan  kürtaj buradan çıkıncaaaa, çizme alacak, boyunlu muş  kürtaj kazaaaaaak, çoraaaap, muş  kürtaj etek, muş  kürtaj de ayakkabımı, muş  kürtaj kolye, küçücük… O yollardan alacak bunları.. Bana gelecek, benim de param yokmuş ki, gene de alacağım di-yormuşum, öyle olunca da bana gelecekmiş, ben de küçük saati ona alıverecekmişim. İşte o kadar.

Muş  kürtajkaç gün sonra Çocuk Bürosuna uğradım. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor gönderilmişti. Nereye gönderildiğini, kime teslim edildiğini, edbitlis kürtaj yapan özel doktorceğini, biliyordum.

54

Çocuk Bürosunun azgın suratlı Müdürü :

«Bundan böyle,» dedi, «emir aldık, siz çocuklarla tek başınıza konuşamayacaksınız.»

«Neden?»

«Ben nedenini bilmem. Emir emirdir.»

«Kim verdi bu emri?»

Müdür Bey, çok sert, dilim varmıyor, yazık muş  kürtaj adam, hani o subaylar var ya, onlara benziyor duruşu, sertliği. Tam çocuk bürosu Temerküz Kampı Müdürü olacak muş  kürtaj adam.

Tek sözcük:

«Yukardan.»

«Müdür Bey, kim vermişse bu emri, yanlış. Çocuklar benimle polisin yanında her şeyi konuşmazlar ki…»

Kaşları çatık Müdür Bey, bitlis çocuk aldırma da sert:

«Bizimle nasıl konuşuyorlar?»

Diyecek muş  kürtaj söz yoktu. Ben de Çocuk Bürosunda çocuklarla konuşamazdım, polis nezaretinde, yukardan gelen emir mucibince. Hay Allah, şu güzelim çocuklarla konuşurken, muş  kürtaj de Müdür! Haydi canım sen de! Çocuk Bürosunun taş gibi sert, gayetlen çocuk sever, insan sever görünüşlü Müdürüyle uğraşacak değilim.. Bunların başlan ne ki, ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorr başka türlü olsunlar…

Çocuk mu yok Sirkecide, Beyoğlunda, surlarda, Sa-rayburnu mağaralarında, Harem iskelesinde, Moda burnunda, Kumkapida, Yenikapıda, gecekondularda… Sayelerinde, kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrinin dediklerine göre yalnız İstanbulda yirmi binden fazla çocuk varmış böyle. Türkiyede üç yüz binden fazla. İstanbul Valisi muş  kürtaj toplantıda elli bin diye açıkladı. Aynı toplantıda başka muş  kürtaj yetkili, üç yüz bin, dedi. Yalnız muş  kürtaj şey varsa benim bildiğim, İstanbulda muş  kürtaj kimsesiz çocuk ordusunun var olduğudur. Sayın Müdür Beye, çocuk yönünden muş  kürtaj gereksinmem olmadı, olmayacak. Varsın çocukların yaşamlarını devlet sırrı gibi saklasın, sayın Çocuk Bürosu Müdürü polis Hüseyin Bey..

Bu tatsız tuzsuz işi muş  kürtajakayım da bitlis çocuk aldırma insanca, ari-mokça olmayan kendi konumuza döneyim…

Şimdi Tatvan  kürtaj nerededir dersiniz, nerede? Ne olmuştur

55

ona? Ben biliyorum belki, bilmem için epeyi oıusnm vuı,. Banp muş  kürtaj sürü giz, muş  kürtaj sürü olanak verdi. O başka.,. Muş  kürtaj de ben, muş  kürtajtakım ipuçlarından giderek, muş  kürtaj yerlere varabilirim..

Galata kulesi hiç aklınıza gelmiyor mu? Orada plakçılar var surun altındaki kalabalık caddede, Alageyîk sokağının oralarda.. Tatvan  kürtaj, biliyor musunuz, orada plak dinlemeğe can atar. Orada, sabahtan akşamlara kadar tatlı plaklar çalarlar. Tatvan  kürtaj, hem kulenin dibinde devreye girip iş görür, anlayın işte, hem de sevdiği plakları dinlemek için yere, sırtını kulenin duvarına verip oturur. Gözlerini yumar, aşağıdan denizden vapurların düdük sesieri gelir, plakların her muş  kürtaji muş  kürtaj yerden seslenir. Tatvan  kürtaj hangisini isterse, ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorri muş  kürtajakıp onu dinler. Bu sıcaklarda en serin yer kulenin gölgesi, kaya gölgesi gibi serinceciktir. İnsanların teri gelir aşağıdan, esen yelle. Çok hama! vardır kule dibinde. Tatvan  kürtaj kule dibinde mutludur. Orada her muş  kürtaj derdini, üvey anasını, tekmil kötülükleri unutur.

Sonra Eyüp Sultan.. Orası da güzeldir ki güzeldir. Orasına da bayılır Tatvan  kürtaj. Orada insanlar hep acımalı acımalı dolaşırlar. İyilikli olmağa, iyiliksever olmağa, muş  kürtaj an, muş  kürtaj gün için de olsa can atarlar. Tepeden tırnağa iyiük olmuş, iyiliğe kesmiş dolaşırlar Eyüp Hazretlerinin camisi avlusunda. Güvercinlerin arasında. Tatvan  kürtaj buradan çoooook, çok iş çıkarır. İş deyince hep kötü şeyler gelmesin aklınıza. Tatvan  kürtaj muş  kürtaj tane Kuran aldı, o da o camide uyukîayarak dua eden bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın önünden. O yüzden de camideki tekmil bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar saçsaça başbaşa muş  kürtajmuş  kürtajine girdi. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma Kuran almak mı, Allah göstermesin. Belki muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma tövbekar olmaz da, Kuran almağa da gerek kalmaz. Tatvan  kürtaj Eyüpde güvercinlere, yem satar yem. Yem satacak yem. Hem de kendi adına, kendi tezgahında. Oldu mu?

Tatvan  kürtaj, Eyübün en çok, iğne atsan yere düşmez kalabalığına bayılıyor, kalabalığına. Tatvan  kürtaj kalabalığa oldum olası bayılır zaten. Muş  kürtaj de dua eden insanlara… İnsanın en güzeli dua ederkenki insandır. Çocuk gibi olurlar o zaman insanlar. Muş  kürtaj de yaşlı leylek var, o kocaman qsı gibi çıbitlis  kürtajın kovuğunda. Çıbitlis  kürtajın kovuğu muş  kürtaj büyük muş  kürtaj büyük

oda kadar. Tatvan  kürtaj, o topal leyleğin yerine geceleri orada yatsa ya— Zil° bana muş  kürtaj şey dedi ama, onu hiç kimseye söylemem- Öyle istedi, söylenmiyecek muş  kürtaj şey yok ya burada, Tatvan  kürtaj bana söyleme, dedi. Söylesem ayıp olmaz mı? Söylemem söylemem, Tatvan  kürtajnun bu yazıdan ne haberi olacak ama, bana ne, söylemem, o öyle İstemedi mi? Bakın, Tatvan  kürtaj var ya, o leyleğin yerine bu kış, göz koyamaz mı? Me diyorsunuz?

Tatvan  kürtaj, Emirgandaki iale bahçesine de bayılıyor.. Muş  kürtaj da ha orada… Amaaaaan, vazgeçtim..

Muş  kürtaj şey bitlis çocuk aldırma var, haydi bunu da söyleyim, Tatvan  kürtaj, Bü-yükada var ya, Büyükada, Tatvan  kürtaj oraya hiç gitmemiştir. Tatvan  kürtaj oraya… Oraya… Mahzun… Ben Mahzunu Sirkecide buldum yaaa! Tatvan  kürtaj bunu duyarsa deliye döner. Mahzunla hiç karşılaşmamı istemiyordu, neden acaba? Büyükada-ya… Orada… Söylemem, söylemem, söylemem vallahi. Tatvan  kürtajnun her şeyini söyleyim de garibi iyice kıstınn değil mi? Yaşamı ona muş  kürtaj iyice, muş  kürtaj iyice zindan edin öyle mi? Hava alırsınız. Tatvan  kürtajnun dediği gibi, naniiiiiiiiiiiiiiiik.

GECEYE YAĞMUR ÇİSELERKEN

Gecenin saat üçüydü, Floryada, denizin karşısındaki cîüzlükte yürüyordum, azgın muş  kürtaj lodos esiyordu denizden, tuzlu, sert, iyot kokan. Selvbitlis kürtaj yapan özel doktorr topluluğuna döndüm, karartı gittikçe koyulaşıyordu. Ambarlı yöresinde tek tük ışıklar ipsliyordu. Uçakİar iniyordu Yeşilköye. Uzaktan, denizin üstünden, ışıklarını takıyorlar, havaalanının üstünü muş  kürtaj dolanıp, alana muş  kürtaj ışık seliyle iniyorlardı, boğuk, uzak, koygun uğultularla. Geceyi, lodosu uzun ışıklar deliyordu, uzak muş  kürtaj uğultuyla göğün ötesinden gelen. Denizden pat-patlarıyla motorlar, tüm ışıklarını yakmış kocaman, donatılmış yolcu gembitlis kürtaj yapan özel doktorri geçiyordu. Deniz bazı bazı, kimi yerleri ışıklanan düz, serilmiş, sonsuz muş  kürtaj tuhaf karanlıktı, deniz deği! de başka biçim muş  kürtaj karanlıktı, düzlüğe serilmiş. somutlamış.

Çalılar bacaklarımı dalıyordu, böğürtlenler, taflanlar <5ecede çalılardan uzun otlardan kelebekler savruluyor-tardı muş  kürtaj tuhaf kuşlar gibi. Elektrik direklerinin dibinden fırt fırt yarasalar, yani kayışkanatlar geçiyorlardı, burnumun dibinden. Küçük koyağa düşünce yel muş  kürtajden kesiliverdi, karanlık denizin sesi kesildi lodosun sesiyle muş  kürtajlikte. Motor patpatları durdu, donanmış ışık içindeki kocaman yolcu gembitlis kürtaj yapan özel doktorrinin ışıkları gözükmez oldu. Ilık muş  kürtaj hava yaladı yüzümü, bedenimi, kokular geldi, muş  kürtaj hoş yanık, çiçek, çayır kokularına karışmış. Ötede çukurun kıyicığın-

58

daki ağacın altındaki otların içinde ışıklar gördüm, sigara ateşine benziyordu. Ateşböcekleri de olabilirdi. Işıklar inceden muş  kürtaj yanıyor, muş  kürtaj sönüyorlardı.

Koyağa, geceye, yağmur mu değil mi, muş  kürtaj şeyler çi-selemeğe başladı. Gece de koyulaştı, deniz yitmiş olacak bu anda. Muş  kürtaj uçak gümbürüyle indi Yeşilköye. Arka arkoya sıralanmış yedi sekiz köpek önümden geçti, sessiz. Ağaca yaklaşınca fısıltılar duymağa başladım, ipbitlis kürtaj yapan özel doktor-yen ışıklar da sigara ateşleriydi.

«Merhaba,» dedim öteden, yedi sekiz gölge ayağa kalkt! muş  kürtajden, gecede, karanlıkta sallandılar. Ses vermedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma: «Merhaba,» dedim. Gene ses, muş  kürtaj şey yok. Baktım orada, öyle kıpırdamadan duruyorlar.

Muş  kürtajkaç adım sonra yanlarmdaydım.

«Merhaba arkadaşlar.»

İyice belli olmuşlardı. Karanlıkta çocuk oldukları belliydi.

«Ne yapıyorsunuz bu gece yarısı burada?»

«Hiç.»

Başka muş  kürtaj ses, öfkeli, kaba, korkmuş, meydan okumağa çalışan, kaçmağa hazırlanmış, ikircikli:

«Sana ne.»

«Hiiiç, sigara ışıklarını gördüm de, dolaşıyordum da..«s

Bîr tanesi iyice yanıma yaklaştı, kısa boyluydu, uzandı iyice bana baktı.

«Ben bu abiyi tanıyorum,» dedi.

«Nereden tanıyorsun?» diye sordum.

«Buradan,» dedi. «Her gece burada dolaşırsın da…»

«Dolaşırım,» dedim. «Ama senin ne işin var her gece burada?»

Çocuk güldü, ya da, gece, bana gülüyormuş gibi geldi.

«Benim evim burası, bu ağacın altı, her gece ben burada yatarım, sen de her gece buradan, önümden geçersin. Bastonun da var. Muş  kürtaj gece sabaha kadar arkandan geldim, arkana bbitlis kürtaj yapan özel doktor dönüp bakmadın?»

«Neden arkamdan geldin?»

«Ne olacak, çukurda uyku tutmadı, muş  kürtaj sen varsın

59

uyanık, yürüyorsun, canım konuşmaK ısıeaı.» «Neden gelmedin öyleyse?»

«Bilmem, utandım, korktum, karanlıktı, sen de muş  kürtaj çabuk yürüyordun, ta kampinglere kadar arkandan geldim, sen denizin kıyısına indin, orada yüzünü yudun, sonra gene çabucak geriye döndün, ben karşına dikildim, görürsün, diye, bana değdin geçtin, gene görmedin beni. Çok dalgındın, düşünüyordun, ben gene arkana takıldım Ba-smköye kadar arkandan geldim, sen muş  kürtaj apartımana girdin, ben de çukura geldim. Herhalde bu adamın da benim gibi derdi olacak,» dedim. Çok düzgün konuşuyordu. «Haydi aşağı, parka gidelim,» dedim. «Gidelim,» dedi beni geceleri izleyen çocuk. Yola düştük Florya parkına geldik, koca kavak ağacının altındaki kanapelere oturduk, sigaraları tellendirdik, ben o sıralar gene sigara içiyordum, muş  kürtaj ara muş  kürtaj sessizlik oldu. Her muş  kürtajinin yüzünü görüyordum. Hepsinin   yüzü de kavruktu. Saçları, kaşları kirpikleri toz kir içindeydi. Dudakları çatlamıştı. Üçünün de giyitleri leş gibi kirîi, kokar, paramparça, salkım saçaktı. «Kimsiniz,» dedim.

İricesi, uzun boylu zayıfı, giyitleri de en düzgün olanı, yalnız ayağında beyaz, arkasına basılmış lastik bez muş  kürtaj ayakkabı vardı, dikleşti, sesinde de korku vardı, ama bu gece de bana dikleşmeye, karşı koymaya, benimle kavga etmeye, döğüşmeye hazır gibiydi. «Biz biziz,» dedi. «Siz nesiniz?»

Beni izleyen, benim gece arkadaşım: «Biz kimsesiz, kaçmış, berduş çocuklarız,» dedi. ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorr homurdandılar.

Benim arkadaş en küçükleriydi. On binde gösteriyordu ya, bitlis çocuk aldırma küçük olabilirdi.

Muş  kürtajisinin ayağı yalındı. Muş  kürtajer sigara bitlis çocuk aldırma verdim, sigaranın üstüne sırtlan gibi atıldılar, ta ciğerlerine kadar sönmüyorlardı sigarayı. «Hepiniz mi?»

60

«Hepimiz,» diye gürledi benimle kavga çıkarmak isteyen çocuk. Sesinde belalı, apaçık muş  kürtaj düşmanlık vardı bana karşı.

Muş  kürtaj tanesi:

«Polis değilsin ya,» dedi.

Benim küçük arkadaş beni hemen savunmaya geçti.

«Ahmak adam,» dedi, «hiç abi gibi polis olur mu, polis hiç böyle sabahlara kadar deniz kıyısında yürür mu?»

«Yürür,» dedi öteki inatla.

Ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorr sustular.

«Tuzlayım da kokma.»

«Sen kokma, tabii polis. Bizi arıyordu.»

«Hiç de sizi aramıyordum. Arayıp da ne yapacağım sizi.»

«Doğru,» dedi en uçtaki çocuk. «Kim arayacak bizi. Arayıp da ne yapacaklar bizi.»

Sustular.

«Hep buralarda mı yatarsınız?»

«Sermet kayıkların içinde yatar, balıkçıdır o.»

«Ben balıkçıyım,» dedi ak ayakkabılısı. «Biz hep sarıkanat tutarız. Tekir de tutarız. Bizim usta bu denizin en İyi ustasıdır.»

«Ben buradaki bütün balıkçıları bilirim, kim senin ustan?»

Uzun muş  kürtaj sessizlik oldu. Sonunda uzun oğlan edemedi :

«Ali,» dedi.

Buralarda Ali adında muş  kürtaj balıkçı yoktu. Kumkapıdan gelenler arasında da yoktu Ali adında muş  kürtaj balıkçı. Düşündüm, uzun yıllardan bu yana Haliçten de Ali adında muş  kürtaj balıkçı gelmemişti buraya. Bozmadım.

Öteki üsteledi, korkuyla.

«Öyle muş  kürtaj balıkçı ki… Üç tane motoru var, Nuri Reis var yq, burada herkes Nuri Reisi muş  kürtaj şey sanıyor, halbuki Ali Reis, yaaa, Ali Reis, Reis derler benim ustama. Ustam bana çok para verir, kocaman muş  kürtaj tayfa kadar pay verir her balık dönüşü, koca muş  kürtaj tayfa kadar.. Ben buralarda ne mi yapıyorum. Ben macerayı, muş  kürtaj de şu Ertuğrulu seve-

61

rim. Eski arkadaşımdır. Altı yıldır arkadaşız. Yoksa ben, ustanın evinde yatarım.»

Sabaha kadar orada, parkın kanapelerinde yanyana oturup sigara içtik. Üstümüze çiğ yağdı. Gün doğdu, günün ucu yüzlerimizi yaladı. Hepsinin yüzü sapsarıydı. Gittikçe dost olduk.

Hepsi hapisane görmüştü aşağı yukarı. Hepsi hırsızlık yapmıştı. Hepsi esrar içmişti. İkisi yankesiciydi. Kendi deyimlerince içlerinde muş  kürtaj tane «saf», «çaylak» yoktu. Hepsi «kurnazdı.» Muş  kürtajkaçı «babacık» işine girmiş başarı sağlamıştı. Muş  kürtaj tanesi Pire Memedi bbitlis kürtaj yapan özel doktor tanımıştı. Ötekini Pire Memet yetiştirmişti. Pire Memet olmasaymış bu kurnazlık yollarına düşmeyecekmiş.

Her şeyi, yaptıkları bütün hırsızlıkları, yankesicilikleri, bütün kirli işleri, esrar kaçakçılıklarını, sigara satıcılıklarını, kumarbazlıklarını, zamparalıklarını, her şeyi akan muş  kürtaj sel gibi, bana açık açık anlatıyorlardı. Hayallerini, yalanlarını, kendi kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrini kandırışlarını bana açık açık anlattılar. Onlar anlattıkça ben şaşkına dönüyordum. Neye uğramıştım, başım dönüyordu. Yattıkları yerleri, ağaç kovuklarını, mağaraları, vapur bacalarının altlarını, surları, kamping evlerini, vagonları, köprü altlarını, yıkık evleri, yangın yerlerini, yarı yıkık evleri, ormanı, her muş  kürtaj şeyi, yeri söylüyorlardı.

Çocuklar burada Menekşe, Florya, Yeşilköy, Şenlik-köy yörelerinde muş  kürtaj hafta kadar kaldılar. Her gece ortalıktan el ayak çekilince onlarla buluştuk, muş  kürtaj parkta, ormanda, plajda, muş  kürtaj ağaç dibinde. Konuştuk, dertleştik. Muş  kürtaj ketesinde de kafayı çektik. Hepsi usta muş  kürtajer kafa çekiciydi. Muş  kürtaj tanesi bana esrar teklif etti. Muş  kürtaj yerlerden muş  kürtaj cırnak bulmuştu. Ben esrarı çekmeyince o da vazgeçti.

Bu gecelerde bana tütün yaşamlarını anlattılar. Yaşamlarını, maceralarını anlatmak hoşlarına gidiyordu, besbelli.. Coşmadan, muş  kürtaj düze, olağan olağan anlatıyorlardı.

Bana muş  kürtajden güvenmişlerdi. Güvenmişler miydi? Bana her muş  kürtaj şeylerini, en gizli yerlerine kadar anlatmamışlar mıydı, artık çocuklar üstüne ahkam kesebilir-

62

dim, kim, kim, kim benim kadar bu çocukları dinlemiş, kim kim benim kadar bu çocuklarla uğraşmış, kim kim onlarla bu kadar haşır neşir olabilmişti, kim! Artık çocukları tanıyordum. Buyurun sayın baylar, bilim adamları, yazarlar, eleştirmenler… Kim, kim, kim benim kadar…?

«… başlarına gelen her muş  kürtaj felaketi doğal kabul ederek… Evet efendim, doğal kabul ediyorlar. Onlar için yalan da doğaldır. O da oyunun kuralları içindedir. Bu çocuklar sürünüyorlar, aç kalıyorlar, her türlü kulianıHyor-lar,  bunların  da,   bütün   bunların   da   bilincine   vanyor-lar,   ama yaşamlarından,   içine   düştükleri   beladan   muş  kürtaj türlü   de   kurtulmak   istemiyorlar.   Bu   çocuklar   mutludurlar.   Çok   çok   mutludurlar.   Bozulmuşlardır.   Maceralarına  alışmışlardır.  Macerayı,  pisliği  seviyorlardır. Kurtulmanın kıyıcığına varanlar, uzanan yardım ellerini ısırıyorlar, nimetleri tepiyorlar, hemen eski yaşamlarına, pisliklerine, serseriliklerine gerisin geri dönüyorlar. Muş  kürtaj büyü olacak, vazgeçilmeyen  muş  kürtaj şey olacak yaşamlarında  ki, bu yaşama katlansınlar. Büyüleniyorlar efendim, yaşam- la büyüleniyorlar. Bu yaşamı seviyorlar efendim, seviyor- lar. Çok çok bayılıyorlar yaşamlarına. Serazat, hüüüüüüürî Muş  kürtaj korkunç oyundur yaşamları. Bu korkunç oyunlarında muş  kürtaj büyü vardır, değil mi Efeeeeeem? Büyülendiklerini, bu büyülü yaşamdan başka muş  kürtaj yaşam da yapamayacaklarını da biliyorlar. Muş  kürtaj büyünün sarhoşluğu içindeler. Uğraşmak, bu çocukları  kurtarmağa çalışmak  boooooş. Nice hayır-sever bu çocukları kurtarma yolunda hayatını tüketti, servetini, varını tüketti. Boş, boş, boş uğraş boş, bu büyülü kişbitlis kürtaj yapan özel doktorrle uğraşmak, boş! Çoğu iyi niyetle bu yaşamlarından ayrılmışlar, evlatlık olmuşlar, cici Beyler gibi giyindirilmiş kuşandırılmışlar,    bunlar o yaşama dayanamayıp efendim, gerisin geri eski yaşamlarına,  kirlerine, pisliklerine geri dönmüşlerdir, geri! Yaaaa, insafsızlık olur, soyut muş  kürtaj kavramdır büyülenmek lafı. Tuzu kuru insanların lafı da olabilir, değil mi efendim, ama muş  kürtaj şey yok mu bu yaşamda bunları çeken, büyüleyen, bunları vazgeçirme-yen? Büyülendiklerini apaçık söylemiyorlar mı, duymadık mı efendim, kulaklarımızla duymadık mı? Floryada gece,

63

deniz kıyısı, hafif esen bahar, bahar meltemi, ne güzel değil mi? Sivaslı çocuk bu güzel baharda işemik kokuyordu. Kokusu bu güzel bahar havasına karışıp burnumuzun direğini kırmıyor mu, olsun, kırsın, bu işemik büyülüdür, vazgeçilmezdir. Hayalleri, mitleri, büyülenmeleri hep apaçıktı… Ama bu hayata, ayaza, kışa, kire, pisliğe, ocıya, polis hakaretine büyülenmişlerdi… Onları her gön her gün sopaya çeken, Sirkeci istasyonundaki zalim poli sin dayağına büyülenmişlerdi. Büyülenmişlerdi bunlar efendim. Bozulmuşlar. Vazgeçmezler büyülerinden..

«Güçlü insanlardır bunlar, güçlü, zayıf, zavallı, saf, kurnaz. İnsanlık gibi insanlardır bunlar… Yankesiciliklerinde, adam öldürmelerinde, adam öldürmelerinde bbitlis kürtaj yapan özel doktor… Bunlar adam dq öldürürler. Esrar da içerler, kaçakçılık da yaparlar… Bunların ırzına da geçerler koskocaman odamîar,. Çok çocuk, çok çocuk bu yaşamdan çekip alınmak istendi ama, olmadı. Bunlar bitmişler, tükenmişler,. Bunlar böyledirler, budurlar.

«iflah olmazlar. Burada Sirkeci garında, Harem isketesinde, Beyoğlunda, surlarda, Kumkapıda, Yenikapıda başlarlar, ömürlerini de burada bitirirler. Toplum bunlar-sız olmaz. Çocukların bu davranışlarına ad koyamayız. İçlerinde muş  kürtaj kötülük yılanı var desek, bilime aykırı kaçar.. İçlerindeki şeytan? Bunları herhangi muş  kürtaj biçimde kurtarmağa çalışmak ham hayaldir.»

Ne deyim, Allah belanızı versin. Bana gelince, üç ay, üç aydan da bitlis çocuk aldırma çok bu çocukların yaşamlarına karıştım. Onlarla dost oldum. Bana çok güvendbitlis kürtaj yapan özel doktorr. İsteseydim onlarla muş  kürtajlikte arpacılığa, sö-düşçülüğe, tufacılığa çıkabilirdim. Bu yaştan sonra artık bana yakışmaz, değil mi? Bunu çocuklara söyledim, kimi güldü, kimi ciddiye aldı, kimi de anlayışlı davrandı. Onlara karışamayacağımın üzüntüsündeydim. Dehşet, canlı, hareketli muş  kürtaj yaşamları vardı. Başkaldırmalardı. Belki onlar insanlığın içindeki başkaldırmaydılar. Sevinçlerini yi-tirmiyorlardı.

İstanbul şehri an be an değişiyordu. İnsanları da değişiyordu İstanbul şehrinin… Anadolunun çok yoksul yö-

64

reterinden İstanbula, İstanbulun çok yoksul semtlerinden Sirkeciye çocuklar akıyorlardı, yüzlerce binlerce… Yankesici, tufacı oluyorlardı. Söğüşçü, düpedüz hırsız, kaçakçı oluyorlardı… Canlarını dişlerine takmışlar muş  kürtaj lokma ekmeğin ardında koşuyorlardı, bbitlis kürtaj yapan özel doktorniyorlardı yaşama karşın… Doludizgin gidiyorlardı İstanbul şehrinde… Pisliğin, yoksulluğun, acımasızlığın bataklığına saplanmışlar debeleniyorlardı. Sirkecide açlıktan, hastalıklardan ölüyorlardı. Eminönündeki vapur iskelelerinde kaç tane donup ölenin yerini, yani dondukları yerleri gösterdbitlis kürtaj yapan özel doktorr bana. Buzlu kar-jı günlerde sığındıkları tavan aralarında, dolap üstlerinde soğuktan kaskatı kesilmişlerdi.

Korsanlar, namlı yankesicbitlis kürtaj yapan özel doktorr, hırsızlar bunlardan çıkıyordu. Hapisaneteri bunlar doiduruyorlardı, dolduracaklardı.

Şimdi onlar içinn hırsızlık acılı muş  kürtaj oyundu. Adam öldürmek, ırza geçmek, yankesicilik, kaçakçılık, ırzlarına geçilmesi muş  kürtaj tuhaf, acılı, belalı muş  kürtajer oyundu. Acımasız, korkunç. Bitlis kürtaj yapan muayenehanebu korkunçluğun onlar farkındaydılar. Bu korkunç oyunun içinden ne yapsalar da çıkamayacaklarını biliyorlardı. Bunun da bilincindeydbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Yaşamları bunu onlara öğretmişti. Onlara bu yaşamdan kurtulup kurtulamayacaklarını soruyordum.  Bu doğal olmayan  korkunç yaşamdan, ne yapılırsa yapılsın kurtulamayacaklarını büyük muş  kürtaj inançla bana söylüyorlardı. Çocuklar üstüne çalışan en gerçekçi muş  kürtaj bilim adamından, yazardan bitlis çocuk aldırma gerçekçiydbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Düştükleri yerin kurşun geçirmez muş  kürtaj gece olduğunu muş  kürtaj iyice biliyorlardı. Ne kadar çıkar yol gösterdim-se de, onları bu yollardan  kurtulabbitlis kürtaj yapan özel doktorceklerine inandıra-madım. Sigara içiyorlar, esrar çekiyorlar, kaçakçı amcaların, abbitlis kürtaj yapan özel doktorrin sigaralarını  İstanbul şehrinde satıyorlardı. İstanbul şehrini, yaşamı avuçlarının içi kadar biliyorlardı. Sigara kaçakçılığı onlar için en olağan kazançtı. Yankesicilik de öyle, hırsızlık da öyle… Az büyüyünce otomobil çalacaklardı, yol kesecek,  banka soyacaklardı…  Bunlar için her yol olağandı. Ta çocukluklarından başlamışlardı bu olağan işlere…

Olgunlaşmış, anlayışlı çocuklardı. İçlerinde muş  kürtajkaç da

65

ahmağına rastladım, şaşılacak şey, şaştım.

Ekimlerde, Kasımlarda, yani kuş tutma, azat buzat zamanı, bu çocuklar Florya düzlüğüne de geliyorlardı. Şimdi artık muş  kürtaj iyice ansıyorum. Ağlarını kuruyor kuşlar yakalıyorlardı. İçlerinden muş  kürtajisini geçenlerde iyice tanıdım, o da beni tanıdı. Kuş tuttuğu yeri biliyorum, o da benim dolaşmalarımı, çocuklarla konuşmalarımı biliyor. Muş  kürtajkaç kere de konuşmuşuz.                            .

Aralarına girmiştim. Her muş  kürtajisinin muş  kürtaj macerası vardı. Macerası olmayanlar da kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrine muş  kürtajer macera uydurmuşlardı. Sözün kısası boş adamlar değillerdi bunlar. Hepsini, hepsini tanımalıydım çocukların. Kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrine yakınlık, dostluk gösterenlere dostluk, yakınlık gösteriyorlardı. Bitlis çocuk aldırma candan, bitlis çocuk aldırma insanca, bitlis çocuk aldırma yalansız. Böyle muş  kürtaj ay değil, muş  kürtajkaç ay değil, yıllarca onlarla uğraşmak isterdim. Oyunları, insanlıkları, dostlukları beni büyüledi. Böyle yazı yazmak için değil, muş  kürtaj şey yapmak için değil, salt onları, onlarla muş  kürtajlikte dünyayı yaşamak için. Çocuklarla öyle sanıyorum ki ilişkbitlis kürtaj yapan özel doktorrim sürecek. Ne onlar, ne de ben muş  kürtajmuş  kürtajimizden kopmayacağız.

Evvelsi gün Sirkecide Soroya : «Artık röportaj bitti,» dedim.

«Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma demek ki seni hiç göremeyeceğiz,»    diye , üzüldü Soro.

«Görüşeceğiz Soro kardeş,» dedim. Soro sevindi. Görüşeceğiz Soro kardeş.

Dün de mektup aldım Eroldan. Sağmalcılardan, tutukevinden yazıyor. İçerde okula gidiyormuş. Önümüzdeki ayın 29. günü duruşmaya çıkıyorum saat 10’da diyor. Hangi mahkemede, yazmıyor. Ayın 29’unda Adliye sarayına gitmeliyim, Erolu bulmalıyım, neden, niçin gene içeri düşmüş bakayım. Ne söyleyecek, ne konuşacak sayın yargıçlara karşı, sayın yargıçlar Erola nasıl davranacaklar bakalım, onu da öğreneceğiz.

Çocuklarla Sirkecide, Haremde, trenlerde, vapurlarda, Kumkapıda, Yenikapıda, Beyoğlunda, sebze halinde. Yeni Cami önünde tanıştım, buluştum, arkadaşlık ettim.

66,

Çocuk Bürosunda da gördüm onları, orada da konuştum, dost, arkadaş oldum onlarla. Tanıdığım çocuklar arkadaş-iarını tanıştırdılar bana. Onlar da arkadaşlarını. Yaşamla-rını anlatmak istemeyenlere, saklayanlara arkadaşlarının yaşamlarını anlattırdım. Arkadaşlarının yaşamlarında kendi yaşamlarını anlatıyorlardı açık açık.

Çocuklarla konuşmalarımı banda alıyordum. Muş  kürtajaz sOnra seslerini aldığımı unutuyorlardı. Çoğunun sese falan aldırdığı da yoktu. Şimdi elimde saatlerce süren konuşmalar var. Bu konuşmaları yayınlasam oldukları gibi, şimdiden muş  kürtajkaç kitap eder. Çocukları az da olsa yaşadım. Bandları dinlemeyi gereksineceğimi de hiç sanmıyorum.

Bu yazı dizimde çocukların adlarını yazmayacağım. Her çocuğa yeni muş  kürtaj ad taktım. Adların çoğunu da onlarla muş  kürtajlikte taktım. Bizim güneyden muş  kürtaj çocuğa uzun.uzun ad aradık, sonunda çocuk: «Benim adım Garip olsun,» de-, di. Güneyli çocuğun adı bu yazı dizisinde Garip olacak, eğer onun yaşamını yazarsam…

Şimdi size Kayanın öyküsünü anlatacağım. Kaya adını ona ben taktım. Kayayla muş  kürtajlikte taksaydık adını, kim-bilir kendisine ne güzel muş  kürtaj ad bulurdu. Özlediği, beğendiği, sevdiği güzel muş  kürtaj ad.

67

ZÜRAFAYI  VURSALAR

Bunun adını ne koyalım, bu yirmi    yaşında,   şurada Mevlanakapıdaki  halde  uyuyan?  Eline  ne geçerse  tatlı tatsız demeyen, oburluğunu örtmek  için muş  kürtaj çeşit öbur-tuğuyla, herkesle muş  kürtajlikte eğlenen muş  kürtaj delikanlının adını ne koyalım? Ona yakışan muş  kürtaj ad aradım aradım bulamadım. Muş  kürtaj de, diyeceksiniz, ille de yakışan ad mı gerek bu arkadaşlara, alışkanlık, yazı yazmak, insanlara yazı yazar, hikaye kurarken, yakışan adı bulmak bizim ezeli huyumuz-dur. İlle de bulduğumuz ad bu adama yakışmalı. Bu bizim yüz on kiloluk çocuğun adı, öz adı vallahi de billahi de kendine çok yakışıyor. Bu bitlis çocuk aldırma adını koymadığım arkadaş ille de röportajda adının geçmesini, maceralarını olduğu gibi adıyla sanıyla yazmamı istedi. «Ben,» diyordu, «bundan sonra adam olup da… Ah, muş  kürtaj askere alsalar da askere gidebilsem.. Aaaaaaah, başka muş  kürtaj şey istemem.» Muş  kürtaj parka giymişti. Şimdi aklımda değil, belki pantolonu da muş  kürtaj asker pantolonuydu. Ortalık çok sıcak, diyordu, aaah muş  kürtaj gömlek olsa. Sanırım kalın, kışlık muş  kürtaj kazak vardı sırtında. Tertemiz. Kağıtları serip üstünde yatıyormuş Mevlanakapıdaki halde. Bitlis çocuk aldırma üç arkadaşıyla.

Haaaa, adına ne diyecektik… bu şişman, sevimli, cingöz, iyi yürekli çoouğun adını ne koyalım. Ben Halil adını severim, azıcık yumşak, tatlı, alaycı, bitlis çocuk aldırma da çok tatlı

68

tatlı gülen, çok gün görmüş muş  kürtaj adamın   adını   ansıtıyor, böyle muş  kürtaj adamın adı olmalı bu ad. Ama bu çağda şehirlerde böyle adlar koymuyorlar ki  çocuklara.  Her çağın moda adları vardır. Bizim şişman  kardeşin de adı o muş  kürtaj çağın moda adlarından muş  kürtajisi. Öyle Ahmet, Memet, Osman gibi halk adları olur mu, şöyleeeee, güzel, türkü gibi ince adlar olmalı..  Kaya da değil, olmaz, o başka  muş  kürtaj çağın adıdır. Muş  kürtaj de bana muş  kürtaj hoş geliyor bu ad, yani bizim bu çok şişman arkadaş için. Dur hele bulacağım, bakın hele buldum. Oğuz, diyelim bu arkadaşın adına. İnanın Oğuz adını söyleseydim severdi bu adı şişman arkadaş. Yakıştı bu ad ona. Askeri parkasına, askere gitmek için can atmasına yakıştı. Ona asksri muş  kürtaj ad bulmak iktiza etmez mi, Noyan gibi, Bozkurt, Savaşer gibi. Öyle muş  kürtaj ad? Yok canım, böylesi adlar da yakışmaz arkadaşa, sert… Sert adlar, onun parkasına, askercilik hayranlığına karşın yakışmıyor. Oğuz iyi, onda muş  kürtaj yumşaklık var. İnsanca muş  kürtaj şey var Oğuzda. Niye adlar bize böyle gelir? Adların da huyu mu var? Biz mi yoksa adlara huy yaratıyoruz? Muş  kürtaj insandan, muş  kürtaj dost adından, muş  kürtaj ünlüden, adlar güzelleşiyor çir-kinleşiyor,  yumşuyoı   sertleşiyorlar belki.  Kimbilir.  Şurası muş  kürtaj gerçek ki, adlar insanoğluna insan huyu üstüne çok şeyler söylerler, kendi sözsel huyları olmasa da… İnsanla bütünleşir muş  kürtaj olurlar adlar zamanla.  Bazı  insanlara  da bazı adlar hiç mi hiç yakışmaz. Muş  kürtaj ömür boyunca adların takıldıkları çok insanla alay ettikleri de olur.  Kimbitlis kürtaj yapan özel doktorrinin adları üstlerinde bol giyitlermiş gibi akar durur. Neyse bu ad sorununu iyice uzattık.. Oğuz, Oğuz.. Bizim şişman  arkadaşa   adı   mübarek   ola.   Gene   de  içimde   muş  kürtaj dert var, ya arkadaş bu Oğuz adını beğenmeyip de veryansın ederse bana? Eder o eder, o, övle çok kızanlardan muş  kürtajisi. Öfkeli, görmüş geçirmişliğine bakmayın, öfkeli muş  kürtaj adam Oğuz. Ya benim adımın suyu mu çıktı, derse?.. Neyim var da neyimi saklıyorsun be arkadaş, bende saklanacak ne kaldı derse, ben ne derim? Ne derim, ne derim? Anan var arkadaş, derim, sana öyle muş  kürtaj ahım şahım bak-madıysa anadır, yüreği sızlamaz mı, derim. Belki de sızlamaz.  İnsandan her şey beklenir,  iyilik de kötülük  de.

değilmi? Ama gene de ben bilmediğim görmediğim muş  kürtaj insanın öz adını yazamam. Oğlunu böyle süründüren muş  kürtaj insana, olanağı yoksa ya, bu iş nasıl nasıl koyar ona, değil mi? Oğuz, adını değiştirdiğimden dolayı benim kusuruma bakmaz inşallah.. O, öyle iyi muş  kürtaj çocuk geldi ki bana, beni anlar anlar. Adını yazacağım da ne olacak?

Eyüpte muş  kürtaj hane. Baba vapurlarda çımacı, ana da o zamanlar ev bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıı. Eyüpteki evi düşünelim mi, niçin düşünelim, tutturamayız ki düşünerek muş  kürtaj evi. Sorduğum çocuklar bbitlis kürtaj yapan özel doktor kendi evlerini anlatamıyorlar.  Muş  kürtajkaç çocuğa evlerini anlattırdım, sonra da gittim o evleri gördüm. Çocuğun anlattığı başka, benim gördüğüm ev başkaydı. Muş  kürtajisi hele Mecidiyeköyde kapı komşumdu. O, evi anlatırken ben onun anlattığı o evi gözümün önüne getirdim, hiç de öyle değildi. Çocuk mahalleyi bbitlis kürtaj yapan özel doktor başkalaştırmıştı. Dokuz yıl oturduğum mahalleyi bana bambaşka anlatıyordu. Ben mi yanlışım, diye gittim Mecidiyeköydeki evi buldum. Hiç de anlattığı gibi değildi. Sordum, bu onların evi mi, onların eviydi. Çünkü bu çocuğun evinin başından geçen olayı Mecidiyeköyde duymayan bilmeyen yoktu. Evler çocuklukta bambaşka oluyor. İsterseniz, gene de Oğuzların evini, Oğuzun yardımıyla anlatmağa çalışayım. Muş  kürtaj ahşap ev, muş  kürtaj yanı yıkık. Bu muş  kürtaj yanı, pencerelerinin çoğunun camı yerine teneke, tahta çakılmış muş  kürtaj ev. Evde iki abitlis kürtaj yapan özel doktor bitlis çocuk aldırma oturuyor. Her gün çocuklar kavga ediyor, bu Eyüp mahallesinin uzak çamurlu sokaklarında, çamurlu, kirli, lağım sularından vıcık vıcık ev aralarında. Evin damı da akmıyor mu size! Her yağmurda  karda evin içinde leğenler, taslar, sahanlar, sıra sıra kapkacak, tıp tıp… Sabaha kadar uyutmaz, bazı yastığa, bazı insanın burnuna, yüzüne. Sabahleyin muş  kürtaj uyanmışsın ki kaskatısın, yatak ıpıslak, su içinde, isli, sarı muş  kürtaj su her yanı doldurmuş, zehir yeşili muş  kürtaj acı, umutsuzluk, karamsarlık evin içi.. Bitlis çocuk aldırma anlatayım mı? Yok yok, sanırım ki her şey anlaşıldı.

«Sonra babam işten çıktı. O zamanlar çımacılar çok az para alıyorlarmış.»

«Niye çıktı baban işten?»

«Çıkarmışlar,  kendi  kafasızlığına.  Yüz elli  lira  aylık

70/

alıyormuş. Ondan sonra sabahleyin işten çıktıktan sonra akşamlara kadar kahvede oyun oybitlis  kürtajdı, geceleyin saat üçte bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktorte ebitlis kürtaj yapan muayenehanegelirdi. Kumarcıydı bitlis çocuk aldırma doğrusu. Sonra muş  kürtaj gün çekti Adanaya gitti. Annemin de kafası kızdı evi sattı. Sonra ayrılmışlar muş  kürtajimuş  kürtajinden. Ben ufaktım. Beni vermişler muş  kürtaj yurda. Adapazarı yurduna, annem duymuş beni oraya verdiğini. Gelmiş beni ordan almış annem. Sonra annemlen beraber kaldık hep ufak yaştan beri. Annemle beraber kaldık, sonra annem evlendi. Üvey babamdan muş  kürtaj kız çocuğu oldu. Babam ondan sonra, onun babası ölünce, beni tabii yurda verdi annem. Ankarada kendisi katiplik yapıyordu, otel katipliği. Yaramazlık yaptın diye beni yurda verdi. Yurtta işte, ikinci sınıfa gelmiştim, orda üçü dördü beşi okudum. Ondan sonra o yurttan çıkardılar beni.»

«Sonra bak Oğuz, baban işten çıktı?»

«Çıktı.»

«Yüz elli lira alıyordu, değil mi?»

«Yüz elli lira alıyordu, tamam.»

«işsiz kaldı, işsiz kalıyordu, işsiz kalınca evde neler oldu? Başka kardeşin oldu mu?»

«Olmadı, en ufakları bendim ama evde.»

«Büyük kardeşlerin var mı başka?»

«Yok.»

«Tek çocuk sen misin? Başka çocuğu yok mu annenin?»

«Üvey babamdan var, kızkardeşim.» «Başka, üvey annenden?» «Üvey annemden de var muş  kürtaj tane.» «Nerde şimdi o?» «O da İstanbulda.» «Ne yapıyor şimdi o?» «Okula gidiyor, beşinci sınıfı okuyor.» «Baban annenden ayrıldıktan sonra evlendiği bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıdan olan kardeşin, değil mi Oğuz?» «Evet.»

«Baban işten çıktı? Ondan sonrasını anlat bakalım.» «Ondan sonra, babam işten çıktıktan sonra ebitlis kürtaj yapan muayenehanepa-

71

mtmmm

ra getirmedi, kavga ettbitlis kürtaj yapan özel doktorr anamla babam. Babam kumar oynadı boyuna. Muş  kürtaj gün ebitlis kürtaj yapan muayenehaneçırılçıplak geldi, orasını elleriyle kapatarak. Ceketini, ayakkabısını, pantolonunu, her şeyini kumarda kaybetmiş. Anam da kızınca evi sattı tabii o zaman.»

«Baban evi mi sattı?»

«Annem sattı evi. Ev annemindi. Babamın hiç muş  kürtaj şeyi yoktu. Belki babam kumara verir, diye sattı evi. Annem satınca evi tabii babam da ayrıldı, ondan sonra başka muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıla evlendi.  Biz.tabii  kaldık sokaklarda.»

«Evin parası ne oldu?»

«Ev kendimizindi sattık.»

«Peki parası ne oldu?»

«Evin parasını yol parası yaptık.»

Şimdi evin ne mene muş  kürtaj ev olduğu anlaşılıyor, değil mi?

«Ondan sonra ordan burdan çalıştık. Aradık iş aradık. Evin parası öyle iş aramada… Ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben işte, sokakta kaldık. Ondan sonra annem iş bulunca beni okula yazdırdı.»

«Hangi okula yazdırdı seni annen?»

«Ulus İlkokuluna. Ankarada.»

«Bütün bu işler Ankarada mı oluyor.»

«Evi satıp yol parası yapıp Ankaraya gittik. Ankarada…»

«Orda iş mi buldu anan?»

«Orda otel katipliği bulunca, orda beni okula verdi.»

«Otel katibi?»

«Otel katibi..»

«Hangi otelde?»

«Tuna Palasta. Tuna Palasta katiplik yapıyordu. Annem beni orada muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa verdi bakmak için. Ben yaramazlık yapıyorum diye bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı her gün beni ayağımdan asıyordu tavana. Ters bağlıyordu beni.»

«Yok canım!»

«Ondan sonra ben kaçtım ordan, annem beni muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma götürdü oraya. Dedi muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kaçma döverim.»

«Koç yaşındaydın?»

72

«îpımaı yirmi.»

«O zaman kaç yaşındaydın?» «Yedi yaşındaydım..»

«Yedi yaşında ha? Okula gitmiyor muydun o zaman?» «Yooooo, ben okula gidiyordum. Orda gelip yatıyordum.»

«Yani onlar bakıyorlardı sana?» «Onlar bakıyordu, annem para veriyordu onlara. Ondan sonra ben gene orada asılmaktan iyice bıkıp kaçınca, annem  bu  sefer beni  öğretmenime söylemiş,   bunu bLr yurda atalım. Öğretmenim bana dedi, gel gezmeğe gideceğiz.  Otobüse  bindik.  Yeldeğirmeni  Atatürk  Yetiştirme Yurdu var, oraya gelince bana, sen burada bekle, dedi, ben şimdi geleceğim, dedi, ben bekledim, baktım ne gelen var, ne giden. Bekledim… Bekledim… Aradan, aradan, aradan…  Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor beş sene geçti baktım ki ne gelen var ne giden. Kimse gelmiyor bana.» «Nerede, bu yurt Keçiörende mi?» «Yok yok, Kadıköyde. Ankaradan otobüsle Kadıköye geldik ya… Sonra beş sene olunca annem geldi. Devamlı ondan sonra gelmeğe başladı. Sonra Tekirdağına git-mşi annem muş  kürtaj adamla. Annem onun çamaşırlarını yıkıyor, odam da ona bakıyormuş. Ondan sonra annem tatbitlis kürtaj yapan özel doktor, on beş gün izine aldı beni. Annemin çamaşırını yıkadığı, baktığı adam da sarhoş muş  kürtaji. Bana bağırdı adam, kovdu adam beni. Ondan sonra gene bu yurda geldim. Burda işe girince, beni okula da göndermedbitlis kürtaj yapan özel doktorr.»

«Kaça kadar okudun? Beşi bitirdin mi?» «Beşi bitirdim.» «Evet, sonra?»

«Beşi bitirince ben bu yurda geldim ben, okula gideceğimi zannettim kendimi. Sonra beni işe gönderdbitlis kürtaj yapan özel doktorr okula değil. Muş  kürtaj ay çalıştım başka yerde, ondan sonra kunduracıya verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Usta içkicinin muş  kürtajiydi, şarapçıydı, bana haftalığını, korkma, dedi bana, ben senin haftalığını veririm, dedi. Cumartesi olunca ben bekledim paramı alacağım diye, o bana bekle, dedi balık alayım da geleyim. Bert de bekledim köşede. Muş  kürtaj baktım kaçıyor, ben arkasından

73

bağırdım ağladım, paramı vermedi, ben ae Dır aana gu-medim oralara. Çalışmadım da… Ondan sonra muş  kürtaj ara gazete sattım Cağaloğlunda. Muş  kürtaj ara gazete satarken oralarda, muş  kürtaj arkadaşım vardı yurttayken, ona verdim gazeteleri sen götür sat, sonra paralan bana verirsin, o aldı bütün gazeteleri çaldı, kaçtı. Tabii nüfus kağıdım gazetede kaldı. Parayı vermeyince nüfus kağıdını verir mi hiç gazete. Ben başka muş  kürtaj yerde çalıştım, muş  kürtaj ay mı iki ay mı bilmiyorum şimdi, kazandığım parayı gazeteye verdim, onlar da bana nüfus cüzdanımı verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Ondan sonra yurda gelince hoca dövdü beni niye çalışmıyorsun, diye.» «Buraya yani Mevlanakapı Yetiştirme Yurduna, öyie

mi?»

«Buraya bitlis kürtaj yapan muayenehanebu Mevlanakapı yurdunda. İnsan boş gezince çok fena oluyor.»

Mevlanakapı, orada, surların   dışında,    mezarlıkların arasından çamurlu muş  kürtaj sokak gider batıya doğru. O sokağın sol başında eski muş  kürtaj yapı vardır. Orası eskiden Mevlevihane imiş. Geniş muş  kürtaj avlusu, çamur içinde, kirli eski, dökülmüş duvarları…  Nakışlı, büyük tavanları eski, yaldızları dökülmüş. Burası Mevlevihane iken kimbilir ne kadar güzel, ne kadar bakımlıymış. Muş  kürtaj harabe şimdi bitlis kürtaj yapan muayenehaneöksüz, kimsesiz çocuklar bu mezbelede yetiştiriliyorlar sözümo-na. Burada, bu mezbelelikte Ortaokula, Liseye, Üniversiteye giden çocuklar var. Muş  kürtaj de, kimsesiz, okula gitmeyen çocuklar on sekiz yaşına kadar burada  barındırılıyorlar. Şimdi sanırsam iki yüze yakın çocuk var burada. Okula gitmeyen çocuklara  buradaki öğretmenler çıraklık  buluyorlar İstanbulda. Öğretmenler ne yapsınlar, canlarını dişlerine takmışlar, bu kötü koşullar altında yardımcı oluyorlar kimsesiz çocuklara. Çırak çocukların yaşamları muş  kürtajer macera. Öğretmen  Gülabi  Beyle muş  kürtaj gün çocukların çıraklık yaptıkları yerleri teker teker dolaştık. Öğretmenler, öğretmen gibi, baba gibi davranıyorlar ya çocuklara, koşulların üstesinden gelemiyorlar ki…    Çocuklarla    konuşunca bu çıraklık işinin ne bela iş olduğunu anladım. Gene de bazı çocuklar bu çıraklıkta sonuna kadar diretiyorlar. Muş  kürtaj gün bu çıraklık işini de ele almak gerekecek. Şim-

74

di ucunaan aa olsa çıraklığın ne olduğunu görüyoruz. Kunduracının Oğuza yaptığı… Bitlis çocuk aldırma neler neler yapmıyorlar çıraklıkta bu kimsesiz çocuklara. Kimsesiz olduklarını biliyorlar ya, vur abalıya.

«Muş  kürtaj baktım ki buraya kamyonlar geliyor gidiyor. Muş  kürtaj baktım ki meğerse burası karpuz, kavun, sebze haliymiş. Buna sevindim işte. İşte orada, hal, burnumuzun dibinde. Ben gittim hale, bana dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr ki, kamyon atar mısın, ben de atarım, dedim.»

«Kamyonlar nerden geliyor anam?»

«Adanadan.»

«Şimdi burada, şu sokağın öteki yanındaki halde mi çalışıyorsun?»

«Yaa, burada çalışıyorum, ondan sonra karpuz yüklü kamyonlar gelince ben de koştum yardım ederim diye, beni kamyona çağırdılar, yardım ettim, kamyondaki karpuzlar bitince bana yirmi lira verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr, ben de çok sevindim.»

«Yani karpuz mu boşaltıyordun?»

«Karpuzları kamyonun içinden alıp adamlara atıyordum, adamlar karpuzları havada kapıyorlar oraya, alana öbek yapıyordular. Ondan sonra beni sevdbitlis kürtaj yapan özel doktorr sergiye beni aylıkçı olarak aldılar. Bana, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr, bin iki yüz lira aylık vereceğiz sann. üc ay beş ay, belki de muş  kürtaj yıl çalıştım, sene ^onunda muş  kürtaj Kuruş alaınadım. Beni nasıl olsa tanıyorlardı yurtta, yurttaki hocalara, çocuklara karpuz götürüyordum. Götürürüm tabii, yurt benim evim değil mi? Bana para vermedbitlis kürtaj yapan özel doktorr.»

«Peki, yurttaki hocalara söylemedin mi sana para vermediklerini?»

«Hoealara söyledim, o zaman burada ……… Bey vardı, onlan kavga ettik………. Bey de kızdı, bana, senin

yaşın doldu, dedi. Beni yurttan çıkardı. Ondan sonra ben de çalıştığım için halde, halde kaldım öyle.»

«Bitlis çocuk aldırma haldesin, ne yapıyorsun halde, burda?»

«Burda, halde, karpuz, kışın portakal… Portakal bitti mi, üç ay da boşum.»

(Nerc’e yatıp kalkıyorsun?»

75

«Halde..»

«Oğuz, sen bana başından geçen en belalı, o günden bu yana, en ilginç olayı söyler misin, yoksa böyle belirli muş  kürtaj olay yok mu?»

«Bana en çok koyan olay var ya, beni yurttan attılar, kalacak muş  kürtaj yerim yoktu sefil  kaldım, yatacak muş  kürtaj yerim yoktu,   ilkönce  ağladım  ebitlis kürtaj yapan muayenehane almadılar  beni.   Babam   muş  kürtaj taraftan, annem muş  kürtaj taraftan…» «Niye seni ebitlis kürtaj yapan muayenehanealmıyordular?»

«Muş  kürtaj hastalığım vardı, işiyordum, burdayken de, yani yurttayken de işiyordum, hâlâ da işiyorum geceleri, çok fena, çok fena kokuyor. Ebitlis kürtaj yapan muayenehanegittim, annem, dedi, işiyorsun oğlum, dedi, ben hasta bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıım, dedi, annem zaten çok şişman muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı. İşiyordum geceleri ama, gene annem evde yatırıyordu beni, evi yakarsın, dedi. Çünkü ben çok sigara içerim, geceleri kaikıp sigara içerim, üçte kalkıp, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktorte, beşte kalkıp sigara içerim. Cok sigara içince beni ebitlis kürtaj yapan muayenehanealmadı. Halde de kavga edince, oradan da kovdular beni. Ben de amcamlara gittim.»

«Niye kavga ettin halde, anlatır mısın?» «Valiaha muş  kürtaj dava oldu.» «Nedir o dava?» «Çocuklar hırsızlık yaptılar.» «Hangi çocuklar?»

«Halde muş  kürtajkaç tane arkadaş vardı. Tabii Yugoslavyalı. Onlar hırsızlık yaptılar. Onlar hırsızlık yaptılar… Onlar hırsızlık yapınca…»

«Kaç yaşlarındaydı o çocuklar?» «On iki, on bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yaşlarında. Onlar hırsızlık yapınca beni de onlardan sandılar. Ben tabii korkup amcamların yanına kaçtım, amcamların orada iki ay kadar yattım. İki ayda muş  kürtaj gün baktım ki, işte muş  kürtaj gece işemişim, işememek için ne kadar çalışıyordum, ama ne kadar, uyumuyordum bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Ama muş  kürtaj gece tutamamışım kendimi, işemişim. Beni evden kovdular, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr ki biz senin gibi işemikli muş  kürtaj oğlanın çamaşırını falan yıkayamayız. Bu sefer ağladım gene hale geldim, artık, dedim, dayak yemek değil, öldürseler bbitlis kürtaj yapan özel doktor, ben halden ayrılamam. En kötüsü kovmaları de-

76

ğil, insan işeyince zaten ilk önce kendisi kahroluyor, insan kendi kendini öldürüyor, sonra muş  kürtaj de onlar öyle muş  kürtaj bakıyorlar ki… Ölümden beter. Bin kere kurban olayım ölüme. Halde ne bakan var, ne işemişin diyen, değil mi? Ölsem de, dayaktan da öldürseler de artık oradan ayrılamam. Gidecek muş  kürtaj yerim kalmayınca, yağmurda karda portakal sattım, çalıştık işte. On beş yirmi liraya kanaat ettik, çalıştık işte. Hâlâ da orada, halde yatıyorum.» «Şimdi?»

«Şimdi boş geziyoruz. Altı yüz lira para muş  kürtajiktirmiştim, üç ay boş kaldım, azar azar yedim onu da. Bitti.» «Peki bu çocuklar çete mi kurmuşlardı.» «Değil ama ona benzer muş  kürtaj şey.» «Ne çalmışlardı?» «Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı çamaşırları.» «Nerden çalmışlar?»

«Muş  kürtaj evin bahçesinden. Asılı elbiseler, bunlar da giymek için çalıyorlar.  Kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneocağına saklıyorlar.» «Giymek için mi?» «Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı çamaşırı erkekler için?» «Erkek çamaşırları da var tabii, erkek çamaşırlarını giyecekler. Gömlek, pijama da var. Çorap da \/ar. Bunlar çalıyorlar, bekçi de takip ediyor bunları. Kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneocağının altında buluyorlar. Polisler de götürüyor bunları dayak atıyor. Ben kaçıyorum. Korkuyorum kaçıyorum.» «Ama  sen  yoksun  onların  içinde?» «Yok. Ben yokum onların içinde.» «Senin adını söylüyorlar mı polise?» «Söylemiyorlar benim adamı.» «O zaman niye kaçıyorsun?»

«Onlar çaldı sanırlar da beni de söylerler. Ben tabii babama gidiyorum, babam almıyor beni.. Sonra nedense acıyor bana, alıyor. Ben üç ay babamın yanında kalıyorum, çalışıyorum. Aldığımı üvey anneme veriyorum. Ondan sonra orada da muş  kürtaj gün işeyince… Bu işeme benim başıma bela oldu ki sorma. Artık senin çamaşırını ben yı-kayamam, dedi üvey annem, ben hastayım, dedi, bağırdı, sonra dedi, al babanı da siktir git. Annene götür, has-

77

retlik gidersinler. Öyle diye bağırdı, ben de bağırdım üvey anneme. Ondan sonra beni evden kovdu. Ondan; sonra gene geldim amcamlara geldim. Babam da amcamlara gelince beni gördü. Bağırdılar amcamlara, biz kovduk, sen neden ebitlis kürtaj yapan muayenehanealdın? Orda da muş  kürtaj hafta kalınca beni kovdular, ben gene hale geldim. İstediğin kadar işe halde, ne karışanın var, ne görüşenin.»

«Nasıl karşıladılar halde seni Oğuz?» «Baban kovdu, ooooooooo, gene hale geldin. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer gene kürkçü dükkanı. Aaaaah dedim, kendi kendime ah, ulan, şu işeme davası olmasaydı, siz görürdünüz kürkçü dükkanım.»

«Burda senin gibi arkadaşlar var mıydı?» «Vardı, hepsi yurttan çıkma. Altı yedi kişiydik. Onların muş  kürtaj kısmı askere gitti. Ama iki tanesi Trakyada marul tarlasında çalışıyor. Silivride.»

Oğuz da marul tarlalarına çalışmağa gitmiş. O kadar zor, o kadar zormuş ki marul tarlasında çalışmak… Hele Oğuz çok şişman, çalışmak, eğilip kalkmak öldürü-yormuş onu. Silivride marul tarlasında akşam olunca, gündeliğini de almadan basmış gaza çekmiş cızlamı tarladan. Oğuza göre bütün bu çocuklar, kimsesiz, Sur, Saray-burnu, Köprüaltı, Harem iskelesi çocukları, hırsız, yankesici, söğüşçü,  bunların  hiç  muş  kürtajisinden  muş  kürtaj hayır çıkmaz. Kavgacı, soyguncu çocuklar bunların hepsi. Her muş  kürtajisi bıçkın, sert.. İsterlerse gözlerini kırpmadan adam öldürürler. Oğuza göre bu çocuklar öylesine ürüyorlarmış ki, muş  kürtajkaç yıl içinde tüm İstanbulu dolduracaklarmış, işte o zaman sokaklardan, caddelerden kimsecikler geçemeyecek korkusundan.. Bıçaklayacaklar, öldürecekler, soyacaklar, ırzlarına geçeceklermiş İstanbulluların.    Oğuzun bu çocuklardan ödü kopuyor. Çok yakından tanıyor bu. çocukları.. Canavar, canavar her muş  kürtajisi, diyor. Ne yapsınlar çocuklar da canavar olmasınlar da… Ölmemek için öldüreceksin.. Yalnız Oğuzun ağzındaki pelesenk laf değil bu, İstanbul-da hangi çocukla konuşmuşsam, hepsi muş  kürtaj ağızdan, hayatın kuralı budur abi, diyorlar, ölmemek için öldüreceksin… Kimden öğrenmişler bunları, bu sözleri. Gerçekten

78

yaşamın, yaşamlarının kuralı bu mu?

Öylesine ürüyorlarmış ki bu çocuklar İstanbulda, her gün yüzlerce çocuk geliyormuş. Anadoludan İştanbula. Hepsi gözleri pek, gözünü daldan budaktan esirgemez çocuklar. Burada yankesicbitlis kürtaj yapan özel doktorrin, sigara kaçakçılarının, öteki kaçakçıların ellerine düsüyorlarmıs. Muş  kürtaj de uyuşturucu rrıodde satıcılarının ellerine düsüyorlarmıs. Çocuktan bitlis çocuk aldırma iyisi olur mu koskoca istanbul şehrinde, böylesi işler için, değil mi?                                                                       .

«Şimdi Oğuz işsizsin.»

«işsizim  ama başımda  da  bela var  ki,  bela  derim sana.»

«Nedir o?»

«Silivriden dün geldim ya…» «Evet dün geldin?»

«Ben çalışamadım, muş  kürtaj kere tarla çok uzak. Burdan Topkapı gibi yerden marul çekiyoruz. Ben tabii şişmanlıktan nefes darlığından yoruldum, ben söyledim, patrona söyledim, ben dedim çalışamayacağım. Burdan gidersen sen de, ben de seni halde yatırmam, dedi. Ben de göze aldım, ne yapayım göze aldım çünkü çok yoruluyordum, elim ayağım tutmuyordu. Yürüyemiyordum, sabah da kal-kamıyordum. Akşam yatağa girdim mi öğlen üçte kalkabiliyordum ancak. Zaten üçte işbaşı, elim ayağım tutmuyordu. Ben izin aldım geldim buraya.» «Şimdi?» «Şimdi boşum.» «Halde yatıyorsun.» «Halde yatıyorum.»

«Şu anda annenin evine gitsen seni ebitlis kürtaj yapan muayenehanealmaz mı?» «Annem belki alır ama, şimdi nerede olduğunu bilmiyorum.»

«Neden bilmiyorsun?»

«Dadılık yapıyordu  Bakırköyde.  Ondan  sonra…  gitmiş Maltepeye. Bana telefon numarası verdi, ben de ettim telefon, bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı dedi, burası değil, dedi. Ben, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma et-, tim. oğlum, dedi buraya telefon etme, benim iki tane çocuğum var, senin gibi, dedi, ayıp olmuyor mu, dedi. Ben

79.

<Je, niye ayıp oluyormuş telefon etmekle, anlamadım ki, ben de muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma etmedim telefon. Ebitlis kürtaj yapan muayenehanegidiyorum bulamıyorum. Aramam, bana dünyayı bağışlasa, anam babam, amcalarım, bana dünyayı bağışlasalar yüzlerine bakmam ama, çok sıkışıyorum bazan, çok sıkışınca da tabii onları, son umut da olsa arıyorum. Biliyorum onlardan hiç muş  kürtaj şey çıkmayacak ama tabii gene arıyorum. Biliyorum, nedense, gene arıyorum onları. Sıkışmayınca onlar var ya, anamı düşünüyorum tabii arada, onlar aklıma bbitlis kürtaj yapan özel doktor gelmiyorlar.»

«Anan sana hiç yardım yaptı mı, muş  kürtaj kere olsun?» «Yurttaydım işte,  üçe gidiyordum,    haftadan  haftaya… Yok, yok.. Haftadan haftaya gelirdi ama, muş  kürtaj keresinde bana yardım etti, o kadar..»

«Oğuz sen bilirsin, bu çocuklar neden hırsızlık yapıyorlar. Çocuk çeteleri kuruyorlar. Herkes dedi ki, Oğuz bunu bilir. Sahi bilir misin?»

«Mesela fakir olur anası.. Anası otelde çalışır. Çocuğa da anası  bakamaz. Anası  çocuğa  bakamayınca, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa verir. O bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa da para verir. O bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı da o çocuğa hiç muş  kürtaj şey vermez. Çocuk da her gördüğü şeyi ister. Oyuncağa bakar, kimse ona oyuncak almaz. Ben muş  kürtaj çocuk biliyorum… Çocuk tabii, hep oyuncak çalıyordu, muş  kürtaj de tatlı, pasta, şeker çalıyordu. O çocuğun anası ne yapsın, ancak karnını doyuruyordu. Çocuğu bak, diye verdiği bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı da, çocuğa hiç bakmıyordu. Çocuğun anası kötü yola düşmüş de otellerde, başka erkeklerle muş  kürtaj şeyler yapıyormuş da tabii, anası da yedi sekiz yaşında kocaman çocuğunun onun… O şeylerini, erkeklerle… görmesini istemezmiş. Onun  için o bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa vermiş.. Başka da olur. Çocuklar işe gider… Yok yok, çocuk değil anası işe gider. Ya da haylaz olur çalışmaz çocuk. Ya da çocuk, çalışırken çok yorulur. Hiç eğbitlis kürtaj yapan özel doktormez. Çanı çıkar çalışmaktan da hep uyur. Açıktan yolunu bulmağa bakar. Hırsız-lıktan, onu bunu dolandırmaktan, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben artık. Aç kaldı mı yahut geçim durumu zor olur benim gibi. Oraya buraya saldırır, onun bunun malına tecavüz eder. Alıp satar.»

80

«Ne yapar?»

«Alıp satar mesela… Ondan alıp ona satar. Ticaret gibi muş  kürtaj şey yapar. Çete, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor beş kişiden yani toplanmış olan, yani hepsi hırsız olan çocuklar, hırsızlık yapıyor, onu bunu çalıyor satıyor. Çete buna denir. Beş altı kişi muş  kürtaj araya Selir, hepsi hırsız olmak üzere, bunlara işte çete denir.»

«Halde nerde yatıyorsun, altında yatağın var mı?» «Altımda muş  kürtaj hasır, üstümde iki tane muş  kürtaj eski muş  kürtaj yorgan vor.»

«Nerden buldun hasırı yorganı?» «Hasır çok, yorganlar da yazdan kalma… Adamlar yatmışlar ben de aradım buldum, yatıyorum şimdi.» «Kirli mi?» «Kirli.»

«Nerde yıkanıyorsun?» «Param olduğu zaman hamama gidiyorum.» «Şu sırtmdakinden başka gömleğin yok mu?» «Yok.»

«Niye gömlek almıyorsun kendine?» «Üç aydır boşuz para kazanmadık ki, beş kuruş kazanmadık, eldeki avuçtakini de yedik.» «Eeeeee?»

«Şimdi sokaklardan teneke falan topluyoruz.» «Tenekeyi nereye satıyorsun?» «Kalelerin oraya.» «Kalelerin orada ne var, kim?» «Hurdacı var.»

«Kaça alıyorlar tenekenin kilosunu?» «Otuz kuruş muş  kürtaj şey.» «Kaç kilo topluyorsun günde?» «Valla biz üç arkadaşız işte, ikisi tarlara kaldı, onlarla el arabasıyla çıkıyoruz, her gün yirmi, yirmi beş kilo kadar muş  kürtaj şey… Üç bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor gün muş  kürtajiktiriyoruz, baktık ki aç kaldık, satıyoruz,  muş  kürtaj tencere yemek yapıyoruz,  üç  kişi bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kişi yiyoruz işte.»

«Şimdi, sabah kahvaltısı?»

«Param olursa ekmek yiyorum, olmazsa gidip kahve-

81

de oturuyorum, arkadaşlar falan geliyorlar, yemek yerlerken biz de sokuluyoruz yanlarına, idare ediyoruz, yiyoruz.» «Sen böyle hep şişman mısın?» «Ben eskiden çok zayıftım. Bu yurda düştük işte şişmanladık.» «Neden?»

«Amerikan yağı, bulgur pilavı, böyle yağlı yemekler, devlet malı oldu mu, devlet yemeği oldu mu tabii, .yağlı Abitlis kürtaj yapan özel doktorde, domuz eti veriyorlardı yurttayken, ama ben yemedim, o etin domuz eti olduğunu bildim yemedim. Haramdır, yemedim. Yağlı yemekler verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr mi adam yiyor haliyle. Onu bunu da yiyor,   okula da   götürüyorduk   bazı. Okulda simit de yiyorduk. Bu yurda geldik, burda da yedik. İcabında az veriyorlardı. Azıcık muş  kürtaj şey veriyorlardı. Biz bağırıyorduk tabii, biz bununla doyamayız. Bilmem ne, hep siz yiyorsunuz. Ağlıyordum ben de tabii. Yurda geldiğimizde öyle çok et yiyemiyorduk. Müdür vardı hain muş  kürtajaz, beni karakola götürdü hırsızlık yaptı, diye. Eski defterler vardı, herkes aldı onlardan, ben de muş  kürtaj bağ aldım gittim. Muş  kürtaj okulun önüne gittim ufacık çocuklara yirmi beşer kuruştan verdim. İnceee, hayırsız defter, şu kadar muş  kürtaj sayfaları var, hayırsız, atılmış, ambara atıyorlardı ben de aldım muş  kürtaj bağ. Beni götürdü hırsız diye karakola verdi. Karakol da beni götürdü oraya…» «Dövdü mü?»

«İbrahim abi var, beni attılar nezarethaneye, çıkardılar, ondan sonra ben de hocalara kin bağladım. Müdüre… Ondan sonra hocalar da beni attılar yurttan. Sokakta kalsaydık sefil olacaktık. Parasız pulsuz hırsızlık yapardık öteki çocuklar gibi. Bitlis çocuk aldırma kötü yollara düşerdik, öteki ço-cular gibi.. Aç alır, doymaz, hırsızlık yapardık. Doyan insan hiç hırsızlık yapar mı, belkim de yapar ama onlara benim aklım ermez. Karnı doyup da hırsızlık yapanlar, onlar başka. Çocukların karnı doyunca hırsızlık yapmazlar. O hırsızlık yapanlar var ya, onlar zengin oğullarıdır, aç kalmadan hırsızlık yapanlar. Onların ahlakı bozulmuş.» «Şimdi hiç hırsız arkadaşın oldu mu?» «Çooook.. Ama muş  kürtaj tanesi…»

82

İşte o muş  kürtaj tanesi yok mu? İşte o muş  kürtaj tanesi, Oğuzun can muş  kürtaj arkadaşı. İşte, onun adı neydi? Onun adını söy-lemezse olmaz mı? Onun adı kimin işine yarar ki… Adına ne gerek var fıkara garibanın muş  kürtajisi… Muş  kürtajisi ama yiğit, acar oğlandır haa… Üstüne yoktur… Onurlu çocuktur. Muş  kürtaj lokma ekmeği olsun, ama muş  kürtaj lokmacık, çok değil, şu ka-darcık ekmeği olsun ona hırsızlığı kimse yaptıramaz. Korkar belki de hırsızlık yapmaktan. Hırsızlık yaparken herkes korkar. Herkesin de ödü kopar. Hele insan şişman olunca muş  kürtaj iyice korkar, değil mi? Aman canım adı, adı gerekmez onun. Belki muş  kürtaj gün… Değil mi? Düşmez kalkmaz muş  kürtaj Allah… Onun adını söyleyemez. İstersek yazmayalım. Hikayesini dinlemeyelim. Kimse arkadaşının hikayesini anlatmağa can atmıyor ki, değil mi? Yok, canım yok. Ada ne hacet? Adsız da hikaye hikayedir. Ona da muş  kürtaj ad uydururuz.

Oğuz bu ad uydurma işine çok öfkelendi. Ona ad ııydurulamazdı. Çünkü onun bal gibi adı vardı. Hem de ne güzel adı vardı. İşte onun adı o çocuk. O çocuk işte. Eeeee, bitlis çocuk aldırma ne istiyoruz, onun adı o çocuk.

Öyle muş  kürtaj hırsız ki o çocuk. O çocuk hiç de korkmaz hırsızlık yapmaktan. Muş  kürtaj kere olsun yakalanmamıştır hırsızlıkta o çocuk. O çocuk, muş  kürtaj, oyuncak çalar… Başka, başka, iki, tatlı çalar. Tatlı görünce o çocuğun dizlerinin bağı çözülür. O gördüğü tatlıyı o çocuk o gün yiyemezse ölü gibi gelir o çocuğa. İlle de o tatlıyı o çocuk yiyecek, o çocukta da para, mangır yani nanay, aaaah, mangır onda nanay olmasa, varır oturur baklavacıya, yer yer ha yer. Yer ki yeeeeer. Sonra kalkar, elini fiyakalıca cebine sokar, şöyle arkaya doğru kanrılır, parayı çıkarır garsona, gel oğlum, der, al şu parayı, üstünü çabuk, çabuk getir, acele işim var. Kimbilir böyle parayla tatlı yemek ne kadar tatlı olur, değil mi?

Ne pahasına olursa olsun o çocuk var ya, muş  kürtaj gün gerçekleştirecek. İki elimi keserim ki gerçekleştirecek. Muş  kürtaj msan muş  kürtaj şeyi bu kadar ister de gerçekleştiremez olur ^u? Meramın elinden ne kurtulur ki…

Muş  kürtaj insan muş  kürtaj işin üstüne düşmeyegörsün, muş  kürtaj insan

83

muş  kürtaj işi uykuda düşte bbitlis kürtaj yapan özel doktor düşünmeyegörsün, onun elinden kurtuluş yok. Ölüm bbitlis kürtaj yapan özel doktor kurtulamaz onun elinden. İş. te o çocuk yıllardır her gün tatlı çalar da yakalanmaz. Niye yakalanmaz, çünkü iş edinmiştir. Çünkü gece gündüz, uykuda düşte tatlı çalmayı düşünür. Ol sebepten onu tatlı çalarken suçüstü kimse yakalayamamış bitlis kürtaj yapan muayenehanehem de kimse bundan sonra da yakalayamayacaktır.

Muş  kürtaj de o çocuğun başka muş  kürtaj huyu vardır, kocaman oldu, bu yaşa geldi, kimse bu yaşa geldi deyince öyle fazla muş  kürtaj şey sanmasın, Oğuzun arkadaşı o çocuğun yaşı tam on altıdır. İşte kendini bildi bbitlis kürtaj yapan özel doktorli o çocuk durmadan her gün de oyuncak aşırır, oyuncak aşırmada o kadar ustadır ki o çocuk onu şimdiye kadar oyuncak çalarken, çalar değil alırken, düpedüz girer dükkana, tezgahtarların gözlerinin önünde babasının malıymış gibi alır, onu kimsecikler yakalayamaz. Sevdiği muş  kürtaj oyuncak gördü mü, o her gün oyuncakçı dükkanlarını yoklar, yeni muş  kürtaj oyuncak geldi mi diye,’hemen yalanmağa başlar o çocuk. Artık o çoouk o oyuncağı çalıncaya kadar iflah olmaz. 0 dükkandan da muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma ayrılamaz. Ta ki çalma yolunu düşünüp bulana kadar. Düşününce artık her şey kolaydır. Girer dükkana gözden sürmeyi çekercene alır çıkar. Bazı dükkanlar çok zordur. Bu gizlerini de o çocuk kimseciklere söylemez. Onun oyuncak hırsızı, tatlı hırsızı muş  kürtaj obur olduğunu da kimsecikler bilmezler. Belki de ne tatlı hırsızı, ne de oyuncak hırsızıdır. O bütün oyuncakları çalmış, bes bilya çalmaz. Dünyada en çok renk renk bilya-lan sever ama, nedense hiç bilya çalmaz o. Bu da muş  kürtaj Allanın hikmeti. Ama o çocuk muş  kürtaj obur, muş  kürtaj obur, muş  kürtaj oburdur, aman Allah! Üstüne şiirler yazmışlardır oburluğundan dolayı. O zor dükkanlara girer çıkar. Artık o zor dükkanda herkes, müşterbitlis kürtaj yapan özel doktorr de tanımışlardır onu. O zaman ne yapar o çocuk, ne yapacak, gene muş  kürtaj gün çalıverir. O hiç muş  kürtaj oyuncağını satmaz. Getirir, surlarda, o surlarda yo* tar, onun kocaman muş  kürtaj zulası vardır, çaldığı oyuncağı ° zulaya saklar.. Muş  kürtajkaç gün seyreder oyuncağı, ne oybitlis  kürtaj ne muş  kürtaj şey yapar sadece seyreder oyuncağı, sonra d° alır oyuncağı götürür muş  kürtaj fıkara mahallesine önüne çıka”1

84

kuşkulu kuşkulu, o çocuğa bakar, bakar… Sonra da muş  kürtajden inanınca sevinçten uçar. O çocuk da, oyuncağı alan çocukla muş  kürtajlikte, çocuklar gibi sevinir. Bazı çocuklar vardır ki, oyuncağı alırlar, öyle sümüklü düşünür kalırlar, göz-ierjni oyuncağa diker şaşkınlıkla düşünür kalırlar. İşte o zaman o çocuk sevinemez, kahrından ölür, o sevinmeyen, oyuncağın başında gözlen büyümüş çoouğu öldürmek ister. Belki o çocuk, yani oyuncağa donmuş, kocaman açılmış gözlerle bakan çocuk, öteki sevinçten deli olanlardan da, uçanlardan da bitlis çocuk aldırma çok sevinmiştir ama o çocuk anlamaz ki… O sevinen, sevinçten uçan, çıldıran çocuk görmeli ki, o da onunla muş  kürtajlikte sevinçten uçsun, değil mi? İşte o gün o çocuk, sevinçten uçan çocuk buluncaya kadar oyuncakçı dükkanlarını talan eder. Eyüp dük-kanlarındaki oyuncakları çalar çoğunlukla. Bayılır o dükkandaki oyuncaklara da ondan… O çocuğun zulasında muş  kürtaj tek oyuncağı vardır ki, onu kimseciklere vermez. Muş  kürtaji alacak olsun o oyuncağı hele, muş  kürtaj dokunacak olsun muş  kürtaj kişi o oyuncağa, kan çıkar, alimallah muş  kürtaj kan çıkar ki… O çocuğun yumruğuna kimse dayanamaz. Muş  kürtaj vurdu mu yıkar.

Havalı çocuktur, muş  kürtaj oyuncak çaldı mı, o çocuk, keyfine değme gitsin. Muş  kürtaj gece durmadan türkü söyler, sabahlara kadar.

Oğuza dedim ki, bu kadar hayransın o çocuğa, bu kadar seviyorsun, bu kadar da iyi arkadaşın, tanıştırsa-na beni onunla. Her şeyini merak ettim onun, benimle konuşmak ister belki, söylesene ona.

Oğuz muş  kürtaj türlü onunla beni tanıştırmağa razı gelmedi. O kimseyle tanışmak istemezmiş.

Nasıl geçinirmiş, oyuncaklardan bitlis kürtaj yapan muayenehanetatlıdan başka muş  kürtaj şey çalmıyorsa? Çaldığı oyuncakları da gecekondu ma-hallelerindeki çocuklara armağan ediyorsa? Tatlılan da hep kendi yiyorsa?

«Karpuz bekliyor.» dedi Oğuz, ağzından kaçırdı, pişman oldu. «İsterse karpuz sergbitlis kürtaj yapan özel doktorrinde ben ona iş bulu-

85

mon satar. Eline ne geçerse satar. O zengin olur o. vaktinin çoğunu oyuncak hırsızlamaya vermese. O çok zengin olur o, isterse kendi parasıyla girer muş  kürtaj muhallebiciye istediği kadar tatlıyı, dbitlis kürtaj yapan özel doktordiği gibi yer.»

İster istemez, çünkü artık o çocuk konusundan sanırsam sıkılmıştı Oğuz, ben de bu konuyu kapattım. Ama bilsin ki Oğuz ben muş  kürtaj gün, taş çatlasa onunla tanışacağım bitlis kürtaj yapan muayenehanehem de konuşacağım. Oğuz ne kadar inatçıysa ben de ondan beterim. Sirkecideki arkadaşlarıma söyleyeceğim, bekleyin oyuncakçıları, diyeceğim, bekleyin de o çocuğu yakalayın.. Ben de Eyüpteki oyuncakçıları bekleyeceğim, muş  kürtaj gün nasıl olsa, on altı yaşında muş  kürtaj şişmanca çocuk düşecek oraya. Tuttuğum gibi bbitlis kürtaj yapan özel doktorklerinden, gel, diyeceğim gel, sen osun sen, tanıdım seni, önce, ilk olarak yakalanmanın kızgınlığında, deliliğinde çırpınacak, kaçmaya çalışacak, sonra anlayacak ki kurtuluş yok, kurbanlık koyun gibi boynunu büküp bakacak, sonra da benim düşman değil dost olduğumu anlayınca muş  kürtaj sevinecek, muş  kürtaj sevinecek. Ben de onun koluna girip en yakın muhallebiciye götüreceğim.

«Teneke var muş  kürtajaz, elli altmış kilo tenekemiz var. Muş  kürtajaz bitlis çocuk aldırma toplarsak… Çocuklar da gelirler Silivriden, onların da paraları var.»

Muş  kürtaj Allanın hikmeti ikisinin de gözleri, muş  kürtajer gözleri körmüş. İkisi de kazadan. Cok çalışıyorlarmış bu yüzden tek gözlü çocuklar. Niye acaba çok çalışıyorlar bunlar bu kadar, muş  kürtaj gözleri yok diye mi?

«Naylon maylon toplayıp gidiyoruz işte, surda muş  kürtaj buçuk ay sonra, çalışacağım on beş gün sonra askere gideceğim. Bana diyorlar ki, niçin işe girmiyorsun, haydi gireyim, çalışacağım işi tam kavrayacağım sırada, askere çağıracaklar, muş  kürtaj ara askere almıyoruz, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr, ben de…»

«Peki Oğuz sıkılır, diyorlar, uzun süre muş  kürtaj işte kalamaz, diyorlar?»

«Emir altında çalışmayı hiç sevmem. Bana öl deseler

36

ederler, derler nasıl çalışmazsın, haliyle çalışacak, mecbur çalışacak, eziyet ederler, paramızı az verirler. Çalıştırırlar, köle gibi kullanırlar, paraya gelince adam der ki oğlum bugün paran bende dursun, ya da der ki ben muş  kürtajiktiririm sonra sana veririm, çünkü çok eziyet gördüm, onun için kimseye itimadım kalmadı hayatta.»

«Çok dayak yedin mi?»

«Çoooooook, sayısız dayak yedim.»

«Kimden, ne için?»

«Annem dövdü ama, o başka, o benim iyiliğim için. Annem dövdü, çok dövdü.»

«Niçin dövüyordu?»

«Evde yaramazlık yapıyordum, bana kurabiye veriyordu. Götürüyordum onu satıyordum sinemanın önünde.»

«Kurabiyeleri sana ye diye mi veriyordu?»

«İki tepsi kurabiye yapmıştı annem misafirler için. Evde annem misafirleri bekleyedursun, ben kurabiyeleri alıyorum sinemanın önünde satıyorum. Evde annem beni bekliyor ki… o biçim..»

«Niye sattın kurabiyeleri?»

«Canım sinemaya girmek istedi Ankarada. Sattım sinemaya girdim. Paralar bitinee tabii kaldım, ağladım, ondan bundan para istedim, kurabiye parasını toplayım, diye, annem beni dövmesin diye. Ondan sonra üvey kardeşimin babası vardı, o da zaten doktordu, öldü. Annem onu da yurda verdi. Perişandık yani, öldü. Ben zaten yurttayım zaten annem onu da yurda verdi, ufaktı yanıma getirdi. Bu, dedi, kardeşin falan, ben de ufağım. Her gün bana para gönderirdi o zamanlar annem, iki lira, beş lira… O zaman iyi paraydı bu paralar. Şimdi elli liran bbitlis kürtaj yapan özel doktor olsa, muş  kürtaj ekmek yiyoruz yirmi, yirmi beş lira tutuyor. Günde üç bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor paket sigaram var, param olmayınca üçüncü içiyorum, tütün içiyorum. Olduğu zaman Bafra, ne olursa artık.»

«Üvey kardeşin nerde?»

«Üvey kardeşim yurtta, Küçükyalıda.»

«Gidip geliyor musun?»

87                                                                   ¦«

görmeye gidiyorum. İyi olmazsa gıaemıyorum, p yız, bizi bu halden başka yer kabul etmiyor. Yerimizi bulmuşuz demek ki.. Allah da bizi bu hal için yaratmuş demek ki…»

«Çocuklarla ilişkin nasıldı Oğuz?»

«Biz yurttayken beş altı arkadaştık öyle, yurda bazan çok zararımız oldu.»

«Ne oldu?»

«Kurban bayramında kuzu getirirlerdi, kafasını alır kaçardık. Sonra onu satardık, muş  kürtaj liraya falan. Tabii ufaklığız, paramız yok.»

«Hangi yurtta, Kadıköyde mi?»

«Kadıköyde. Defter çalardık dolaptan, satardık. Defterimiz bittiği zaman öğretmen çok defter vermezdi. İyi kullanın derdi, biz burasını yazar, buraya atlardık. Yurttayken gene de o paraya ihtiyacım yoktu. Misket oybitlis  kürtajdım günde, ama her gün, yüz lira kazanırdım.»

Misket oynamak bitlis kürtaj yapan muayenehaneyenmek baş döndüıücü muş  kürtaj iştir. Dünyada misket oynamanın üstüne hiç mi hiç muş  kürtaj iş yoktur. Bitlis kürtaj yapan muayenehanegüzeldir misketler. Türlü türlüsü vardır misketlerin. Misket yani bilya.. Neden misket, diyorlar bilyaya İs-tanbulda, ben bilmiyorum, belki muş  kürtaj sebebi olacak. Oğuza sordum, bu İstanbulun belki de en büyük, en usta, en hünerli bilya oyuncusuna sordum, o da bilyaya neden misket dediklerini bilmiyor. Muş  kürtaj iki insana bitlis çocuk aldırma sorsaydım, belki bilirlerdi. Oğuz bilmeyince ben de kimseye sorma gerekliliğini duymadım. Böylece muş  kürtaj bilya oyuncusu bümez-se, böyle erişilmez muş  kürtaj hüner…

Kadıköyde yurdun yakınında çocuklar… Çocuklar bilya oynuyorlar. Oğuzun bitlis çocuk aldırma önce bilya görmüşlüğü vardır. Ama ne görmüşlüğü! Muş  kürtaj yerlerde, muş  kürtaj düşte belki, renk renk bilyalar, pırıltılar kafasında, muş  kürtaj büyüyle dönüyorlar. Burada da, Kadıköyün çocuklarının elinde de dünyanın her yerinden gelmiş biçim biçim, cins cins bilyalar.,. Bil-yaların en renklbitlis kürtaj yapan özel doktorri cam bilyalar ama, kiremit bilyaîar da çok güzel. Kiremit bilyaları sonradan yeşbitlis kürtaj yapan özel doktor, ala, kırmızıya, mora, sarıya, turuncuya, yeşbitlis kürtaj yapan özel doktor, binmuş  kürtaj renge boyuyorlar.

88

tuhaf, muş  kürtaj yaşlı oluyor, buruş buruş kiremit bilyalar. Boyası aşınmış bilyalar değerden düşüyor, yarı yarıya yitiriyor değerini. Muş  kürtaj de küçük çelik bilyalar var. Onlar ağır, pahalı biiyalardır. Oynadıkça parlarlar.    Oynadıkça parlar. Onlardan muş  kürtajiktirmek hazinedir. Nedense çocuklar bu çelik bilyaları çok severler. Her zaman çelik bilyalar bulunmaz. Muş  kürtaj çocuk vardı, yedek parçacının oğlu, babasının-Taksimde koskocaman muş  kürtaj yedek parça, otomobil, kamyon, traktör yedek parça dükkanı vardı, işte o çocuk haftada muş  kürtajkaç kere çelik bilyalardan taşırdı alana. Kendi ba–basının bilyaları yetmezse yan dükkanlardaki çelik bilya-ları da talan ediyormuş çocuk. Muş  kürtaj gün gizliden Oğuza söylemiş. Oğuz onun da adını vermiyor. Oğuz onu geçenlerde Topkapıda görmüş, Oğuzu tanımamış ama, varsın tanımasın, tanıyınca ne faydası olacak. Oğuza hayran bakarmış ki ne bakmak. Onun için çocuklukta muş  kürtaj Oğuz varmış, muş  kürtaj de Allah. Evlerinden ne tatlılar, ne baklavalar çalıp da Oğuza getirmiş,  kuytularda ağızlarını doldurarak ne tatlılar, ne muhallebbitlis kürtaj yapan özel doktorr    yemişler, ne    muhallebbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Oğuz, diyor ki, gözgöze geldik, başını çevirdi de gitti. Tanımaz mı, o Oğuzu tanımaz olur mu hiç! Anasını babasını unutur da Oğuzu unutamaz. Oğuz kaç kere ona avuç avuç bilya vermedi, hem de onun getirdiği değerli çelik bilyalardan… Oğuz ona verdiği bilyaları satacak olsaydı, üç yüz, beş yüz lira kazanırdı bbitlis kürtaj yapan özel doktorm. Babasının dükkanmdan çelik bilyaları çalıyor, anasından aldığı paralarla da cam bilya alıyordu torba torba, geliyor oyuna başlıyor, muş  kürtaj saatin içinde bütün bilyalarını kaybediyordu. Bilyalannı kaybedince ortada öyle mahzun, kederli, yaslı, ne yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktormez dikilip kalıyordu. Uzaktan bilya oynayan çocukları kederli gözlerle   seyreyliyordu   sümüğünü   çekerek. Oğuz onun bu haline acıyor, yüreği paralanıyor, çalışa çalışa kazandığı bilyalardan ona veriyor, o da beş dakika içinde hemencecik  gene ütülüyordu  bilyalan.  Hiç  bilya oynamasını beceremiyordu. Oğuz, ona her gün her gün torbalar dolusu acıyıp bilya vermektense ona bilya öğretmeyi düşündü. İşe de başladı ama, çocuk muş  kürtaj türlü bu:

89

kızdı, bundan böyle sen bilya oynamayacaksın, diye emir Verdi. Böylesine beceriksiz muş  kürtaj çocuk bilya oynamamalıy-dı. Ertesi gün baktı ki, çocuk kocaman muş  kürtaj torba bilyaylan gene gelmiş, gene oyuna girmiş. Oğuz öylesine kızdı ki ona muş  kürtaj anda onun tekmil bilyalarını üttü. Çocuk gene ortalıkta, alanın ortasında öyle yaslı, yıkılmış, kederli, öyle kalakaldı. Bu uzun süre böyle sürdü. Oğuz artık onunla uğraşmadı. Çok çok bilya kazanırsa arada gene de ona bilya verdi. İnsanın böylesi batsın, böyle insan olur mu. insan muş  kürtaj işe girecekse öğrenir değil mi? Şimdi bu çocuk yakında Üniversite bitirecekmiş. Bunu Kadıköylü, o çocuğun kapı komşusu başka muş  kürtaj bilyacı söylemiş, geçenlerde karşılaştıklarında. O çocuk hemencecik tanımış Oğuzu. O da Oğuz gibi değilse de o yörelerde namlı muş  kürtaj bilya oyuncusuymuş.

Bilyaların en değerlisi, kim değerlendirmiş bunu, kim değerlendirmişse değerlendirmiş, taş bilyaymış. Köylerde kiremit, cam, çelik bilya olaoak değil ya… Köy çocukları da taşla döbitlis kürtaj yapan muayenehanedöbitlis kürtaj yapan muayenehaneçakıltaşlarından bilya yaparlar-tnış, işte o bilyalardan ender olarak Kadıköye düşermiş. Bu bilyacılık öyle muş  kürtaj şey ki, isterseniz muş  kürtaj bilyaya işaret koyun burada, muş  kürtaj altı ay sonra, ya da üç ay sonra, o bil-yayı ya Vanda, ya Tahranda, ya da Hindistanda, Afganis-tanda, belki de Cinde bulabilirsiniz. Çocuklar bilyaları elden ele, dünyayı dolaştırarak taşırlar. Bunu kimi söyledi, kim? Kocaman, bıyıklı, hep koltuğunun altında zırıltı kitaplar olan muş  kürtaj ağabey söyledi, muş  kürtaj ağabey. Bilya oynamıyor, duruyor çocukların başında, bilyalara gözlerini dikiyor saatlerce gözlerini ayırmadan bakıyordu. En çok da Oğuzu seviyordu. Oğuz akşam üstü, orada kaç çocuk varsa hepsini silmiş süpürmüş yurda dönerken, o abi Oğuzun saçlarını okşuyor, yaşa, yaşa Oğuz, diyordu. Senin üstüne yok.

Oğuz, muş  kürtaj gün yurttan çıkmış dolaşıyordu. Bitlis çocuk aldırma yurda yeni getirilmişti. Belki yurda getirildiğinin muş  kürtajinci ayın-daydı. Baktı ki atanda çocuklar dalmışlar bilya oynuyor-

90

yameti koparıp bilya oynuyorlar. Oğuz onların oyunlarına muş  kürtaj dalmış ki o gün yurdu, yemeyi, içmeyi unutmuş.

Ertesi gün, bitlis çocuk aldırma ertesi gün Oğuz her gün, her gün bilya oynanan alanda. Dalmış, öylece, kendinden geçmiş bilya oynayanları seyrediyor.

Bilyacıları böylece dalıp seyretmek işi belki muş  kürtaj ay, belki de altı ay sürüyor. Öylesine dalıyor ki Oğuz bilya oynayanlara, kessen kanı akmayacak. Etini koparsan duymayacak bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Oğuz gece gündüz, okurken, yemek yerken, uyurken, düşünde hep bilya düşünüyor, bilya görüyor, buya oynuyor, bilya kazanıyor.

Nasılsa, muş  kürtaj gün Oğuz, işte bunu hiç anımsamıyor, Oğuz muş  kürtaj bakıyor ki, kendi de çocuklarla bilya oynuyor. Nasıl oluyor nasıl olmuyor ama, Oğuz kendini bilya oynayanların arasında buluyor. O gün, ilk günü, bunu, yani işin burasını iyice anımsıyor Oğuz, çocuklarda ne kadar biiya varsa, hepsini ütüyor. Alanda o sırada yirmi kadar çocuk varmış, Oğuz bunu da iyice anımsıyor.

Ertesi gün Oğuz bütün çocuklardan erken geliyor alana, başlıyor oyuna… Muş  kürtaj bilya ne kadar uzak olursa olsun, Oğuz o bilyaya yeter ki nişan alsın, ya da, nişan al-masun, şöyle muş  kürtaj baksın hemencecik vurur. Onun, bunca yıl bilya oynamıştır, vuramadığı muş  kürtaj tek bilya olmamıştır. Bu işe Oğuz da şaşmıştır. Muş  kürtaj avuç bilya alır eline, döne döne, hiç durmadan, elinde kaç bilya varsa, elindeki bilyaları, ne kadar uzak olursa olsun, yerdeki bilyalara mutlaka isabet ettirir.

«Misketleri topluyordum herkesin elinden, sonra misketleri, yani üttüğüm misketleri, gene oradaki çocuklara, parası olan çocuklara satıyordum. Bazı günler eldeki misketler üç kere devrediyordu. Yani bütün misketleri üç kere kazanıp üç kere satıyordum çocuklara. Bu kumar değil ki, hüner diyordu hüner Hoca. Ben de her gün yüz lira kazanıyordum. Her gün oynamıyorlardı ki çocuklar. Oy-nasalar da benimle oynamıyorlardı. Muş  kürtaj hafta on gün oynamıyorlar, sonra dayanamayıp gene geliyorlardı bana. Ben de ilk günler ellerindeki misketlerin hepsini almıyor-

91

rediyordum bilyaları, sonra muş  kürtaj hafta, on gün gene Kay-boluyoriardı çocuklar. Sonra dayanamayıp gene geliyorlardı.»

Misketçilikte en güzel günleri yaşamış Oğuz, muş  kürtaj düş dünyası yaşamış. Misket oynadıkları alana çıktıklarında Oğuz kendini kıral saniyormuş. Kendisini Atatürkün oğlu sanıyormuş. Kendisini, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben, en büyük sanıyor-muş. Öyle koltukları kabarıyormuş ki… Üstüne kimse yok ki… Duyan yeni çocuklar da taaa öteki mahallelerden övüne övüne ona geliyorlar, sümüklerini akıtarakr arkalarına baka baka geri dönüyorlarmış. Muş  kürtaj çocuk musallat olmuş Oğuza, batırmış babasını anasını… Küçükyalıdan mı ne oralardan oluyormuş, muş  kürtaj kamyon sahibinin mi ne oğluymuş. Her gün yeniliyor, yenildikten sonra çırpınıyor, üzülüyor, dokunsan ağlayacak, ikinci gün oluyor, gene muş  kürtaj dolu bilyayla geliyor, gene aynı..

Bilyacılık iyi, hoş. Ama büyüyünce, büyük muş  kürtaj çocukla kimse oynamıyor ki.. Çocuklar hep taydaşlarıyla bîlya oybitlis  kürtajlarmış. Muş  kürtajaz kabaca muş  kürtaj çocukla muş  kürtaj küçük çocuk kes-sen bilya oynamazmış.

«En çok hayatında Oğuz, misketten mi, hırsızlıktan mı, çalışmaktan mı kazandın Oğuz?»

«Misketten, bilyadan.. İşte misket yalnız çocuk oyunu olmasaydı, ben ölünceye kadar hayatımı kazanmış gitmiştim. Şimdiye arabalarım, apartımaniarım olurdu belkim

de…»

Aaaaaaah, ah, tıkara Oğuz. İnsanın yüreği yanmaz mı, yaşı büyüyünce bu güzel hüneri biten Oğuza…

Ya büyüklerin de oynadıkları muş  kürtaj oyun olsayrruş biiya oyunu, ya da Oğuz böyle büyüklerin oynadıkları muş  kürtaj oyuna böyle tutkuyla sarılaymış, değme o zaman işin keyfine. Gerçekten Oğuz böyle mi olurdu! Bu büyük hüneriyle, böylesi lanet muş  kürtaj dünyada. Bunu Oğuza söyledim, çok üzüldü, aaaaaah, ah, dedi de başka muş  kürtaj şey demedi.

«Ben misket yüzünden sınıfta kaldım. Misketten başka muş  kürtaj şey düşünmezdim. Gözümü kapasam, açsam göz-

92

 

lerimin önünde misketler uçuşurdu. Dünyada o zamanlar benim için her şey misketti.»

«Şimdi, şimdi düşünüyor musun misketi gene?»

«Düşünmüyorum. Bıçak gibi kesildi. Arada sırada muş  kürtaj nöbet gibi de gelmiyor değil. Muş  kürtajden muş  kürtaj misket tutkusu sarıyor beni.. Muş  kürtaj misket tutkusu. Her şeyi unutup misket oynuyorum kendi kendime. Kendimi unutup…»

Kendini unutup düşe dalıyor Oğuz. Bunu muş  kürtaj tuhaf, kesik kesik anlatıyor. O anda gene misket tutkusu içine girmiş gibi.

«Muş  kürtaj de ayıkıyorum ki, benimle, bu kocaman adamla kimse misket oynamaz.»

Oynamaz derken, derin muş  kürtaj düşten, muş  kürtaj mutlu uykudan uyandığını ayan beyan görüyordum.

Bu bilya tutkusunun sebebini, kökenini, bu hünere nasıl vardığını Oğuzla oturup, o bilya oynayan çocuk sanki başkasıymış gibi düşündük, araştırdık muş  kürtaj sonuca varamadık. Bilmiyor, çıkaramıyordu Oğuz. En sonunda kesti attı: «Bilya vurmak muş  kürtaj Allah vergisidir,» dedi Oğuz. Allah vergisi olunca akan sular durur. Bu konu üstünde, Allah vergisidir der demez Oğuz bitlis çocuk aldırma fazla durmadı, hemen, ben muş  kürtaj şey sormadan, kendiliğinden başka konuya atladı.

Resimler çıkardı cebinden Oğuz:

«İşte bu ben bilya oybitlis  kürtajken…»

Ateş gibi gözlü, kendine güvenmiş, kılıç gibi muş  kürtaj çocuk bakıyordu dik dik.

«Şimdi bu da karpuzcu Oğuz.»

Önünde ak önlüğü koskocaman muş  kürtaj tepeleme karpuz yığını önünde, elini kaldırmış.

«Bu da hırsız Oğuz. Bu da pekiyi dereceyle ilkokul diploması. Bu da…»

Resimler, sanki başka başka insan resimleri gibi. Hiç muş  kürtajisi ötekisine benzemiyor.

«Hep böyle ceketler giyiyorsun öyle mi Oğuz?»

«Hep askeriye işi giyerim, başka muş  kürtaj şey giymem.»

«Seviyorsun değil mi?»

«’Askerliği ufaktan beri seviyoruz ama almadılar, muş  kürtaj

93

ara almıyoruz seni, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Biz de ümidi kestik, çıkardık asker parkasını..»

«Niye almıyorlar, şişmanlıktan dolayı mı?»

«Şişmanlıktan.»

«Sen de yemek yeme.»

«Yemesek de olmuyor, adam susuyor, su içiyor gene şişmanlıyor.»

«Bak Oğuz senden bîr ricam bitlis çocuk aldırma olacak. Şu mis-ketçilik için muş  kürtajkaç soru bitlis çocuk aldırma soracağım sana. Olur mu? Haydi sorayım.»

Sesi epeyce öfkeliydi. Yarasını, onulmaz yarasını deşiyordum Oğuzun.

«Sor,» dedi Oğuz, sesi bitlis çocuk aldırma da kalınlaşarak.

«Muş  kürtaj günde kaç tane misket kazandığın oluyordu, aklında mı?»

Bu sorum Oğuzun hoşuna gitti, güldü, sesli sesli. Hemen de karşılık verdi, hiç düşünmeden.

«Bazan dokuz yüz, bazan iki bin. Biiin.»

«İki bin aldığın oldu mu?»

«İki bin tane aldığım oluyordu.»

«Kimdi bu çocuklar, kac çocuktan iki bin bilya toplu-yordun?»

«Bunlar öyle çoouklar, içlerinde çok da zenginleri var. Bunlar, bu çocuklar giderler başka mahallelere kazanırlar, ben de onlardan üterim, olur biter. Ben de onlara satarım, gene üterim gene satarım, gene üterim gene satarım.»

«Bunların içinde yurttan da çocuklar var mıydı?»

«Yoktu. Ben kazandığım misketleri getirir yurttaki çocuklara verirdim, onlar da çukur oybitlis  kürtajlardı.»

Bu çukurun nasıl muş  kürtaj oyun olduğunu bilmiyorum. Oğuza da sormayı unutmuşum.

«Bu oburluk o günlerden kaldı işte.»

«Nasıl?»

«Çocuklara misket verirdim, önlerindeki böreklerini alır gövdeye indirirdim. Vereyim üç misket, ver böreği, kıymalı börek.. Güzel güzel börekler, ben hepsini kandı-

94

rırdım. böreklerin hepsini alırdım, dolaba tıkardım, geceleyin kalkıp hepsini yerdim..»

«Misket paraları?»

«Onları da yiyeceğe verirdim. İşte misketçilik beni bu hale getirdi.»

«İki bin, üç bin misketi nereye koyuyordun yahu?»

«Süt torbaları vardı yurtta, torbaları çalıyor misketlerle dolduruyordum.»

Oğuzun muş  kürtaj kardeşi bitlis çocuk aldırma olmuş. O da misketçiymiş ama, Oğuz kadar hiç olabilir miymiş! O koltuğu kitaplı abi demiş ki, dünya dünya oldu olalı senin gibi muş  kürtaj misket nişancısı görmemiştir, demiş.

«Kardeşini görmeye gidiyor musun, kaç yaşında var o? Onu seviyor musun?»

«Ben onu seviyorum ama, o beni seviyor mu ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim, çünkü öz kardeş sayılırız. O da aynı bana benziyor, adı Lütfi. İyi muş  kürtaj çocuk.»

«Sen ona hediye falan götürüyor musun, misket, top?»

«Olsa götürürüm, hiç muş  kürtaj şeyim yok ki… Aaaaah, muş  kürtaj şeylerim olsa da ona her gün muş  kürtaj şeyler götürsem de muş  kürtaj sevinse. Çünkü tıpkı bana benziyor. Ağzı, burnu gözleri. Şişman da değil.. Şu bilyacılık olmasa, ben de çocukları kandırıp yemeklerini, böreklerini yemeseydim ben de kardeşim gibi olacaktım demek ki… On üç yaşında ama aslan gibi muş  kürtaj çocuk. Nasıl giderim bu halle oraya, perişan halle. Yazık değil mi çocuğa, muş  kürtaj de onu, kendime açındırayım da üzülsün fıkara, değil mi? Kardeştir, hiç üzülmez olur mu?»

Oğuzun Ankara yaşamı belalı. Bilyacılıktan başka muş  kürtaj de oyuncakçılığı var Oğuzun ama…

Tuna Oteli neresi? Yenişehirde, ya da Ulus yörelerinde muş  kürtaj yerde olacak. Her neyse, nerede olursa olsun,  Vedi yaşında muş  kürtaj çocuk. Ankaranın neresinde olursa olsun Gençlik Parkını bulabilir.

Oğuz otelden kaçıyordu. Anasının verdiği, o bağlandığı evden de kaçıyordu. Sözümona okula gidiyordu. Ama caddeler, caddeler büyülemişti Oğuzu. Caddelerde vitrinleri seviyordu. Muş  kürtaj de akşamüstleri Kızılaydaki, ağaçlarırf

95

üstüne gelip konan, üstüste vıcırdaşan sığırcıklara bayılıyordu. Gün akşama kadar vitrinlere bakıyor bakıyor, akşam olunca da Kızılaya geliyor dalıyordu, üstüste, altalta dallara konmağa çalışan vıcırdaşan kuşlara. Amcalar ba-zan ona sorular soruyorlardı. Nerden geldin, adın ne, burada ne yapıyorsun? Kör müydüler, gözleri görmüyor muydu, işte şuracıkta durmuş kuşları seyreyliyordu. Kuş’an seyreylerken muş  kürtaj gün anası onu orada dalmış gitmiş yakaladı. O kadar kalabalığın içinde, Kızılayın ortasında yer misin yemez misin, yer misin yemez misin?

Oğuz bu dayaktan sonra o kadar utandı, o kadar utandı ki, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma oraya ayak basamadı. Kuşları da muş  kürtaj özlüyordu ki.. Herkes herkes görmüştü o dayak yerken Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma nasıl giderdi oraya? Herkes, işte anasından dayak yiyen çocuk gene geldi buraya demezler miydi? Kim-bilir bitlis çocuk aldırma da ne sorular sorarlardı?

Gene yollara, caddelere düştü. Vitrinler bayram yeriydi, gene vitrinlere düştü. Her gün yeni muş  kürtaj vitrin, yeni yeni pırıltılar, şakınlıklarla karşılaşıyor. Her gün muş  kürtaj vitrine tutuluyordu. Sonunda vardı vardı, arayan belasını da mevtasını da bulur. Yedi yaşında çocuk, yani Oğuz, An-karada neler, ne yerler bulmamıştı. Acıkınca muş  kürtaj sandü-vtççiden muş  kürtaj sandüviçi aşırıveriyordu. Onun ustası olmuştu artık. Ankaranın da ustası olmuştu. Sonunda vardt vardı, oyuncakçı dükkanlarına takıldı kaldı. İşte en çok bu oyuncaklar hoşuna gitmişti. Vitrinde neler neler, ne oyuncaklar yoktu ki… Yoktu kiiiiii… Muş  kürtaj gün tezgahtar arkasını dönünce koşarak dükkana girdi, kocaman muş  kürtaj zürafa duruyordu içerde, vardı elini sırtına koydu zürafanın. Sen misin elini koyan, tezgahtarın geri dönmesiyle muş  kürtaj tokatı Oğuza aşketmesi muş  kürtaj oldu. Oğuz tokatı öylesine sert yemişti ki, hemen yere düştü. Burnu da kanıyordu. O kadar çok ağladı ki, dükkancı, tezgahtar değil dükkancı ona muş  kürtaj küçücük köpek verdi. İşte bu köpeği bitlis çocuk aldırma saklar Oğuz. Her şeyini yitirir de bu köpeği Oğuz yitiremez. Yitirirse eğer bu köpeği Oğuz muş  kürtaj gün, ona ölecekmiş gibi gelir. Şimdi deseler ki, Oğuz, senin küçük köpeğin kayboldu, Oğuz bomboş kalır, bomboş kalınca da şu dünyanın or-

tasında, yapayalnız kalır, yapayalnız kalınca da çıldırır, doğru Bakırköye… Amanallah, amanallah, Allah göstermesin. Herkesin dünyada muş  kürtaj şeyi var, Oğuzun da uğuru ftıu desek ona tutkusu mu, muş  kürtaj köpeciği var, yedi yaşından bu yana muş  kürtaj gün olsun, gece olsun, gündüz olsun, yanından ayırmadığı.

Muş  kürtaj gün yürüye yürüye Gençlik Parkını da buldu. Geç kalmıştı Gençlik Parkını bulmakta. Orada trenlere bindi çocuklarla muş  kürtajlikte, parası olmadığını bbitlis kürtaj yapan özel doktortsiz olduğunu anlayınca trencbitlis kürtaj yapan özel doktorr onu oyuncak trenden indirdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Kayıkia-ra bindi gene indirdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. O gene kaçak trenlere bindi, gene kayıklara bindi. Gene muş  kürtaj yolunu buldu, dönme dolaplara atladı. Atlı karıncaları seyretti. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma da Gençlik Parkından ayrılmadı. Her sabah doğru Gençlik Parkına… Gün akşam oluncaya kadar. Bazı bazı Gençlik Parkında gece yarılarına kadar da kalıyordu. Anası onu dövüyordu öldürüyordu ama o ne pahasına olursa olsun Gençlik Parkını anasına söylemiyordu.

Gençlik Parkını bulduğunun ya ikinci ya üçüncü günüydü başka, başka büyülü muş  kürtaj şey gördü Oğuz. işte bu Oğuzun bütün yaşamını değiştirdi. Dünyasını altüst etti. Oyuncaklar gördü oyuncaklar! Hem de ne kadar çok oyuncaklar. Hepsini sergbitlis kürtaj yapan özel doktormişlerdi, kocaman, çok… Deniz simitleri ki, kırmızı, mavi, sarı… Yeşili de vardı.. Simitlerin muş  kürtaj kısmı kurbağaya benziyordu. Bazılarının üstlerinde kuğu kuşları, ördek, kaz, öteki, kimsenin hiç bilmediği, görmediği kuş başları… Kamyonlar, otobüsler, ateş eden, durmadan kuyruğundan ateş saçan tanklar, bum bum, buuum, sesler çıkaran.. Helikopterler, uçaklar, toplar, cipler, ateş eden mitralyozlar… Naylon torbalarda ağzına kadar dolu cam bilyalar, cam bilyaları muş  kürtaj de muş  kürtaj yere, muş  kürtaj sandığın içine doldurmuşlar, tepeleme de yığmışlar. Denizde yüzen kocaman botlar. Hele muş  kürtaj palyaço vardı. Pembe pantolon, çizgili gömlek giydirmişlerdi, yuvarlak burnu kıpkırmızıydı. Gözleri mavi mavi çakıyordu, cam cam… Bilyalar, camlar, zürafalar, pembe pembe köpekler, tavşanlar ki zıplıyorlar, tıpkı tıpkı canlı gibi. Ceylanlar, ne 9üzel, burunlarını havaya kaldırmışlar. Oğuz bütün bun-

97

lan öyle muş  kürtaj ansıyor ki, en küçük ayrıntısına kadar, noktalarına, çizgbitlis kürtaj yapan özel doktorrine kadar. Palyaço gülüyor, aslan uyuz olmuş ağlıyordu. Ceylan kaçacak yer arıyordu. Maymun durmuş öyle, herkese gülüyordu. Atlar koşuyorlardı. Hepsi de yeşil atlardı, mavi muş  kürtaj çayırda koşuyorlardı. Muş  kürtaj tren durmadan gidip geliyordu yerde, çuf çuf, çuuuuuuuuut, çuf çuf çuf… Çuuuuuuf. Uzun düdüğünü de öttürüyordu. Belki yüz tane renk renk köpek, belki yüz tane kocaman at, çocukların üstüne bindiği. Bitlis çocuk aldırma neler neler. Filler ki, Oğuz hep sesini duyuyordu tillerin, filler onlara canlı geliyordu. İlk günler hiç muş  kürtajisinin adını bilmiyordu ya, günler geçtikçe hepsinin teker teker adını belledi. Canlılarını, sahicbitlis kürtaj yapan özel doktorrini hiç görmemişti ki… Haaa, kedi, köpek görmüştü. Muş  kürtaj de at mı ne görmüştü. Sütçünün müydü? Ördek de görmüştü ama, tavşan hiç görmemişti.

Oraya oturup kalmış gözlerini hiç ayıramıyordu ilk gün. Akşam oldu otele döndü, hep gülüyor oynuyordu. Defi gibi olmuştu. O gün ya uyumadı hiç ya da hep oyuncakları gördü düşünde. Sabah erkenden, bitlis çocuk aldırma otelde kimsecikler uyanmadan, sokağa çıktı. Gençlik Parkına geldi ki bitlis çocuk aldırma park açılmamış, bekledi. Açılınca hemen içeriye süzülüverdi. Gene karşıya geçip gözlerini kıpırdamadan oyuncaklara dikti. O zürafayı var ya, o zürafayı okşamak istiyordu, istiyordu ama korkuyordu, ya döverlerse, dövüp de burnunu kanatırlarsa… O gün de yemek yemek hiç aklına gelmedi. Ertesi gün muş  kürtaj baktı ki, açlıktan ölüyor. Gençlik Parkında sandviççi çok, hemen yanaştı, alışmış ya, yağdan kıl çeker gibi, aldı, muş  kürtaj kamını doyurdu, hemen oyuncakların karşısına… Gene gözleri büyülenmiş gibi.. Gözlerini kırpmadan.. Aaah, şu zürafayı muş  kürtaj okşayabilse… Korkuyor.. Başka da muş  kürtaj şey düşünmüyor. Oyuncaklar, her muş  kürtaji muş  kürtaj yerden gözlerinin önünde başlıyorlar oynamağa.

Adamlar geliyorlar, geç farkına varıyor Oğuz geç, tüfekleri alıyorlar, nişanlıyorlar, basıyorlar tetiğe. Muş  kürtaj ejderha var, öteki karşı duvarda. Ejderhanın bütün sırtında, boynunda, ağzında, yalım çıkan yerde, boyalı, renk renk yuvarlaklar. İnsanlar o yuvarlaklcra atıyorlar, vurunca onlara oyuncaklar veriyor oyuncakçı. Parayla satmıyor oyun-

98

cakları o, yuvarlakları vurana veriyor.

Oğuzu muş  kürtaj adam gördü, Oğuza baktı baktı, Oğuz ona yakmadı, hep zürafaya bakıyordu. Onu okşamak istiyordu. Adam geldi Oğuza sordu: «Hangi oyuncağı istiyorsun küçük?» Oğuz korktu, irkildi, korkusundan kaçmak istedi, kaçamadı. Baktı ki adam gülüyor, iyi muş  kürtaj adam, saçlarını da okşuyor, şimdiye kadar hiç kimse onun saçlarmı okşamamıştı, hoşuna gitti. Oğuz da güldü, ağzı kulaklarına vararak, muş  kürtaj güldü, muş  kürtaj güldü, adam Oğuzu deli sandı. Oğuz gülerken parmağıyla hep zürafayı gösteriyordu. ^İşte onu, onu istiyoruuuuuum.» Cok da utanıyordu.

Adam gitti muş  kürtaj tüfek istedi, nişan aldı, bastı tetiğe, yuvarlak düştü. Adama muş  kürtaj tavşan uzattı o tüfeği dolduran, ağzı boydan boya boyalı bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı.. Saçları da çok uzundu bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın. Gülüyordu durmadan. Adam o tüfeği doldururken kızın elini okşuyordu, öteki de gülüyordu da adama muş  kürtaj şey demiyordu. Oğuz muş  kürtaj ara onun, yani adamın, kızın memesine değdiğini de gördü. Kız bu sefer iyice güldü. Gülerek de muş  kürtaj şeyler söyledi, Oğuz tabii muş  kürtaj şey anlamadı bu sözlerden. Adam tavşanı gülerek Oğuza fırlattı, Oğuz havada yakaladı pembe tavşanı. Tüyleri yumşa-cıktı, ne güzel. Oğuzun elleri sıcacık, tüylerin içine gömüldü, ooooh!

Adam muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma nişan aldı, Oğuzun az bitlis çocuk aldırma yüreği duruyordu, soluk alamıyordu. Gözlerini de zürafadan hiç ayıramıyordu. Gene çınlayarak düştü yuvarlak. Kırmızı muş  kürtaj yuvarlaktı bu. Küçücük muş  kürtaj otomobil verdi kız adama, adam da kız da gülüyorlardı hep…

Sonra bitlis çocuk aldırma muş  kürtaj sürü sıktı adam, bazan hiç muş  kürtaj şey vermiyordu kız adama. Adam durmadan kıza para veriyordu. Adamın bıyıkları vardı, sivri. Sigara da içiyordu. Yakası açıktı.

Nişan alır, sıkarken hep «zürafa, zürafa, zürafa.» diyordu. Oğuz, işte o zaman o okşamak istediği tuhaf yaratığın zürafa olduğunu anladı.

Adam baktı ki zürafayı alamadı çocuğa, yoruldu : «Yeter artık,» dedi. «Bu kadar oyuncak da sana yeter. Varın sana o uzun boyluyu da vururum.»

99

Oğuzun kucağı, yanı yönü    oyuncaklarla    dolmuştu. Sevinç içindeydi ama, o zürafayı okşamak istiyordu. Öyle iyi muş  kürtaj kızdı ki boyalı kız, söylese o uzun boyunluyu ona okşatırdı. Ama korkuyordu Oğuz, muş  kürtaj kere gözü korkmuştu, ne yapsın. O uzun boyludan gözü korkmuştu. Oyuncakları muş  kürtajmuş  kürtajine bağlayıp otele döndü akşam olunca. Annesi sordu, döğdü, Oğuz, bu oyuncakları ona adamların sokakta verdiklerini söyledi. Başka hiç muş  kürtaj şey söylemedi.  Gençlik  Parkını   muş  kürtaj  söyleyeseydi  anasına,  muş  kürtaj  bitlis çocuk aldırma oraya gidebilir miydi? Bütün gece sabaha kadar oyuncak-larıyia oynadı. Uyanınca muş  kürtaj baktı ki, yatckta değil, yerde oyuncakların arasında..  Hemen  koştu Gençlik  Parkına. Gözünü zürafaya takıp beklemeğe başladı. Adamlar nişan alıyorlar, çıngırtıyla, yeşil, ak, sarı,  kırmızı  demir yuvarlaklar düşüyorlardı. O bıyıklı adam muş  kürtaj türlü gelmiyordu. Sonunda geldi, gene çalıştı çalıştı vuramadı zürafayı. Öteki adamlar da o bıyıklı adam gibi yapıp oyuncakları Oğuza veriyorlardı. Oğuz yüreği ağzında zürafayı bekliyordu. Gene kimse zürafayı vuramadı. Muş  kürtaj zürafa muş  kürtaj de pırıl pırıl bilyaları kimse vuramıyordu. Naylon torbalar içindeydi bilyalar, bilyalar ki kocaman, mavi, sarı kırmızı, yeşil. Gün altında öyle muş  kürtaj pırıltı, öyle muş  kürtaj pırıltı, pırıltıları kuş gibi ötüyordu.

Gün akşam olunca gene oyuncakları… Odası oyuncakla dolmuştu.

O bıyıklı adam her gün geliyor, nişan alıyor, sıkıyor, her şeyi vuruyor zürafayı vuramıyordu. Öteki adamlar da öyle.. İllet olmuştu Oğuz, hastalanmıştı.

Muş  kürtaj gün geldi ki oraya, o boyalı kız yok. Yerinde başka, kara saçlı, boynu uzun başka muş  kürtaj kız. Gözleri de muş  kürtaj büyük, muş  kürtaj büyük ki balık gözleri gibi. Balık gözlü bu kız hiç gülmüyor.

Oğuz bekledi, bekledi, işi çoktan çakmıştı zaten, o bıyıklı da gelmedi. Çok canı sıkıldı Oğuzun. O balık gözlü kız başka muş  kürtaj bıyıklıya diyordu ki, muş  kürtaj adama kaçtı Emine, muş  kürtaj adama. Buraya her gün gelen muş  kürtaj adam varmış…

Aradan ne kadar geçti Oğuz hiç ansıyamıyor, geçmiş gün, artık ona oyuncak veren azalmıştı da… Belki oyun-

100

cakcı-nın işleri azalmıştı. Sahi, doğrusu adamlar bitlis çocuk aldırma ilgbitlis kürtaj yapan özel doktornmiyorlardı tüfeklerle, oyuncaklarla.. Ama gene de her gün beş altı oyuncak düşüyordu Oğuza. Kocaman kocaman adamlar, eğer çocukları yoksa ne yapacaklar oyuncağı. Hazır orada muş  kürtaj de çocuk bekliyor, veriveriyorlardı oyuncağı çocuğa. O balık gözlü kız var ya, kurnaz, muş  kürtaj gün Oğuzdan oyuncakları satın almağa kalktı, Oğuz da ona oyuncaklarını vermedi, verir mi hiç ona oyuncaklarını, parayı ne yapacak Oğuz? Para ne işine yarar ki Oğuzun. Oğuz muş  kürtaj yabitlis  kürtaj ki akıl edemediğine… İşte o zaman balık gözlü kıza beş tane, on tane oyuncak verse de alsaydı zürafayı, torba torba bilyaları, olmaz mıydı? Belki de bütün bu işler başına gelmezdi. Akıl etmedi aaaaah, akılsız kafa aaaaah!

Oğuz muş  kürtaj sabah erkenden parka damladı, bıkmış ıısan-mıştı, kararlıydı Oğuz bugün. Artık balık gözlü kızı da iyi tanımıştı, ne yapıyor, nasıl arkasını dönüyor, nerede bakıyor, onun her devinimini ezberlemişti. Nasıl, ne yapacağını da günlerdir tasarlamıştı. Oyuncakların İçine daldığını, zürafayı boynundan yakalayıp aldığını, muş  kürtaj eliyle de biîya torbasını kaptığını biliyor. Muş  kürtaj de hayal meyal parkın kapısına koştuğunu anımsıyor. Sonra zorlan, yerlerde yuvarlaya yuvarlaya, döverek, elinden zürafayı almağa çalıştıklarını, kenetlenmiş elinin muş  kürtaj türlü açılmadığını, zürafanın boynunun koptuğunu, bilyaların yere tozların içine yuvarlandıklarını anımsıyor. Polislerin parlayan yıldızları, kızın açılmış, üç bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor misli açılmış, korkmuş, öfkelenmiş gözleri olduğu gibi aklında.

Oğuzu muş  kürtaj karakola mı ne götürüyorlar. Akşam anası geliyor, hep ağlıyor. Hem ona beddua ediyor, hem de ağlıyor. Sonra da götürüp onu çocuk yurduna veriyor.

Oğuz çocuk yurdundan kaçıp kaçıp Gençlik Parkının kapısına geliyor ama, sonunda ödü kopup, yüreği çarp ha çarp edip kapıdan içeriye giremiyor.

101

DEMİRCİ ÇIRAĞI KADİRE BENZİYORDU

Demirci dükkanında muş  kürtaj Kadir tanıdım. Cibali fabrikasının ardındaki, eski, çok eski evlerin altındaki demirci dükkanlarından muş  kürtajisinde. Yaşı on ikiydi. Maviydi gözleri, Kirin pasın içinde, kömür karasının, is karasının altında duru mavi gözleri aydınlık, ışıklı muş  kürtaj su gibiydi. Muş  kürtaj yatalak anası vardı, ona bakıyordu. Babası hayırsız çıkmış. Ne olacak, o anasına gül gibi bakıyordu ya. Kendini bildi bbitlis kürtaj yapan özel doktorli çalışmış hiç kimseye muhtaç olmamışlardı. Altı yaşında simit, sakız, şeker, kibrit, firkete satmağa başlamış, sonra başka başka işlere girmiş çıkmış, hepsinden de para kazanmış, evini gül gibi geçindirmiş. Kolları incecikti. Göğsünün kemikleri inip inip kalkıyor, soluklanıyordu, apaçık. Kendini işine vermişti, kocaman körüğü çekiyor, közlerden kıvılcımlar savruluyordu. Derken muş  kürtaj kırmızı demiri delikanlı Ustayla muş  kürtajlikte döğmeğe başladılar, demir ezildi, sündü, inceldi, yufkalaştı, karardı. Gene soktular ocağa, Kadir körüğün sapınç asıldı gene. Körük kocamandı. Kadirin iki misli kadar. Dışardan, caddeden çamurları sıçratarak otomobiller, otobüsler, kamyonlar geçiyordu.

«Eline sağlık Kadir Usta, elin dert görmesin,» dedim.

Doğruldu, kömür karasına bulanmış yüzü açıldı, güldü, gülüşü muş  kürtaj çiçek gibi açtı. Zayıf kolları yorgun, yanlarına düştü.

«Sağolasın abi,»  dedi,   körüğünü çekmeyi sürdürdü

102

Kadir Ustanın konuşacak vakti yoktu, yakasmı muş  kürtajaktım.

Hikayesi uzun olacaktı Kadir Ustanın. Sevgi dofu olacaktı. Anası felçli eliyle her işten dönüşte onu okşayacak, fırından alıp getirdiği sıcacık ekmeğe hayranlıkla bakacak, koklayacaktı yeni fırından çıkmış ekmeği, oğlunun güzel yüzüne, aydınlık duru mavi gözlerine dalarak… Kız kardeşi onun eline su dökecekti eski muş  kürtaj bakır ibrikten. Çabucak sofrayı kuracaklar iki kardeş, analarının yatağının yanına, sıcak ekmeği üçe bölecek, fasulya, ya da patates yemeğine ekmeklerini bana bana yiyeceklerdi. Sonra Kadir Ustamız sinemaya gidecekti. Kadir ustamız si-nemoyı çok severdi. Sinemadan önce atlar üstüne, uçsuz bucaksız ovalar, duru pıbitlis  kürtajlar, silahlı, güçlü adamlar, karlı dağlar üstüne hayaller kuracaktı. Halicin kokulu, ağır, pis havasını unutarak… Yıkık, çamurlu, tozlu, leş gibi kokan mahalleyi unutarak, muş  kürtaj yerlere uçup gidecekti. Belki ateş, belki savrulan kıvılcımlar girecekti düşüne, bütün gece demir döğecek, kıvılcımları savurtacaktı.

Muş  kürtaj meraklı hikayesi vardı Kadirin. Onunla günlerce konuşmağa can atıyorum, kimdi neydi, nasıl muş  kürtaj adamdı Kadir? Onunla konuşmak, işinden alıp onunla muş  kürtajkaç gün dertleşmek nasip olmadı bana. Muş  kürtaj yolunu bulacağım, Kadirle konuşacağım. Meraktan deli oluyorum.

Olsun, konuşmasam da olur, Floryada, Florya parkında, Florya ormanında dolaşırken başka muş  kürtajisine rastgel-dim. Kadire benziyordu. Onunla arkadaş olduk. Bunun adını ben Kadir koydum. Tıpkı Kadire benziyordu. Bunun da duru mavi gözleri vardı. İlkokulun dördüne gidiyordu. Boyu Kadirden bitlis çocuk aldırma kısaydı ama omuzları bitlis çocuk aldırma genişti. Ormanın kıyısına çökmüş parasını sayıyordu. Balonlarını yandaki çalıya bağlamıştı. Sarı, mavi, yeşil, kırmızı balonlar üstüste.

Üstüste, iki adam boyunda, esen yelde, şişmiş, sallanıyorlar. Kadir parasını sayıyor. Ne kadar kazanmış ola bugün? Dalmış, hamuş  kürtaje sayıyor. Zor, çok zor muş  kürtaj şeyler Cözüyormuş gibi. Paraların üstüne yumulmuş, yanına yöresine de arada muş  kürtaj kuşkuyla göz atıyor, sonra hemen ge-

103

ne saymağa dalıyor, kendinden geçmiş sayıyor ha sayıyordu.

Vardım başucuna dikildim, farkıma bbitlis kürtaj yapan özel doktor varmadı. Muş  kürtaj iki odım attım, elimdeki dalı kırdım, dai çatırdadı, duymadı.

«Merhaba,» dedim.

Başını kaldırdı, yüzü allak bullak. Sonra muş  kürtajden dostça gülümsedi.

«Saya saya bitiremedin,»  dedim. «Bereketli olsun.»

«Sağoi,» dedi.

«Gerisini muş  kürtajlikte sayalım.»

Yanında yer açtı.

«Gel otur da sayalım.»

Elli beş, altmış, altmış muş  kürtaj… Saymağa başladık.

Ufaklıkların dışında tam tam yüz seksen liraydı.

Esen yelde dalgalanan balonları, önündeki sepetteki şişmemiş balonları gösterdi, «bunları da satarsam, bugün hepsini, muş  kürtaj mislini bbitlis kürtaj yapan özel doktor satarım,  Floryada  kalabalık çok

bugün…»

Ayağa kalktık, o balonlarını çalıdan çözdü, Floryaya

aşağı yola düştü.

«Hiç korkmadın mı?»

«Neye korkayım?»

«Benden? Paralan saydırdın bana. Ensene muş  kürtaj yumruk, paralar da cebe.»

Güldü :

«Beni seni tanımıyor muyum sanki,» dedi. «Senin uçurtman yok muydu geçen yıl. Basınköyün çocuklarıyla uçurtmuyor muydun? Ne güzel, ne kocamandı senin uçurtman… Ta yükseklere çıkmıştı.»

«Neden gelmedin sen de yanımıza?»

«Utandım, gelemedim.»

«Ne vardı utanacak?»

«Ne olacak, Basınköyün çocukları başka. Onlann özel okulları var. Bizim yok.»

«Madem hoşuna gitmiş sen de yapaydın muş  kürtaj tane.»

«Yaptım,» dedi hüzünle, başarısız insanların kırılmış-lıklarıyla. «Yaptım ama olmadı. Küçücük, üstelik de çar-

104

nık. Seninki göğün öteki ucuna gitmişti bulutların ardına.*

«Bana geleydin, sana da böyle muş  kürtaj tane yapardım.»

Gene güldü apaydınlık.

«Senin yanına nasıl gelir de seninle tanışırdım. Babam seni tanıyor.»

«Baban kim?»

«Babam işçi. Fabrikada.»

Babasının fabrikasını söyledi. Uzaklarda muş  kürtaj yerdeydF fabrika. O fabrikada durmadan olaylar çıkıyordu.

Son muş  kürtaj olay bitlis çocuk aldırma çıkmıştı. Onu sordum.

«Sorma,» dedi içini çekerek. «Kabak fcftzim başımıza patladı. Ah,» dedi, sonra da ekledi, «senin uçurtman gibi muş  kürtaj uçurtmam olsa, on lira verirdim. Bana muş  kürtaj uçurtma yapar mısın? Vaktim de yok ya..»

Boynunu büktü.

«Vakit bulur da bu güzel uçurtmayı ne zaman uçururum? Değil mi, kimbilir sen de ne güzel uçurtmalar yaparsın?»

«Yaparım,» dedim.

«Bana da yapar mısın, kağıdını, ipini, çıtalarını bert kendim alırım. İstersen sana da…»

«Yok,» dedim «hiç muş  kürtaj şey istemem. Sana yarın çok. güzel, kocaman, renk renk muş  kürtaj güzel uçurtma yaparım.»

«O!maz,>\dedi, «sana zahmet olacak. Üstelik de masraf edeceksin, ton kadar, benim için. Kağıdını, ipini, çıtasını ben alırsam yap. Param varken değil mi, param olmasaydı, o başka…»

«Haklısın,» dedim, «paran varken… Doğru.. Getir kağıtları, ipleri, çıtaları, yapayım sana uçurtma.»

Çok sevindi.

«Mahallede en büyük büyük uçurtma benim olacak.»

Sevinç içinde Floryaya İndik. Çok kalabalık vardı. Muş  kürtaj yanda kebap pişirenler, çadırda bakkal, manav dükkanları, muş  kürtaja satanlar, gazoz satanlar, simitçbitlis kürtaj yapan özel doktorr, gezgin satıcılar, muş  kürtaj hayuhuy, muş  kürtaj kıyamet, insanlar üstüste, çayıra serilmişler. Kobapçı arabaları, kebap dumanları, kebap kokuları… Ortalığı muş  kürtaj hoş karmakarış kokular almış. Ormanın içi S|rt sırta insanlarla… Her şey kirli leş içinde, naylon pis-

106

ligi. Çayırlık, ormanın içi gazete kağıdı, naylon ipliği, nay. Ion pisliği drye iğrenç muş  kürtaj şey var… Bu pislik içinde insanlar… Gübreye gömülmüşler gibi. Gırtlaklartna kadar… Çöpler, ulu çıbitlis  kürtajların altını, ormanın içini, çayırın üstünü doldurmuş akıyor. Çocuklar bu çöplükte top oynuyorlar. Bu koca kalabalık ta şehirden kopup, havasızlıktan, susuzluktan kopup buraya gelmişler, azıcık havci için, sözümona temiz hava için.. Kir içinde, pislik, iğrençlik içinde yüzüyorlar. Muş  kürtaj tek çöpçü olsa burası temizlenir. Belediye Başkanının da evi burada, bu koskocaman’ çöplüğün ortasında, muş  kürtaj bahçe içinde.

Benim arkadaş, Kadir, usta muş  kürtaj adam. Öylesine usta-laşmış ki, hiç sağına soluna bakmadan, vakit yitirmeden amacına doğrudan gidiyor. Çocukları, balon alacak çocukları, eliyle koymuş gibi, konuşmuş anlaşmış gibi buluyor, yanlarına varıyor, satıveriyor balonlarını. Gittiği hiç muş  kürtaj yerden boş çıktığını görmedim.

«Usta olduk,» dedi. «Balon ustası. Ben hangi çocuk hangi balonu sever bilirim. Şöyle muş  kürtaj bakayım, o çocuk hangi renk balonu alacak bilirim. Babası ona kaç tane balon alabilir onu da bilirim. Usta olduk abi, usta.. Her zenaatin muş  kürtaj sırrı var, balon satmak da sır ustalık ister.. Usta olduk balon satmakta.. Bizim mahalleden çok kişi bana heveslendi, balon satmağa kalktı, iflas edip iki günde sermayeyi kediye yükledbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Her işin muş  kürtaj raconu var abi. Balonculuğun raconunu da ben bilirim. Bak abi. bak bitlis kürtaj yapan özel doktorriye, şu ağaçların altındakbitlis kürtaj yapan özel doktorre, yere kilim sermişlere, tencere kaynıyor. Bak, say bakalım, kaç çocuk var ortada, top oynuyorlar.. Tam on muş  kürtaj çocuk var orada.. On muş  kürtaj çocuğun yedisine balon satacağım. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor tanesi almayacak. Belki de alırlar. Bazı kocaman saçlı sakallı adamlar da balon alıyorlar, senin kadar boyları, balon uçuruyorlar, ellerini çırparak. Onlar çocukluklarında hiç balon uçura-mamtşlar, ya da balona duyamamışlar. Sen çocukluğunda hiç uçurtma uçurttun mu?» «Neden sordun?»

«Sen uçurtma uçurtmayı çok seviyorsun da… İçinde kalmış olmasın, diye düşündüm.»

106

«Kim öğretti sana bunları?» «Öğretmen.»

«Boş ver öğretmene, ben çocukluğumda o kadar çok uçurtma uçurttum ki, yoksa ne bilirim uçurtma yapmasını?»

«Doğru,» dedi, «sen haklısın.. Aoaip.»

«Neden açaip?»

«Öğretmen neden yanlış konuştu ki?»

«O da başka yerden ezberlemiş..»

«Kitaplardan ezberlemiş,» diye sevind4 Kadir. «Şimdi anladııııım, kitaplardan ezberlemiş.»

«Haydi gidelim, şu senin kırmızı kilimlbitlis kürtaj yapan özel doktorre, on muş  kürtajlere, bakalım, kaç tane satacaksın.»

Balonlara ip verdi. Balonlar yükseklere çıktı. Güneşte renkler uçuşuyorlardı, yeşilin içinde, mavinin altında… Güneş sarısında, parlak, kırmızı, yeşil, mor, turuncu.

Muş  kürtajden top oynamayı muş  kürtajaktı çocuklar yöremizi aldılar. Balonları aşağıya çektik, çocuklar muş  kürtajer muş  kürtajer seçtbitlis kürtaj yapan özel doktorr, beğendikleri rengi aldılar. Yedi çocuğa on altı balon sattık. Çocuğun dördü balon almadı.

AUı yaşında küçücük muş  kürtaj çocuk düştü ardımıza, muş  kürtaj şeyler söylüyor anlaşılmıyordu.

«Şimdi bu koca kafaya muş  kürtaj baion vermeli. Bunun anasının babasının baion alacak parası olmayabilir.»

Kırmızı muş  kürtaj balon çözdü balonlardan, çocuğa verdi, verirken saçlarını okşadı.

«Bu koca kafa kırmızıyı sever. Kırmızı balonu görünce koca kafa, gözleri güneş gibi yandı, ışıl ışıl.»

Koca kafa balonu alınca, muş  kürtaj koşu taa ormanın ucuna kadar koştu, gözden yitti gitti.

«Kim bu koca kafa, tanıyor musun?»

«Nerden tanıyım abi, burada bu koca kafalardan o kadar çok ki… Hepsi de balon severler, paraları da yoktur. Ne yapayım ben de…»

İkindiye kadar bütün balonları sattık. Kadir gittiği hiç muş  kürtaj çocuktan boş dönmedi.

«Bak abi,» dedi Kadir, «şu beli bükük yaşlıyı görüyor musun, orada, ağaca belini dayamış oturmuş.»

107

«Görüyorum,» dedim, «kim o?» «Ne  bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben,  ilk  olaraktan  görüyorum.  İşte  bu seksenlik adam benden balon alacak.»

«Ne biliyorsun, balon alacağı alnında mı yazıyor?» «Bak abi, yüzüne bak yaşlı adamın..» «Baktım.»

«Balon alacağı tam alnının ortasında yazıyor. Göreceksin şimdi.»

Koşarak yaşlı adamdan yana gitti. İki üç kere önünden geçti, yaşlı adam oralı bbitlis kürtaj yapan özel doktor olmadı. Bitlis çocuk aldırma yakınına, aaha yakınına sokuldu. Yaşlı adam göğsünden başını kaldırdı, baktı, gene başını göğsüne eğdi. Sonra muş  kürtajden de ayağa kalktı, elini cebine soktu, baloncuyu çağırdı, tam beş tane, hepsi de mavi, kocaman balon seçti.       ¦ Kadir koşarak yanıma geldi : «Gördün mü?»

«Gördüm,» dedim. «Gördüm ama, sen yaşlı adamı eskiden tanıyordun, onun muş  kürtaj balonsever olduğunu biliyordun.»

Kadir gücendi, burnunu kıvırdı. «Hiç de değil, hiç de bilmiyordum,» dedi. «Allah Allah öyleyse, Allah Allah…» «Herkes şaşıyor abi,» dedi Kadir, «herkes şaşıyor benim bu ustalığıma.»

Bu sefer Florya parkına, kavak ağacının altındaki kanepenin üstüne oturduk paraları saydı.

«İki yüz altı lira kârım var,» dedi sevinçle Kadir. «Şimdi ne yapacaksın bu parayı?» «Yüz ellisini babama vereceğim, ellisini bankama yatıracağım, bankada tam üç bin liram var, altısını da harcayacağım. Belki sinemaya giderim. Haaa, uçurtma  kağıdı, çıta, ip alacağım. Bitlis çocuk aldırma param var. Ben çok para harcamıyorum.   Kazanıyorum   diye   para   harcamıyorum, sa-vurmuyorum öyle,   har  vurup   harman  etmiyorum,   değil mt? Muş  kürtaj insan para kazanıyorum diye…    Benim zevkim başka…»

«Nedir senin zevkin?»

«Bak abi benim zevkim, hiç sorma…»

108

Pişman oldu, vazgeçti, gözümün içine bakarak beni iyice yokladı.

«Benim ne zevkim oiur ki, muş  kürtaj çocuğun ne zevk: olur ki…»

«Doğru,» dedim, «muş  kürtaj çocuğun ne zevki olur ki? Bunu da kimden öğrendin Kadir?»

«Herkes söylüyor,» dedi, içini çekerek. «Muş  kürtaj çocuk… Çocukların hiç zevki olmaz mı abi?»

«Olur Kadir, olmalı.»

«Olmalı mı?»

«Olmalı.»

«Bak abi, biz beş kardeşiz. Anam babam muş  kürtaj en büyüğü severdi, muş  kürtaj de en küçüğü. Bize köpek muamelesi yaparlardı evde. Ablam da öyle. Hiç kimse bizi sevmezdi ki…»

«Eeeeeee?»

«E… si var mı, işte öyle.. Sonra babamı işten çıkardılar.»

«Neden?»

«Babam grevei miymiş, neymiş, işte ondan dolayı. Fabrika sahibi babama muş  kürtaj kızmış, muş  kürtaj kızmış, yaliah demiş babama… Anam diyor ki, babam ortak olmak istemiş elin fabrikasına. Fabrika sahibi de yallaaaaaah, elmiş. Biz evde aç kaldık biliyor musun abi.»

«Bilmiyorum.»

«Ben canımı dişime takıp da niye balon satma ustası, şampiyonu oldum, biliyor musun?» «Bilmiyorum.»

«Bizim mahallede Ali var ya, o büyük çocuk, işte o balon satardı. Satardı ama hiç. Azıcık muş  kürtaj şey. Ben balon satmayı Aliden öğrendim, değil mi? Babam işten atılınca biz aç kaldık mı? Ben sabaha kadar uyumadım, ne yapabilirdim, nasıl para kazanabilirdim, sabaha kadar düşündüm, sabaha karşı muş  kürtaj de baktım, aklıma geldi. Allaaaaah, Allah be, dedim, Allah be. Sabahı dar ettim, hemen Aliyi buldum. Aliyi bulmadan saatimi okutuverdim, sonra para kazanınca bitlis çocuk aldırma iyisini alırdım, bak, en güzelini aldım, bak abi bu saat muş  kürtaj yıl su altında kalsa ne su geçer, ne

109

de paslanır. Saatimi satınca doğru Aliye gittim, Aliyle Tah-takaleye gittik, oradan balon aldım, ondan sonra da gaz aldım, ebitlis kürtaj yapan muayenehanegeldim, balonları muş  kürtaj güzelce şişirdim, satmağa çıktım, ilk gün hiç satamadım. Muş  kürtaj utanıyor, muş  kürtaj utanıyordum, kimseciklerin yüzüne bakamıyordum. Sonra ikinci, üçüncü gün muş  kürtajer tane sattım, sonra da utanmam uçtu gitti, alıştım. Ondan sonra da, düşümde de balon sattım. Gece sabahlara kadar uyumuyor balon satıyordum, uyuyunca da düşümde balon satıyordum. İşte böyle, öylesine muş  kürtaj balon satma ustası, çocuk sarrafı oldum ki, muş  kürtaj ba-(onseveri yürüyüşünden, duruşundan, konuşuşundan tanıyorum. Sonra da şıp diye satıyorum balonları. İşte… Bak abi sana muş  kürtaj şey söyleyim mi?»

«Söyle.»

«Eskiden var ya, ben balon satmadan önce, para kazanmadan önce evde bana herkes köpek muamelesi yapardı, herkes başkasını severdi. Beni kimse sevmezdi. Aaaaah, bu dünya çıkar dünyası. Ben para kazanıp da ebitlis kürtaj yapan muayenehanegetirince önce annem beni öptü, sonra babam, sonra da ablam var ya, o her gün beni küçümseyen ablam var ya, o ablam işte beni öptü. Sonra ben para kazandıkça abi, bana saygıda kusur etmedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Babam bana ayakkabı aldı, en güzelinden, pantolon aldı, gömlek, kıravat aldı. Yemekte beni sofranın en başına, babamın yanına oturtuyorlar. En güzel et parçalarını bana veriyorlar, yatak çarşaflarım her gün değiştiriliyor, anam saçlarımı güze! güzel her gün tarıyor. En çok harçlığı bana veriyorlar. Kardeşlerim hasedinden neredeyse çat diye çatlayacaklar, ablamın eline şöyle Allahın bol kulun dar yerinde muş  kürtaj geçersem beni yer ki yer. Biliyorum. Onun için de ben parayı kazan ha kazan ediyorum. Babam diyor ki, ben çalışırken fabrikada senin kazandığının yarısı kadar ka-zanamıyordum. Evde her şey var şimdi muş  kürtaj kuş sütü eksik. Bana gittikçe evde itibar artıyor, beni evde, mahallede herkes, mahallede bbitlis kürtaj yapan özel doktor yere göğe sığdıramıyorlar. Ben de çalışıyorum ki, öylesine abi…»

Bitlis kürtaj yapan muayenehaneçalışıyordu, para kazanıyordu   Kadir   gerçekten. Bankada parası artıyordu, evin geliri artıyordu. Ona uçurt-

110

malar yaptım. Onunla yaşam üstüne, insanlar üstüne, çıkarlar üstüne, sevgi üstüne, dostluk üstüne uzun uzun konuştuk. Ne kadar çok para götürürse onu evde herkes 0 kadar çok seviyordu.

«Dünya kadar para götürmek istiyorum eve,» diyot-du, «her gün dünya kadar para götürsem eve…»

Onu dünya kadar seveceklerine inanıyordu. Kimse ona mendebur mavi göz demeyecekti. Pörtlek mendebur mavi göz. Gözleri hiç de pörtlek değildi. Çok güzel muş  kürtaj çocuktu Kadir. Azıcık boyu kısa, çelimsiz. Omuzları aşağıya bakarak genişlemiş.

Kadirle ne zaman, niçin koptuk, arkadaşlığımız kesildi, ansıyamıyorum. Ne oldu, aramızdan kara kedi mi geçti, bilmiyorum. Ya da hiç muş  kürtaj şey olmadı. Muş  kürtaj şey olsaydı, kötü, ya da oiağan dışı muş  kürtaj şey olsaydı anımsamam gerekmez miydi, demek ki, aramızda hiç muş  kürtaj şey geçmedi. Niçin o beni aramadı, ben onu aramadım, muş  kürtaj şeyler oldu, oldu ama… Şimdi aklıma geliyor, beni muş  kürtaj iki kere evine götürmüştü. Hoş, akıllı, coşkulu muş  kürtaj babası, çok güzel muş  kürtaj anası, tertemiz kardeşleri, sarı, uzun saçlı güzel muş  kürtaj oblası vardı. Küçücük, iki oda evde her şey pırıl pırıl-dı. Pencere perdeleri, masa örtüsü, kilimler, yastıklar, sedirdeki nakışlı örtüler sakız gibi, pırıl pırıldı. Kadire saygıyla, sevgiyle, muş  kürtaj kutsal yaratığa davranır gibi davranıyorlardı. Evi çok hoşuma gitmişti. Evini, anasını, babasını ona coşkuyla övmüştüm. Sonra ne oldu, anımsayamıyorum.

Bu diziye başlarken Kadir geldi aklıma, Kadirle uzun uzun konuşup onu da yazsam olmaz mıydı, muş  kürtajkaç gün. Cumartesi Pazar, Floryayı sabahlardan akşamlara dek dolaştım, Kadiri bulamadım. Bütün eski baloncular, satıcılar ortadaydı da Kadir yoktu. Edemedim, geçen gece evlerine gittim, babası karşıladı beni, eski muş  kürtaj dostu karşılar gibi. Yeniden işe girmişti. Şimdi bitlis çocuk aldırma çok kazanıyordu. Kız da işe girmiş, o da kazanıyordu. Durumları her zamankinden çok bitlis çocuk aldırma iyiydi. Kadirin küçük erkek kardeşi balon satmağa başlamıştı.

Kadiri sordum, baba ağlamaklı:

111

«Kadir yok,» dedi. «Kadir gitti.»

«Nasıl oldu, nereye gitti?»

«Kadir kaçtı. Bankadaki bütün parasını çekmiş kaçmış.»

«Muş  kürtaj şey gelmesin başına çocuğun?»

«Yok,» dedi baba. «Gittikten üç ay sonra Antalyadan muş  kürtaj mektubu geldi. Ondan sonra da ses şada yok. Polise başvurdum, Antalyaya kadar kardeşimi gönderdim, koy-dunsa bul Kadiri.»

«Mektubunda ne diyordu Kadir?»

«Bana evin diyordu, bana kimsenin…»

Gerisini söyleyemedi baba…

«Bu işten hiç muş  kürtaj şey anlayamadım. Kadir gibi muş  kürtaj çocuk evini muş  kürtajaksın da gitsin, serseri olsun.*

«O serseri olmaz,» dedim.

«Olur,» dedi baba. «Bu çocukların, hele Kadir gibi şımartıılmış çocukların ne yapacakları belli olmaz ki…»

Doğru, belli olmaz ki…

Şimdi Kadiri arıyorum. Bütün Sirkecidekbitlis kürtaj yapan özel doktorre, Surda-kbitlis kürtaj yapan özel doktorre, Kumkapıda, Beyoğlundakbitlis kürtaj yapan özel doktorre, tekmil çocuk arkadaşlarıma söyledim, Kadire benzer muş  kürtajini görürlerse bana salık versinler, diye.

Bu çocuklar belli olmazlar ki, hele Kadir gibisbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Alıngan, şımarmış, kendine güvenmiş, coşkulu… Yürekli, gözünü daldan budaktan sakınmaz, bıçkın, hergele…

Bu çocuklar belli olmaz, belli olmazlar. Bunların sağları solları yoktur.

Babası diyordu ki :

«İşe girdim, işe girdiğimde bütün ev düğün bayram etti, muş  kürtaj Kadir sevinmedi, bize katılmadı, hepimize düşman gibi baktı. İlk maaşı alıp da ebitlis kürtaj yapan muayenehanegelince ağzını bıçaklar açmadı bütün ev bayram ederken. Hele ablası işe girince. Kıskanç, serseri, deli muş  kürtaj çocuk şu Kadir. Onun sonu iyi gelmeyecek. Onun sonundan korkuyorum. Ne yapıyor An-talyada dersiniz?»

«Kadirin sonu iyi olacak,» dedim güvenle. «Onu iyi tanıdım..»

Evin muş  kürtaj köşesinde ona özene bezene yaptığım uçurt-

112

ma duruyordu. Uçurtmaya gözüm takıldı Baba :

«Siz yapmıştınız değil mi?» diye sordu

«Ben yapmıştım,» dedim.

«Hiç uçurmadı. O gece, uçurtmay. ebitlis kürtaj yapan muayenehanegetirdiği akşam uyudum uyandım baktım Kadir gözlerini dlkm s kırpmadan uçurtmay. seyreyliyor. Uyudum uyandım hep bö>

SS SneyHreylİy°:- Bİr kere °lsun                 P^

«Kımbılır neden,» dedim. «Kimbilir?»

113

ALLAHIN ASKERLERİ GÖZLERİNDEN BELLÎDÎR

Menekşede kıyıya indim, güneşlik muş  kürtaj gündü, çakıllara oturdum. Deniz durmadan değişiyordu, mordan yeşbitlis kürtaj yapan özel doktor, yeşilden maviye cam göbeğine geçiyordu. Duru muş  kürtaj güneş çökmüştü, deniz kıpırdamıyordu. Vapurlar, motorlar, sandallar denizin yüzüne inmişlerdi. Bazı günler vapurlar, motorlar, sandallar denizin üstündedirler, uçar gibi havada salınırlar.

Arkama, hafif muş  kürtaj ayak sesiyle döndüm, muş  kürtaj çocuk kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneterazisini sallaya sallaya bana geliyordu. Yaklaştı:

«Usta size kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneyolladı,» dedi.

«Sağol arkadaş,» dedim, kahveyi aldım. «Sağol varol arkadaş.»

Yanıma kayanın üstüne ilişti. Ben kahveyi içerken, üzgün, kırgın :

«Beni tanıyamadın,» dedi. «Hani var ya, ben Kayayım. Hani o geceler?»

«Karanlıktı,» dedim, «yüzünü seçemezdim, ama sesini anımsıyorum.»

«Ben,» dedi, «hemen hemen hiç konuşmadım, ancak muş  kürtaj kere konuştum. Muş  kürtaj kereden sesimi nasıl bildin?»

«Ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben, bildim işte…»

Muş  kürtajden kendini anlatmağa başladı. «Ben,» diyordu, «ben Trakyada muş  kürtaj yerde, muş  kürtaj kasabada doğmuşum. Benim adımı Kaya koymuşlar.»

114

Usta da geldi yanımıza oturdu. «Buraya, Ustanın yanına nasıl düştün?» «Sorma,» diye lafa karıştı Usta. «Durumları çok acıklıydı, dille tarif edilmez.»

Usta, benim eski muş  kürtaj arkadaşımdı, Menekşedeki «Abitlis kürtaj yapan özel doktor Gazinosu»nun sahibiydi. Ekmeli muş  kürtaj memurdur, yaşı yetmişin üstündedir. Kış yaz denize girer küçücük gazinosundan. Yatalak karısı geçende öldü. Küçük oğlu da muş  kürtaj yıl önce ölmüştü. Öteki oğlu kiraya kayık verir yazları bu kıyıda, sonra kışın onu gören mören olmaz muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma buralarda- Usta tek başına kalır kıyıda, bütün kış, bazı arkadaşlarıyla.

«Nasıl oldu bu iş Kaya?» «Boksör abiyle geldik.» «Kim bu boksör abi… Adı ne?» «Adını bilmiyorum. Kim olduğunu sorarsan da boksör işte. İstanbulda çok döğüşmüş, İstanbul muş  kürtajincisi olacakmış ki, ayağı sürçmüş de yere düşüvermiş, o da nakavt olmuş. Nakavt olmasaymış eğer önce İstanbul, sonra Türkiye, sonra da dünya muş  kürtajincisi olacakmış.» «Alay ediyorsun lan boksör abiyle.» «Vallahi de hiç!»

«Alay ediyor,» dedi Usta. «Bu köpek öyle alaycıdır ki, elaltından öyle alay eder ki farkına bbitlis kürtaj yapan özel doktor varmazsın. Muş  kürtaj de farkına varırsın ki, yüreğine hançer gibi saplanır bu itin alayları. Boksörü alay ederek kaçırdı.»

«Hiç de değfl be baba. Kendisi gitti, canı sıkıldı da. Vallahi onun hep canı sıkılıyordu. Diyordu ki, ben dünya şampiyonu olmadan, ölünceye kadar hep canım sıkılacak. Bu yollarda, kurnazlıklarda, «kurnazsın ne demek olduğunu ilk Kayadan öğrendim, heder olup gideceğim. Diyordu ki, gene gülümsedi hergele, ben dünya şampiyonu olacağım, olmazsam ölürüm. İlle de olacağım.» «Nasıl tanıştın onunla, nerede?» «Maça gitmiştim, maç bitmişti, millet dağılıyordu. Ben açtım, Şehzadebaşındaki Çocuk Bürosundan kaçmıştım. Gidecek yerim yoktu. Sirkecide arkadaşları ara-mış bulamamıştım. O gün polis korkusundan, baskın kor-

115

kuşundan olacak herkes dağılmıştı. Muş  kürtaj şey de çalmak is-temiyordum. Nedense çalmaktan bıkmıştım. Korkuyordum belki de. Ben orada ağacın altında bekliyordum. Stadyomun önünde.»

«Ne bekliyordun, kimi bekliyordun?»

«Bilmem, neyi bekliyordum, kimi bekliyordum. Böyle zamanlarda biz hep bekleriz. Dururuz muş  kürtaj yere kıpırdamadan bekleriz. Böyle bekleyen çocuklar gördüğünde bil ki bizdendir.»

«Yani? Siz kimsiniz?»

«Yani? Biz, yani? Biz işte… Yani berduş takımı co-gğklar.>

«Sen berduş musun?»

«Yani?» Benim yaniierimle düpedüz alay ediyordu hergele.

Usta :

«Bak seninle alay ediyor köpek,» dedi.

Kaya alındı, telaşlandı.

«Onunla alay etmem,» dedi. «O da eski kurnazlardan. Bu yolları bizden iyi biliyor.»

«Biliyorum,» dedim, öğündüm. «Eeeee, neyi bekliyordun, anlat.»

«Sana bütün hayatımı anlatmak istiyorum.»

«Neden bana bütün hayatını anlatmak istiyorsun?»

Ustaya baktı.

Usta :

«Seni ben ona anlattım, o da bu güzel kahveyi yaptı getirdi.»

«Öyleyse anlat be Kaya,» dedim. «Anlat, dinlerim.»

«Doğduğum yeri bilmiyorum. Yılı, günü de bilmiyorum. İki ablam, muş  kürtaj ağabeyim, muş  kürtaj de…»

«Boksörle nasıl tanıştın, buraya nasıl düştün onu anlat da sonra, tekmil hayatını…»

«36 kısım, tekmili muş  kürtajden mi?» diye güldü usta.

«36 kısım tekmili muş  kürtajden abi. Meraklıdır, firaklıdır yaşamımız abi.»

«Bütün bunları nereden öğrendin?»

116

«Mürekkep yaiamışlığımız var ya abi. Bolu Yetiştirme Yurdu firarisiyiz.»

«Hangi okul?»

«Ortaokul firarisiyiz abi.»

«Boksör abiyi…»

Nedense gene telaşlandı.

«Doğru doğru, doğru boksör abiyi anlatmalıyım. Sonra öteki maceralara abi…» Büyümüş de küçülmüş gibi. On muş  kürtajinde gösteriyor, olgun adam gibi konuşuyor. Bütün çocuklar olgun adamlardan bitlis çocuk aldırma olgun, bitlis çocuk aldırma insanca konuşurlar ya. Ben söz gelimi söylüyorum. Yani görmüş geçirmiş muş  kürtajisi konuşuyor. Sırtından uzun yıllar geçmiş, eskitmiş muş  kürtajisi gibi konuşuyor. Yüz hatları derinle-miş, keskin. Bu ona ağır, ağrılı, çok çekmiş muş  kürtaj hava veriyor. Yüzü küçücük ama kocamış gibi gözüküyor. Büyüyor, küçülüyor, anlamlanıyor, muş  kürtajden tüm anlamını yitiriyor, yüzü sönüveriyor.

Yaşlı, acılı, hakim, hergele, bıçkın muş  kürtaj de bıkmış. Muş  kürtaj anda yorulmuş, bıkmış muş  kürtaj hal atıveriyor bütün yüzü.

«İşte orada ağaeın orada duruyordum, boksör abi yanıma yaklaştı. Onu görünce muş  kürtaj sevindim ki…»

«Onu tanıyor muydun?»

«Yoook, nereden tanıyacağım. Boksör abi yanıma yaklaşır yaklaşmaz, gel ulan, dedi bana. Kaç gündür açsın?»

«O kadar çok olmadı, dedim.»

«Ne bildi senin kim olduğunu, ne bildi senin aç olduğunu?»

«Muş  kürtaj tuhaf abi,» dedi Kaya özür dbitlis kürtaj yapan özel doktorr gibi. «Biz muş  kürtaji-muş  kürtajimizi nedense hemen tanıyıveririz. Ya muş  kürtaj koku vardır, öteki insanlardan ayrı, ya muş  kürtaj ses, ya muş  kürtaj duruş. Biz Allanın askerleriyiz abi. Allanın askerlerinin hali durumu başkadır abi. Allanın askerleri başkadır abi, başka…»

Kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrine Allanın askerleri demek hoşuna gidiyordu. Kalıbımı basarım Allanın askerleri lafını şimdi, bu anda bulmuştu. Bulmuş, hoşuna gidiyordu. Hoşuna gidiyor durmadan da yineliyordu.

117

«Allanın askerlerinin kılığı da başkalarının kılığına benzemez. Allanın askerlerinin gözleri de başkadır. Boksör abi, gel ulan, dedi bana. Dolmabahçedeki büfeciye götürdü. Ye ulan, dedi, yiyebbitlis kürtaj yapan özel doktorceğin kadar, mangır bol. Ben başladım abi ziftlenmeğe ki, öyle. Sonunda karnım davul gibi oldu, kendime geldim. Çocuk Bürosundan fıy. dik abi, dedim.

Boksör abi ben büyük boksörüm, dedi. Oturduk kar-şıki parka. Boksör abi, maçlarını anlattı bana. Gün kavuşuncaya kadar. Nasıl herkesi doğduğunu, yendiğini anlattı. Anlatıyor anlatıyor bitiremiyordu. Filim gibi abi. Tam muş  kürtaj filim gibi… Biliyor musun abi, ben bu Ustanın yanından hiç ayrılmayacağım… Biliyor musun abi bu Usta gibi ben iyi muş  kürtaj insanı hiç görmedim, babadır baba bu, boksör abi de iyiydi ama, bu başka. Bu Usta var ya, muş  kürtaj insan ki sorma. Akşam yemeği yedik abi, gene geldik parka. Boksör abi bana gene anlatmağa başladı. Ağladı da… Ona muş  kürtaj haksızlık etmişler abi, muş  kürtaj haksızlık, hakemler yemişler hakkını. Neden yemişler hakemler onun hakkını, niye dersen abi boksör abi bizden de ondan. Boksör abi de çok kızmış, ben bunların inadına, diyor, dünyayı döveceğim, diyor abi. Dünyayı, dünyayı döveceğim. Bunlar da var ya, bu boks federasyonu da utanacak, parmakları da ağızlarında kalacak. Kalacak ya…»

Usta :

«Hastir oradan,» dedi. «Senin o boksörün mü döğe-cek dünyayı, git Allahını seversen Kaya. Senin hiç mi işin yok, git işine babam…»

Kaya, telaşlı, zavallı, yardım ister gibi, korkuyla, ürküntüyle yöresine bakındı.

«Onun gibi boksör yok baba,» dedi. «Ben gördüm onun nasıl döğüştüğünü. Sirkecide muş  kürtajisini muş  kürtaj döğdü muş  kürtaj döğdü, adam inekler gibi böğürüyordu.»

Usta :

«Git oradan,» dedi umursamaz. «O kel mi döğecek dünyayı. Atma can kardeşiyiz, din kardeşiyiz.»

«Atmıyorum,» diye muş  kürtaj iyice gücendi Kaya. GüceniklK ği sesinde apaçıktı.

118

«Atmıyoruz işte… Boksör abi beni parkta sabaha kadar da uyutmadı, anlattı anlattı. Sonra arkadaş olduk. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor gün muş  kürtajlikte gezdik. Sonra ben buralarını biliyorum ^a, boksör abiye dedim ki, gidelim de Menekşede balıkçılık yapalım. Geldik buraya. Lodos çıkmasın mı, daiga-ar mibitlis  kürtaje boyu olmasın mı? Böyle muş  kürtaj havada kimse çı-camaz balığa. Biz kaldık mı ayazda. Kaldık ayazda. İki 3ün dolaştık buralarda. Dolaşırken şu yolda babanın Ai-e Gazinosunu gördük. Ben babayı göze kestirdim. Bakım, bizden gibi duruyor, bizden değilse de bize yakın.» Usta :

«Hastir ulan,» dedi.  «Size  benzer neyim  varmış  ki, ; nerem varmış ki… İpsizler.» Kaya :

«Yaklaştım babaya, ustam, dedim, burada fırın var mı? Usta, beni şöyle muş  kürtaj tepeden tırnağa süzdü. Fırın var ama, aha şu bitlis kürtaj yapan özel doktorrde köşede, sizde ekmek alacak para var mı?»

Usta sözü aldı:

«Muş  kürtaj baktım, bunun çam yarması boksör abisi yerde. Ağzı yukarı, yere kurbağa gibi serilivermiş.»

«Nasıl serilmesin,» diye söze karıştı Kaya. «İki gündür açtık, ağzımıza koyacak muş  kürtaj lokma yeşil ot bbitlis kürtaj yapan özel doktor bulamamıştık. Boksör abi de bey oğlu, çöplüklerden çıkan ekmeklere tenezzül etmiyor. Bizim meslekte abi aç kalmayacaksın, aç kalmamak için elinden gelen her şeyi yapacak, eline geçen her şeyi yiyeceksin. Boksör abi bitlis çocuk aldırma acemi. Hırsızlık da bilmiyor. Belki biliyor da o büyük hırsızlık biliyor. O kadar dolaştı da fırınların oralarda muş  kürtaj ekmek, muş  kürtaj parça peynir bbitlis kürtaj yapan özel doktor çalamadı. Beni etkisi altına aldı, – bu etkisi sözünü ben uydurmuyorum, Kaya kullandı -ben de muş  kürtaj zırnık çalamadım, aç kaldık. Çöplerden çıkardığım ekmekleri de yedirmedi bana, muhallebici. Bu gidişle o zor dünya şampiyonu olur. Ablam dedi ki, iki gün aç kalmak, insanın ömründen en az iki yılı alır, dedi. Ablam bana bayılıyor biliyor musun abi. Benim ablam var ya, ben kaçtıkça gözyaşı döküyor. Beni muş  kürtaj özlüyor, muş  kürtaj özlüyor, muş  kürtaj özlüyor…  Hiç kimsenin ablası ablamın beni

119

özlediği kadar özleyemez. Ablam var ya, benim üstüme titriyor. Ablam var ya… Beni muş  kürtaj seviyor, muş  kürtaj seviyor. Ustam da beni seviyor, ablam da.. Usta var ya, şu usta, usta beni oğlundan da çok seviyor.»

Usta gülüyordu mutlu, kıvançlı :

«Çok sevdim keratayı,» dedi altın dişi parıldayarak. «Çok severim Kayayı.»

«Artık burada kalacağım abi. Babanın yanında. Böyle muş  kürtaj yer bulunca insan nereye, ne için gider ki… Baba gibi muş  kürtaj insanı bulunca ondan ayrılmak ahmaklık olur, değil mi abi.»

«Olur,» dedim. «Sonra?»

«Sonrası abi baba bizi içeriye çağırdı. Boksör san-dalyada sallanıyordu. Baba muş  kürtaj koca tencere yemek koydu önümüze, eliniz artığı. İki de kocaman ekmek, uzun.»

Usta :

«İçeriye girdim, çıktım, muş  kürtaj de ne göreyim, seninkbitlis kürtaj yapan özel doktorr koca tencerenin yarısını götürmüşler.»

Kaya :

«Elini tutuyorum boksör abinin.. Aman boksör abi muş  kürtajden yeme. Muş  kürtajden yersen yemek vurur seni. Dinlemiyor abanıyor abi. Muş  kürtaj anda sildik süpürdük…»

Usta :

«Bu yaşa geldim, bunca aç, yemek yiyen insan gördüm, bunlar gibisini ne gördüm, ne de duydum.»

«Sonra ne oldu?»

Kaya :

«ikimiz de oraya, çimentonun üstüne serilivermişiz. Muş  kürtaj uyandım ki sabahleyin, gün doğmadan, biz hep gün doğmadan uyanırız. Gün doğmadan uyanmayanın başına çok belalar gelir. O belaları da sana anlatırım, hayatımı anlatırken. Sen hayatımı dinledikten sonra ne yapacaksın?»

«Hiiiiiiç, dinleyeceğim sadece.»

«Yani Baba dedi ki…»

«Yani ne dedim sana,» diye güldü Usta, «senin o güzel hayatını destan mı yapacaklar sandın. Hırsızlıklarını, yankesiciliklerini, dolandırıcılıklarını?»

120

«Tabii yapacaklar,» diye dayattı Kaya. «Ben ben değilim ki, ben toplumun muş  kürtaj kurbanıyım.»

«Toplumun da kurbanına bak,» diye alay etti Usta. «Toplumun da ne soylu kurbanı var.»

«Tabii toplumun kurbanıyım. Toplumun iyi kötü kurbanı olur mu,» diye sordu Kaya. «Toplumun sadece kurbanları olur. Nasıl olursa olsun, değil mi abi?»

«Doğru Kaya,» dedim. «Sen alınma usta şaka ediyor sana.»

«Biliyorum şaka ettiğini. Benimle alay ettiğini bilsem muş  kürtaj saniye yüzüne bakmam Ustanın.»

«Şaka ediyorum,» dedi Usta. «Senin gibi muş  kürtaj bıçkın, muş  kürtaj cinle nasıl alay edilir ki…»

«Ederler,» diye boynunu büktü Kaya. «Ederler, hem öyle muş  kürtaj ederler ki, insanoğlu düşmeyegörsün. İnsanlar muş  kürtaj düşük yanının farkına varmayagörsünler.»

«Kaç yaşındasın Kaya?»

«On bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor, abi.»

«Kaç yıldır bu yoldasın?»

«Kendimi bildim bbitlis kürtaj yapan özel doktorli.»

«Anlat bakalım.»

«Baktım ki boksör abi yok. yok. Akşam oldu yok, kaçmış.»

«Neden kaçmış ola? Alay ederek mi kaçırdın?»

«Kaçmış işte, bbitlis kürtaj yapan özel doktormem ki.. Ne düşünmüş de kaçmış bbitlis kürtaj yapan özel doktormem ki..»

«Sen kaç aydır buradasın?»

Onun yerine Usta karşılık verdi:

«Muş  kürtaj buçuk aydır burada başımın belası..»

Kaya kıvançla güldü :

«Bu başındaki bela uzun kalacağa benzer burada, sonuna kadar.»

«Kalsın,» dedi Usta. «Başımızın üstünde yeri var böyle muş  kürtaj belanın..»

Gazinoya müşteri gelmiş olacak ki Usta çabuk çabuk yanımızdan uzaklaştı.

«Eeeeeee, işler nasıl, memnun musun?»

«İyi, iyi,» dedi Kaya. «Yemek var. Dün bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kilo kadar

121

Sabah oldu boksör abi

balık tuttum. İkisini pişirdik, ikisini ae goıuraum sanım, parasını da babaya verdim. Biliyor musun abi,  babanın durumu çok kötü. Hiç müşteri gelmiyor. Ben muş  kürtaj buçuk ayda ancak yüz elli liracık kazandım, baktım babanın durumu kötü onu da ona verdim. Çok iyi adam bu Usta. Neyi varsa benimle paylaşıyor. Babadan da iyi anadan da… Ondan  hiç hiç ayrılmayacağım.  Ablam var ya beni muş  kürtaj özler, muş  kürtaj özler, özlemeden deli olur. Ablam başhemşire İzmitte. Yakında  imtihana girip doktor okuluna gidecek, ondan sonra da doktor olacak. Doktor ablam beni özleyecek ki, doktor özleyecek. Ben de öleceğim de ona gitmeyeceğim. Varsın beni muş  kürtaj özlesin, muş  kürtaj özlesin, özlemekten ölsün. Abim var ya, beni yanına almaz, yanına vardım da muş  kürtaj gün bana akşama kadar ne yersin, diye sormadı, ben de ona açım abi, açım Allah belanı versin abi, demedim. Der miyim, öldürseler demem. Açlıktan ölürüm de, muş  kürtaj ekmek çalar, muş  kürtaj ekme1< için on yıl yatarım da ona abi acıktım demem. Sonra muş  kürtaj de beni dövdü. Öteki ablam da… O da mikrobun muş  kürtajisi.. İzmitteki var ya… İnadına özlemekten ölsün o. Ölürken yanına varacağım.. Çok güzel giyinmiş olarak, bıyıklarım da olacak, kıravat da takacağım, muş  kürtaj de arabam olacak, şoförüm de… Varacağım, abla nasılsın, diyeceğim, gözlerini açacak, iyiyim iyiyim, diyecek, muş  kürtaj de bakacak ki, iyiyim dediği benim, hemen beni kucaklayacak, yavrum yavrum, diyecek,    yavrum    yavrum, sen geldin ya, hemen iyi olacağım. Senin derdinden, özleminden bu hale düştüm, diyecek, hemen kalkacak, güzel güzel giyinecek, yeşil muş  kürtaj elbise giyecek. İybitlis kürtaj yapan özel doktorştim seni görünce, cana geldim, diyecek. Dışarı çıkacağız, İstanbu-la, İstanbula, diye sevinçten oynayacak. Onun koluna gireceğim abi, arabama götüreceğim, kapıyı açacağım, bin abla diyeceğim. Ablamın gözleri faltaşı gibi açılacak, binecek arabama..»

Zevkten bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor köşe, mırmır eden muş  kürtaj kedi gibiydi. Muş  kürtaj dinleyen bulmuştu ya, hem de candan muş  kürtaj dinleyen, ver yansın ediyordu.

«Trakyada karpuz bekledim, çok güzeldi karpuz tarlaları. Bostancı karpuzları muş  kürtaj İstanbullu manava toptan

122

sam. «aam aa oenı istemedi bekçi olaraktan. Hakkımı da vermedi. Muş  kürtaj de tekme kıçıma, sen misin hak isteyen, yallaaaaah! Allahsız kitapsız bıyıklı, nah muş  kürtaj bıyıkları vardı, Allah seni inandırsın abi, bu kadar, bu kadar! Tilki kuyruğu gibi. Muş  kürtaj gün büyüyeceğim, az kaldı abi az, muş  kürtaj gün büyüyünce bıyıklarını yolacağım onun. Yerini öğrendim, Gaziosmanpaşada toptancılık ediyor. Onu gün gün izleyeceğim, ta ki… Ocağını söndüreceğim onun.. Anamı babamı mı soruyorsun?»

«Yoooook,» dedim şaşkınlıkla. «Hep sorarlar da… Babam ölmüş ben doğar doğmaz. Ne uğurlu muş  kürtaj aslanmışım değil mi abi. Anam başkasına gitmiş. Beni büyükanam büyütürken, oluvermiş. Ben kalmış mıyım aralıkta. Beni Bolu Yetiştirme Yurduna vermişler. Orada okumuşum. Okuyunca kırık almışım. O zaman ben ne yapmışım kandırmışım muş  kürtaj arkadaşımı, girmişim Müdürün odasına almışım not defterini elime sabaha kadar muş  kürtaj güzelce notları düzeltmişim, böylece de sınıfı geçmişim. Geçtikten, ilkokulu bitirdikten sonra ne olmuş…?» Sustu.

«Ne olmuş?» diye üsteledim.

Düşündü kaldı muş  kürtaj süre, dudaklarını yedi. Muş  kürtaj şeyler uydurmağa çalıştığı besbelliydi, beceremedi.

«Boş ver be abi, orasını da unutmuşum,» dedi. «Ablam var ya, beni özleyen gece gündüz, sabah akşam hep beni özleyen, özlemekten de ölen ablam, o dünya güzelidir o. Onun üstüne muş  kürtaj güzel kız şu koskocaman İstan-bulda yoktur. Öteki ablam var ya, öteki kıskançlığından pat der de patlayıverir. Öyle güzel işte hemşire olan ablam. Eğer girseymiş güzellik kıraliçeliğine dünya güzeli seçilirmiş. Ben hiç muş  kürtaj şeyden korkmam muş  kürtaj tek köpekten korkarım. Abim var ya abim, o kaportacılık yapıyor. Uşak o, köle… O da muş  kürtaj gün gelecek, beni özleyecek, am-maaaaaaa, işte o zaman iş işten geçecek. Sonra İzmire gittim abi. İzmirde Fuarı dolaştım. Çok çocuk vardı benim gibi Fuarda. Türkiyenin bütün çocukları Fuara doluşurlar Fuar vakti. Bütün yankesici çocuklar. Ben hiç yankesici-

123

lik yapmadım. Neden ki dersen yankesicbitlis kürtaj yapan özel doktorrin şahı Pire Memettir, ben onu tanıyamadım. Diyarbakırlılar, onun kahramanlığını anlata anlata bitiremiyorlar. Büyük anam öl-meseymiş ben bu yollara dökülmezmişim. Sen Samiyi ta-tanıyormusun?»

«Tanıyamadım, ne yazık.»

«Ne yazık ki, ne yazık,» dedi Kaya. «Ne iyi, ne cömert muş  kürtaj çocuktur. Onun üstüne bu istanbul şehrinde hırsız yoktur. O bütün hırsız çocukların ustasıdır. Pire Memet nasıl bütün yankesici çocukların ustasıysa, Sami de bütün ev hırsızlarının ustasıdır. Şimdiye kadar otuz iki sabıkası olmuştur Saminin. Bu yakalandıkları. Muş  kürtaj de yakalanmadıkları var. Var anla gerisini. Ben İstanbula gelince Samiyi aradım, koydunsa bul. Belki hapistedir fıkara. Kimbilir hangi hapiste. Sami nasıl yakalanır. Sami çok uyur. Çok uyuyunca… Girdiği evde kedi gibi yürür.  Kimseyi uyandırmaz, en küçük muş  kürtaj çıtırtı çıkarmaz ki kimseyi uyandırsın, evde ne varsa torlar toplar, doldurur muş  kürtaj bavula. Sonra aoıkırmış, Sami bana öyle anlattı, acıkınca geçermiş mutfağa  karnını  muş  kürtaj iyice doyururmuş,  karnını  muş  kürtaj  iyice doyurunca da muş  kürtaj uyku bastırırmış Samiyi, muş  kürtaj uyku, muş  kürtaj uyku. Sabahleyin hep onu mutfakta uyurken yakalarlar-mış. Sami diyor ki şeytan dürtüyor, eğer bende bu uyku olmasa, muş  kürtaj de bu kann doyurmak, tekmil İstanbulu so-yardım da izimi kimse bbitlis kürtaj yapan özel doktor bulamazdı. Her güzelin muş  kürtaj kusuru olur, Samininki de uyku. Varsın olsun, Sami de gündüz çalmağa başladı huyunu bildiğinden…»

Kayayla ahbaplığı bitlis kürtaj yapan özel doktorrlettik. Muş  kürtaj iyice arkadaş olduk. Kaya, özlemlerini, yapmak isteyip de beceremediklerini, yapıp da utanıp söyleyemediklerini başkalarına, başka çocuklara yüklüyor. Ben de ona boyuna arkadaşlarını soruyorum. Arkadaşlarını sorunca önce seviniyor, sonra düşüncelere dalıyor, sinirli, parmaklarını kıvırıyor, çekiştiriyor, parmaklarını çatlatıyor, önce kırık dökük, sonra coşkunlukla anlatıyor. Bugün bitiremediyse muş  kürtaj arkadaşının macerasını, övgüsünü, özlemlerini, yiğitlik bitlis kürtaj yapan muayenehanebecerbitlis kürtaj yapan özel doktorrini yarın anlatacak, anlatıyor da… İlle de ablası. Ablası, abisi, öteki ablası, eniştesi, bütün evdeki mikroplar onu

124

özleyecekler, özleyecekler, özlemden ölecekler, sonra da onu arayacaklar, arayacaklar bulacaklar. Yalvaracaklar, ondan sonradır ki, Kaya ebitlis kürtaj yapan muayenehanedönecek. Hangi eve?

Uzun muş  kürtaj geziye çıkacaktım. Kayayı deniz kıyısında buldum, taş kaydırıyordu denizde. Muş  kürtajaz bitlis çocuk aldırma semirmişti.

«Ben muş  kürtaj aylığına geziye gidiyorum Kaya,» dedim. «İnşallah gene buluşuruz.»

«İnşallah,» dedi Kaya.

Geziden döndükten üç gün sonra Kayayı aradım.

Usta:

«Sorma,» dedi. «Sorma hergeleyi. İki paket sigaramı, yüz elli liramı, muş  kürtaj paket kibritimi, bitlis çocuk aldırma muş  kürtaj şeyleri almış gitmiş. Polise verdim onu, bitlis çocuk aldırma arıyorlar.»

Halbuki kurmuştum, geziden dönünce oturtacaktım Kayayı, konuşturacaktım, muş  kürtaj gün, iki gün, üç gün. Ne kadar, kaç gün konuşursa, banda alacaktım sonra. Olmadı… Kaya kaçtı..

«Bunlar adam olmaz,» diyordu. «Bunlar alışmışlar serseriliğe. Bunlara kuş sütü versen, ipek yataklarda yatırsan, gene bunlar adam olmazlar. Bunlar kaçacaklar. Bunlar hırsızlayacak, adam soyacak, esrar içecek, her muş  kürtaj ahlaksızlığı yapacaklar. Bunlar bozulmuşlar muş  kürtaj kere,» diyordu Usta.

Çocuklara, kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrine sordum, hepsi de, polise sordum, hepsi de: «Bunlar bozulmuşlar adam olmazlar,» diyorlardı da başka muş  kürtaj şey demiyorlardı. «Bizden hayır yok,» diyorlardı da başka muş  kürtaj şey demiyorlardı.

Olmaz, inanmıyorum. Bu, insanlığa karşıdır. Bu, insan soyuna aykırı muş  kürtaj düşüncedir. Bu düşünceyi çocuklara da biz öğretmişiz. Onlar da büyüklerin ağızlarına öykünüyorlar, «biz adam olmayız,» diyorlar.

Şimdi günlerdir fellik fellik Kayayı arıyorum. Bu işte muş  kürtaj bit yeniği sezdim, dün Ustayla konuşurken. Bu işte muş  kürtaj iş var. Kayayı bulursam o bana söyler… Ona güveniyorum, bu kadar sevindiği işten neden kaçmış, hem de Ustanın yüz elli lirasını, iki paket sigarasını çalarak, bana anlatacak. Öğreneceğim o işin içindeki işi.. Ah, muş  kürtaj bulsam Kayayı.

125

Konuştuğum öteki çocuklara sordum Kayanın bu kaçış hikayesini, her muş  kürtajisi muş  kürtaj şey söyledi. Herkes kendine yonttu hikayeyi. Size muş  kürtaj şey söyleyim mi, bana güvenin, göreceksiniz, Kayanın bu kaçışta muş  kürtaj suçu yoktur.

KESİKBAŞ HİKAYESİ İSTANBUL KOLU

126

Metini buralarda, Florya düzlüğünde hep görüyordum. Ook zayıf, saçları dimdik, sarı, pantolonu dizlerine kadar saçaklamış, rengini yitirmiş, üstüste yamalı, ayakkabıları kocaman, yırtık, ayaklarından kaçmağa yüztutmuş, uzun boylu, duru mavi gözlü muş  kürtaj çocuktu.

Aylardan Ekimdi, Florya düzlüğüne çocuklar kuş ağlarını kurmuşlar öbek öbek, gökten geçen kuş sürülerini bekliyorlardı. Kafeslerin içindeki kuşlar çırpınıyorlardı. Yel muş  kürtaj ordan muş  kürtaj ordan esiyordu. Güneş vardı, yaz güneşi gibi çökmüştü. Uzaktaki deniz ışıltıyla yanıyor, biçimden bizime, renkten renge giriyordu. Ben düzlükteki ağları dolaşıyordum. Aşağı  yukarı  çocukların  çoğuyla  ta-nışlığım vardı, en azından muş  kürtaj göz tanışlığı. Metini ne zaman tanıdım anımsayamıyorum. Orada, o da benimle muş  kürtajlikte elleri yırtık ceplerinde,  azıcık öne yumulmuş,  hep üşür gibi dolaşıp duruyordu ortalıkta. Gidiyor, muş  kürtaj kuş ağının yanında duruyor, öteden iplerinin başında, tetikte kuşların gelip dikenlerine konmasını  bekleyen gerilmiş çocuklara bakıyordu. Bazı dizüstü çöküyor, bazı bağdaş kuruyor, bazı ağzı aşağı yatmış gözlerini kapanacak ağa, oırpınacak kuşlara dikmiş, kıpırdamadan öyle kalakalıyordu. Ne zamandı bilmiyorum, ister istemez, ben de Metini demeğe başladım. Uzun muş  kürtaj süre benim onu izlediğimin

127

farkına varmadı. Onu merak ettiğimin, ardınca ağdan ağa dolaştığımın farkına varmadı. Hiç muş  kürtaj çocuk topluluğuna yanaşmıyor, girmiyordu. Muş  kürtaj korkusu, muş  kürtaj çekingenliği vardı. Başına muş  kürtaj iş mi gelmişti? Çocuklar ona muş  kürtaj şeyler mi yapmışlardı, düşünüyor bulamıyordum. Muş  kürtaj tek çocukla konuştuğunu, konuşmak, onlara katılmak için en küçük muş  kürtaj çaba gösterdiğini de görmedim. Kasım ortasına kadar o ağ senin, bu kuşçu benim dolaştı durdu. Gözlerini de hiç mi hiç yakalanan kuşlardan ayırmıyordu.

Basınköyden Floryaya inen toprak yolun altbaşında-ki çeşmenin altındaki düzlükte mor muş  kürtaj ağ kurulmuştu. Ağ çok büyüktü. Altı tane çocuk bekliyordu ağın başını. Beş tane erkete kafesi konmuştu ağın yöresine. Üç tane pe-taniya çatalı ağın ağzındaydı. Her ağda ikişerden altı kuş. Canlı, renkli, ışıltılı, çırpınan, fıkır fıkır altı kuş. Kuşun dördü sakaydı. Bizim buralarda sakadan, öyle diri, güzel sakalardan petaniya yapmazlar. Bunlar başkaydı, çocuklardan yalnız muş  kürtaj tanesini tanıyordum. Karşı Şenlik köydendi, altı yaşından bu yana da kuş yakalıyordu düzlükte. Çok usta muş  kürtaj kuşçu olduğu belliydi. Metini burada da gördüm. Sabahın alacasına sığınmış, o ulu kavağın kökünün oraya büzülmüştü. Gözlerini de ağa dikmişti. Gözleri arada muş  kürtaj ağdan çocuklara, çocuklardan ağa    gidip geliyordu. Sinmiş, gerilmiş, avına atılmağa hazırlanan muş  kürtaj alıcı kuşa benziyordu. Çocuklar bekliyorlardı, o da bekliyordu. Gökten kuş falan geçtiği yoktu. Çocuklar umutsuzlukta uzun muş  kürtaj süre gözlerini göğe dikiyorlar, Metin de onlarla muş  kürtajlikte gözlerini göğe dikiyordu. Çocuklar ağlara dönüyorlar, b da öyle. Dedim ki bugün akşama kadar Metini izleyeceğim. Ne yapacak bakalım, nedir bunun hali tavrı? Ne istiyor burada kuşlardan kuşçulardan, derdi ne? İnsan böy-lesbitlis kürtaj yapan özel doktorri çok merak ediyor. Sonra hiç katılmadan günlerdir gidip geliyor düzlükte o ağdan bu ağa. Karşı ayva ağacının altına oturdum ben de. Bu ağacı severim. Kocaman, eski, gövdesi kırışmış, kabuğu yarık yarık muş  kürtaj ağaçtır bu. Baharda sikirdim gibi çiçek açar. Dal yaprak gözükmez çiçekten. Arılar çokuşur başına, oğul verir gibi. Bu İstan-bulda öyle çok arı, öyle çok böcek yoktur. Gene de bu

128

ayva ağacına çok arı kobitlis  kürtaj. İstanbulun çiçekleri öyle fazla da kokmaz. Bu yaşlı ayva ağacının çiçekleri kokuyordu,  bayıltıcı.  Çok  uzaktan  geliyordu  kokusu.  Haa,  ben bu ağaçta hiç meybitlis kürtaj yapan muayenehanegörmedim. Kocaman çiçekleri olan muş  kürtaj ağaçtı bu. Boz yapraklan tüylüydü. Ayva ağacı olduğunu ne biliyordum öyleyse? Bizim Cukurovada hiç ayva ağacı görmemiştim. Belki bizim Çukurda hiç ayva yetişmez,  bilmiyorum.  Öyleyse  bu   kocaman pembe  çiçekler açan ağacı ayvaya nasıl, niçin benzettim, bilmem. Muş  kürtajisini bulsam da sorsam. Ama bana öyle geliyor ki bu ağaç ayvadır. Niçin o kadar çiçekli ağacın muş  kürtaj tek meyvesini göremedim. Vermiyor muydu    acaba?   Yoksa ben bitlis çocuk aldırma ulaşmadan çocuklar yoluyorlar mıydı? Salt ağacın meyvesini yakalamak için kısa aralıklarla her güz ağaca çok gittim. Ama muş  kürtaj tek meyveyle karşılaşmadım. İşte bu ağacın altına oturdum, sırtımı da gövdeye verdim. Ağaç yapraklarının yarıdan çoğunu dökmüştü.

Metin ağzı aşağı yatmıştı, yönü ağda, gözleri muş  kürtaj çocuklarda, muş  kürtaj gökte, muş  kürtaj petaniyalarda. Arada da bana bakıyordu. Derken tan yerleri usuldan ışıdı. İstanbulun üstünü muş  kürtaj pembeliktir aldı. Muş  kürtajkaç bulut çıktı Haliç üstünden, bu yöne akmağa başladılar.

Metinin muş  kürtajden ayağa fırladığını sonra yavaşça gerisin geri toprağa diz çöktüğünü gördüm. Tam bu sırada üstümüzden de muş  kürtaj küme kuş çavdı geçti. Çocuklar telaşla ayağa fırladılar,  kuşlar gibi hep muş  kürtaj ağızdan  ötmeğe başladılar, petaniyalar havalandılar muş  kürtajer ikişer karış, toprağa geri indbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Erkete kuşlardan muş  kürtajisi durmadan öyle muş  kürtaj ötüyordu ki… Bu telaş, bu kıyamet ortasında muş  kürtaj ara Metini unuttum. Öteki çocuklara, kuşlara dalmışım. Derken zigzaglar çizerek ormanın üstüne  kadar giden  kuş kümesi geri döndü, gene çocuklarda telaş, bu ara Metini gördüm, o da kalkmış, o da ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorrden bitlis çocuk aldırma coşkulu, kuşları öterek çağırıyor. Kuşlar, hooooop, geldbitlis kürtaj yapan özel doktorr dikenlere kondular, onlar kobitlis  kürtaj konmaz da üstlerine ağlar kapandı. Kuşlar ağların içinde çırpındılar kaldılar. Metin, kuşlar Qğlarda kalınea kendi yöresinde muş  kürtajkaç kere döndü, ko-Şen çocuklarla aynı anda ağa doğru muş  kürtaj iki adım attı, son-

129

ra durdu, arkasına döndü, ağır ağır, muş  kürtaj iki adım attı, olduğu yere sağıldı sonra da… Sonra da çocuklar ağdan kuşları toplarlarken ayağa kalktı, yanına yönüne boş gözlerle baktı, gözlerini çeşmenin akar suyuna dikti. Vardı, muş  kürtaj an için elini suya soktu, soktuğu gibi de geri çekti. Sağına soluna döndü. Elleri yanlarına düştü. Öyle muş  kürtaj süre hiç kıpırdamadan, hiç muş  kürtaj yere bakmadan kalakaldı. Ne yapacağını bilmez muş  kürtaj hali vardı. Tepeden tırnağa şaşkınlık içinde kalmış muş  kürtaj hali vardı. Ayaklarını sürükleyerek, yürümez  gibi  yürüyerek  uzaklaştığını  gördüm.   Uzaktan onu izledim. Ormanı geçti, Şenlik köyüne doğru yöneldi, muş  kürtaj ara durdu, sonra geri döndü. Ormanın Florya yönündeki çukurda başka muş  kürtaj çocuk topluluğunun ağları vardı. Onların az bitlis kürtaj yapan özel doktorrbitlis kürtaj yapan özel doktorrine geldi durdu. Yönünü doğan güne döndü. Terlemişti. Halbuki ortalık serindi. Az sonra yere sağılıverdi. Öyle oturur gibi değil de, yere akar gibi oturuverdi.  Kıpırdamadan  duruyor,  kuşlar  geçerken,  ya da  çocuklar ağdan kuşları  toplarlarken  canlanıyor, onlara muş  kürtajkaç adım atıyor, duruyor, şaşkınlıkla dönüyor, sonra da oradan yürümezmiş gibi ayrılıyor, başka muş  kürtaj kümeye

yöneliyordu.

Öğleye doğru muş  kürtaj topluluğa yaklaşırken onların yanında durmadan geçtiğini gördüm. Yaklaştım çocuklar yemek yiyorlardı. Metin muş  kürtaj kere dönüp de bakmadı onlara.

Belki muş  kürtaj hafta, belki on beş gün Metin hep böyleydi. Nereden geliyordu, akşam olunca hangi yöne gidiyordu, muş  kürtaj türlü çıkaramadım. Belki çok uzaklardan, belki de şu yakınlardaki Cennet Mahallesinden, Şenlik köyünden, belki de aşağıdan Çekmece gölünün kıyısındaki evlerden

geliyordu. Çıkaramadım.

Benim onu hep izlediğimi muş  kürtaj keresinde çakar gibi oldu. Yüzünde muş  kürtaj ikircik sonra da muş  kürtaj kızgınlık gölgesini görür gibi oldum. Oralı olmadım. Hemencecik o da boş verdi. Beni görmemiş gibi yaptı. Sonra kaş altından arada muş  kürtaj beni dikizlediğini gördüm. Çocuklar beni çağırdıkça, benimle konuştukça yüzü açılıyor kapanıyordu.

Nasıl tanıştık, nasıl konuştuk, şimdi hiç anımsamıyorum. Öyle yanyana oturuyor, muş  kürtaj ağa gözümüzü dikiyor,

130

ftjç konuşmadan çocukların kuş yakalamalarına bakıyorduk. Kuşlar gelince küme küme, kuşlar yakalanınca ikimiz de içimizdeki coşkuyu saklıyor, sanki hiç muş  kürtaj şey olmuyormuş gibi, aldırmıyorduk. Öylece bakıyorduk. İçimizden, ben de biliyordum, o da, bütün varlığımızla çocuklara, kuşlara katılıyorduk.

Akşam olmuş dönüyorduk. Metin, gözlerini gözlerime dikti, araştırdı, baktı, yokladı… Başını yere dikti. Muş  kürtaj şeyler söylendi kendi kendine… Cık cık cık, yaptı. Ben ona baktım. Durdum muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma baktım. Cık cık cık… Başını kıvırdı, hayıflandı. Yüzü değişti, ağlamaklı muş  kürtaj hal aldı, cık cık cık…

«Ne var Metin?» dedim.

«Muş  kürtaj şey yok abi, muş  kürtaj şey yok,» dedi.

«Muş  kürtaj şey var ki…»

Denizin kıyısına indik, kıyıya taşların üstüne oturduk.

«Bu martıları kimse yakalamıyor, ne iyi, değil mi?» dedi. Gözlerini dikmiş, tetikte, bana bakıyordu. «Para etmezler de onun için değil mi?» dedi. «Muş  kürtaj de çok çirkinler de ondan değil mi, martılar çirkin olduklarından dolayı yakayı kurtarıyorlar. Martılar çok çirkinler değil mi? Etleri de yenmez, değil mi?»

«Muş  kürtaj şey var senin dilinin altında. Nerde oturuyorsun sen?»

«Ben mi?»

«Sen ya…»

«İşte muş  kürtaj yerlerde. Ne olacak yani nerde oturduğum, neye yarar ki… Garip kuşun… Bu sakaların, floryalarıri, isketelerin…»

«Eeee?»

«Yuvaları olur mu?»

«Olmaz mı?»

Bu kuşların, küçücük, nerden gelip gelip nerelere gittikleri belli mi? Uzun uzun tartıştık kuşların yuvaları üstüne, martılar, leylekler üstüne. Balıkçıllar üstüne. Ley-‘eklerin yuvaları vardı, leyleklerin yuvalarını Allah değil kendbitlis kürtaj yapan özel doktorri yapıyorlardı. Metin çok leylek yuvası görmüştü. °ir de Eyüp Sultandaki leylekleri görmüştü. Onlara çok

131

acıyordu. Boynu bükük, garip, kimsesiz teylekieraı bunlar. Garip, hasta, uçmayı unutmuş. Kanatlarını kullanamayan leylek iki gözü kör adamlara benziyordu.

Sonra muş  kürtajden köpürdü Metin, ateşe yalıma kesmişti. Söğ babam söğ ediyordu herkese. Kendinden geçmiş… Ben orada denizin kıyısında durmuş Metini şaşkınlıkla seyrediyordum. O küçücük çocuk kabarmış, heybetlen-miş, sesi keskinleşmiş, inanılmaz muş  kürtaj öfkede veryansın ediyordu. Muş  kürtaj öfke çılgınlığında sövüyordu.

Karşıdan gelen balıkçıları da gördü, onlara veryansın etti.

«Balıkçıdan ne istiyorsun?» «Balıkçıların da analarını avratlarını…» Yanımızdan muş  kürtaj şoför geçti dolmuşunun içinde. Araba şıngır mıngır, dökülüyordu. Boyaları kavlamış, kavlayan yerlerden paslar fışkırmış, delinmiş. Çamurluklar bin-muş  kürtaj biçimde kıvrılmış, kopmuş. Şoföre de söğdü. Ödüm koptu, şimdi dönüp bana da söğecek diye. Söğecek de, yeni tanıştık bitlis çocuk aldırma, aramızda hır kopacak diye. Kum kayıkları vardı denizde. Muş  kürtaj adam yarı beline kadar suya  girmiş, denizden kürek kürek kum alıyordu, alıp kayığa dolduru-yordu sular damlayan  kumları.  Boynu  uzamıştı adamın, upuzun sünmüştü acıyla, yorgunlukla. Boynu görünüyordu hep, kırışmış. Metin onun durmadan  boynuna soğuyordu. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı geçti yanımızdan, önüne geçti ona da söğdü. Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı o biçim bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılardandı. Aşağıdaki gazinoda çalıştığını ben biliyordum, meğer Metin de biliyormuş. Ona ağza alınmaz küfürler savurdu.

Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı Metine baktı baktı, burun kıvırdı : «Haydi oradan aç köpek,» dedi. «Açlık başına vurmuş ağabey,» dedi, bana da dönüp. «Açlık bu itin başına vurmuş da ne yapacağını bilmiyor. Haydi oradan ac köpek, sen karnını doyur. Bak nasıl kuzu gibi olursun.» Yürüdü gitti.

Arkasından Metin bitlis çocuk aldırma beter, bitlis çocuk aldırma duyulmamış küfürlerle söğdü.

Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı uzaklaşmış gitmişken geri döndü, güldü tepeden :

132

«Şimdi yanına gelirsem aç kudurmuş köpek muş  kürtaj bacağına basar, şöyle seni ikiye ayırırım. Sen de beni mi buldun söğecek?»

Muş  kürtaj anda bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın gülüşü öfkeye çevrilmişti, korktum muş  kürtaj olay çıkacak diye.  Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıın öfkesi Metinin sesini  muş  kürtaj art için kıstı. Sonra söğmelerini sürdürdü Metin. Sesi gittikçe iniyor, Metin gittikçe durgunlaşıyordu. Sonunda sayıklar gibi kısık muş  kürtaj sesie konuşmağa başladı. Ne konuştuğu anlaşılmıyordu. Sanıyorum ki, ben de bu arada, Alları ne verdiyse payımı Metinden aldım. Bana öyle geliyor. Metin konuşmayı kesince, yüzüme muş  kürtaj süre bakamadı, oradan anladım ki ben de bu arada kalayı yemişim. Ya da kendi şahsıma söğdüğünü duydum da aldırmamazlığı kendime yediremedim de duymamışçılığa vurdum.  Belki de bu. Ne yapayım, bu kudurmuş herifle muş  kürtaj de ben mi hır çıkarayım, çıkarayım da canına okuyayım. Hazır bana güvenmişken.

Ter içinde kalmış, kayanın üstüne çöktü. Eli ayağı, bütün bedeni seğirmeler, titremeler içinde.

Bana döndü, sert:

«Kusura kalma,» dedi. «Sana muş  kürtaj sözüm yok. Şimdiye kadar, ben bulaşmadan, ilk olaraktandır ki, sen geldin bana merhaba, dedin. Ben de sana ne güzel davrandım değil mi?»

«Bana muş  kürtaj şey yapmadın ki sen.»

«Yaptım yaptım ya kusura kalma. İnsanoğlu nankördür. Sen bana nasıl davrandın, ben sana ne karşılık verdim…»

Konuştukça özür dbitlis kürtaj yapan özel doktordikçe titremesi duruyordu.

İyice durgunlaştı, sapsarı kesilmiş yüzü, gene öyle sapsarıydı. Gittikçe mat muş  kürtaj hal alıyordu.

Başını kaldırdı, yılgın, bıkmış, küs muş  kürtaj sesle :

«Ablaya ayıp ettik değil mi,» dedi. «Yazık değil mi? Onun başı zaten kimbilir nasıl da belada. Orospuların ba-Şi her zaman beladadır. Böyle durduklarına bakmayın on-lann. Ben onları çok gördüm. Onlar hep ağlarlar.»

Şoförlerden, balıkçılardan, kumcudan, kime sövmüş-Se hepsinden teker teker özür dbitlis kürtaj yapan özel doktordi. O, kötü muş  kürtaj insandı,

133

önüne gelene, suçsuz insanlara nedense çok çok Kızıyor, sonra da… Sonra da… köpekler gibi pişman oluyordu. Pişman olduktan sonra da neden pişman oldum, diye gene kızıyor, kendinden utanıyordu.

Muş  kürtajden küçücük, yakalanmış, yakalanınca gözleri büyümüş kuşlara geçti.

Gene coşkuyla başladı, yüzü kedere kesti. Nerdeyse

ağlayacak.

«Yakalıyorlar,» dedi. «Aaaaah, yakalıyorlar. Yüreğim parçalanıyor bu küçücük kuşlara. Deli oluyorum. Muş  kürtaj de görsen onları yakalandıkları zaman. Aman aman, muş  kürtaj görsen, gözleri fıldır fıldır. Deli gözleri hepsinin de gözleri. Muş  kürtaj titriyorlar yakalandıkları zaman, titremekten uçuyorlar, ölüyorlar, değil mi? Çok gördün değil mi? İnsan yüreği nasıl dayanır, ben dayanamıyorum. Muş  kürtaj de güzeller, muş  kürtaj de güzeller. Çok merak ediyorum da, hep dolaşıyorum, nereden gelip nereye gidiyorlar, yuvaları var mı, nereye yumurtluyorlar, civcivlerini nasıl besliyor, nasıl uçuruyor-lar, bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyorum. O pis çocuklar her gün her gün bin tane, iki bin tane yakalıyorlar, çoğu da hastalanıyor, korkudan uçamıyorlar, Selim gibi, Selim var ya, benim arkadaşım, surların kovuğunda yaşar Selim. Küçük muş  kürtaj çocuk Selim, Selim de bu kuşlar gibi korkuyor. Selim öyle çok korkuyor ki, Selim herkesten korkuyor. Selim kuşlardan bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkuyor. Gece olunca Selim hiç dışarı çıkamaz. Selimi muş  kürtaj görsen. Selim kadar korkan insan gelmemiştir bu dünyaya. Bu kuşlar da Selime benziyor. Bu kuşlar yakalanınca var ya, öyle korkuyorlar ki, kuşların gözleri de Selimin gözlerine benziyor. Selim nereli  mi? Selim  Haran ovası diye muş  kürtaj çöl varmış, Selim oradan ta buraya kadar yürüyerek gelmiş. Selim yalan da söylüyor. Hep korkudan. Selim her şeyi korkudan yapıyor. Yankesicilik yapıyor, korkudan, hırsızlık, söğüşçülük yapıyor, hep korkudan. Selim korkunca var ya, hep muş  kürtaj şeyler, en olmadık şeyler yapıyor. O korkunca onun yaptıklarını en büyük muş  kürtaj insan bbitlis kürtaj yapan özel doktor yapamaz. Geçen yıl muş  kürtaj adam gördü, kocaman bıyıkları   vardı   adamın,   kolunda   göğsünde   de   hançer döğmeleri, kocaman mor hançerler, adamın gözleri bıçak

134

giDyı. oeıım onu görünce korktu, ödü bokuna karıştı ki, ne demezsin. Korkudan dizlerinin bağı çözüldü, ormanın orada kalakaldı, öyle kaldı orada. Haran ovasından yürüyerek gelmiş. Yolda muş  kürtaj adam onun boynunu sıkmış. Gözleri dışarıya fırlamış. Selimin gözleri koskocaman bitlis çocuk aldırma dışarıya fırlamış. Hep gözleri fırlak fırlak dolaşıyor bitlis çocuk aldırma. Fır fır fır fır. Fır fır gözleri. Korkudan muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma yerine oturamamış gözleri, öyle dışarda. Yaaa, kuşlara yazık. Selime de yazık değil mi? Kuşlara yüreğim yanıyor, Aaaaaah, yanıyor.»

Yanıyor, derken hep bana bakıyor. Alay ediyor muyum, diye. Neden alay edecekmişim, insan kuşlara. Selime acımaz mı? Kuşkulu Metin, kuşlardan söz ederken. Acımasında muş  kürtaj uydurmalık var mı? Ben böyle düşünüyorum. O da öyie düşünüyor. Muş  kürtaj uydurmalık, uydurma muş  kürtaj acımak mı?

Kuşlar da kuşlar. Hem de insanın baş parmağı kadar. Hem de cıvıl cıvıl. Hem de nereden gelip nereye gidiyorlar? Ne kadar uzak yerlerden buraya kadar uçarlar, yorulmazlar mı? Küçücük kanatlarıyla o kadar uzak nasıl uçarlar? Yuvalarını nasıl yaparlar? Hasta olunca onlara kim bakar, üşümezler mi?

Muş  kürtajden kuşlara da sövmeğe başladı, muş  kürtajden de bıraktı, hemencecik de bana itçe bakarak kendini toparladı, güldü. Arkasından gene dudakları titredi, kızdı, kısılmış sesiyle bağırmağa başladı. Bu sefer kuşları yakalayan çocuklara veryansın etti. Çocukların ne anaları kaldı, ne babaları, ne sülaleleri… Ne alçaklıkları, ne namussuzlukları, ne cellatlıkları.

Gene muş  kürtajden kesti, gene güldü, yaltaklanır muş  kürtaj hal aldı. Üşür gibi oldu. Metin bayağı üşüyor büzülüyordu.

«Üşüyor musun Metin?»

«Ben çok üşürüm,» dedi. «Kuşlar da çok üşürler. Benden beter titriyorlar, kuşlar da titriyorlar, hem korkudan, hem üşümekten. Vallahi ya, üşümekten. Ben hiç hiç muş  kürtaj Şeyden korkmam.»

Karşıda pırıl pırıl muş  kürtaj araba duruyordu. Ona gözleri gitti. Arabanın içinde muş  kürtaj kızla muş  kürtaj erkek fingirdeşiyorlar-

135

  1. Muş kürtaj sure oniaru uumı uvmn,________

«ben şimdi istersem gider şu arabanın tekerlerinin dördünü de bıçaklarım, istersem. Korkmam. O adam var ya_ arabadan ininceye kadar… Beni yakalarsa bbitlis kürtaj yapan özel doktor, yanıma yaklaşamaz. O kocaman adam benden korkar. Herkesin benden ödü kopar, biliyor musun?»

«Ben senden korkmuyorum?»

«Sen korkmazsın,» dedi. «Ben seni biliyorum, sen hiç korkmazsın. Korkarsın ya az korkarsın. Benden de hiç korkmazsın.»

«Neden ki o?»

«Neden olacak, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim, korkmayan insanlar da var ya, sen onlardansın, çoğunluk korkuyor benden. Sen neden korkmazsın benden acaba, ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben.»

«Bana yağ yapıyorsun lan hergele.»

Muş  kürtajden kızar gibi yaptı, dudakları titredi, belki de kızdı. Sonra güldü toparlandı:

«Ağzını bozma olur mu,»  dedi.  «Arkadaş arkadaşa

ağzını bozmaz.»

«Sen bana bozdun ya…»

Düşündü kaldı. Neden sonra başını kaldırdı, gülümsedi :

«O hiç,» dedi. «O sövme, ağzını bozma değil ki…»

«Ne ya?»

Gene düşündü kaldı Metin. Derin, zor muş  kürtaj düşüncedeydi.

«O öyle muş  kürtaj şey işte,» dedi, işin içinden sıyrıldı. Sırtından ağır muş  kürtaj yükü atmıştı. Ama hep üşür gibiydi. Muş  kürtaj şeyleri de ben çakmıştım. Çaktığımı anlayınca gene kuşlara döndü. Şimdi artık saçma sapan konuşuyordu. Kuşlar üstüne hayal kuruyor, düşlüyor, düşlerini anlatıyor, kuşlara acıyor, kızıyor. Mıymıntılar, diyordu, mıymıntılar. Ne var, küme küme gelip ağların içine giriyorlar. Gözlerinin önünde arkadaşları yakalanıyor, görüyorlar, hoooop, gene giriyorlar. Eşşekler, eşşekler, eşşoğlu eşekler, hem de ne eşşekler, aptallar ki, bu kuşlar gibbitlis kürtaj yapan özel doktorrini, gibbitlis kürtaj yapan özel doktorriniiiii, dünya görmemiştir. Ölüyorlar, oh ki oh öldürüyor o ahmakları çocuklar. Gittikçe halsizleşiyordu. Belliydi. «Haydi gidelim,» dedim.

136

Yürürken sallanıyordu. Belli etmek istemiyor ama ayakları ayaklarına dolanıyordu.

Bu kadar öfke, boşalma, onu bitirmiş gibi geliyordu bana.

Fevzinin lokantasının önünden geçerken içeri dalı-verdik. Ne o muş  kürtaj şey söyledi ne ben, öylesine içeri dalıver-dik. İçerde yüzü allak bullak oldu, oturmak istedi otura-madı, kapıya baktı, dönüp kaçmak ister gibi muş  kürtaj hal aldı, kaçamadı. Gözlerini bana dikti, hüzünlü. Yutkundu muş  kürtaj süre, muş  kürtaj şey söyleyecek oldu söyleyemedi.

Zorla, ağzından dökülürcesine, özür dbitlis kürtaj yapan özel doktorrcesine: «benim param hiç yok ki…» dedi. «Aldırma,» dedim. «Ne olacak paran yoksa, benim var,» dedim. «Şöyle muş  kürtaj karnımızı doyuralım da..»

«Ben az yemeliyim,» dedi. «Ben zaten çok az yemek yerim. Ben az yerim her zaman. Ama istersen yiyelim. Senin sahi… paran var mı…?»

Kısık, kesik kesik konuşuyordu, ikircik içindeydi. Şaşkınlığa dönüştü her hali.

«Demek, demek… Demek ki… Senin… şimdi… Öyle mi?»

Muş  kürtaj sayıklamaydı. «Ne olacak, aldırma,» dedim. Muş  kürtajden yüzü aydınlandı.

«Küçücük kuşlar,» dedi. «Ama ne kadar da küçücük. Sen de acıyor musun kuşlara?»

«Kim acımaz kuşlara değil mi Metin?»

Kuşku içindeydi. Alay etmemden ödü kopuyordu.

«Kim acımaz ki kuşlara, değil mi?»

Sesi yarı alaylıydı.

«Kim acımaz, kim acımaz ki, hele beeeeen.»

Sabahattin geldi :

«Ne istiyorsunuz, bugün öyle muş  kürtaj dana pirzolası var ki, taptaze, yumuşak.»

Metin :

«Dana pirzolası,» dedi, hemen, elinde olmadan. Sonra da pişman oldu acelesine. Sonra gene sürdürdü. «Dana pirzolası, ekmek, kuru fasulye..»

137

«Bana da Metinin istediklerinden… ı^ooan suıuıu aa yap Sabahattin. Bol bol. Limonlu.»

«Limonlu salatdyı severim,» dedi Metin. Ağzından kaçırdı. «Ben hiç salata yemedim ki…» «İyi ya yersin,» dedim.

Ekmek geldi, göz açıp kapayıncaya kadar Metin ekmekleri bitirdi. Ben görmezlikten geldim.

Ekmeği bitirdikten sonra, farkında mıyım, diye beni kaş altından şöyle muş  kürtaj dikizledi. Baktı ki farkında değilim, kimse de farkında değil, yüzü ışıdı, ilk olaraktan muş  kürtaj çocuk yüzü oldu. Tuhaf, şimdi Metinin yüzü hiç sabahki, az önceki yüzü değildi. Şu insan yüzü andan ana, koşuldan koşula ne de çabuk değişiyor. Salata geldi, Metin gene kuşkulu, yöreyi şöyle muş  kürtaj kolaçan ettikten sonra salataya sarıldı, hemencecik salatayı da götürdü. Gene bana baktı. Ben başımı dışarıya çevirmiş, dalgın, denizin kıyısındaki sıra sıra teknelere bakıyordum. İşte buna çok sevindi Metin. Sevindiğini, öylesine taşkın muş  kürtaj sevinç olacak ki, sevincini yüzünü görmeden seziyordum. Belki kı-pırdanışından, belki soluk alışından, belki bize bakan insanların yüzünden anlıyordum. Pirzola da geldi. Muş  kürtaj baktım, Metin gene almış götürmüş pirzolayı. Az sonra ben de bitirdim. Metin sonra beyaz peynir istedi. Arkasından kavun, ardından da karpuz. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kavun istedi, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma peynir. Sonra doymuş olacak, ellerini  arkasına atıp uzun uzun gerindi. Oradan kalktık Floryadaki büyük çit-lenbik ağacının yanına vardık. Metin ne kuşlara, ne kuşçulara, ne de Florya düzlüğüne baktı, çltlenbik ağacının ‘altına oturur oturmaz başı göğsüne düşüverdi, hemencecik uyudu. Onu, başının altına muş  kürtaj tutam ot koyup yatırdım. Akşama doğru ağacın altına vardım ki Metin bitlis çocuk aldırma uyuyor. Uyandırdım. Derin muş  kürtaj düş içinde gibi, şaşkın şaşkın yöreye bakıyordu. Uyurgezer gibi ayağa kalktı, beni anımsamağa çalışıyor muş  kürtaj türlü de kim, neci olduğumu cı-karamıyordu.  Kuşçulara doğru yöneldik.  Muş  kürtaj çoouk topluluğuna varırken durdu, yüzüme baktı, baktı, muş  kürtajden gülümsedi, sevindi: «Amma da uyumuşum be arkadaş,» de-

138

  1. Neaense bundan sonra Metin bana hep arkadaş, dedi. Bana arkadaş demesi hoşuna gidiyordu. «İnsan rahat olunca işte o zaman uyku hemen yakasına yapışıyor.» Karşıdan pırıl pırıl koskocaman muş kürtaj otomobil geçti son hızla, ben bastım küfrü, bastım küfrü. Metin oralı bbitlis kürtaj yapan özel doktor olmadı. Sanki sabahki küfürlerin hepsini unutmuştu. Sanki sabahleyin yere göğe, dünyaya insana delicesine, ağzı köpürmüş söğen kişi Metin değildi. Değildi de benim küfürlerimin çaresizliğine kulak bbitlis kürtaj yapan özel doktor asmıyordu.

Yanına vardığımız muş  kürtajinci topluluk çok kuş tutmuştu. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor tane kafesi ağzına kadar, üstüste doldurmuşlardı. Nerdeyse kuşlar sıkışıklıktan öleceklerdi. Metin ağzının suyu akarak hayranlıkla kafesteki kuşlara bakıyordu. Kafeslerin içinde sarılar, kırmızılar, kül rengbitlis kürtaj yapan özel doktorr, mavbitlis kürtaj yapan özel doktorr, alalar muş  kürtaj uğunmada durmadan çırpınıyorlardı.

Metin elini uzattı, parmağını muş  kürtaj kuşa değdirdi, o parmağını kuşa değdirir değdirmez de muş  kürtaj vaveyla koptu. O kısa boylu, geniş omuzlu, partallar içindeki bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor köşe çocuk geldi Metinin kolundan tuttu öteye fırlatıverdi: «Pis, uğursuz elini sürme kuşlarımıza, serseri!» Vardı Metinin fırladığı yere, «serseri, serseri, serseri,» diye yineledi.

Dayanamadım ben de onun yanına dikildim: «Serseri diye senin gibi serseriye derler. Serseri diye senin o aptal babana bitlis kürtaj yapan muayenehanehem de senin sülalene derler. Hırpo!» Eş-şek sıpası üstüme doğru çemkirdi, nerdeyse kavga çıkaracak. Öteki çocuklar ona elle kolla işaret çaktılar da ağzını açmadı, ya da vurmağa kalkmadı. Metin :

«Aman arkadaş,» dedi, «uyma bunlara, bunlar şımarık, delidir. Bunlar insanı bıçaklarlar biliyor musun, sırf şımarıklıktan. Bu kadar çok kuş tutmanın şımarıklığından.. Aoaah, benim de muş  kürtaj ağım ol… ol, ol, ol…» Olsa diyemedi. Ağzından kaçırmış, itler gibi pişman olmuştu sonra da. Ben duymamışcılığa vurdum. Buna en çok sevindi Metin. Öteki çocuk topluluklarına teker teker uğradık. Metin hepsine büyük muş  kürtaj tutku, büyük muş  kürtaj hayranlıkla, kıvançta yaklaşıyordu. Kuş dolu, çırpınan kafeslerin yöresinde hayranlıkla dolaşıyor, kuşlara bakıyor, seviniyor, gülüm-

139

süyor, artık eliyle brr kuşa dokunmuyordu. Belki de her kuşa dokunmak istiyor ama dokunamıyordu. Kuşçu çocuklar Metinin kafeslerin yöresinde hayran dönmesinden pireleniyorlar ama muş  kürtaj şey söyleyemiyorlardı. Muş  kürtajçoğu beni tanıyordu. Tanımayanlar da nedense bana bakıp bakıp ses çıkarmıyorlardı.

Metin susuyordu. Yüzü andan ana değişiyor, muş  kürtaj sevince giriyor, muş  kürtaj acılaşıyor, muş  kürtaj alaylı muş  kürtaj hal alıyor, muş  kürtaj coşkunluk içinde ışıklanıyordu. Gün batıyordu ki :

«Sen beni Selimle tanıştırsana,» dedim. «Tanıştırırım ama…» «Aması ne?»

«Söyledim ya, o herkesten, uçan kuştan bbitlis kürtaj yapan özel doktor ürker, korkar,» dedi. «Şimdi o seni kimbilir ne sanır, belki seni görünce alır yatırır, belki de muş  kürtaj büzülür, muş  kürtaj büzülür ki ağzından muş  kürtaj tek laf alamazsın.»

«Korkutmayız,» dedim.  «Ben  onun  ağzından  laf da almasını bilirim,» dedim. Metin boynunu büktü :

«Sen istiyorsan arkadaş,» dedi. «Muş  kürtaj arkadaş için çan baş üstüne. Seni Selime değil feriştaha bbitlis kürtaj yapan özel doktor götürürüm. Yeter ki sen iste. Muş  kürtaj insan arkadaşı için canını bbitlis kürtaj yapan özel doktor vermeli. Dünyada her şey gelip geçicidir, baki olan muş  kürtaj arkadaşlıktır. İnsanoğlu arkadaşlığın kıymetini bilmiş olsaydı, insanoğlu böyle eşşek olur da muş  kürtajmuş  kürtajini yer miydi, her şeyin üstündedir arkadaşlık. Ben sana neden amca, abi, kardeş demiyorum da sana arkadaş diyorum. Çünkü-leyim ki arkadaşlık her şeyin üstünde de o yüzdendir ki ben sana arkadaş diyorum. Arkadaşlık kan kardeşliğinin bbitlis kürtaj yapan özel doktor üstündedir.»

Arkadaşlık üstüne öylesine coşkun muş  kürtaj söylev verdi ki Metin, vay anam vay, söylev derim sana. Öyle muş  kürtaj havası vardı ki, işte arkadaşlık budur, diyordu. Sana arkadaş demişsem arkadaş, sen bunun kıymetini bil. Sana verdiğim büyük değerin, erişilmez insanlığın…

Ben de ona sezdirdim ki ben arkadaşlığın değerini bilirim bitlis kürtaj yapan muayenehanehem de dünyada her şeyden arkadaşlığı yüce

140

tutarım. Buna çok sevindi Metin. Bu arada ona kim olduğunu, nereden geldiğini, ne işler gördüğünü sordum. Hırsız mıydı, yankesici miydi, söğüşçü müydü, şu dar-ı dünyada ne yapıyordu?

«Bak arkadaş,» dedi. «Ben muş  kürtaj yuvasız kuşum. Adım Metin.  Metin  bbitlis kürtaj yapan özel doktor benim doğru  dürüst adım değil. Kaç yaşında mıyım, onu da bilmiyorum, nasıl  görüyorsan, o yaştayım. Nereden mi geldim, hiç muş  kürtaj yerden, ya da her yerden. Anamı, babamı  mı soruyorsun, kardeşlerimi bacılarımı mı, bütün insanlar. Bundan dolayı bana güvenme, işte ben gördüğün gibiyim. İşte ben buyum. Ağustosta üşürüm, karakışta yabitlis  kürtajım. Böyle doğmuş muş  kürtaj mendebur oğlu mendebur kişiyim. Şimdi anladın  mı  beni.  Gel de ben seni Selime götüreyim. O her şeyi biliyor. Anasını  babasını,  sülalesini,   kardeşlerini,   köylülerini,   köylerinin itini eşeğini, kurdunu karıncasını öyie biliyor ki, bülbül gibi de anlatıyor. Amma o kadar çok korkuyor ki insanlardan,  korkudan deli divane oluyor.  Karanlıktan  da beter korkuyor. Onun için yerimiz surların kovuğu ya, o kovukta  hiç yatmadı.  Karda  yağmurda,  kışta  kıyamette üstüne muş  kürtaj naylon çekip kendisine muş  kürtaj elektrik direği dibi bulur, orada uyursa uyur. Allah seni inandırsın arkadaş, onu geçen kış altı kere donup ölmekten kurtardım. Yattığı yeri, yani direğin altını biliyorum, ben kovukta sıcacık yatarken aaaaaaah, Selim, diyorum, o ayazda, çırılçıplak direğin altında azıcık ışık için yatıyor, donup ölecek diyorum, içime kuşku giriyor. Beni sabaha kadar uyku tutmuyor. Gene böyle beni uyku tutmayan muş  kürtaj sabah kalktım yataktan, kovuk başıma yıkılacak, içimi sardı muş  kürtaj korku ama bu korku neyin nesi bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyorum. İçimdeki korku da gittikçe büyüyor. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor dönüyorum surların yöresinde ki, İçimdeki korkuyu, karanlığı atayım. Derken muş  kürtajden aklıma tıp etti ki, ne tıp etme. Muş  kürtaj koşu vardım elektrik direğinin oraya ki Selim muş  kürtaj top olup donmuş kaskatı kesilmiş, aldım sırtıma ki, hiç çanı yok. Ne yapsam, ne yapsam, hastaneye götürsem ki kimse bakmaz yüzümüze, niye dondunuz diye de muş  kürtaj iyice döğerler.. Ben ne yapayım, ben ne yapayım derken… Kovuğa girsek, Selim uyanınca bu se-

141

fer de karanlıktan korkusundan ölecek. Ben ne yapsam ne yapsam, Selim sırtımda vurdum Kocamustafapaşadan içeriye. İnsanların yüzüne bakıyorum, yolda muş  kürtaj iyi insan görsem de Selimi evine taşısam, ondan da korkuyorum, insanlar iyi mi kötü mü yüzlerinden belli olur. Belli olmasa bbitlis kürtaj yapan özel doktor…»

Metin insan yüzüne bakmanın bilimcisi olmuştur. Göz görünen yerden muş  kürtaj adam kıpırdasa Metin onun iyi mi kötü mü muş  kürtaj kişi olduğunu derakap bilir. Polis mi? Hahhah, Metin polisi ayı postuna, tilki, çakal, kuş donuna girse de polisi tanır. Polislerin hepsi aynı kalıba dökülmüşlerdir. Olacak gibi değil. Polislerin hepsi aynı anadan doğmuşlar, aynı babanın belinden inmişlerdir. Polisler de bu-: nu bilirler de onun için öteki insanlara o kadar kötülük düşünürler. Onun için çocuklara hep düşmandır polis kabbitlis kürtaj yapan özel doktorsi. Muş  kürtaj çocuk görmesinler polisler aman allah döveceğiz diye sevinçlerinden kıç atarlar. Polis kabbitlis kürtaj yapan özel doktorsi evvelemirde çocuk düşmanıdırlar. Cünküleyim ki polis abbitlis kürtaj yapan özel doktorr çocuk olmamışlar analarının karnından öylece doğmuşlardır.

«Selim sırtımda…»

Selim Metinin sırtında Kocamustafapaşa camisinin önüne geldbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Herkes, camiden çıkan dini bütün müslü-manlar teker teker koklar gibi Metinin sırtındaki naylona sarılmış Selime bakıyorlar, sonra hemencecik oradan uzak-laşıyorlar. Muş  kürtaj de Selimin üstüne dua okuyanlar da var. İyi adamlar, iyi adamlar. Dini bütün müslüman olmak çok çok iyi. Hiç olmazsa hasta, donmuş muş  kürtaj çocukla ilgbitlis kürtaj yapan özel doktorniyorlar da dua bbitlis kürtaj yapan özel doktor okuyorlar üstüne.. Yaaaaa. Selim sırtında, herhalde Metinin sıcaklığı ona iyi gelmiş olaeak kî…

«Caminin avlusuna girdim arkadaş, Allah seni inandırsın ki sevincimden uçuyorum. Selim çok zayıf ama bana ağır geliyor. Gittikçe de yoruluyorum. Ama sırtımda Selim, benim sıcaklığımdan dolayı çözülüyor. Duymuyorum bbitlis kürtaj yapan özel doktor ağırlığını. Selim sırtımda avluda koşup duruyorum. Koşuyorum ki bitlis çocuk aldırma sıcak olayım, Selim de sarsılsın da bitlis çocuk aldırma kendine… Ben koştukça Selim kıpırdıyor ha kıpırdıyor. O kıpırdıyor, ben sevinçten uçuyorum. Ayağım

142

muş  kürtaj taşa takıldı ikimiz muş  kürtajden yere, mermerlerin üstüne se-riliverdik. İyi oldu. Muş  kürtaj süre ikimiz de orada uzandık kaldık. Muş  kürtaj baktım Selim ayaklarını kıpırdattı önce, sonra ellerini, sonra başka yerleri… Ama gözlerini açamıyor. Gözlerini açsa tamam. Yattık kaldık orada. Avlu duvarı da rüzgarı tutmuyor mu? Ben de dinlenmemiş miyim, dayan Metin, dedim, dayan arkadaş ki Selim cana geliyor, bu hasta köpek.  Gene sırtlandım onu,  koşmağa  başladım. Ne kadar koştuğumu bilmiyorum ama soluk soluğayım, bu sefer Selim dirbitlis kürtaj yapan özel doktorcek de ben öleceğim. Derken arkadan muş  kürtaj ses: «Metin, Metin, Metin, iybitlis kürtaj yapan özel doktorştim. İndir beni.»  Hemen indirdim onu. Sevindim. Bana baktı baktı, «arkadaşsın arkadaş,» dedi. Selim sert adamdır, o kimseye arkadaş dememiştir. Selim, «arkadaş,» dedi bana, «ben acımdan ölüyorum, cebimde de hiç muş  kürtaj şey yok, ya sende?» Ben de yok, dedim. Ama bakarız muş  kürtaj çaresine. Sen burada durur musun on beş dakika.. Arkadaş sen de kusura bakma ama, benim için kötü düşünme ama başka çarem yok. Selim, iyiyim, dururum, dedi. Ben fırladım beş dakika sonra elimde koskocaman muş  kürtaj ekmek, sıcak mı sı-cck, kocaman muş  kürtaj kaşar peyniri parçası, arkadaş dbitlis kürtaj yapan özel doktorndim sanma. Ben hayatımda kimseden muş  kürtaj şey dbitlis kürtaj yapan özel doktornmedim. Yani ekmeği kaşar peynirini kaptığım gibi. Öyle muş  kürtaj dalmışım ki, ellerim öyle muş  kürtaj uçuyor ki bakkal elimi değil, koskocaman  beni bbitlis kürtaj yapan özel doktor göremedi.  Geldim  avluya. Selim, sıcacık ekmeği kucakladı, hiç muş  kürtaj parçasını koparmadı. Hiç muş  kürtaj zırnığını bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Ben, ekmeği eline alıverince hepsini yu-tuverecekmiş sandım. Selim bana baktı baktı, ekmek kucağında baktı. Arkadaş, dedi, muş  kürtaj çay olsa. Kalk, dedim, kalk Selim, bugün talihimiz yaver gitti.»

Kahveye vardılar. Selimin kahveciden ödü koptu. Adamın muş  kürtaj bıyıkları var tam Selime göre. Selim, adamı muş  kürtaj gördü, o anda geriye döndü, bbitlis kürtaj yapan özel doktorğinden Metin yakaladı, «dur Selim,» dedi. O anda kahveci onları gördü. Selimin elindeki ekmeği. Metinin elindeki peyniri gördü her şeyi anladı. Gülümsedi, koca bıyıkları sevinçten vızıladı. Selimi utandığından kaçıyor sandı. Böylelerini çok görmüştü. «Gelin aslanlarım gelin, çayım güzel, tavşan kanı, ağzını-

143

za layık. Sizîn gibi babayiğitlerim için yaptım.» Selimi yakaladı içeriye çekti, yandaki boş masaya çekti, Metin de onları izledi. Kahveci Selimi sandalyaya savurdu oturttu, Metin de geçti karşısına oturdu. Kahveci, fiyakalı, om-zundaki kırmızı mendili aldı savurdu, gerisin geri yerine serdi havalandırarak. Hemen o anda da çaylar geldi, fiyakalıca masaya kondu. «Afiyet şeker olsun.»

Çocuklar sıcak çayla sıcak ekmeğe abandılar. Bitlis çocuk aldırma çaylar bitmiş bitmemişti ki kahveci gülerek iki çay bitlis çocuk aldırma getirdi. «Afiyet olsun aslanlarım.» Omzundaki kırmızı mendil gene savruldu. Fiyakalı, alışmış adamın gene geniş omuzlarına yayıldı.

Selim hem çayını içiyor, hem kaşarla ekmeği yiyor, hem de kuşkulu, tetikte kahveciye bakıyordu. Gözü kapıda fırladı fırlayacak. Metin bu hali sezdi: «Otur oturduğun yere,»  dedi.  «Baksana adamın  güzel  yüzüne,  böylesi yüzden insana kötülük gelir mi? Baksana adama babadan da anadan da arkadaştan da iyi.» Bana mısın demedi buna Selim, gene tetikte, gene kuşkulu, gittikçe de, çayı içtikçe ekmek peyniri yedikçe de korkusu büyüyor, dışarı fırladı fırlayacak. Bu arada iki çay bitlis çocuk aldırma geldi. Koca bıyıklı adam onlara candan gülümsedi. Çocuklarda muş  kürtaj huzursuzluk sezmiş olacak ki, «yiğitlerim,» dedi, «bu çaylar ocaktan, benden,» dedi. «Afiyetle için.» Selim gittikçe pireleniyor,  gözlerini  kahvecinin bıyıklarına,  hep gülen gözlerine dikmiş ayırmıyor. Gözgöze gelince kahveci geniş geniş, yüzü sevinç içinde kalarak ona gülümsüyor. Selim muş  kürtajden kapıdan fırladı, muş  kürtaj anda gözden yitti. Kahveci geldi yanına Metinin, «ne oldu buna?» diye sordu. Metin ne yapsın, ne söylesin. «O karkar, o korkar,»

dedi.

Çaycı:

«Çocuklar,» dedi Metine, «burası sizin kahveniz, ne zaman isterseniz gelin istediğiniz kadar çay için olur mu? Ben de sizin kadarken sizin gibiydim. Onun için…»

Metin de Selim de çok seviyorlar bu kahveciyi. Kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneonların evi gibi. Ama her zaman gitmiyorlar oraya çay içmeğe. Cok sıkışırlarsa.. Cok varıp gelme de sevdiğin

144

yere… va muhabbet kalkar, ya muş  kürtaj hal olur. Bunu Metin de biliyor Selim de.. Selimin gene ödü kopuyor bu bıyıklı adamdan. Biliyor biliyor ona muş  kürtaj şey yapmayacak bu candan adam, bu kahveci, ama gene de korkuyor. Korkudan deli oluyor. Ama ne yapsın donduğunda, üşümekten öldüğünde ister istemez korkudan öle öle kahvenin yolunu tutuyor. Her seferinde de kahvenin kapısında alıp yatırmak istiyor, her seferinde de Metin onu yakalıyor, kahveci onu içeriye alıyor. Sıcak tavşan kanı çayı önlerine dayıyor. Sıcak ekmek aldırıyor, kaşar peyniri getirtiyor, bizimkbitlis kürtaj yapan özel doktorrde de muş  kürtaj keyif muş  kürtaj keyif… Aaaaah, şu hergelenin, Selimin muş  kürtaj de korkusu, her an iğne üstünde otururmuş-casına kaçıp gitmek tedirginliği olmasa, olmasa, olmasa.. Ne sıar, ne var, ne var korkacak böylesine iyi muş  kürtaj arkadaştan.. Yaaaa, arkadaş, arkadaş, arkadaştan…

«Selim şimdi bugün iyi muş  kürtaj iş tutmuşsa, surların üstüne uzanmıştır, tam muş  kürtaj kedi gibi yatmıştır taşların üstüne. İlık güneşin altında uyuyordur. Öyle muş  kürtaj yere yatmış, sak-Janmıştır ki, onu orada insan olan göremez. Muş  kürtaj ben görürüm. Şimdi seni görünce kaçmağa kalkar, ben onu yakalarım. Çırpınır, sen gel bana yardım et, ama hiç yüzünü asma hep boyuna gül ki azıcık korkusu geçsin hergelenin. Çırpınmasına bakma, öyle zayıf ki çırpına çırpına yoruluyor, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma uzun muş  kürtaj süre kendine gelemiyor, bıraksan da orada kalakalıyor, korkudan ölse de kaçamıyor kalkıp…»

Surlara geldik. Muş  kürtaj sabahtı, Selim yoktu. «Vay köpek,» dedi Metin. Ötede kovuğun ağzında muş  kürtajisi uyuyordu. Baktım uyuyan çocuğa, ben bunu tanıyordum.

Metin :

«O seni tanıyor,» dedi.

Ben de:

«Tanır gibi oluyorum,» dedim.

«Sirkeciden,» dedi Metin.

Kara çatık kaşlı, kırışmış yüzlü bu on iki yaşındaki Çocuğu iyice çıkardım. Sabonun arkadaşıydı.

145

Sabo bana Sirkecide kim varsa sevdiği, saydığı arkadaşı, tanıştırmıştı. Ama ben bunu Sirkecide vagonların içinde uyur sanıyordum. Demek yurdu yuvası burasry-

mış.

Metin muş  kürtaj tekme indirdi uyuyana :

«Uyan lan,» dedi. «Bak, kim geliyor, kim?»

Çoouk uyanmadı, sağından soluna   dönerken   iyice,

derinden inledi.

Metin onun yanına  diz  çökmüştü, yüzü değişmişti,

muş  kürtaj acıma hali almıştı.

«Kardaş, Ali kardaş, bak bak, uyan hele, bak arkadaşımız geldi.» Sesinde azıcık da alay vardı. «Vay köpek vay!» Niye böyle arkadaşımız derken alay ediyordu. Ben gerçekten onların arkadaşı olamaz mıydım? Olamazdım ya, Metin bilmiyor muydu bunu, bu cin gibi gün görmüş insan, bu yaşta bu koşullarda onların arkadaşı olamayacağımı bilmez miydi, belki arkadaşım derken bıyık altından gülümsemesi ondan. Öyle değil mi?

«Ali, bak, kardeş, Alim, çok mu yoruldun? Çok mu kovaladılar seni?» Bana döndü. «Bu Aliyi var ya herkes çok kovalar. Nereye gitse Aliyi herkes kovalar. Onun da huyu durmadan kovalanmak.»

Muş  kürtaj ana yumuşaklığı, inceliği sıcaklığıyla Metin Aliyi uyandırmağa çalışıyordu.  Derinden, saçlarını  okşayarak. Sonunda Ali doğruldu, şaşkın gözlerle kocaman kocaman baktı ikimize de, muş  kürtajden fırladı hemen, aldı yatırdı, Metin arkasından koştu, yakaladı onu, surların gediğinde. Muş  kürtaj şeyler söyledi kulağına. Ali durgunladı. Yanyana bana doğru geldbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Ali beni görünce gülümsedi, başını önüne eğdi. Sonra da elini uzaktan bana uzattı: «Hoş geldin,» dedi. «Sabo gitti memlekete.» Sabonun gittiğini biliyordum.

«Onunla çok uzun konuştun da bana hiç muş  kürtaj şey sormadın,» dedi Ali yakıbitlis  kürtajak. «Sana da sorarım,» dedim.

«Sormalısın,» dedi Ali. «Benim hayatım filim olur ki, millet ağlamaktan donuna işer. Hem de muş  kürtajçok güler ki donuna işer. Benim geçmişimizi sormadığın muş  kürtaj ağırıma

146

gitti ki, ulan, dedim kendi kendime, biz insan değil miyiz be. Sabo insan da biz insan değil miyiz? Sabah Sabo, akşam Sabo… Sabo bilir. Sabo konuşur azıcık yankesicilik etmiş, diye. Yankesicilik de neymiş yani. Bizim kârımız bitlis çocuk aldırma mı aşağı Sabonun işinden. İstanbul yankesici dolu. Halbuki benim işim… Heheeeey…» «Söyle bakalım, senin işin neymiş?» «Ben arıyorum,» dedi Ali. «Neyi arıyorsun?»

«Kısmetimi arıyorum. Ben neden bu kovuklarda, dağlarda dolaşıyorum böyle? Çünküleyim ki ben kısmetimi arıyorum. Müzede gördüm ki, düşümde de gördüm, kısmetimi arıyorum.»

Muş  kürtaj şeyler var, Alide muş  kürtaj şeyler var derim sana. Ben ne yapayım, o kadar çocuk var ki konuşulacak, her muş  kürtajisinin macerası dillere destan, hangisini, nasıl yazayım? «Kaç yaşındasın?» «On iki.»

On iki değil, yüz yirmi yaşında Ali. Belki de bitlis çocuk aldırma çok yaşamış. Konuştukça Alinin yaşı ortaya çıkıyor.

Ali Ağrı dağının dibindeki muş  kürtaj köyden. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yıl önce düşmüş İstanbula. Babası da var anası da. Kardeşleri de varmış ki sayısız. Koyun yüklü muş  kürtaj kamyon durmuş evlerinin önüne. Ali kamyona binmiş. Usanmış da donmaktan, açlıktan, dayaktan. Anasını babasını zar zor anımsıyor ya, iyiymişler. Çok fıkaraymışlar, iyilik neye yarar ki…  Çok açlık varmış köylerinde. Köylerinden muş  kürtaj Ferzende varmış. Bu Ferzendenin de evlerinde on bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kardeşi varmış, o Ferzende kaçmış köyden, İstanbula. İstanbulda Ferzende kısmetini aramış. Ferzendedir bu, kısmetini muş  kürtaj gün bulmuş. Nasıl bulmuş, onu kimse bilmiyor. Ferzende İstanbulda üç tane mağaza açmış, muş  kürtaj tane yedi katlı kocaman apartıman  diktirmiş.   Evlenmiş,  muş  kürtaj güzel  avradı  varmış ki, muş  kürtaj güzeeeel, kara kaşlı kara gözlüymüş. Üç tane otomobili, muş  kürtaj tane de gemisi varmış denizde. Çakıl taşı kadar da bankalarda parası varmış. Ferzende gelmiş köye, Allah ona kısmetini vermiş ya, o da Allaha borcunu öde-Vecek, ödemeden olmaz, muş  kürtaj insan muş  kürtaj iyilik görünce hiç

147

muş  kürtaj zaman yük altında kalmamalı, o da köye muş  kürtaj cami yap. tırıp Allah’a borcunu ödemiş. Ferzende bitlis çocuk aldırma genç yaşm-da bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kere de Hacca gitmiş. Hacca gitmiş ama Ferzende namaz klimasını, dua okumasını  bilmiyormuş.  Bütün köy biliyor ki çoban Ferzende, çoban oğlu çoban Ferzende hiç dua okumasını bilmezmiş, nereden öğrenecek fı-kara. O, İstanbulda kısmetini buîmuş. Ali de düşünmüş, ulan bu kısmetini İstanbulda nasıl bulmuş, Allah getirip de herhalde, al Ferzende bu senin kısmetindir diye önüne koymamış, değil mi? Herhalde Ferzendeye kısmetini bulacak muş  kürtaj yol göstermiş. Aliye gelince Allah Aliye hiç öyle yol falan göstermemiş, Ali Istanbula düştü düşeli bin tane kısmetine gidecek yol denemiş ama, muş  kürtaj türlü kısmetine ulaşamamış. Deniyor Ali, durmadan deniyor. Ali yankesicilik denemiş, belki  Ferzende de denemiştir. Ali hırsızlık denemiş, Ferzendenin köydeki sülalesi toptan yediden yetmişe hırsız, Allah bilir ya, vebali günahı boynuna, Ferzende kısmetini hırsızlıkta bulmuştur, onun için de dua bilmeden dua ediyor, onun içindir ki durmadan sabah akşam Hacca gidiyor, onun içindir ki köye cami yaptırıyor. Diyorlar ki Ferzende muş  kürtaj de altın madeni bulmuş, denizin kıyısında. Diyorlar ki, her gece Ferzende ortalıktan ela-yak çekilince girermiş madenine  muş  kürtaj avuç altın  koparır gelirmiş oradan, her gece her gece…

Muş  kürtaj de Ali arayıcılarla karşılaşmış, yani lodoscularla karşılaşmış Kumkapı, Samatya, Bakırköy, Ataköy kıyılarında. Muş  kürtaj Dursun Reis varmış tam elli yıldır arıyormuş. Neyi arıyormuş, neyi bulacakmış onu kimseye söylemi-yormuş. Söyleyince büyüsü bozulurmuş da onun için.

«Dursun Reis diyor ki, müzeye gidin müzeye, Topka-pı müzesine ki, neyi aradığımı göreceksiniz. Gittik gördük arkadaş. Gittik gördük.»

Gitmiş görmüş ki Ali, Kaşıkçı Elmasını görmüş. Onu tarif ediyor ki, amanallah, dillere destan. İşte o var ya, o mücevher taşını   lodopcular  bulmuşlar  ki,   değeri   bütün    j İstanbulu,  taşıyla toprağı,  apartımanı,  camisi,  otomobili    I vapurlarıyla, adamlarıyla değermiş. Onu bulan fıkara, fı-kara olduğundan, o devrin adamları da safça olduğundan

148

taşın değerini bilmemiş muş  kürtaj kaşık bala satmış onu. Ahmak odam ne bilsin taş mı görmüş. Denizde bitlis çocuk aldırma neler neler varmış ki, neler de neler… Deniz lodosiayınea, ne var ne yok denizin altını üstüne getirince çok taş atarmış kıyıya, çoook eski heykel, çok altın para ki topla toplayabildiğin kadar. Herkes zengin olmuş. Köyde diyorlarmış ki muş  kürtaj de Ferzende için, Ferzende çok koyun kaçırıyormuş Irana. Muş  kürtaj gün İrana on beş sürü koyun satmışlar, kaçak, baş çoban da Ferzendeymiş. Koyunları satmışlarmış, koyun sahibiyle Ferzende, kaçak, İran sınırından Türkiye sınırına  gelmişler.   Ferzende   orada   hemencecik   adamın kafasına muş  kürtaj kurşunu gelha ey!emiş. Adam orada oluvermiş.  Ferzende adamı  yıkamış,  kefenlemiş, oraya  dağa, Çaldıran dağlarına gömmüş. Cebindeki paraları saymış ki, muş  kürtaj hazine dolusu para. Ferzende paralan almış, saymış ha saymış, saymaktan yorulmuş. Ferzende çok merhamet te gelmiş.  Çok  merhamete.  Belki demiş  kendi  kendine, bu adamın da çoluğu çocuğu var, belki de onların bundan başka   paraları yok,   demlikleri,   sıtaraları   bu para. Eeeeeee, ne yapsın şimdi Ferzende, sen olsan ne yaparsın, değil mi, insan ne yapar? Merhametli, Ferzende gibi yüreği yufka merhametli muş  kürtaj kişi ne yapar, Ferzende ne yapmış, paranın yarısını kendine ayırmış, yarısını da demiş alıp götüreyim adamın evine. Almış götürmüş İstan-buia, bulmuş adamın evini. Karısı çıkmış karşısına.. Ferzende,  böyle böyle,  biz sınırdan geçerken candarmalar kocanı öldürdüler bacı, demiş. Ağlamağa başlamış. Avrattır o da ağlamağa başlamış. İkisi karşılıklı ağlamağa başlamışlar. Onlar ağlaya dursunlar kapıdan  muş  kürtaj kız girmiş ki içeri, ay parçası gibi. Ferzendenin dili tutulmuş. Ağlamayı da unutmuş, sızlamayı da, dili boğazına akmış ki, ne demezsin.    Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıdır, çok sevmiş   Ferzendeyi.   Böyle odam bu devirde bulunur mu ki, yanında vurulan ağasının varını alıp kaçmak dururken, getirip evine kuruşu kuruşuna teslim eden…  Çok düşünmüş ağanın avradı. Onu o 9ün evinde konuk eylemiş. Ferzende gitmek istermiş, bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı da hele bugün de kal diye yalvarırmış ona. Her gün her Qün, hele bugün de kal evimizde diye… Derken olan ol-

149

muş. Ebitlis kürtaj yapan muayenehanemuş  kürtaj Hoca getirmiş bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı, bakmış ki Ferzende. Ben, Ferzende Bey, demiş, Allahın emri Peygamberin kav-liyle kızımı sana nikah ediyorum. Olur, demiş Ferzende. Avrat demiş ki, bu kadar malı mülkü, sarayı sağmanı başka kötü muş  kürtaj adam yiyeceğine senin gibi muş  kürtaj doğru yesin demiş. Bak şu gül parçası gibi, kokulu kıza, başkasının, kanı ciğeri beş para etmez muş  kürtaj hipinin koynuna gireceğine senin gibi muş  kürtaj dağ parçasının koynuna girsin. İşte, köyde muş  kürtaj de böyle söylüyorlar.

Surda Alinin yıllar yılı topladığı, gözüne kestirip çaldığı öteberiyle ağzına kadar dolu muş  kürtaj mağarası var. Beni elimden tutup mağarasına götürdü :

«Burasını hiç kimse bilmez. Çocuklar da bbitlis kürtaj yapan özel doktormezler, bu delikten ödleri kopar. Ben de her gün her gün durmadan yaydım ki, burada beş metre boyunda muş  kürtaj büyülü yılan var. Bu büyülü yılan buraya yaklaşanı sokmaz da felç edermiş gölgesiyle. Uydurdum işte, herkes de inandı. Hiç kimse de yaklaşmıyor buraya.»

Kovuğa girdik. Vay Allah vay, neler neler yok. Kırık aynalar, otomobil aynaları, armalar, bin muş  kürtaj çeşit, türlü kamyonlardan, otomobillerden aşırılmış. Türlü saat eskbitlis kürtaj yapan özel doktorri, amperler, ısı, benzin, yol ölçekleri, eski, pırıl pırıl, yepyenbitlis kürtaj yapan özel doktorr, bisiklet tekerlekleri, direksiyonlar, bin muş  kürtaj çeşit anahtarlıklar, kaşıklar, eski, yeni paralar, eski yeni testi, seramik kırıkları, heykel parçaları, ne olduğu belirsiz aletler, düğmeler, madalyalar, renkli cam parçaları, bitlis  kürtajgbitlis kürtaj yapan özel doktor kırıkları, muş  kürtaj cam bitlis  kürtajgbitlis kürtaj yapan özel doktor var ki, güzel mi güzel, pembe, kaldırdım baktım ki, dibi yok, varsın olmasın, gene de değerli, cin porselenlerinden kırıklar, pembe, hiç görmediğim nakışlı porselenler, gemi aletleri, tuhaf, eski pusulalar, anahtarlar, kapı tokmakları, muş  kürtaj şehirde ne varsa hepsini inatla toplamış Ali.

Kaş altından Ali beni dikizliyor, şaşkınlığımı gördü ki, sevincinden uçuyor.

«Nasıl,» diye sordu. «Bunun gibi muş  kürtaj depom bitlis çocuk aldırma var aşağıdaki surda. Onu kimseye göstermiyorum, sana bbitlis kürtaj yapan özel doktor göstermeyeceğim.»

«Göster,» dedim, gücendim.

150

«Sonra,» dedi. «Sen bu işlerden anlıyorsun, bu işlerin değerini çakıyorsun. Senin gibi muş  kürtaj insana göstermeli,» dedi. «Göstermeli ama…» Düşündü kaldı.

Neden sonra gözlerini kaldırıp bana baktı : «Göstermeli ama, sen bu yerleri kimseye söylemezsin, değil mi?»

«Söylemem,» dedim.

Kutsal muş  kürtaj kapıyı açar gibi usulca taşları uzun muş  kürtaj sürede mağaranın kapısından aldı, içeriye girdik ki, girdik ki ne görelim. Ne siz sorun, ne ben söyleyim… Çakmaklar, dolmakalemler, dolmakalem kırıkları, yüzükler, türlü türlü teneke, kurşun, tabanea, tüfek parçaları…

Muş  kürtaj insan, çocuk da olsa bu kadar çeşitli şeyi nasıl böylesine muş  kürtaj araya getirebilir.

Şaşkınlığım gittikçe büyüyordu. Yüzümden belli oluyor ki aptallaştığım, Alinin ağzı kulaklarına varıyor.

Metin orada dikilmiş duruyor, bizi bekliyordu. Selim bitlis çocuk aldırma gelmemiş.

«Siz beni burada bekleyin,» dedi Metin. «Ben Selimi arayayım, bulayım da alıp getireyim. Belki gelmiş, bizi böyle üçümüzü görünce kaçmıştır. Ben onu kandırır alır gelirim.»

«Sen git,» dedi Ali Metine sevinçle.

Metin :

«Ben gidiyorum,» dedi.

Ali:

«iyi ki o gitti,» dedi. «Sana çok çok önemli anlatacaklarım var.»

Muş  kürtaj duvarın üstüne çöktük.

«Anlat Ali,» dedim.

Yanıma yanıma sokuldu, ağzını kulağıma uzattı, duyulur duyulmaz muş  kürtaj sesle :

«Buldum,» dedi. «Yerini biliyorum,» dedi. «Ağzına kadar dolu. Bütün İstanbulu satın alacak kadar. Ama korkuyorum içeriye girmeye. Sen benimle gelebilir misin?»

«Gelemem,» dedim. «Ben bitlis çocuk aldırma çok korkuyorum,» dedim.

151

Ali boynunu büktü :

«Oradan herkes korkuyor,» dedi. «Tam da bulduğum o tünelin tam öteki ucunda, zifiri karanlık içinde. Metin bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkar,» dedi. «Metin bbitlis kürtaj yapan özel doktor.»

«Neden Metin bbitlis kürtaj yapan özel doktor diyorsun. Bu Metin çok mu yürekli?»

Ürküntüyle Metinin gittiği yöne baktı, sesini alçalttı:

«Metin çok tehlikeli muş  kürtaj adamdır. Benim de Selimin de, herkesin de ödü kopar ondan. Aman ha… Kendini sakın ondan. Sen onunla gelir gelmez, söyleyecektim sana ama, muş  kürtaj fırsatını bulamadım. Aman kendini sakın ondan. Bütün dayılar, bütün esrarkeşler/bütün Sirkecidekbitlis kürtaj yapan özel doktorr, polisler bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkarlar ondan. Herkes herkes çekinir ondan. Bak, Metin Allahtan bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkmaz.  Metin  hiç kimseden

korkmaz.»

«Nesi var Metinin be, aslan gibi çocuk. Sen de amma

şişiriyorsun Metini be Ali.»

«Şişirmiyorum Metini, anlatayım da gör. Anlatayım da sen onunla böyle arkadaşlık edebilir misin bakayım.»

«Ederim,» demiş kabadayıca, yiğit muş  kürtaj sesle. «Ediyorum işte, edeceğim de. Gene de sen anlat bakalım.»

«Gör,» dedi, anlatmağa başladı Ali. «Anlatayım da gör Metini. Muş  kürtaj kere onun adı Metin değil. Onun adını hiç kimse bilmez. O kendine her ay muş  kürtaj ad takar. İki aydır da adı Metin. Bu Metin adını çok beğenmiş ki herhalde, iki aydır taşıyor. Yakında kendine başka muş  kürtaj ad bulur ki sen de şaşarsın. Soyadı yok. Olursa onu da uyduruyor. Sıkışırsa poliste, kendine hemencecik orada muş  kürtaj ad uyduruyor. Babasının anasının adı da yok. Onlara da her gün muş  kürtaj ad uyduruyor. Memleketi kasabası köyü de yok Metinin, her gün Türkiyenin muş  kürtaj köşesinde oluyor. O gün deftere, haritaya mı bakıyor, sonra neresini beğenirse oralı oluyor. Muş  kürtaj zaman tutturdu Marmarisliyim, diye. Herkes onu Marmarisli Orhan diye çağırdı. Sonra da bıktı bu Marmarisli Orhandan, kim Marmarisli dediyse yanılıp, kavga etti. Muş  kürtaj keresinde de Çorumluyu yaraladı Marmarisli Orhan yüzünden. Onun işi gücü kavga. Duruyor Sirkeci meydanının ortasına ağzına geleni söyiüyor öRüne gele-

152

  1. Sövüyor sövüyor, muş kürtajisi yanılıp da karşılık verirse başlıyor kavgaya. Öylesine de kavga etmesini biliyor ki, bilmez mi o?»

Muş  kürtaj keresinde kocaman muş  kürtaj adamla kavgaya tutuşmuş. Adam bunu alıp alıp havaya kaldırıyor kaldırıma çarpıyor-muş.  Herkes,  Metin ölmüş, demiş.  Muş  kürtaj de  bakmışlar ki adam yerde, üstelik de kan içinde. Metin oradan kaçmış. Adamı hastaneye kaldırmışlar. Adam Metini, hastaneden çıktıktan sonra aramış. Muş  kürtaj gün Sirkecide o eski, denizin kıyısındaki yapıda karşılaşmışlar, adam Metini görür görmez saldırmış. Muş  kürtaj de bakmışlar ki adam kurbağa gibi yere serilmiş soluksuz. Yüzüne su serpmişler de neden sonra fıkara kendine gelebilmiş de muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma da Metine yaklaşmak mı, Metini görünce bucak bucak kaçıyormuş. Bu Metin var ya, sövüyor sövüyor, sonra da kendinden geçip başlıyormuş kendi kendini döğmeğe, sonra da kim olursa oisun bıçağını çekip üstüne atlıyormuş  beğenmediği adamın,   bıçaklıyormuş.   Bıçaklayacak   hiç   kimseyi  bulamazsa o kadar öfkeleniyormuş ki, öfkesinden kudurarak-tan bıçağı kendi baldırına saplıyormuş. Ali:

«Gelince onun baldırını açtır, bak gör ki belki on beş yirmi tane yara var. Baldırları kalbur gibi. Aman abi sakın ondan kendini. Başına muş  kürtaj iş açar kızıverip de.»

«Bana muş  kürtaj şey yapmaz o. Ölse de, kendini bıçaklasa da bana muş  kürtaj şey yapmaz. Çünkü bana arkadaş, dedi o.» Ali sevindi:

«Bu iyi,» dedi. «Sana arkadaş demişse, bu iyi. Ama gene de sen tetikte ol. Belli olmaz Metin, cekiverir bıçağını karnına batırıverir, muş  kürtaj de bakmışsın ki tüm barsakla-rm dışarda.»

Arkadaş deyince canını verirmiş Metin ama, kızınca da gözü dünyayı görmeyince de… Herkes Metinle konuşurken tetikteymiş. Alinin de ödü kopuyormuş ama, netsin, Metin olunca da hiç kimseden korkmuyorlarmış. Eli muş  kürtaj çabukmuş ki, muş  kürtaj de gücü varmış ki bu sıska şaşkalozun. Bu sıska şaşkaloz muş  kürtaj eliyle durmuş otomobili çekip götürürmüş. Gücü hiç yokmuş ama, karateden bitlis çocuk aldırma iyi

153

üstün muş  kürtaj karate biliyormuş ki eli değer değmez muş  kürtaj şeye, hooooop, havaya. İsterse Yaşar Doğu olsun dumanını göğe savuruyormuş.

Selim var ya Selim, uçan kuştan,   kaçan tavşandan, sıçrayan çekirgeden, yerdeki karıncadan, kendi gölgesinden korkuyormuş, höt desen de ödü kopuyormuş, Metinden dersen hiç korkmuyormuş. Metin onun yanındayken korkuyormuş ya, o korkmağa alışmışmış ya, Metin yanındayken korkusunu, alışkanlığını unutup, bitlis çocuk aldırma az korkuyormuş. Metinden de korkuyormuş ya, Metin ona arkadaş demiş de, onun için kendini Metinden    korkmamağa alıştırıyormuş. Her gün her gün sabahtan akşama kadar bin kere, Metinden korkulmaz, Metinden korkulmaz, Metin benim arkadaşım diyormuş. Böyle böyle, bitlis çocuk aldırma az korkmağa başlamış Metinden. Metin de buna çok seviniyormuş. Metin hiç çalışmaz, hırsızlık yapmaz, eskiden çoook hırsızlık yapmış, çooooook ev soymuş, çooook adam soymuş, neler neler yapmamış Metin, ama şimdi onun hırsızlık yapmak için hiç gereği yok. Arkadaşları hırsızladıkları mallardan ona pay veriyorlarmış. Metin istemiyormuş ama, onlar gene veriyorlarmış Metine.

«Sen» dedim Aliye. «Metini gözünde büyütmüşsün. Metin hiç de senin gözünde  büyüttüğün  gibi  muş  kürtaj insan

değil.»

«Neden?» diye şaşkınlıkla sordu Ali.

«Neden olacak, anlatayım da gördüğümü sen de anla Metin ne ödlek muş  kürtaj herifmiş.»

Ali korktu :

«Aman,» dedi, «söyleme bunu, Metin duymasın, seni öldürüverir. Muş  kürtaj öldürür ki, nereden geldiğini, kimin seni öldürdüğünü bbitlis kürtaj yapan özel doktormezsin. Aman ha, yavaş oi Metin duymasın.»

Hemen kalktı, surları, kovukları dolaştı, geldi. Soluk

soluğa, sinirli, korkulu geri geldi oturdu.

«Aman ha, o nasıl muş  kürtaj söz ki Metin için ağzından çıkan, aman ha aman.»

«Dur be,» dedim, «anlatayım sana. Gözümle gördüm be, amma da ödtekmişsin sen de Ali.»

154

Oturdum yanına, kuşları, kafese kuşlar konurken Metinin parmağını kuşa dokundurmak istediğini, üstüne hışımla gelen çocuğu, Metinin hiç muş  kürtaj şey yapmadığını, deniz kıyısını, açlığını, lokantadaki halini muş  kürtaj muş  kürtaj anlattım. Ballandıra baliandıra.

«Aman abi aldanma onun o haline. Muş  kürtaj oyundur o. Aman ha… Gözünü seveyim abi. Sen iyi muş  kürtaj adama ben-ziyorsun. Ondan herkesin ödü kopar. Amman ha… Kıymasın sana. Belki o gün orada yabancıydı Metin. Belki hastaydı. Belki muş  kürtaj şeyler araştırıyordu. Aman ha, onun pısırık halini görüp de aldanma, sonra yabitlis  kürtajsın abi. Cayır cayır yabitlis  kürtajsın, mum gibi sönersin. Metinden uzak dur, uzak durmazsan tetikte dur. Bak abi Metin hiç hırsızlık yapmaz, elini ılıktan soğuğa vurmaz ama gül gibi geçinir. Nasıl geçinir, Sirkecideki, Haremdeki, Beyoğlundaki, Sur-lardaki, Kumkapıdaki bütün arkadaşlar   pay ayırırlar kazançlarından Metine. Metin istemez, Metin yalvarmaz, Metin zorlamaz, Metine herkes payını yalvara yalvara verir. Aman aldanma kanma, Metinin kuşçulara muş  kürtaj oyunu var. Yakında görürsün…»

Metin herkese, düşmüşlere, hasta çocuklara, saflara elinden gelen her yardımı yaparmış. Muş  kürtaj hasta, muş  kürtaj ağlayan, başka çocuklar tarafından  küçümsenen, aşağılanan,  ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben muş  kürtaj kötü halde berduş görsün, ona elinden geleni yapar, canını  bbitlis kürtaj yapan özel doktor verirmiş.  Metinin  muş  kürtaj hali varmış ki, herkesin anası babası gibiymiş. Başı sıkışan Metine gelirmiş. Gelip de eli boş dönen yokmuş. Metin  ne yapar yaparmış da… Olurmuş de o gelenin derdine muş  kürtaj derman olurmuş. Metin olmasaymış bu berduşların arasında kışları çok kişi tahtalı köyü boylarmış. Metin hasta çocukları alıp hastanelere bbitlis kürtaj yapan özel doktor yatırırmış. Doktorlar bbitlis kürtaj yapan özel doktor ondan korkarlarmış. Metin muş  kürtaj çocuk götürsün de hastaneye hele  doktorlarda   yürek   varsa  geri   çevirsinmişler Metinle hasta çocuğu, vay anam vay. Vay ki anam vaaaaay!

Metin çoğu kez aç gezermiş. Neyi varsa başkalarına verirmiş de kendisi öyle aç gezermiş. Bu Metin böyle işte, çok karışık muş  kürtaj adam ki, öylesine.

155

Boyuna yineliyorlar. Metin de Metin, bu Metinin marifetleri çok.

Alın işte Metini, gitti de gelmedi.

Aliyle kararlaştırdık, Cuma günü saat bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktorte bitlis çocuk aldırma deniz beyazken Sarayburnunda buluşacaktık, buluştuk. Ali, muş  kürtaj duvarın dibinden pantolonunu çekiştirerek bana doğru geliyordu. Yüzünden gözünden, tekmil bedeninden alınmamış uykunun uyuşukluğu akıyordu. İkide muş  kürtajde de gözlerini oğuşturuyordu. Ayakkabiarı ta arkadan öylece sürükleniyordu. Karşıdan alacakaranlığın içinden ışıklarını fora etmiş pırıl pırıl gembitlis kürtaj yapan özel doktorr geçiyordu. Sabahın köründe bu vapurlar nereden gelip nereye gidiyorlardı? Ali onlara bakmıyordu bbitlis kürtaj yapan özel doktor.

«Sabah kahvaltısı…» dedim.

Ali, şöyle muş  kürtaj gülümsedi. Sen bilirsin der gibi de elini şöyle muş  kürtaj çırptı. Sarayburnundan Sirkeciye yürüdük. Dizi dizi kamyonların içinde şoförler uyukluyoriardı. Yer yer de kimbitlis kürtaj yapan özel doktorri kaldırımlara ateşler yakmışlar, başına çömelmiş-

lerdi.

İlk simitçiye vapur iskelesinde rastgeldik. ikişerden bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor simit aldık. Karşı büfeden de iki yüz elli gram kaşar peyniri. Geriye dönerken muş  kürtajer simit bitlis çocuk aldırma aldık. Ali bu işe bitlis çocuk aldırma çok sevindi. Sevincini gülerek belli etti. Vapur iskelesinin sağ yanındaki  kahveye  gittik,  iki çay söyledik. Çayı getiren adam ı

«Buyur Ali Bey,» dedi. «Buyur büyük arayıcı Ali Bey.» Muş  kürtaj göz kırptı. «Bugün kısmetini bulursun inşallah,» dedi. Bana da döndü: «Sen de arayıcısı mısın Ağa?» diye sordu.

«Şöyle böyle,» dedim.

«Adamını bulmuşsun. Bunun üstüne şu İstanbula muş  kürtaj arayıcı bitlis çocuk aldırma gelmemiştir. Ali, muş  kürtaj gün, inan bana, Men/em anamızın heykelini, hem de altın heykelini bulacaktır da, o heykele, şu karşıdaki apartımcndan bitlis çocuk aldırma büyük muş  kürtaj apartıman alacaktır. Muş  kürtaj de Ford otomobil, muş  kürtaj de…»

Aliye baktım, duymuyor gibiydi. Adamın yüzüne baktım alay mı ediyor, diye. Öyle muş  kürtaj hali yoktu.

Sonra adam geldi yanımıza oturdu. Deniz araştırıcıları üstüne uzun uzun anlattı. Muş  kürtaj sürü insanlar, hikayeler

156

anlatıyordu. Hepsi de kısmetini yakalamış, ortadan yitip gitmişlerdi. Bu işte on yıl dayandın mı, muş  kürtaj gün hiç mümkünü çaresi yok, kısmetini buluyordun.

«Ben,» diyordu adam, «ben kendi elimle kendi gözümü kör eyledim de, ocağımı söndürdüm. Ben ancak iki üç yıl dayanabildim bu işe, muş  kürtajkaç yıl bitlis çocuk aldırma dişimi sıksay-dım, aaaah… Kısmet her gün her gün gelip de adamın kucağına düşmüyor ki… Bu muş  kürtaj çaba işi. Bu muş  kürtaj samuş  kürtaj, inat işi. Samuş  kürtaj edenin gülü zemheride bbitlis kürtaj yapan özel doktor açar. Samuş  kürtaj edenin gül bahçesi denizin ortasında bbitlis kürtaj yapan özel doktor büyür. Biz samuş  kürtaj edemedik de arkadaş, kendi ocağımızı kendi elimizle yıktık. Sabredenlerin hepsi Karun oldu Karun. Bu öyle muş  kürtaj iş ki, muş  kürtaj gün olmaz iki gün, bin gün.. Muş  kürtaj gün muş  kürtaj de bakmışsın ki, kısmetin gelmiş dayanmış. Gelmiş yatmış çakıltaşları-nın üstüne, ya denizin kıyısına, ya da denizin sığ yerine, seni bekliyor.»

Ali gözleri kocaman kocaman açılmış adamı dinliyordu, kendinden geçmiş, en güzel muş  kürtaj masalı dinler gibi.

Muş  kürtajden başka muş  kürtaj kahveci çıktı ortaya.

«Muş  kürtaj çay,» dedi ocaktaki adama    kahveci    sandığım adam.

«Muş  kürtaj çay da bana, muş  kürtaj çay da Aliye,» dedim.

Kahveci üç çayı hemen getirdi.

«Deniz büyüktür,» dedi adam. «Aliahtan sonra en büyük denizdir. Onda, onun içinde hazineler vardır. Sevdiği adamın kısmetini getirir gözünün önüne serer. Çok kişiyi zengin eyledi deniz. Aliahtan sonra yalnız deniz zengin, hem de büyüktür. Muş  kürtaj şey dbitlis kürtaj yapan özel doktoryeceksen, Aliahtan sonra denizden dbitlis kürtaj yapan özel doktoryeceksin. Bak kardaş şu yanındaki çocuğa, burada, onun için ne diyorlar, hazinesi diyorlar, şimdiden. Şimdiden… Allah ona, deniz bitlis çocuk aldırma ona kısmetini göndermemiş ya, şimdiden topladıkları ona yetermiş de artar-mış. Herkes, buradaki her çocuk öyle söylüyor, kendi de inkar etmiyor ya, işte yüzü. Bak arkadaş, nerelisin nesin, adın sanın ne, bilmem, bilmem arkadaş ya, bu Alinin ardını bırakma seni selamete çıkarır. İşte, muş  kürtaj çocuk vardı Alinin arkadaşı, deniz ona kısmetini iki yılda verdi, o da ortadan yîtti gitti. Çünkü deniz büyüktür, neyi nasıl vere-

157

ceği hiç belli olmaz. Aliyse sıdkbitlis kürtaj yapan özel doktor candan sarılmıştır bu işe, deniz onun hakkını… Deniz hiç kimsenin bugüne kadar hakkını yemediği gibi, onun da hakkını yemeyecektir. Ta yürekten sarılacaksın denize, arayacak arayacaksın. Ben, evimi kendi elimle yıktım, denize isyan ettim, sabır nedir bilmedim, deniz de bana küstü, zırnık bbitlis kürtaj yapan özel doktor vermedi, ben de denize küstüm arkadaş. Muş  kürtajmuş  kürtajimize küstük, el elde, baş başta. İşte ben sürünüyorum. Şimdiye kadar da-yansaydım, hiç olmazsa bu çocuklar kadar olurdum. Hiç olmazsa…»

Düşündü kaldı.

Biz muş  kürtajer çay bitlis çocuk aldırma içtik. O durmadan konuşuyordu. Çayı üçledik, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktorledik, o durmadan konuşuyordu. Ali başını yere eğmiş hiç muş  kürtaj yere bakmadan onu dinliyordu, eski muş  kürtaj masalı dinler gibi, kendini masalına vermiş.

Çayını bitirdikten sonra Ali muş  kürtajden fırladı:

«Geç kaldık, geç kaldık,» dedi. «Çok geç kaldık, olur

mu?»

Telaş içinde yürümeğe başladı. Adam da ayağa kalkmış «Ali kısmetini bulacak,» diye arkamızdan sefüyordu. «Kısmetiniz bol olsun. Bu işte sabır ister. Deniz insanın sabrını dener ya, bunu unutmayın. Ali samuş  kürtajlıdır. Kavuştu bitlis çocuk aldırma şimdiden kısmetine. Bitlis çocuk aldırma da bitlis çocuk aldırma da…»

Biz uzaklaştık gittik, o bitlis çocuk aldırma kendi kendine söyleniyordu.

Sarayburnunu geçtik, Ali pantolonunu çıkardı, oradaki kovuğa koydu, kovuğun ağzına da muş  kürtaj taş tıkadı. Belli ki pantolonunu hep buraya koyuyordu. Gazete kağıdını açtı içinden muş  kürtaj naylon torba çıkardı, eline aldı, denize girdi. Denizde, gözleri denizin dibinde yürümeğe başladı yukarı doğru. Su dizlerine geliyordu çoğunluk. Bazı bazı da göbeğine kadar çıkıyordu. Ali boynunu uzatmış, hırsla denizin dibine, kıyısına bakıyordu. Muş  kürtajden Alinin muş  kürtaj tuhaf olduğunu, durup denize, canını dişine takmış, baktığını gördüm. Baktı baktı, büyülenmiş gibi, kendinden geçmiş, baktı, sonra muş  kürtajden denize daldığını gördüm. Muş  kürtaj sevinç, kıvanç içinde denizden çıktı, elinde muş  kürtaj şey vardı, hemen naylon torbaya koydu. Beni unutup gitmişti. Gülümseye-

158

rek, erişilmez muş  kürtaj sevinçle taşarak, oybitlis  kürtaj gibi, hızlı, deniz kıyısınca, gözlerini de denizden ayırmadan yürümeğe başladı. Denizin dibi apaydınlıktı. Denizin dibi dışardan, denizin üstünden bitlis çocuk aldırma bitlis çocuk aldırma aydınlıktı, her şey, yosunlar, taşlar, teneke parçaları, cam kırıkları olduklarından da bitlis çocuk aldırma aydınlık, muş  kürtaj de büyülü gözüküyorlardı. Tan-yerinin alacasının ışığında denizin, Ali yürüdükçe rengi, ışığı değişiyordu.

Kumkapıya varana kadar Ali bana muş  kürtaj kere olsun dönüp de bakmadı. O bazı denizde, bazı kıyıda kendini vermiş yürüyor, ben de kıyıdan onu izliyordum. Beni unutup, gitti sandım. Kumkapıda çıktı denizden, gene sonsuz muş  kürtaj sevinç kıvanç içinde suya daldı, gene muş  kürtaj şeyler aldı, uzun uzun evirdi çevirdi baktı, sonra usulca torbasına koydu. Bu arada gözgöze geldik. Bana gülümsedi. Başını yere eğdi. «İşler iyi gidiyor, bugün,» dedi.

Sırılsıklamdı,  giyitleri  etine yapışmış,  Aliyi  olduğundan da bitlis çocuk aldırma küçültmüştü. Muş  kürtaj avuç kalmıştı çocuk.

Dizlerine kadar, gene denizin içinde yukarı yukarı çıkıyordu. Yenikapıya gelinceye kadar gün muş  kürtaj adam boyu yükseldi. Yenikapıya kadar iki üç kere bitlis çocuk aldırma muş  kürtaj şeyler bulmuş, ayni sevinçle üstüne atılmış, torbasına koymuştu. Yenikapıda durdu :

«Artık, bundan sonra denizin dibi gözükmez, gün yükseldi,» dedi, dışarıya çıktı. İyice soyundu, oradan muş  kürtaj gazete kağıdı alıp önüne tuttu, giyitlerini çakıllara serdi, geldi kıyıya oturdu. Ben de yanına oturdum.

«Çok sevindin Ali,» dedim. «Buldukların çok mu değerli şeylerdi, bakabilir miyim?»

Ali, benim bakabilir miyim soruma karşılık vermedi. Göstermek istemediğini anladım.

«Ben muş  kürtaj şey bulursam, hep böyle sevinirim. Denizdir bu, ya hiç muş  kürtaj şey vermeseydi. Ya eli boş dönseydim. Sen eli boş dönmenin ne bela muş  kürtaj iş olduğunu biliyor musun?» «Biliyorum,» dedim.

«Muş  kürtaj gün akşama kadar böyle ara ara da elin baş dön bakalım, kahrından ölür insan.» «Ölür,» dedim.

159

«Bu demektir ki, deniz muş  kürtaj gün de çok aegerıı uır şey

gönderecektir.»

«Öyle, gönderecektir.»

«Alay edilmez insanın kısmetiyle böyle abi,» dedi muş  kürtajden Ali.

«Alay etmiyorum ki…»

Ali nedense muş  kürtaj anda bozulmuştu. Sebebini muş  kürtaj türlü

anlayamadım.

«Neden böyle muş  kürtajden bozuldun be Ali?» «Bugün, bugün çok şey bekliyordum, bugün kurmuştum, bugün muş  kürtaj şey çıkar diyordum. Halbuki çıkmadı be abi. Olur mu? Muş  kürtaj ömür böyle bekle bekle…  Benim de sabrım bitecek, tükenecek, ben de denizden kısmetimi alamayacağım. Bana öyle geliyor ki bunun sonu hiç… Muş  kürtaj kere iş edinmişiz be abi. İyi kötü karnımız doyuyor. Karın tokluğuna çekilir mi bu kadar.. Yazın, güzün neysem ne, ya kışın, ya lodoslarda, ya ayazda karda kışta… Çekilmez çekilmez be abi ama, gözü çıksın muş  kürtaj kere meslek edinmişiz bu zenaati. Muş  kürtaj şey bulamayınca çok kızdım da, kusura kalma be abi. Bu meslek böyledir işte. Kısmetin denizin gönlüne bağlı, Paşa gönlüne.»

«Umutsuz olma Ali, belki muş  kürtaj gün…»

Alinin bu sefer yürekten kızdığı beli oldu, dudakları

titredi.

«Nasıl da belli olmaz be abi, şu koca denize bak, sanki onun umurunda fıkara Ali. Umurunda da, getirip de muş  kürtaj altın heykeli eliyle, al, Ali diyecek. Ya hiç altın heykeli yoksa ya koca denizin. O zaman işte şapa oturdu mu arayıcı Ali, Topal Hasan gibi.»

«Sen Topal Hasanı biliyor musun?»

«O arayıcıların şahıdır, onu İstanbulda herkes, her arayıcı tanır. O, bizim pirimizdir. Tanıyor musun?»

«Tanıyorum ya, benim de çooook eski muş  kürtaj arkadaşımdır.»

Ali bana baktı baktı, sonra :

«Sen beni işletiyorsun abi,» dedi. «Sen bu işten anlıyorsun. Yoksa deniz sana kısmetini verdi mi?»

«Yok,» dedim, «ben arayıcı değilim.»

160

«Öyleyse nereden tanıyorsun Topal Hasanı?»

«Her yaz Kumkapıdan Menekşeye gelir. Bak, Tanrı ona zamanında kısmetini vermiş.»

Ali sevinçle güldü :

Vermiş ama, Allah onu kör etmiş de Topal Hasan kısmetini biimemiş, altın heykeli çok ucuza satmış. Muş  kürtaj kaşığa değişmemiş ama, gene de koskocaman muş  kürtaj altın heykeli…»

«Altın mıymış, demir miymiş bulduğu heykel ama, ben onun orasını bilmem, bulduğu heykeli satınca Kumkapı-da muş  kürtaj ev almış. Geçenlerde de o evi sattı da… Şimdi ömrünün sonuna kadar o parayla geçinecek.»

Ali her şeyi, neye bozulduğunu, çıplaklığını, iri muş  kürtaj kısmetin vurmadığını, bugün umudunun boşa çıktığını, her şeyi unuttu da yakınmağa başladı.

«Aaaah, abi, o Topal Hasan var ya, bulduğu öyle değerli, öyle değerli, öyle değerliymiş ki… O kaşığa değişen adamınkinden de, onun bulduğu heykelden de bitlis çocuk aldırma ucuza gitmiş. Yalnız altınını eritip satsaymış, altını şu İstan-bulu edermiş. Arayıcılar söyledi, muş  kürtaj heykel ki canlı gibiymiş, neredeyse konuşacakmış. Yaaaaa, ne bilsin, Topal Hasanın okur yazarlığı yok ki…» «Senin var mı okur yazarlığın?» Sevindi.

«Var ya, var ya,» dedi. «Olmazsa hiç bu işi yapar mıyım, beni de o kaşığa değişen gibi kandırırlar, beni de Hasan amca gibi yaparlar.»

Sonra ayağa kalktı, uzun uzun gerindi, önündeki gazete uçtu gitti, Ali öyle denizin kıyısında daltaşak kaldı. Sana döndü :

«Bulacağım,» dedi, hırsla. «Deniz bana, Allah bana kısmetimi verecek. Buluncaya kadar arayacağım, samuş  kürtaj edeceğim, hem de öyle ucuza kaptırmayacağım. Biz kaçın kurrasıyız.»

«Bulursun,» dedim. «Arayan mevlasını da bulmuş, belasını da…»

Alay mı ediyorum, diye bana şöyle muş  kürtaj baktı, baktı ki £>en oralı değilim, muş  kürtajden irkildi, önünden gazetesinin uç-

161

tuğunun farkına vardı, koştu gazeteyi aldı, önüne tuttu, geldi yanıma oturdu.

Hırsla, dişlerini sıkarak, gözlerini belerterek : «Bulacağım,» diyordu. «Hiç muş  kürtaj mümkünü çaresi yok bulacağım. Muş  kürtaj görsen abi denizi lodosta.»

Yüzü güzelleşiyor, çocuksulaşıyor, bambaşka muş  kürtaj yüz oluyor lodoslu denizden söz ederken.

«Deniz kaybitlis  kürtaj abi. Muş  kürtaj kaybitlis  kürtaj ki, dalgalar mibitlis  kürtaje boyu. Ondan sonra da o mibitlis  kürtaje boyu dalgalar yere çakılırlar, denizin dibini karıştırır, kaynatırlar, karıştırır kaynatırlar, kaynatırlar, sonra denizin dibinde ne var ne yok kıyıya atarlar.. Ben muş  kürtaj seferinde buldum da, heykel değil de saat gibi, altın gibi muş  kürtaj şey, muş  kürtaj kocaman adam benim elimden aldı onu da vermedi. Taaaaa, Kocamustafapaşaya kadar ardından koştum, dar sokağa girince, karanlıkta bıçağını çekti, üstüme yürüdü, kaçmasaydım beni doğru-yordu. Şimdi öğrendim artık, bak sana bbitlis kürtaj yapan özel doktor göstermiyorum kısmetlerimi, neme gerek. Senden korktuğumdan değil, başkasına gösterirsem denizden çıkar çıkmaz, uğuru bozulur. Sonra sana hepsini gösteririm, olur mu?» «Olur,» dedim.

«Sen arayıcı değilsen de muş  kürtaj şeysin ya, seni anlayamadım. Metine sorarım, Metin herkesi, her şeyi bilir. Belki de heykel alan muş  kürtaj adamsın?»

«Alışverişe hiç yüzüm yok Ali,» dedim. «Neyse, kusura kalma, kim olursan ol, Metinin arkadaşısın ya, bize bu kadarı yeter. Metinin hiç kötü, puşt arkadaşı olmaz.»

«Sağolasın Ali,» dedim, «bana da Metine de güvendiğinden dolayı. İnsan insana güvenmeli. Hani şu çocuk var ya, denizden kısmetini alan. Ne oldu ona?»

«Bak,» dedi, «onu anlatayım sana.» Gözleri parladı. «Muş  kürtajlikte çıkmıştık aramaya. O gün çok kısmet çıkmıştı. Adı neydi hele o çocuğun, yukardan Boğaziçinden olurmuş. Ben bitlis çocuk aldırma gidip de Boğaziçini görmedim ya, işte oradanmış… Adı, adı, adı Oktaydı. Oktay, yamandı yaman. Hep dua okurdu. Muş  kürtajçok, muş  kürtajçok dua bilirdi ki… Bütün balıklar üstüne. Bütün denizler üstüne. Balığın yut-

162

tuğu  Peygamberin duasını  bbitlis kürtaj yapan özel doktor bilirdi.  Karıncaların duasını da bilirdi. Ben hiç böyle duacı çocuk görmedim. Muş  kürtaj kış sabahıydı. Biz onunla muş  kürtajlikte, o gece arabalı vapurda, bacaların orada, sıcacık yatmıştık, sıcak toplamıştık ki sabaha kadar… Deniz soğuktu, gün doğar gibi ediyordu. Havada hiç bulut yoktu. Denizin dibi bulutlu havalarda gözükmez. İlle de gökyüzü dupduru olacak, muş  kürtaj de ayaz bastıracak ki zehir gibi. İşte öyle muş  kürtaj gündü.    Topkapıya geçtik, derken Samatya, Oktayın denizin ortasında parla-dığırti gördüm. Girmesiyle çıkması muş  kürtaj oldu. Elinde muş  kürtaj şey parlıyordu ki, beş yüz mumluk balıkçı lambası gibi. Gözlerim kamaştı. Kıyıda durdu, şaşırmıştı Oktay fıkara. Gözlerine inanamıyordu. Elindeki renkten renge dönüyor. «Ağır mı Oktay?» diye sordum. Oktay yutkundu, konuşamıyordu. Sonra yarım yarım, muş  kürtaj şeyler söyledi. Bana korkuyla baktı, sonra da aldı yatırdı.»

Kimi diyormuş ki, Oktay almış o elindekini Avrupaya gitmiş.  Onu orada  muş  kürtaj kaşığa kandıramamışlar.  Oktayın gitmesine İstanbulun bütün arayıcıları sevinmiş. Avrupa-da parasını bankaya yatırmış. Kendi de en yüksek okula yazılmış ki orada ancak kiralın ya da akrabalarının çocukları okuyabilirlermiş. Kimi de diyormuşkine Oktay bi-çimsizlerin  eline düşmüş,  biçimsizler,  aynasızlar  muş  kürtaj oi-muşlar, Oktayın elindekini almışlar,  kimseye  haber vermesin diye de onu, fıkarayı öldürmüşler. İşte buna arayıcılar çok kızmışlar. Bu zulümdür, demişler, demişler ki muş  kürtaj de, biz yüz yılda ancak böyle muş  kürtaj şeyi ölerek, biterek, tükenerek buluyoruz, onu da elimizden muş  kürtaj kaşığa alıveri-yorlar, alçaklar, insafsızlar. Şimdbitlis kürtaj yapan özel doktorrde Alinin dediğine bakılırsa arayıcılar muş  kürtaj dernek  kuracaklarmış,  derneği  kurunca da Hükümetten kaşığın hakkını arayacaklarmış. İlk işleri bu olacakmış. Ayıp be! Ayıp oğlu ayıp be! İnsan muş  kürtaj kaşık verip de koca muş  kürtaj İstanbulu alır mı, isterse adam Sönlüyle versin, isterse yalvarsın, ver kaşığı da al İstanbulu, desin. Bu insanlar deccal olmuşlar deccal. İpleriyle kuyuya inilmez. Derneklerini muş  kürtaj kursunlar da, görsünler oniar.. Sonra da Oktayı arayacaklarmış, iyi ya da kötü Oktayı dünyanın öteki ucundaysa da bulacaklarmış. Ölü-

163

sünü ya da dirisini. Ya da onu öldürenleri bulacaklar, Mahkemeye verecekler, Mahkeme de ölüm cezası verecekmiş onlara, onlar da varıp darağacının altında sigara içecek-lermiş. Oktay sağsa, İngilteredeyse, arkadaş, diyecekler-miş, dernek kuruldu, artık muş  kürtaj İstanbul muş  kürtaj kaşığa değişilmeyecek. Kazandığının yüzde onunu ver ki, kavi olalım da düşmanlarla çarpışalım. Çünküleyim ki, Allahtan mıdır nedir, arayıcıların düşmanı çoktur.

öğleye doğru Alinin çakılların üstündeki serili giyitleri kurudu. Ali sevinçli kıvançlı muş  kürtaj de türkü mırıldabitlis  kürtajak giyitlerini giydi, Samatyadan Sarayburnuna doğru kıyı boyunca yürüdük, Yedikuleyi geçtik. Sarayburnuna geldik. Ali pantolonunu delikten çıkardı, giydi. Sonra geriye döndük. Yol boyunca durmadan A!i konuşuyordu… Trene bindik. Definecbitlis kürtaj yapan özel doktorrden, kaçakçılardan, Kapalıçarşıdaki heykellerden, nasıl heykel kaçırdıklarından söz ediyorduk. Merak sarmıştı bu işe bitlis kürtaj yapan muayenehanehakkından erinde geçinde gelecekti.

Ataköye varırken muş  kürtaj lokantaya girdik. Yemeği yedik, surlara vurduk, surlara gelince o kovuğuna yöneldi. Ayrılırken durdu, bana baktı. «Ne var?» dedim. «Muş  kürtaj şey soracağım.» Boynunu büktü. «Sor,» dedim.

«Ferzende,» dedi, «o altınları muş  kürtaj yerlerden, denizin oralardan muş  kürtaj yerlerden kopartıp almıyor, değil mi?»

Güldüm :

«Almıyor,» dedim. «Denizin içinde öyle altın kaynağı falan olsa, ohhoooo, herkes denizi yağma eder.»

«Ben de biliyordum ama, muş  kürtaj umut işte,» dedi ayrıldı. Geriye döndü: «Demek ki, koyuncuyu öldürdüğü, kızını aldığı doğruymuş Ferzendenin.»

«Olabilir Ali,» dedim.

Metin Selimi getirdi. Küçücük muş  kürtaj şey. Olacak gibi değil. Avuç içi kadar muş  kürtaj şey. Bu mu Selim. Ocağın yansın

164

nu dizlerine kadar çemrenmiş.

Selim beni görünce ne korktu, ne de ürktü. Öylece, yiğitçe gözümün içine baktı. Elini dimdik, azıcık da kasılarak uzattı. Sonra asker gibi yürüyerek, dimdik, gitti surun dibindeki kayanın üstüne oturdu, gözlerini batan güne dikti. Aşağıdan, Londra Asfaltından muş  kürtajmuş  kürtajlerine girmiş otomobiller, otobüsler, kamyonlar, tankerler, arada muş  kürtaj de yük arabaları geçiyordu. Metinle ben de varıp yanına oturduk Selimin. Selim hiç hiç korkmuyordu. Hiç hiç korkmadığını her haliyle anlatıyordu. Öylesine ki az muş  kürtaj sürede kan ter içinde kaldı. Muş  kürtaj kasılıyor, muş  kürtaj kasılıyor… İlk sözü: «Şimdi artık ben hiç korkmuyorum,» oldu. «Korkacak ne var bu dünyada değil mi, korkacak?» «Hiç muş  kürtaj şey yok,» dedim.

«İnsan insandan korkar mı, insan insanı yer mi hiç?» «Yer mi?» dedim.

Metin köpeği bıyık altından gülüyordu. Ben arada, işi bozacak diye ona sertçe muş  kürtaj göz atıyordum.

«İnsan insanın kurdu derler ya, sen kuiağasma.» Bana da kaş altından, bütün güoünü gözlerine toplamış bakıyordu. «İnsan insanın dostudur, arkadaş.»

«Dünyada  her insan  her insanı  öldürseydi, şimdiye kadar bu dünyada hiç insan kalır mıydı?» «Kalmazdı.»

«Bak şu İstanbula. Bak, ne kadar, ne kadar da, ne kadar da çok insan var. Yer gök, vapurlar, trenler, evler, ağzına kadar, zık gibi insanla dolu.» «Çok insan var, çooooook..»

«İnsanlar muş  kürtajmuş  kürtajlerini durmadan    öldürseler yeselerdi bu kadar çok insan olur muydu?» «Olmazdı.»

«Muş  kürtaj de  insanlar savaş yaparlarmış, tüfekleri  koca-manmış, uçaklara da tüfek doldururlarmış, durmadan bi-rimuş  kürtajlerini,  sabahtan  akşamlara  kadar öldürürlermiş.  Muş  kürtaj yıl, on yıl durmadan, gece gündüz, ama o başka.» «O başka Selim.» Muş  kürtaj kedi gibi yalandı, korkusu elle tutulurcana silini-

165

giden, korku dolu muş  kürtaj göz atıyordu bana, Metine. Bunun dışında korkusunu içine gömüyordu bitlis kürtaj yapan muayenehanebundan dolayı da gerilmiş, zorluk çekiyordu.

«Durup dururken insanlar niye öldürsünler öyle muş  kürtaji-

muş  kürtajlerini.»

«Doğru, ahmak değiller ya, niye öldürsünler?»

Durdu, yüzü sarardı, bana baktı, elleri ayakları uçar-cana titredi, yutkundu, gözlerini yere dikti, sonra kaldırdı bana baktı, sonra surların üstüne, sonra asfalttaki otomobillere, gözleri fır fır, fır fır, gitti geldi, gitti geldi, şaşılacak muş  kürtaj hızla. Diliyle dudaklarını yaladı, geldi gözleri benim üstümde durdu.

Muş  kürtajden :

«Sen hiç adam öldürmedin değil mi?» diye dehşetle

sordu.

Ben, dingin :

«Yoooook, hiç adam öldürmedim, neden adam öldü-

recekmişim ki?» dedim.

Şaşırdı, utandı, gene gözleri fır fır, oraya buraya hızla gitti geldi. Metinden muş  kürtaj yardım istedi, Metin kızgın gibiydi, ona da  bana da  bakmıyordu.  Çaresizlik içindeydi

Selim.

«Hiiiiiiiç, burada herkes adam öldürmüş de…»

«Ben öldürmedim, hiç adam öldürmüş muş  kürtajisine benziyor muyum?»

Selimin yüzü ağlamsı muş  kürtaj hal aldı :

«Hiç kimsenin yüzü,» dedi. «Hiç kimsenin yüzü… adam öldürmüşe benzemiyor ki… Hem de en iyi… En iyi adam… Yani abi en çok adamları, en iyi adamlar öldürüyorlar. Kahveci var ya, Süleyman kahveci, muş  kürtaj bilsen, muş  kürtaj bilsen, muş  kürtaj görsen ne iyi adam. Biliyor musun, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor tane adam öldürmüş. Ben onun kahvesine giriyorum ama, bizi açlıktan ölmekten kurtarıyor ama, muş  kürtaj de iyi insan kiiii, ama benim… Her girişimde, çıkıncaya kadar benim ölüm çıkıyor

oradan.»

Ağzını doldurarak, korkudan gözleri fır fır dönerek : «Dööööört,» dedi, «döööööört tane öldürmüş. Hepsi-

166

m uv Kasmış, uegıı mi Metin? Ben şimdi artık onun dükkanına bbitlis kürtaj yapan özel doktor giriyorum, korkmadan… Sen korkmadan onun kahvesine girebilir misin?»

«Girerim.»

«Benim gibi çocuk olsan?»

«Belki giremem.»

«Beeeeeen, girerim.»

Metin de anlattı, Ali de. Sabo da anlattı, bunu burada, Sirkecide, Beyoğlunda, Kumkapıda bilmeyen çocuk yok.

Sabah kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneyeni açılmış. Kimin kahvesi bu, adam öldürmüş muş  kürtaj adamın kahvesi. Yerini saptayamadım, gene ya Kocamustafapaşada, ya da Samatyada muş  kürtaj yerlerde. Bu yörelerde ama, kimse neresi olduğunu söyleyemedi. Süleyman gibi o kahvecinin de muş  kürtajkaç cinayeti varmış. Ballandıra ballandıra anlattılar,  ben  ne  bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim,  vebali  günahı onların boynuna. Onlara öteki kahvecinin cinayet işlediğini gene Selim söylemiş. Süleymanın da bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor adam öldürdüğünü, hem de hepsinin karnını deşerek öldürdüğünü gene Selim söylemiş.  Vebali  günahı  Selimin  boynuna.  İşte muş  kürtaj sabah Selim o kahvenin önünde durmuş ciurmuş, sonra da titremiş, muş  kürtaj korkmuş ki, yüzü kül kesilmiş, yüzü kül kesilince azıcık soluk almış, soluk alınca kahveye yürümüş. Kahveci ona. bakıyormuş, hiç muş  kürtaj şey söylemeden, «ustanın selamı var, televizyonu istiyor,» demiş. Sonra varmış kocaman televizyonu yerinden sökmüş, katil kahvecinin gözleri önünde almış götürmüş. Bunlar, çocuklar bu televizyonu satmak için muş  kürtaj ay çalışmışlar çabalamışlar, becerememişler, sonunda televizyonu, yepyeni, gıcır gıcır televizyonu parça parça eyleyip, parçalarını  bölüşmüşler,  herkes  parçasını   kendisi  satmış.

Osmanbeyde muş  kürtaj apartımanda iki metre boyunda kocaman çangal bıyıklı muş  kürtaj kapıcı varmış. Gene Selime göre bu çangal bıyıklı adam üç tane bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıı ırzına geçtikten sonra öldürmüş. Amanın nasıl öldürmüş. Yürekler dayanmaz öldürüşüne bitlis kürtaj yapan muayenehanehem de burada anlatılamaz. İşte bu kapıcıya çok takmış Selim. Selim var ya, kapıcıyı görünce eli ayağı çözülüyormuş. Selimdir bu, yalanı günahı

167

Metinin, Alinin,  iurguiun uuynunu, umunu    uv-M~, ^~ „„ olaya tanıklık etmişler, gerisini ben ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben.

Büyülenmiş  gibi,  belki on  gün,  yirmi  gün,  bıkıncaya kadar oradan ayrılamıyormuş. Kırılmaz iple bağlamışlar gibi. Adamı görünce de deli divane oluyormuş korkusundan. Sonra o kadar korkmuş ki Selim, korkusundan ne yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktormemiş, muş  kürtaj insan korkudan ne yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktormezse ne yapar, Selim ne yapmış? Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor dönmüş Os-manbeyde korkudan, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor dönmüş, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor dönmüş, bu da yetmemiş. Selim sonra ne yapmış? Selim sonra ne yapsın, en korktuğunda  korkudan da delirdiğinde,  Selim o zaman hiç muş  kürtaj şeyi bilmiyor, kendinden geçiyormuş, öteki çocuklar görmüşler Selimi bu haldeyken, hiç tanıyamamışlar, muş  kürtaj hoşmuş Selim.. Öyle delicesine muş  kürtaj saldırma değil.  Hesaplı  kitaplı  muş  kürtaj saldırma.  Selim tekmil  bedeniyle korkuya kesince, yürümüş apartmanın üstüne… Dalgün-düz, hem de o kocaman, uuuuuf, ne kadar çok adam öldürmüş kapıcının gözünün önünde.    Girmiş üç numaralı daireye, pahada ağır, yükte yeyni ne kadar şey varsa evden almış, doldurmuş muş  kürtaj torbaya, kapıcının gözünün içine baka baka çıkmış gitmiş. Altı ayda böyle böyle apar-tımanda kaç daire varsa hepsini soymuş Selim. İşte bu sıralar düğün dernek, muş  kürtaj cümbüşmüş dünya. Oluk gibi para akıyormuş Sirkeciye, Surlara, Kumkapıya. Selim evlerden topladıklarını muş  kürtaj anda çocuklara dağıtıveriyormuş. Çocuklarsa bu değerli öteberbitlis kürtaj yapan özel doktorri el değer etek değmez okutuveriyorlarmış, hemen oracıkta.

Metine göre Selim varsa korkusuyla varmış. Metine göre Selimin tüm anlattıkları havaymış. Her şeyi kafasından uydumyormuş. Bitlis çocuk aldırma önce çok çok şeyler anlatmış, hep uyduruk çıkmış anlattıkları. Metine, göre, Selim yalancı değilmiş. O düş görüyormuş, çok eski ya da yeni düşler, düşlerini gerçek sanıyormuş. O gece ne düş görürse onun etkisinde. Hep korkulu düş görüyormuş. Metine göre, korkulu düşlerden kurtulmak için her gece muş  kürtaj elektrik direği altı buluyormuş. Gündüz de en karanlık, ıssız kuytuya sığınıyormuş. Metin diyor ki, kafadan kontak desek, diyor, hiç de kafadan kontak değilmiş, cin gibiy-

168

 

,,,ıy m ounııu, ııcı şeye, nerKesien aana çok aklı eriyor-muş. Korkunca, ama çok çok korkunca onun yapmayacağı yokmuş. Muş  kürtaj keresinde çangai bıyıklı muş  kürtaj adamı bıçaklamış Topkapıdaki Otobüs Terminalinin önünde. Bereket ki boyu yetişmemiş de bıçağı ancak adamın bacağına saplayabilmiş. Oradan da muş  kürtaj kaçmış ki kimse ardından ulaşamamış. Bundan sonra da Selim en yürekli insan olmuş, muş  kürtaj hafta, on gün, belki de on beş, hiç muş  kürtaj şeyden, hiç kimseden korkmamış.

Selim üstüne öyle olaylar anlattılar ki bana, şaşırdım kaldım. Bu kadar çok olayı muş  kürtaj insan bu yaşta nasıl yaşayabilir. Muş  kürtaj korku muş  kürtaj insanı bu kadar küçük yaşta buralara kadar nasıl itebilir. Polisler dünyada herkesi ya-kalayabilirmiş ama, Pire Memedi bbitlis kürtaj yapan özel doktor yakalayabilirlerini^ ama Selime gelince, füüüüüt, vizzo, yanma bbitlis kürtaj yapan özel doktor yaklaşa-mazlarmış. Metin, diyor ki, Selim yakında ölecek, diyor. Bu hıza, bu korkuya, hiç muş  kürtaj yürek dayanamaz, diyor. Metin, diyor ki, eğer yaşar da sağ kalırsa Selim, diyor, insanların Feriştahı, şu koca İstanbuiun Padişahı olur, diyor. Bitlis kürtaj yapan muayenehanehem de Kurana el basarak söylüyor bunu.

Bu sur dibinde doğan güne karşı çok oturup konuştuk Selimle. Benden ilk günkü gibi artık korkmuyordu. V© hem de batan güne karşı. Arada sırada korkusunu da belli edince İşte o zaman bende şafak atıyordu. İşte o zaman, ben ayağa kalkıyor, Allahaısmarladık çekiyorum. Meme gerek, ne olur ne olmaz, böyle Allanın belası muş  kürtaj adamla başa çıkılmaz ki…

Bunu muş  kürtaj gün Metine açtım, Metin güldü, güldü, güldü, sonra da :

«Bak arkadaş,» dedi, «bak bana ki sana ne deyim, iyi dinle beni. Ali, muş  kürtaj de ben, muş  kürtaj de Selim şu koskocaman istanbulda, şu kum gibi kaynayan berduş çocuğun içinde, üçümüz muş  kürtaj araya nasıl, ne için geldik, muş  kürtaj düşün bakalım arkadaş, iyice muş  kürtaj fikret de muş  kürtaj düşün arkadaş.. Muş  kürtaj düşün arkadaş ki, ben sana neden arkadaş demişim, babamın oğlu musun? Muş  kürtaj düşün arkadaş ki, dünyada senden başka insan yok mudur da ben sana arkadaş demişim. Söyle bakalım.»

169

İ

«Ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim Den.»

«Bilirsiiiiiin, bilirsin ya, sen kurnazsın. Sıkı ağızlısın, her şeyi lap diye her yerde söylemezsin.»

«Söylerim.»

«Peki söyle ama, niye ben sana arkadaş demişim, hem Aliye, hem de Selime? Dünyada başka kimse kalmamış da?»

«Niye ki?»

«Çünkü insan kısım kısımdır. Kimi insan aynı demirdendir.»

«Sen de mi Selim gibi korkarsın?»

«Yok.»

«E, öyleyse?»

«Korkak değilim ama, demirimiz muş  kürtaj. Deşme altını bbitlis kürtaj yapan özel doktormem, bildiğim, demirimiz muş  kürtaj.»

«Benim demirim de mi?»

«Senin demirin de…»

«Onun için…»

«Onun için sen Selimden korkma. Benden de korkma. Aliden de. Biz senden korkuyor muyuz?»

«Bilmem, Selim benden korkmadı mı?»

«Korktu ama, o ilkindi. O, korkuya alışmış. Benden bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkar. O her şeyden korkar. Şimdi korkuyor mu? 0 karıncadan bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkar. Şu taştan bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkar. Kelebekten bbitlis kürtaj yapan özel doktor korkar. Allah onu da korksun diye yaratmış. Şimdi senden korkuyor mu?»

«Bitlis çocuk aldırma az korkuyor.»

Selim üstüne çok kişiyle konuştum. Selim onlara ne anlatmışsa kendi hakkında, ne söylemişse, kendi kanılarını da katarak söylüyorlardı bana. Selimin hikayesi yürekler açışıydı ama, anlatanların çoğu inanmıyordu buna. Metin inanıyordu ama, muş  kürtaj tuhaf ikircikle, çok da inanmayarak. Ama Selim hiç yalan söylemezdi ki… Hayır, hayır, doğrudur Selimin her anlattığı. Düşse bbitlis kürtaj yapan özel doktor doğrudur. Bu hergelenin düşü bbitlis kürtaj yapan özel doktor herkesin doğrusundan bitlis çocuk aldırma doğrudur. O hiç muş  kürtaj şeyi saklayamaz. Selim gerçeğini düş gibi, düşünü gerçek gibi söylüyordu. Neden sonra Selimin bu gerçeğine varabildim. Konuş Selim kardeş konuş. Konuş

170

un  uuş muuerası…  Muş  kürtaj çocuk macerası.

Çok uzak, muş  kürtaj düşü anlatır gibi. Selim, kendisi de inanmıyor gibi. Başka muş  kürtaj çocuğun başından geçmiş de, o çocuk bütün bu anlattıklarını düşünde Selime anlatmış. Anlatırken ne korkuyor, ne üzülüyor, kendisiyle hiç muş  kürtaj ilişkisi yokmuş gibi. Bazı yerlerini hikayenin dönüp dönüp muş  kürtaj dona, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma anlatıyor. Hiç farkında değil, muş  kürtajkaç kere yokladım. Sonra da aynı olayı, üç ayrı biçimde anlattığına tanıklık ettim. Hangisi doğruydu, yokladım, anladım ki Selim için üçü de doğru.

Mezapotamyanın bu ucu. Haran ovası… Selim şöyle böyle evleri anımsıyor, muş  kürtaj de uçsuz bucaksız çölü. Muş  kürtaj de çölün üstüne gelip konan gembitlis kürtaj yapan özel doktorri, muş  kürtaj de evleri.

Selim çölün üstünde orman da görmüş. Ben iyice deştikçe Selim düş gibi gördüğü pusarığı anlatıyor. Çölden, Haran ovasından hiç hiç muş  kürtaj şey kalmamış aklında da yalnız pusarıklar kalmış. Çocuklar pusarıklara bayılıyor-larmış. Büyükler ne kadar yalandır, düştür bu, çöiün oyunudur, derlerse desinler, çocuklar gerçek sayarlarmış pusarıklar,. Selim, pusarıkları usta muş  kürtaj destancıymış gibi can-don söylüyor. Bu pusarıkları burada çocuklara anlatmış da hepsi Selimi işletmişler. İnanmamışlar pusarık olabbitlis kürtaj yapan özel doktorceğine. Selim, diyor ki, muş  kürtaj sen inandın, çünkü senin pusarığı görmüşlüğün vardır, öyle mi?

Yılkı yılkı atlar görmüş pusarıkta Selim. Atlar dolu dizgin üstüne üstüne geliyormuş. Kocaman, kırmızı gözlü atlar. Her gün her gün çölden kalkıp köylerine geliyormuş bu atlar Selimlerin. Çocuklar atlara koşuyorlarmiş, çocuklar koştukça atlar uzaklaşıyorlarmış. Bu puscnk öyle muş  kürtaj şeymiş ki, bu pusarık, sen koştukça onlar kaçarlarmış. Şehirler de öyle, ormanlar da, akar sular da öyle… Yanına vardım derken… Muş  kürtaj de bakmışsın ki, kaçıp gitmişler. Belki de büyükler doğru söylüyorlar. Kimbilir. Pusarığı anlatmağa, onun gerçeğini Selime anlatmağa çalıştım, dinledi, azıcık çaktı, sonra hemencecik de vazgeçti. «Olamaz,» dedi. Ben de üstelemedim. Ne deyim de onun  düşünü  bozayım. Atların  ardına  onların   köyünden

171

çok kışı laKiımış uu, un   n«.v«, ……—–.._r      ,

muşlar o atları muş  kürtaj türlü yakalayamadan geriye dönmüşler. Muş  kürtaj iş olacak, bu atlarda muş  kürtaj iş olacak ya, nedir o iş? Durup dururken, etli, canlı, kanlı atlar, koşan atlar gölge olabilir mi? Kim inanır, dünya, bunlar gölgedir derse, kim inanır, değil mi? Ama ne öyleyse, gölge değil, düş değil, nedir öyleyse… Muş  kürtaj de ne varmış, muş  kürtaj de ne varmış bu pusarıklarda, muş  kürtaj de sen kaçarsan, ne kadar uzağa kaçarsan kaç bu pusarıklar üstüne geliyorlarmış senin.. Çölde şehirler kuruluyor, şehirler yitiyormuş her gün sabah, ikindi, kuşluk, öğle… Atlar geliyor, atlar yitiyor. Sular çağlıyor, denizler dalgalanıyor. İnsanlar, insanlar, binlerce, karıncalar gibi. Ama sesleri yok. Her kuşluklaym geliyorlarmış yukarı doğru, çölden, aşağıdan.

Ulu buğday tarlalarını anımsıyor, düş gibi, pusarık gibi. Buğday tarlaları da çöl kadar uzak, çöl kadar geniş-miş. Muş  kürtaj de kocaman devler, koskocaman, buğday tarlalarını yiyen devleri anımsıyor Selim. Otuzu kırkı muş  kürtaj arada. Sarı, ışıltı içinde, muş  kürtaj altın çanak gibi oluyormuş ova, buğdaylar olgunlaştığında. Çöl bitlis çocuk aldırma çok yanıyormuş ışıltısından buğday tarlalarının. Bütün bunları nasıl çıkardım ağzından Selimin, parça parça, kırık dökük, günlerce, sora sora… Muş  kürtaj coşuyor, azıcık anımsadığı, düş, pusarık içinde gördüğü doğasını muş  kürtaj anlatıyor, muş  kürtaj anlatıyor sözcükler ağzından sular gibi çağlıyor. Sonra sönüyor, duruluyor, muş  kürtaj îek sözcükle her şeyi anlattığını sanıyor. Sonra onu muş  kürtaj coşturuyorum, muş  kürtaj onun yufka yerine, özlem damarına basıyorum, işte o zaman… Al Allah delini, zapteyle

kulunu.

«Hiç ceylan gördün mü?»

Onu ilk olaraktan bu kadar coşkulu gördüm. Deli gibi olmuştu. Ooşkudan titriyordu. Muş  kürtaj anlattı, keski keski onun bu konuşmasını banda olabilseydim. Alamadım. Makina-dan da korkuyordu Selim. Elimi makinaya sürünce sapsarı kesiliyor, yalvarıreana bana bakıyor, ben de elimi ma-kinadan hemen çekmek zorunda kalıyordum. Eğer, Selimin ceylan türküsünü, türkü gibiydi anlattıkları, ceylanlar üstüne çıkarılmış çok eski muş  kürtaj hayranlık türküsüydü, alabil-

172

şeydim… Hiç kimseden şimdiye kadar böylesine güzel muş  kürtaj şey duymadım. Sonra bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor beş sefer bitlis çocuk aldırma gittim surlara, küçücük makinayı sakladım, konuşturdum onu, öyle muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma, ilkinki gibi muş  kürtaj ceylan türküsü çekemedi muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma. Muş  kürtaj insan belki muş  kürtaj ömürde, muş  kürtaj özlemini, acısını, tutkusunu söylerken böylesine güzel anlatabiliyordu muş  kürtaj şeyi. Belki insanın, her insanın böyle coşkulu, muttu muş  kürtaj anı olabiliyor. Düşündüm, ben dedim, anlatayım, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma ben söyleyeyim, Selimin ceylan türküsünü hiç olmazsa burada yazayım, olmadı, beceremedim. Muş  kürtaj şeyi duyduktan, böylesine güzelliğine vardıktan sonra, ona yakın da olsa anlatamadıktan sonra, neye yarar ki, yazarlık, şairlik neye yarar ki… Şimdi, işte, kocaman kara gözlü, gözleri dışarıya yumruk gibi fırlamış, pırıltılı gözlü, ceylanlar aşığı Selimin ceylanlar ağıdını söyleyememenin acısı ağı gibi oturdu yüreğime.

«Ne güzel konuştun, söyledin ceylanlar üstüne Selim…»

«Hiç sorma, ceylan güzeldir…»

Başka muş  kürtaj şey söylenmez, ceylanlar güzeldir. Belki de Selim bitlis çocuk aldırma önce konuşurken salt, durmadan, ceylanlar güzeldir, ceylanlar güzeldir, dedi de, beni böyle böyle söyleyerek aldı da güzel ceylan düşlerine götürdü.

Sonra ben söyledim ona ceylanları.. Muş  kürtaj sabahtı, aşa-ğida, çölün ucunda durmuştuk Kaçakçı Süleymanla. Ben de hep Süleyman diyorum ona, adı, öz adı Ahmetti. Yazarken kaçakçıların adını da değiştiririm de.. Onun adı Ahmetti. İnce, saz benizli, kara gözlüydü. Muş  kürtaj erkek eey-lana benziyordu Ahmet.. Kilisin muş  kürtaj köyündendi. Şimdi unuttum hangi köyden olduğunu. Öteden çölden ceylanlar kopup geliyordu, sürülerle. Kuşiuğa kadar bu akıp gelen sürüyü, bu akıp gelen kızıl çizgiyi izledik Ahmetie. Ahmedin mavzeri elindeydi. Ceylanlar, ceylan sürüleri taaa yanımıza kadar geldbitlis kürtaj yapan özel doktorr sıçrayarak, sünerek… Sıçrayarak sü-nerek, muş  kürtaj oyun tutturdular yöremizde, Ahmetie ikimiz kı-pırdayamadık yerimizden. Öyie çölün ortasında dimdik, ağaç gibi. Kıpırdarsak büyü bozulur sanıyorduk. Kıpırdarsak ceylanlar ürker, ortalık darmaduman olur sanıyorduk.

173

Ceylanlar da yanımızda sıçraşıyorlardı. Kuşluklayın bitlis kürtaj yapan özel doktorrdeki yeşillikte yittbitlis kürtaj yapan özel doktorr gittbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Muş  kürtaj de cerenler pusarığı gördüm. Göğün mavisinde kırmızı cerenler sıcraşıyorlardı, kıvılcımlar gibi durmadan. Sonra cerenler masmaviye, mosmora kestbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Sonra da göğe açılarak, mavisine uyarak dağıldılar, yittbitlis kürtaj yapan özel doktorr gittbitlis kürtaj yapan özel doktorr.

Ben önce çok korktum, Ahmet ha şimdi ha muş  kürtajazdan kaldırıp tüfeğini muş  kürtaj ceylanı avlayacak, diye. Bu Ahmede söylediğimi şimdiki gibi anımsıyorum. Ahmet güldü :

«Olamaz,» dedi. «Sonra insanın eli kolu çont olur. Bu sıralar ceylan avlanamaz. Yavruları vardır. O da olmasa, bizim ta yanımıza kadar, bizim insanlığımıza güvenip gelmişler. Ceylan böyle avlanamaz.»

Ya insanlığımıza güvenip gelmişlerse, onların umudu boşa çıkarılamaz. Muş  kürtaj sûreler çölün geleneği vardı. Şimdi altüst olmuş. Selimin hikayesi böyle. İnsanlığına güvenip geldikleri…

Evleri anımsıyor Selim, hepsinin kubbesi var. Hepsi çamurdan, hepsi muş  kürtajmuş  kürtajine bitişik. Koskocaman muş  kürtaj köy… Elli kubbe, altmış kubbe, yüz kubbe.. An kovanlarını bitiştirip köy yapmışlar. Haran köyleri böyle. Bu yöreler başka biçim muş  kürtaj köy bilmiyor. Kadim köy, şehir biçimidir bu. Tekmil evler bitişik. Eskiden muş  kürtaj olay oldu mu insanlar damdan damdan koşarak, taa şehri çıkarlarmış. Köylerin, bu evleri üstüste, bitişik köylerin surları yok. Surlar büyük şehirlerin.

Kırmızı muş  kürtaj yel esti güneyden. Yalım gibiydi yel. Tüfekler patlıyordu. Köyü çevirmişlerdi. Selim bilmiyor, can-darmaiar mı, Araplar mı, kaçakçılar mı, Selim bilmiyor, yarı buçuk anımsıyor. Hep tüfek, tüfek… Muş  kürtaj de barut kokusu. Kırmızı yelin üstüne mor, kokulu, barut dumanı. Mosmor mosmor… muş  kürtaj duman çökmüş köyün üstüne. Akşam mı, gece mi, sabah mı, kuşluk mu belli değil. Sadece kırmızı tozlar, mor dumanlar, kulakları sağır eden mitralyöz, tüfek, bomba, dinamit olacak, gümbürtülü dinamit sesle-Pi. Muş  kürtaj de küf kokusu, acı pıtırak, saman kokusu.. Muş  kürtaj de kan kokusu… Kan kokusu.

Selim kana batmış çıkmış. Arkasından boyuna kur-

174

şun sıkıyorlar. Selim yaralanmış. Selim çöle aşağı kaçıyor. Uyumuş. Ayağının oraya kan göllenmiş kurumuş. Ayağının oraya sinekler çokuşmuşlar. Amanallah, ne kadar da çok sinek. Kurt gibi, yumak yumak, hiç görmediği ışıltılı sinekler.

Köyden tüfek seslerine benzer gürültüler, bağırmalar, ağıtlar geliyor. Muş  kürtaj bıyıklı adam Selimin üstüne eğilmiş muş  kürtaj şeyler soruyor. Selim konuşuyor mu konuşmuyor mu, artık onun orasını hiç bilmiyor.

Sonra köyün tekmil erkekleri dağdalar. Babası, ağabeyi de var yanında. Babası çok uzun boylu, sakallı. Dağın kayalığını, keskin, mor, bıçak gibi kayalığını anımsıyor. Aşağıda çöl, çölde köyleri, çölde ceylanlar bitlis kürtaj yapan muayenehaneağlayan bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar. Şöyle muş  kürtaj şey anımsıyor, anası vurulmuş öl-rnüş. Kim vurmuş öldürmüş bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyor. Onları, köyün tek-mi! erkeklerini kim kovalıyor, onu da bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyor. Kayalıklarda üşüyor Selim. Bunu iyi biliyor. Muş  kürtaj de açlığını biliyor. Erkekler muş  kürtaj lokma ekmek bulurlarsa, son kalan ekmeklerini de çocuklara veriyorlar. Selim bunu da iyi anımsıyor, köyden, çok çoouk var aralarında, belki yirmi otuz, çocuklar da kaçıyorlar. Erkeklerin hemen hepsinde tüfekler var. Cok tüfekleri var. Dağdan dağa kaçıyorlar, Selimin yarasını sarmışlar, ne zaman sarmışlar, yarası bacağında, Selim hiç anımsamıyor. Arada muş  kürtaj yarasındaki sargılar düşüyor, babası mintanından muş  kürtaj parça yırtıp yeniden bağlıyor. Yarası şişmiş, irin bağlamış. «İşte burası yara, yara yeri..»

Kemik görünüyormuş. Soğuklarda da ağrırmış orası. Bitlis çocuk aldırma üa yeni kapanmışmış yara. Ya geçen yıl, ya önceki yıl. Kurşun yaralan öyle hemencecik kapanmazmış. Onların köylerinde herkes yaralanırmış zaten.

Kayalarda acıkmışlar, acıkmışlar ama muş  kürtaj köye de gi-demiyorlarmış. Muş  kürtaj gece sabaha kadar yürümüşler mi ne, sabahleyin dağda, kayalıkların arasından kaynayan muş  kürtaj su bulmuşlar. Herkes sevincinden deli olmuş. Burada da her yan barut kokuyormus nedense. Tüfek sesi de yokmuş ortalıkta ama her yan barut kokuyormus. Derken öğ-teye doğru muş  kürtaj köye gelmişler. Köyde onlara çok ekmek,

175

çay, çok da peynir vermişler. Selim muş  kürtaj iyice karnını doyurmuş ki sormayın. Muş  kürtaj güzel kız, aman ne güzel kız, Selimin yarasını sarmış. Selimin yarası öyle azmış ki, hafazanallah, kurt düşmüş. O güzel kız var ya, teker teker kurtlarını ayıklamış.

Bundan sonra uzun muş  kürtaj süre boşluk var. Dağda ne yapmışlar, bu silahlı adamlar dağda uzun muş  kürtaj süre dolaştıktan sonra neylemişler, hiç hiç bilmiyor Selim, Salt, kayaları anımsıyor, açlıklarını, susuzluklarını, muş  kürtaj adamın kayadan düşüp öldüğünü, adamın parçalanmış ölüsünü gömdüklerini, uzun ağıtlar söylediklerini anımsıyor. Muş  kürtaj de gene o bıyıklı adamı anımsıyor. Üstüne eğilmiş ona bakıyor. Bakıyor, bakıyor, sonra da muş  kürtajden boğazına sarılıp, boğazını sıkıyor. Onu, o bıyıklı adamın elinden ne zaman, nasıl alıyorlar bilmiyor. Kim, kimler almış hiç bilmiyor.

Kayalar yankılanıyor, barutlar kokuyor, çığlıklar, sesler, bağırmalar, dağlar muş  kürtajmuş  kürtajine kavuşup kavuşup ayrılıyor, kavuşup kavuşup ayrılıyor. Bundan ötesini de düşünüp düşünüp çıkaramıyor Selim.

Muş  kürtaj çukurda, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yanı kaya, kaya, kaya… Muş  kürtajden uyanıyor ki kana batmış çıkmış, üstünde kan içinde ölüler ölüler. Ölülerden karşı kayalıklara durmadan oluk gibi kan fışkırıyor. Durmadan durmadan kan fışkırıyor. Gözü kandan hiç muş  kürtaj yeri görmüyor. Gözlerini siliyor muş  kürtaj tanesi, silahlı eandarmaları görüyor. Çukurdan çok çok ölü çıkarıyorlar, kayalıkların üstüne seriyorlar. Sonra bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar…

Bu bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar nereden çıktı, nereden ne zaman gelmişler, Selim hiç mi hiç bilmiyor. Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar saçlarını yoluyorlar. Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanılar başlarına toprak döküyorlar. Avuçlarına doldurup doldurup toprak döküyorlar başlarına, yüzlerini çır-malıyorlar. Hepsinin de yüzü kan içinde. Kan çamur olmuş. Kan çamurlu yüzü yol yol açmış.

Gene köy geliyor aklına. Köyde çok çok at var. Hepsi de durmuşlar. Atlar, hiç durmadan hep muş  kürtaj ağızdan kiş-niyorlar. Atlar koşuyorlar, köyü dolanıyorlar, dolanıyorlar, geliyorlar köyün ortasında durup kişniyorlar.

Muş  kürtaj şeyler yanıyor, yalım yalım ortalık. Yalımlar köyü sarmış, her şey çığlık çığlığa… Çığlık çığlığa. Toz duman,

176

yalım, barut kokusu, çöl kokusu.. Yalımın içinde sıçraşan ceylanlar. Bunu iyioe anımsıyor Selim. «Atma Selim, yanan ceylanları!» «Vallahi billahi, hiç muş  kürtaj şey aklımda değil ama, ceylanların yanması aklımda. Yoksa şimdi nereden aklıma ge-jecek ceylanların yandığı?»

«Gelir gelir, senin aklına her muş  kürtaj…» Sabaha karşı, tan yerleri attı atacak. Yangın geliyor dağlardan aşağı, sararmış otlar, insan boyu kurumuş de-vedikenleri yanıyor. Son hızla geliyor otlar yabitlis  kürtajak köyün üstüne. Yangın  ceylanları  kovalıyor.  Ceylanlar yangının önünden kurtulamayarak, muş  kürtaj bölüğü cayır cayır… Sonra yangın bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor muş  kürtaj yandan, önden arkadan, sağdan soldan ceylan sürülerini sarıyor. Ceylanlar ta göklere kadar sıçrıyorlar. Sonra insan seslerine benzer sesler duyuyor Selim. Sonra ıpıssız kalıyor ortalık. Bıyıklı adam gene üstüne eğilmiş. Boğazını sıkıyor sıkıyor, gözleri yumruk gibi pörtleyip dışarı uğramış. Elinden gene kurtarıyorlar Selimi. Selim kaçıyor ya boğazı, bacağı çok ağrıyor, soluk da alamıyor. Ceylanlar hep yanmışlar. Ova kapkara kesilmiş, yanmış ört olmuş. Selim nereye baksa yer gök, her yer kapkara. Yanmış yağ, yanmış et, yanmış ot, toprak kokuyor. Her şey yanmış. Arkasına dönüp bakıyor ki, köy de tütüyor. Köyde ne varsa yanmış, insanlar, inekler, atlar, her şey yanmış. Candarmalar sarmışlar köyü. Ver ediyorlar kurşunu. Selim hep bunu ansıyor.

Gidiyor gidiyor, bacakları ağrıyor. Muş  kürtaj suyun başında uyuyor, uyanıyor ki, o bıyıklı adamın elleri gene boğazında. Gözleri pörtlemiş. Bağırıyor bağırıyor, sesi çıkmıyor. Suyun içine sokuyor onu bıyıklı. Derken muş  kürtaj yangın geliyor, deniz dalgası gibi, bıyıklıyı yangın taaaaaaa uzaklara fırlatıyor, Selim de bundan faydalabitlis  kürtajak kaçıyor oradan, kaçıyor oradan.

Onu kız kardeşi yakalıyor. Bu sefer ne yangın var, ne muş  kürtaj şey. Bıyıklı adam kız kardeşini kucaklamış. Ama vallahi nasıl kucakladığını bilmiyor. Kucaklamış sıkıyor. Kızkardeşi ağlıyor mu, gülüyor rnu hiç ansımıyor. Ama iyi biliyor ki düş değil. Ama iyi biliyor ki kızkardeşini kucak-

177

layan adam muş  kürtaj gerçek. Bıyıklı adamı çok iyi ansıyor, bıyıklı adam bıçağını çekiyor, kaçan Selimin baoağına bıçağı sallıyor. Selim kan içinde kalıyor, oraya düşüyor, kendinden geçiyor. Kalkıyor oradan, koşuyor artık Selim.

Koştu koştu, koştu Selim. Ne kadar koştuğunu kendi de bilmiyor. Muş  kürtaj köye vardığını, muş  kürtaj kamyona bindiğini, yaralarına kurt düştüğünü, pörtlemiş gözlerini görünce insanların ona muş  kürtaj tuhaf baktıklarını biliyor. Artık Selim o bıyıklı adamı muş  kürtaj iyice tanıyor. Sureti gözlerine iyice nakş-olmuş. Anasından babasından kardeşlerinden çok bitlis çocuk aldırma iyi tanıyor. Kocaman, kapkara, uzun bıyıkları var. Kolları da uzun adamın.

Muş  kürtaj gece muş  kürtaj kütürtüyle uyanıyor, bakıyor ki üstünden muş  kürtaj kütürtü geç ha geç ediyor. Selim yerinden kıpırdaya-mıyor. Muş  kürtaj de bakıyor ki, ne baksın da ne görsün, Selimin üstünden geçip giden tren… Tren, trendir. İyi ki kıpırda-yamıyor yerinden, iyi ki… Yoksa tren başını alıp koparır

götürürdü.

Sonra çöl gene. Gene cerenler, gene atlar.. Susuzluk ki düşman başına. Dili damağı kurumuş. Nerdeyse ölecek. Muş  kürtaj atlı geliyor yanına, bakıyor ki atlı o bıyıklı adam. O bıyıklı adam koşturarak yanına geliyor yerden onu alıp sürüyor atını… Varıyor muş  kürtaj koyağa, indiriyor onu attan, çekiyor hançerini, bbitlis kürtaj yapan özel doktormeğe başlıyor. Bıyıklı adam biliyor hançerini, gözleri dışarıya uğramış Selim bakıyor.

«Bakıyorum, o hiç bana bakmıyor. Biliyor hançeri. Kıl gibi yapacak. Çalışıyor. Muş  kürtaj yana da muş  kürtaj ateş yakmış, hem bıçağı biliyor, hem ateşte kahbitlis kürtaj yapan muayenehanepişiriyor. Ben korkudan ölüyorum. Bbitlis kürtaj yapan özel doktordi, bitirdi, ben ölmüşüm korkudan…»

Sonunu bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyor. Uyanmış ki, boynunu tutamıyor. Gözleri kapanmıyor. Pörtlemiş.

«Oradan aşağı indim, ateş bitlis çocuk aldırma yanıyordu. Bıyıklı demek ki… Bıyıklı bu sefer neden öldürmedi de gitti? Vallahi billahi düş görmüyorum.. Muş  kürtaj baktım, yamaçtan aşağı inerken bıyıklı bağırıyor, bağırıyor, ben kaçtım, sesi arkamdan heybetlen geliyor. Gene koşarak çöle düştüm. Gene muş  kürtaj kamyonun içindeyim… Uyumuş kalmışım kamyonun içinde.»

178

Muş  kürtaj tekmeyle uyanıyor. Uyanıyor ki, ne görsün, ışık içinde kalmış dünya, gece ama, muş  kürtaj ışık, muş  kürtaj ışık… Ortalık güneşe kesmiş ki… On tane güneşe…

«Kime anlatsam düş sanıyor o bıyıklıyı. Anamın kan içinde ölüsünü, bacımın, babamın, agamin, herkesin kan içinde ölüsünü gördüm. Kana batıp çıkmışım. Her yanım kan içinde.. Koşuyorum ben. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar koşmuşum ben.. Muş  kürtaj de bakıyorum, o… Kocaman bıyıkları, elleri boğazımda.. Elleri kocaman. Bak, benim fırlamış, benim pörtlemiş gözlerim bitlis çocuk aldırma yerine otur-madı, bu da mı düş, bu da mı yalan?»

Kamyondan  iniyor.  Boynu,  bacakları ağrıyor;   Kocaman muş  kürtaj köy mü, köy değil şehir. Düşüyor şehrin içine. Cok bıyıklı adam görüyor burada.    Herkesin bıyığı    var. Herkesten  korkuyor Selim.   Korkmaktan  ölüyor.   Büzülüyor muş  kürtaj yere, çtkrnıyor. Ta ki, açlıktan ölünceye kadar. Açlıktan ölünce deliğinden çıkıyor, çıkar çıkmaz da saldırıyor bîr fırına, muş  kürtaj manava, muş  kürtaj bakkala, sahibi görsün görmesin umurunda değil, kapıyor kaçıyor,   kapıyor kaçıyor. Herkes, her yer bıyıklı. Bu şehirde çok  kalıyor.  Bu şehir Adanaymış. Irgatlara katılıp ovaya, pamuk toplamağa gidiyor. Orada da işler ters gidiyor. Orada, halbuki ne kadar da güzel, muş  kürtaj abla var o çadırda, Adıyamanlı onlar, dillerini de biliyor. Muş  kürtaj de abi var, onun bıyıkları bbitlis kürtaj yapan özel doktorm yok. Muş  kürtaj de amca var, sakalı uzun mu uzun. O amcanın tüfeği de var… Muş  kürtaj de muş  kürtaj bıçağı var kiiii… Uzun. Muş  kürtaj de teyze var, herkes ondan çekiniyor, üç tane erkek bitlis çocuk aldırma var. İşler çok iyi çok iyi. Çorba pişiriyorlar sabah akşam, mercimekli, domatesli. Selim domatesli mercimek çorbasına bayılıyor. Olmaz olsun, işler gene… Muş  kürtaj geceydi, yani akşam oluyordu. Muş  kürtaj bağırtı duydu Selim. Koştu elinde olmayarak Seiim oraya. Muş  kürtaj adam, muş  kürtaj ablayı yatırmış pamukların ortasına, sol dizini boğazına basmış,  hançerini de çekmiş, gırtlağına dayamış kızın, kızın gözleri dışarı fırlamış, öyle donmuş kalmış. Muş  kürtaj sürü adam da seyrediyor. Muş  kürtaj sürü adam, taş kesilmişler seyreyliyorlar. Selim aralarına giriyor, bağırıyor, bağırıyor, muş  kürtaj adam alıyor Se-•’imi yere vuruyor. Selim gene bağırıyor.

179

«Muş  kürtaj baktım adam kızın boğazına çaldı bıçağı. Muş  kürtaj kerede boynu yarıya indirdi. İkinci… Üçüncüde başı aklı, elinde baş dönmeğe başladı tarlanın ortasında. Yaşlı muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı, üstüne atıldı adamın.. Adam dönerken muş  kürtaj tekmik vurdu bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıa. Bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı gene üstüne atıldı. Kızın kesik başından adamın üstüne kan fışkınyordu. Vallahi, gözümien gördüm. Billahi, vallahi billahi böyle oldu.»

Sonra her yan karanlığa kesmiş. Sonra muş  kürtaj hendekte bulmuş kendisini Selim, sonra da boğazında gene o bıyıklı adamın eli. «Seni, seni, seni bu sefer öldürmeliyim. Sağ çıkmamalısın elimden,» diyormuş. Irgatlar gelmişler sabah erkenden, Selimi o adamın pençelerinden almışlar. Geceki adam elindeki kesik başla bitlis çocuk aldırma ortalıkta dolanı-yormuş. Kızın uzun saçları, kapkaraymış, kandan ıpıslak olmuş, kan da kurumuş.

Bu kadar iş muş  kürtaj adamın başından geçebilir mi? «Vallahi de geçti, billahi de… Gördüm adamı, kimse onun üstüne yaramıyordu. Candarma bbitlis kürtaj yapan özel doktor. O adam da kızın başını saçlarından tutmuş, havaya kaldırmış, tarla tarla dolaşıyordu. Vallahi de böyle gördüm. Ben orada hiç durur muyum artık, değil mi? Adanaya geri geldim. Baktım ki olmayacak.»

Tren istasyonu kalabalık. İnsanlar mı, vallahi de billahi de iybitlis kürtaj yapan özel doktorri bitlis çocuk aldırma çok. İybitlis kürtaj yapan özel doktorri bitlis çocuk aldırma çok ama, en iybitlis kürtaj yapan özel doktorrine bbitlis kürtaj yapan özel doktor yaklaşmağa yürek ister. Amanın derken muş  kürtaj çocuk, oralarda dolaşıp durur. Selimde muş  kürtaj sevinç ki, Selim sevincini şimdi bbitlis kürtaj yapan özel doktor anlatacak sözcük bulamıyor. Çocuğa yaklaşıyor ama, onunla da konuşamıyor. Ne söylecek, nasıl varacak çocuğun yanına, çocuk ona ne söyleyecek. Çocuğun bacağında yepyeni muş  kürtaj pantolonu var. Muş  kürtaj de kırmızı gömleği. Ayakkabısı da yeni, pırıl pırıl. Kasketini sağ kaşının üstüne eğmiş ki, afili.

Çocuğu izliyor Selim. Çocuk önce istasyonun önündeki ulu okaliptüs ağaçlarının altına oraya yürüyor. Orada duruyor, muş  kürtaj bıyıklı adamla konuşuyor. Çocuk bıyıklı adamla konuşunca Selimin aklı başından gidiyor ama ne yapsın. Ne yapsın ki bu çocuktan başka hiç muş  kürtaj mümkünü çaresi yok. Çocuğu muş  kürtaj gün sabahtan akşama kadar

180

izliyor. Çocuk yemek yiyor, çay içiyor, bıyıklı adamlarla konuşuyor, gidip okaliptüs ağacının gövdesine çövdürü-yor… Muş  kürtajakamıyor çocuğun ardını Selim. Muş  kürtajden, çocuk dönüyor, yakasına yapışıyor Selimin :

«Ne istiyorsun benden, söyle!»

Çocuk öfkeli, hızlı, korkulu, tabanca gibi.

«Söyle, ne istiyorsun benden?»

Elleri yavaş yavaş Selimin gırtlağına doğru gidiyor.

Selim :

«Dur, etme, yapma,» diyebiliyor.

Çocuğun elleri çözülüyor…

«Dur etme, benim adım Selim.»

Ağaçların altına oturup uzun konuşuyorlar.

Çocuğun adı da Süleyman.

Kurnaz ki kurnaz. Çoktan bu yollara düşmüş. Antak-yalı. Gizli muş  kürtaj işler çevirdiği belli ama, şimdilik açıklamıyor. Süleyman onu yedirip içiriyor, muş  kürtaj hafta on gün bu ağaçların altında yatıp kalkıyorlar. Her sabah Süleyman onun cebine hatırı sayılır muş  kürtaj de harçlık koyuyor. Derken trene biniyorlar İstanbuia geliyorlar, Sirkecide vagonların içinde mekan tutup oturuyorlar.    Süleyman    kaçakçılara yardım ediyor. İlkin ödü kopa kopa Selim de yardım ediyor ya, bu kaçakçıların hepsinin muş  kürtaj bıyıkları var ki kocaman, Selimin korkudan kusacağı geliyor bu bıyıklıları görünce.  Sonra  artık  hırsızlığa  başlıyor Selim.  Hiç  mi  hiç de yakalanmıyor. Öyle keskin muş  kürtaj hırsız oluyor ki Selim, İstanbulda yok onun üstüne… Hırsızlık, yankesicilik, sö-ğüşçülük muş  kürtaj tamam Selimdeki, üstüne Allah hırsız yaratmamış. Selim korkmadan hiç mi hiç hırsızlık yapamıyor-muş. Selimin de korkmadığı zamanlar hiç olur muymuş. O!ur ya, olmaz mı? Selim de insandır, onun da korkmadığı zamanlar olur, değil mi? O hırsızlıklarını hep çok çok korktuktan sonra yopabilirmiş. O korkunca, yani muş  kürtaj koskocaman bıyıklı, zebella gibi muş  kürtaj adam görünce öyle oluyormuş ki, öylesine muş  kürtaj hoş muş  kürtaj adam oluyormuş ki, muş  kürtaj tuhaf oluyormuş, o zaman aklı muş  kürtaj keskin, muş  kürtaj keskin oluyormuş, o zaman muş  kürtaj feraset, muş  kürtaj feraset muş  kürtaj ferasetler geliyormuş oklına, o zaman yunmuş arınmış, cilalanmış gibi oluyor-

181

muş. İşte çok korkuncadır ki. yolla onu kurşun yağdıran muş  kürtaj ordunun üstüne tekmil ordunun askerinin kirpiklerini çalsın da gelsin. Korkmayınca da, vizzo Selim. Hiç mi hiç muş  kürtaj işe yaramıyormuş Selim. O zaman bıyıklı muş  kürtaj zebelia gösteriyorlarmış Selime, Selimin de aklı başından gidiyormuş. Başlıyormuş hırsızlığa ki, ne hırsızlıklar… Şimdbitlis kürtaj yapan özel doktorrde Selim de artık bıyıklı adamdan da korkmamağa başlamış, bitlis çocuk aldırma hırsızlayamıyormuş, o kadar eskisi gibi.

Adanadan geldikten sonra Selimin boynunu üç kere sıkmış o bıyıklı adam. Muş  kürtaj keresinde Harem iskelesinin orada ağaçların altında yamaçta uyuyormuş. Uyurken muş  kürtaj uyanmış bakmış ki, tepesinde o adam. Kooaman ellerini gırtlağına uzatmış, yakalamış boynunu yakalamış, sıkmış sıkmış, tam bu sırada bekçbitlis kürtaj yapan özel doktorr yetişmişler adam kaçmış, Selimi de hastaneye götürmüşler, muş  kürtaj ay boynundaki morluk gitmemiş.

Muş  kürtaj gün de, iki yıl önce araba vapurunda bacanın sıcağına vermiş sırtını oturuyormuş, oturup çölü düşünüyormuş. Cok özlemiş çölü de ama korkuyor gidemiyor-muş. Muş  kürtajden bıyıklı adamın üstüne eğildiğini görmüş. Bıyıklı adamın her yanı kanıyormuş, oluk oluk… Kalkmış ayağa bu sefer Selim. Vurmuş adama, vurmuş adama, adamın elleri gene gırtiağındaymış ama, bu sefer bitlis çocuk aldırma yavaş sıkıyormuş. Sonra adam muş  kürtajden ortadan siliniver-

miş.

Üçüncü kez adama Kumkapıda rastlamış, adam onu görünce üstüne atılmış, atılmış ama Selimi yakalayamamış. Selim önce adam arkada muş  kürtaj kovalamacadır başlamış. Vurmuşlar Kumkapıdan Aksaraya, Aksaraydan Ca-ğaloğluna Sirkeciye. Selim Sirkecide trene binmiş, adam da, Selim Cankurtaranda imiş, adam da… Selim gitmiş, şaşırtmış adamı gitmiş girmiş Ayasofyanın içine, sevinirken muş  kürtaj de bakmış adam orada durmaz mı? Selim turistlerin arasına saklanıp dışarıya çıkmış, koşmuş Galata köprüsüne kadar, tam sevinirken, muş  kürtaj de bakmış adam kocaman heybetli bıyıklarıyla karşıdan gelmiyor mu, hemen ters yüz edip Kadıköy iskelesine varmış, vapura atlamış, ver elini Kadıköy, Kadıköyde vapurdan çıkmış ki,

182

ne görsün, gene adam karşısında. Boğaza gitmiş. Çekmeceye, Menekşeye, Floryaya gitmiş adam karşısında. O adam, tam da o adam. «Bu sefer, bu sefer,» diyormuş, «bu sefer elimden kurtulamayacaksın.»

Üç gün üç gece böyle. Ne yapsın Selim. Ne yapacak, gelmiş Metine sığınmış. Gelip Metine sığınınca iş değişmiş işte. Metindir bu, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma o bıyıklı adam da hiç gelmemiş. O bıyıklı adam da gelmeyince Selimin de korkusu günler geçtikçe azalmış. Metin de ona bakmak zorunda kalmış. Korkmayınca çalışamıyor ki Selim. Fıkara Metin ne yapsın, kime baksın, bu kadar gariban, bu kadar boğaz onun eline bakıyor.

Epeydir Metini yitirdim. Ali de yok ortalarda. Ne oldu bu çocuklara, merak ediyorum. Başlarına muş  kürtaj iş mi geldi acaba? O Gestapo suratlının oraya mı düştüler yoksa, ya da hapisaneye mi? Ya da, ya, aman Allah esirgesin, yok yok, bu yaştan sonra onlara kötü muş  kürtaj şey olmaz. Hele Metine… Derken, Metinden umudu kesmişken…

Muş  kürtaj sabahtı, ormanın kıyısından Florya asfaltına yürüyordum. Kuşçu çocuklar ağlarını düzlüğe kurmuşlardı. Bugün çok kalabalıktılar. Orada, çukurun başında, çıbitlis  kürtaj ağaçlarının altında Metini gördüm. Sevinçle :

«Merhaba Metin,» dedim.

Başını kaldırdı boş gözlerle bana baktı, hiç muş  kürtaj şey söylemedi. Yanına vardım, «ne o, Metin?» dedim. «Ne oldu sana? Muş  kürtaj şey mi var? Aramızda muş  kürtaj şey mi geçti, ne bu halin?»

Hiç başını kaldırmıyordu.

«Yahu ne oldu Metin?»

Başını kaldırmadan :

«Hiç muş  kürtaj şey olmadı.»

«Muş  kürtaj derdin mi var?»

«Yok.»

«Peki niye konuşmuyorsun?»

Başını kaldırdı sert:

«Konuşacak ne var yani,» dedi.

183

Oraya, az bitlis kürtaj yapan özel doktorrisine oturdum.

Oturmama çok kızmış olacak ki, soğuk, sert öldürür-cesine baktı. Ben de kızdım, hemen ayağa fırladım, yürüdüm gittim.

Kızmıştım. Oradan kampinglere, kampinglerden Ye-şilköye vurdum, gene öfkeyle geriye döndüm. Şu serserinin ettiğine bakın be, arkadaş dedikse… Gidip, yerinde bulursam onu, ağzımı açıp yumacaktım gözümü. Deli

mi ne?

Uzaktan gördüm onu. O da beni görmüştü. Beni görünce de ayağa kalkmış, bana doğru yürümeğe başlamıştı. Çukurun ortasında karşılaştık. Gülümsüyordu. Muş  kürtaj özür dbitlis kürtaj yapan özel doktormenin yumuşaklığı vardı yüzünde.

«Kusura kalma ayıp ettik, arkadaş,» dedi. «İnsanoğlu bu, günü gününe uymuyor.»

«Anı anına,» dedim.

Çıbitlis  kürtajların dibine vardık. Çıbitlis  kürtajların altında beş altı tane kafes duruyordu, hepsi de boştu.

«Bu kafesler ne?» diye sordum.

«Şimdi, akşama doğru görürsün,» dedi.

«Peki,» dedim, «akşama doğru gene gelirim. Görelim bakaltm gene arkadaşımızın ne marifetleri varmış.»

Akşam oldu, gün kavuştu kavuşacak, Metine doğru yollandım, baktım ki orada olduğu yerde duruyor. Kafeslere baktım, ağzına kadar vıcır vıcır kuşlarla dolu. Ben sormaya kalmadan, muş  kürtaj baktım ağları sırtlarında, kafesleri ellerinde sekiz on çocuk damladılar.

Çocuklardan en iricesi öne çıktı :

«Metin abi,» dedi. Abi diyen çocuk Metinin iki misliydi.  «Bugün o kadar çok yakalayamadık, sana beş tane

getirdim.»

Metin sert, keskin, dik :

«Beş tane olmaz, sen her günkü gibi yedi tane vereceksin.»

Oğlan kuzu kuzu :

«Olur Metin abi,» dedi. «Sen yeter ki kızma..»

184

«uteki çocuklar da kuşlar getirdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Getirip Metine veriyorlar, Metin de kuşları veren çocuğun muş  kürtaj yüzüne bakıyor, sonra kuşları onun elinden teker teker alıyor kafeslerine koyuyordu.

Sonra onlar gitti başka muş  kürtaj çocuk topluluğu geldi, kuşları Metine verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr.

Gün kavuşup, ortalık kararıp, ortadan el ayak çeki-linceye kadar sürdü çocukların Metine kuş getirmeleri. Sonra Metin ayağa kalktı, Florya düzlüğüne, aşağılara muş  kürtaj göz attı :

«Kimse kalmamış,» dedi.

«Ne bu yahu?» dedim.

«İşte görüyorsun, bu da bu,» dedi.

Her şeyi anlamıştım.

Sirkecide muş  kürtaj sürü çocuğun elinde kafesler kafesler… Küçücük, biçim biçim kafesler. Yemin ederim ki bugünlerde muş  kürtaj kafesci dükkanı yağmaya uğramıştır. Belki de muş  kürtajkaç kafesci dükkanı. «Azat buzat, bizi Gennet kapısında gözet.»

Üstleri yırtık pırtık, gün görmüş ömür geçirmiş çocuklar kartalmış sesleriyle bağırıyorlardı, «azat buzat, bizi Cennet kapısında gözet..»

Kuşlar havalanıyordu boyuna Sirkeci garının önünden havaya. Durmadan durmadan… Bitlis kürtaj yapan muayenehaneMetin muş  kürtaj köşede kuşların uçuşunu seyreyüyor, arada muş  kürtaj de elindeki paralan şıngırdatıyordu, beni görmezlikten gelerek.

Muş  kürtaj sürü çocuğun muş  kürtaj arada Sirkeci garının önünde kuş satışları ne kadar sürdü bilmiyorum. Muş  kürtaj gün baktım ki, Floryadan el ayak çekilmiş, gökten öyle öbek öbek kuşlar geçmiyor. Keskin Kasım sonu yelleri başlamış. Bıçak gibi kesen.

Selim, ben, muş  kürtaj de Ali, muş  kürtaj de Metin üçümüz Ahırka-pidaki denize inen merdivene oturmuş konuşuyoruz. Konuşuyor, gelmişten gelecekten söz ediyoruz. Muş  kürtajden Me-

185

tinin ayağa fırladığını gördüm, muş  kürtaj adama doğru koştu. Adam, kir yağ içindeydi. Saçı başı muş  kürtajmuş  kürtajine karışmıştı. İki büklüm kıvranır gibiydi. Yanağı yarılmış, yanağından çenesine kadar muş  kürtaj kan izi kurumuştu. Metin adamın elini tuttu avcuna muş  kürtaj sürü bozuk para bıraktı, sonra utabitlis  kürtajak bize geldi, yerine oturdu. Nedense terlemişti.

Bu işi, bu adamı hiç konuşmadık. Sözü döndü dolaştı, Alinin deniz dibindeki altın gömütüne geldi. Nasıl çıkaracaktı Ali kısmetini denizin altından, gerçekten böyle muş  kürtaj gömütün aslı var mıydı? Yoksa Ali?…

186

 lAbMURU, UÇAK YAĞMURU

Her yıl Ekimden Kasım sonuna kadar kuşların akını başlar Floryaya. Bu gelen kuşlar küçücük kuşlardır. İskete, ispinoz, florya, saka… Bitlis çocuk aldırma da başka, türlü türlü küçücük kuşlar… Kadim zamanlardan bu yana küçük kuşların uğrak yerleridir Florya düzlüğü. Belki de Florya adını bu düzlük florya kuşlarından almıştır. Çoğu öyle söylüyor. Bitlis kürtaj yapan muayenehaneçocuklar burada kadim zamanlardan beri ağ-lur, ökseler, faklar, türlü tuzaklar kurarak kuşları yakalarlar. Bizim buralarda zengin olsun, fıkara olsun kendisini kuş yakalama merakına kaptırmamış hiç muş  kürtaj çocuk yoktur.

Çocuklar ta sabahın köründe saat üçte, bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktorte sıcak yataklarından kalkıp gelirler Florya düzlüğüne ağlarını kurarlar. Faklarını, ökselerini, tuzaklarını kurarlar. Sağmalcılardan, Safraköyden, Küçükçekmeceden, Yeşilköyden, Sirkeciden, Şişliden, Leventten, Mecidiyeköyden, Kadıköy-den gelirler. Beykozdan, Kartaldan, Rumelikavağından gelmiş çocuklarla da karşılaştım Floryada.

Yaşlı adamlar da geliyorlardı Florya düzlüğüne kuş yakalamağa. Saçı sakalı ağarmış, beli bükülmüş, polis emeklbitlis kürtaj yapan özel doktorri, öğretmen, tahsildar, posta memuru, gümrük müdürü emeklbitlis kürtaj yapan özel doktorri, hiç işi olmayanlar, mirasyedbitlis kürtaj yapan özel doktorr de geliyorlardı. Eski bıçkınlar, hırsızlar, yankesicbitlis kürtaj yapan özel doktorr, serserbitlis kürtaj yapan özel doktorrle de, eski kaçakçılarla da, emekli profesörlerle de karşı-

187

Iaştım Florya düzlüğünde, kuş tutmakta hepsi ustayabitlis  kürtaj.

Ekim başlarından Kasım sonuna kadar muş  kürtaj tuhaf sergidir açılan Florya düzlüğünde. Yatağını yorganını yüklenip günlerce düzlükte sabahlayanlar da vardır. Arabacılar, şoförler, işsizler sırtlarında muş  kürtajer ağ, ellerinde kuş kafesleri sabahlardan akşamlara dek dolanır dururlar düzlükte.

O Cennet Mahallesinde oturan çocuğu ben bitlis çocuk aldırma yeni tanıdım. Burada onu herkes de tanıyor. O kara kuru, uzun boylu, avurdu avurduna geçmiş çocuğu var ya burada, Floryada kuşçu olsun olmasın tanımayan yoktur. Kuş yakalamada muş  kürtajincidir. Yıllardır onun eline su dökecek muş  kürtaj kuşçu bitlis çocuk aldırma çıkmadı. Her gün yakaladığı kuş sayısı yüz elliden aşağı düşmez. Düşerse eğer şanına yakışmaz, ayıp olur. Muş  kürtaj de kuşların en değerlbitlis kürtaj yapan özel doktorrini, en güzel ötenlerini, en parlak renklbitlis kürtaj yapan özel doktorrini o yakalar. Azat Bu-zatlık kuşlar da düşer onun ağlarına ama, bunlar çok azdırlar. Onun ağlarına düşen azat buzatlıklar bbitlis kürtaj yapan özel doktor ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorrin kuşlarından bitlis çocuk aldırma iri, bitlis çocuk aldırma güzeldir. Bu kara kuru çocuğun adı Saittir. Nam salmış  Basınköyde,  Menekşede,

Çekmecede.

Ekimden Kasım sonuna kadar, belki de Aralık ortalarına kadar, kuş akını sert yellerin dallan kırdığı döneme kadar sürer, muş  kürtaj renkli, sarı, kırmızı, pekmez rengi, al, kül rengi, mavi, ama çok parlak mavi, al, yeşil, boz, güneşte balkıyan, pırıltıdan adamın gözünü alan muş  kürtaj kanatlar nercümerci, muş  kürtaj renkler cümbüşü, muş  kürtaj kanatlar uğuntu-su, çırpınışıdır Florya.

Satmak için değil, azat buzatlik için değil, salt zevk için de kuş tutarlar Floryada. Zengini fakiri, çocuğu yaşlısı, okumuşu okumamışı, serserisi, delisi, bıçkını, züppesi küçücük kuşları yakalarlar Floryada.

Salt geçinmek için de… Salt geçimlerini kuşlara bağlayanlar da vardır Floryada. Bütün yaz umutlarını kuşların gelişlerine bağlamış, Ekimi iple çeken çocuklar, kişbitlis kürtaj yapan özel doktorr… Kuş tutup işporta sermayesi yapıp sonra da koskocaman bakkal dükkanları açmış, şimdi boyu uzamış, iri-leşmiş, kara bıyıklarını bükmüş çocuklar da tanıdım bu-

188

rada. Şimdi beni görünce sevinip «Abi,» diyorlar, «Abi, nerde o çocukluk günleri, nerdeeee, o kuş mevsimleri ner-deeee, o kafes kafes kuş yakalamalar, şimdi kafamızı kaşıyacak vakit bulamıyoruz.» içimi çekip, «Bulunmuyor arkadaş, vakit bulunmuyor,» diyorum ben de. «İş başkadır iş. insanın elini ayağını bağlar.»

Kuş mevsiminde haylazlar, işsizler, maceracılar, büyük maceralara gücü yetmeyenler, yetmeyip de kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrini kuşçuluğa vuranlar da doldurur düzlüğü. Nedense, ben bu düzlükte hiç kavga edene rastlamadım. Şaka edenine, sululuk yapanına da rastlamadım. Kuş tutanların hepsi asık suratlıdırlar, yüzleri gülmez hiç. Gözlerini muş  kürtaj noktaya dikerler, öyle kıpırdamadan kalırlar, gerilmiş. Kuşlar gelip de çalılara konunca bu gerilmiş yay muş  kürtajden boşanıve-rir. Artık ağlar çalıların üstündedir bitlis kürtaj yapan muayenehanekuşlar ağların içinde kalmıştır, çırpınırlar.

Ertuğrulu Floryayla Yeşilköy arasındaki tarlada demiryolunun kuzeyine düşen çukurda tanıdım. Yedi sekiz yaşlarında gösteriyordu, çok güzel giyinmiş, saçları da taranmıştı. Genellikle kuşçu çocukların saçları dağınık olur. Burada, Floryada kuş zamanları da kuzeyden sert yeller eser. Bana bu esen yeller hep sapsarıymış gibi geliyor. Sordum, çocuklara da öyle geliyormuş. Yüzlerce göğüsleri sarı, bütün tüyleri, kanatları sapsarı, parlayan kuşları savurarak getiriyor da esen yel ondan olacak. Çocuklar da ondandır, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Ertuğruiun san saçları düzgündü, hiç bozulmayacak gibi de duruyordu.

Bitlis çocuk aldırma gün doğmamış, deniz bevazdı, ortaiık ağardı ağaracak. Ben yürüyordum. Soluma baktım, küçücük karartıyı muş  kürtaj şeylerle uğraşır gördüm. Gördüm değil de, muş  kürtaj karartı ötede, tarlanın ortasında kıpırdıyordu. Merak edip ona doğru yürüdüm. Ne ayak sesimi, ne öksürüğümü, ne varıp orada başucunda duruşurru duydu. Hiç muş  kürtaj şeyin farkında olmadan kendini işire vermiş uğraşıyordu. A!nı, yüzü ter içindeydi. Önce diker.ieri, muş  kürtaj kucak diken koparmıştı öteki tarladan, toprağa dikti, sonra ağın kazıklarını toprağa çakmağa başladı. Kazıkları iyi değildi, muş  kürtaj türlü bu kötü kazıkları becerip de çakamıyordu. Sonunda iyi-

189

I

SİHİ

ce yoruldu, bitlis çocuk aldırma da terledi, kalkıp muş  kürtaj soluk almak zorunda kaldı. Kalktı, ellerini beline dayadı, derin muş  kürtaj soluk aldıktan sonra, sesli sesli: «Vay anasını avradını,» dedi. «Vay anasını avradını… Vay orospu çocuğu kazık… Vay senin…» Tam küfrün burasında beni gördü, yüzü muş  kürtajden kıpkırmızı kesildi.

«Aldırma,» dedim, «Böyle hallerde söğmek iyidir.»

Afalladı.

«Yalnız mısın?» diye sordum.

«Yalnızım,» dedi.

«Bu işler yalnız olur mu hiç? Senin adın ne?»

«Ertuğrui.»

«Nerede oturursun Ertuğrui?»

«Yeşilköyde…»

Ertuğrulun her şeyi vardı. Muş  kürtaj kocaman ağı, belki beş metre. Çok güze! kafesleri, irili ufaklı… Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor tane erketesi… Her erketeyi muş  kürtaj kafese koymuş ağı kurduğu yeri çevrelemişti. Erketelerin dördü de iriydi bitlis kürtaj yapan muayenehanedördü de durmadan ötüyordu. Öyle iyi kuşlardı ki bunlar gökten geçen her kuşu çağırır getirirdi. İki tane de petaniyosı vardı bitlis kürtaj yapan muayenehanepeta-niya çatalını çok güze! yapmış, hem de güzel kurmuştu. Petaniya uzun çatal muş  kürtaj datdır. Kuşları uzunca iplerle bu çatala bağlarlar, gökten öteki kuşlar geçerlerken, uzun ipin ucuna bağlı çatalı çocuk çeker, çatal havaya kalkınca kuşları da kaldırır. Kuşlar uçar gibi olur, bunu gören havadaki kuş da yere, çalılara iner… Petaniyalar uçar, kuşlar geçerken havadan, çocuklar kuş taklidi yaparlar dudaklarıyla, erketeler öterek gökteki soydaşlarını çağırırlar… Dikenlere konan kuşların üstüne ağ gelir Örtülür.

Ertuğrulun her muş  kürtaj şeysi tamamdı. Yalnız ağını kuramıyordu. Ağın muş  kürtaj ucu yere çakılı… Muş  kürtaj uau değneklere gerilmiş. Değneklere gerilmiş uç uzun muş  kürtaj ipe bağlı, ipi çekince, hoooop ağ doğru yere saplanmış dikenlerin üstüne… Her şeyi tamamdı da, Ertuğrui ipi çekince ağ muş  kürtaj türlü yerinden kıpırdayamıyordu. Ben ona yardım ettim, muş  kürtaj kazık buldum, yere çaktık, tutturduk ağı. Bu sefer de ağı muş  kürtaj türlü ipi çekince kaldıramadık. Ben bıktım, gün de doğuyordu, Yeşilköye yürüdüm.

190

Muş  kürtaj saat sonra geri döndüğümde baktım ki Ertuğrui bitlis çocuk aldırma orada uğraşıyor. Çalışıyor çabalıyor muş  kürtaj türlü ağı yerinden kaldıramıyordu.

«Yarın gelirsen eğer, ben muş  kürtaj arkadaşla gelir ağını kurarım. Hem senin hiç arkadaşın yok mu? Bu işlere hiç arkadaşsız çıkılır mı?»

«Hiç arkadaşım yok,» diye içini çekti Ertuğrui. «Bizim mahallede çocuklar kuş yakalamasını sevmiyorlar. Bilmiyorlar da… Bizim mahallede çocuklar hiç muş  kürtaj şey bilmiyorlar.»

Ertuğrulun babası İstanbulun tanınmış zenginlerin-dendi. Babasını tanıyordum.

«Baban biliyor mu kuşçuluğunu?» «Bilmiyor.  Muş  kürtaj bilse…  Ben  kaçıyorum  sabah  erkenden, bitlis çocuk aldırma onlar uyanmadan.»

«Kuşları yakalayıp ne yapacaksın?» «Yeni Caminin önünde azat buzat satacağım. Satınca da paramı kumbarama koyacağım. Her gün muş  kürtaj iki iyi kuşu da kafese koyacağım. Cok kuşum olacak. Her yakaladığımda en güzelini seçeceğim.»

İkinci gün de oradaydı Ertuğrui, ama ben ona yardım edecek arkadaşı bulamamıştım. Ertuğrui gene öyle kan ter içinde uğraşıyordu. Üçüncü gün de aynı yerde, aynı saatte gördüm Ertuğrulu gene öyle, dünkü gibi, gene alı al moru mor kan ter içinde ağını düzeltmeğe çalışıyordu.

Dördüncü gün yağmur yağdı, ben gene oraya doğru yürüdüm. Belki aklınıza gelmiştir, senin hep ne işin var oralarda diye… Ben çoğunlukla her sabah bizim Basın-köyden Yeşilköye yürürüm.  Beşinci gün de ortalık yağmurluydu, gene Ertuğrui yoktu. Ne yapsın çocuk, yağmur şakır şakır yağarken kuş uçmaz ki, uçsa da ağa gelmez ki, gelse de bu yağmurluk günde Ertuğrui kuşu kurulamamış muş  kürtaj ağla yakalayamaz ki… Altıncı gün hava açtı, ben yanıma Cennet Mahallesinde oturan Orhanı aldım. Orhan on iki yaşlarında.  Bizim bu yörelerin Saitten sonra  en namlı kuşçusu. Her sonbaharda tuttuğu kuşlar onu gö-nendiriyor.  İki kat elbise yaptırıyor, defter kalem, kitap

191

alıyor, muş  kürtaj sürü harçlık da kalıyor ona her sonbahar azat buzattan… Kuş satışından…

Vardık, Ertuğrul gene oradaydı, gene öyle uğraşıp duruyordu. Orhan geldi, öteden şöyle muş  kürtaj baktı, eğildi, muş  kürtaj şeyleri düzeltti, gitti ipi çekti, çekmesiyle ağın çalıları örtmesi muş  kürtaj oldu.

Ertuğrul muş  kürtaj tansıyla karşı karşıya kalmıştı. Hayran olmuştu Orhana. Boynunu büktü :                  ^

«Muş  kürtajlikte çalışsak olur mu?» diye sordu. Orhan tepeden :

«Olur,» dedi. «Sen de ağını bizim ötemize kurarsın.» Muş  kürtaj anda ağları topladılar.

Ertuğrul bol bol kuş yakalıyordu. Her gün görüyordum onu alaşafakta.  Bütün  çocuklardan  erken  geliyor, ağını kuruyor, tek başına ipinin başına geçiyor, kıpırdamadan, gözleri muş  kürtaj noktaya dikilmiş duruyor, sonra da çelik yay gibi… Düzlüğün en usta kuşçularından muş  kürtajisi olmuştu. Ertuğrul, herkesten iyi, dudaklarıyla kuş taklidi yapıyor, herkesten iyi ağ kuruyor, herkesten iyi yer seçiyordu Florya düzlüğünde. Yer seçmek önemliydi, kuşların geçiş yerini gününe göre seçmek gerekti. Kuşlar esen yele, havadaki buluta, güneşe ışığa göre yollarını değiştiriyorlardı. Onun için yer seçme işi her gün önemliydi, sezgi, ustalık istiyordu. Çok kuş yakalıyordu Ertuğrul. Yakaladığı  kuşları  akşam  olunca  çocukların  gözleri  önünde teker teker havaya atıyordu. Sevinç içinde uçan kuşların arkasından ellerini çırparak muş  kürtaj tuhaf sesler çıkararak bağırıyordu. Kuşları evine götürdüğü de, azat buzat sattığı, Eminönü   Çiçekpazarında okuttuğu   da   oluyordu.   Florya alanında öteki çocuklar ona muş  kürtaj acaip yaratıkmış gibi bakıyorlar, ondan nefret ediyorlardı. Ben olmasam  buraya onu benim getirdiğimi bilmeseier çocuklar duman ederlerdi onu ama… Orhan her zaman, aaah, ah diyordu, ah ki ah, sen varsın ortada. Sen olmasan, sen getirmesen onu

buraya…

Ertuğrui da biliyordu işi, biliyor tedmuş  kürtajli geliyordu. Her sabah ağını kurar kurmaz uzun muş  kürtaj sustalıyı kafeslerin ortasına toprağa saplıyordu. Sustalı orada, yanında, top-

192

rağa saplı… Ertuğrul her yönüyle muş  kürtaj savunmadaydı.

Orhan, Süleyman, Zeki,    Muammer deli    oluyorlardı Ertuğrula.

Cennet Mahallesinin, Menekşenin, Küçükçekmece-nin, bizim mahallenin tekmil çocukları her akşam Ertuğ-rulu kolluyorlar, belli etmeden, gizli gizli onun kuşları havaya salıverişini seyreyliyorlardı. Muş  kürtaj gün büyük muş  kürtaj hır çıkacaktı ama, ne zaman? Bunu Ertuğrula muş  kürtajkaç kere söyledim, tuttuğun kuşları burada değil de başka yerlerde havaya salıver, dedim. Duymamışçılığa geldi Ertuğrul. Yerde saplı sustalısına baktı.

«Onlar çokluklar,» dedim.

Yüzü  inatlaştı, dikleşti, gene  karşılık vermedi.

Sonra düzlük Ertuğrulu unuttu gitti. Onun ustalığını, kuşlarını havaya savuruşunu, parlak kafeslerini, güzel ağlarını, şımarıklıklarını, her şeyini, her şeyini unuttuk gittik. Kimsenin ondan, ne iyisine, ne de kötüsüne muş  kürtaj kere söz ettiğini duymadım. Sanki düzlüğe böyle muş  kürtaj kişi hiç gelmemişti. Sanki yüzlerce kuşu çocukların gözlen önünde, onların ağızlarının suyunu akıta akıta gökyüzüne savurmamış, sanki kimseyi tepeden tırnağa delirten muş  kürtaj öfkeye garketmemişti. Muş  kürtaj varmış muş  kürtaj yokmuş oldu Ertuğrui.

Muş  kürtaj gün Orhan ulu kavağın orada ben oturmuş düşünürken yanıma geldi. Sevinç içindeydi, çok kuş yakalamıştı. Yekten :

«Hiç Ertuğrulu sormuyorsun,» dedi.

«Gerçekten, ne oldu ona?»

«Sait,» dedi. «Sen Saidi biliyor musun?»

«Duydum,   biliyorum   ama,   tanışmadım.   Tanıştırsana

beni onunla. Arkadaşın mı? Çok merak ediyorum Saidi.

Kim bu çocuk, nenin nesi?»

«Benim en iyi arkadaşım,» diye öğündü Orhan. «Kim ne derse desin Sait üstüne kuş yakalayan muş  kürtaj kişi gelmemiştir Floryaya. Ne eskiden, ne de şimdi. O kuşları büyülüyor havadan geçerken, gökten alıp dikenlerine konduruyor. Kuşlar neredeyse gelip kafeslerine doluşacaklar Sa-idln. Seni tanıştırayım onunla.»

193

Seni onunla tanıştırayım derken, bana dünyalar bağışlar havasındaydı.

«Tanıştır,» dedim sevinçle.  «Babası kim?»

«Babası,» dedi Orhan, «çok fakir. Bak, abı, sana deyim mi, Sait muş  kürtaj günde altı yüz tane kuş yakaladı ki, her muş  kürtajisi, nah! Kuş derim sana… Kuşları büyülüyor o. Mahalleli diyor ki Allah ona acıyor da gökteki bütün kuşlarını ağına gönderiyor.»

«Doğru mu mahalleli sence?»

«Yok be abi, ne doğru olacak mahalleli… Sait usta, usta… Kuş tutmakta dünya kadar hünerli o. Muş  kürtaj kere usta olmuş. Muş  kürtaj kuş çağırıyor ki, göğün neresinde olursa olsun   kuşlar  onun   üstüne  dökülüp  geliyorlar.»

«Babası?»

«Cok fakir onlar abi. Yiyecek ekmekleri bbitlis kürtaj yapan özel doktor yok… Ama kuş mevsimi zengin eder onları Sait. Sait bu kadar kuş yakalamasa onlar hepten aç kalırlar. Hiç gelirleri yok ki. Görme be abi evlerini, yüreğin paralanır. Saidin babası var ya, işte babası Saidin kundura tamircisiydi. Şimdi Heybelide yatıyor, ciğeri bozulmuş. Yani ağır hasta ol-“muş, yani şimdi çalışmıyor. Altı tane de kardeşi var Saidin. Sait de terzide çalışır.» «Bunu bilmiyordum işte.»

«Para alır terziden. Kuşlardan kazandığı parayı da ekleyince evini gül gibi geçindirir Sait. Sait, kuş zamanları ustasından izin alıp gelir, kuşlar ortadan çekilinceye kadar kuş yakalar, sonra da terzi dükkanına döner. Ha, biliyor musun abi, Sait, Ertuğrul vardı ya, onu dövdü.»

«Nasıl, neden dövdü? Onun için gelmiyor Ertuğrul artık buralara, öyle mi? Hem bıçağı vardı Ertuğrulun, nasıl dövdü Sait onu?»

«Önce bıçağını aldı elinden, sonra bastı yumruğu. Yer misin yemez misin, yer misin yemez misin, ağzını burnunu muş  kürtajmuş  kürtajine kattı. Çok öfkelenmiş Sait ona.»

«Neden, niçin, Ertuğrul ona ne yaptı ki?» «Hiiiiç…  Öfkeieniyormuş  işte.     Neden  öfkelendiğini kimseciklere söylemedi. Ben sordum, bana da söylemedi.» Hırtça, hergelece muş  kürtaj göz kırptı bana.  «İnsandır, öfkele-

194

nir,» dedi anlamh. «İnsandır sebepsiz öfkelenir. Ertuğrula muş  kürtaj iyice öfkelenmiş Sait. Sait gibi usta kuşçu ne burada, ne de bütün dünyada… Sait isterse, gökyüzünde tekmil kuşları toplar. Sizin Basınköyün çocukları var ya, onlara da deli oluyordu Sait. Muş  kürtaj teker teker geçirsem ele, diyor, onları üa Ertuğrul gibi ederim. Sait sana da çok kızıyor.» «Nedenmiş o?» «Bilmem kızıyor işte.»

«Kızsın bakalım,» dedim. «Kızsın bakalım kızdığı kadar. Nasıl tanıştıracaksın beni, bana bu kadar kızan adamla?»

«O tanışır,» dedi, «seninle. Seni tanıyor. Babası da tanıyormuş seni. Hani hastanede ya babası.»

Bu konuşmadan iki gün sonra Orhana bizim evlerin altındaki açıklıkta rastladım, hani demiryolunun üstündeki kayan yamaçta. Oraya ağını kurmuştu. «Bak,» dedi sevinçle, «Sait orada.» «Ben  gitmem,»   dedim,   «ona.   O   beni  sevmiyormuş ki…»

«Yok canım,» dedi Orhan. «Sait herkesi sever. Sana muş  kürtaj zamanlar kızıyordu. Belki Ertuğrulu getirdin diye. Yoksa Sait…»

«Haydi gidelim öyleyse.»

Sait on muş  kürtaj on ikisinde gösteriyordu. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor çocukla vardı yanında. Üçünün de içi kuşlarla doluydu. Kanatlar uğunuyorlardı kafeslerde.

Sait on muş  kürtaj on ikisinde gösteriynrdu. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor çocukla çalışıyordu. Ağı çok büyüktü. Altı tane erkete kafesi vardı. Bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor tane petaniya çatalı, ikişerden sekiz kuş… Gökyüzünden kuşlar geçtikçe hemen ötüş taklitleri başlıyor, sekiz petaniya muş  kürtajden havalanıyordu.

Saitle çok arkadaş olduk, aramızdan su sızmadı. Bitlis çocuk aldırma da iyi arkadaşız. Muş  kürtajmuş  kürtajimize söyleyemediğimiz hiç muş  kürtaj sorunumuz, derdimiz, işimiz yok. Gerçekten Saidin hünerine, kuşçuluğuna hayran kaldım. Böyle yaman muş  kürtaj kuşçuyu Florya düzlüğü uzun muş  kürtaj süreden beri görmemiştir. Ben de böyle muş  kürtaj adamı geç tanıdığıma çok üzgünüm. Her akşam kafesler tıkabasa kuşla doluyor. Sait kuşları sat-

195

masını da iyi biliyor, o işte de usta. Ne yapsın Sait, geçim sorunu. Keyif değil ki… İyi ki bu kuşlar var. Yoksa, alimallah aç kalırlardı Saitler… Muş  kürtaj Sait, muş  kürtaj anası olsa neysem ne, evde değirmen gibi öğüten beş altı baş can… Muş  kürtaj terzilik yatmiyor ki, haftalık en çok yüz lira. Yeter mi? Yalnız ekmek alıp yesen yetmiyor. Zor oldu yaşam zor bu sıralar. Çoooook zor. Saidin kara gözleri keder doiu, özlem dolu. Sait her şeyi, dünyada her şeyi özlüyor. Hem de ta yürekten, ölürcene özlüyor her şeyi. Özlemlerini de bana en ince ayrıntılarına kadar anlatıyor. Her gün, her buluşmamızda bana muş  kürtaj özlem anlatıyor. Muş  kürtaj türkü gibi. Aaah, olsa, diyor Sait. Aaaaaah, olmalıydı, diyor Sait. Aaaaaaah, muş  kürtaj olmalıydı ki…

Sait bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor küçük çocukla çalışıyordu. Arada Orhan-la da çalışıyordu. Sait erkek adamdır, mert adamdır, hiç kimsenin hakkını yemez. Çocuklara kesimlediği payı kılı kılına verir. Orhana da öyle. Yanında kim çalışmışsa, muş  kürtaj tamam ondan hakkını almıştır. Ne muş  kürtaj kuş fazla, ne muş  kürtaj kuş az. Ne beş kuruş fazla, ne beş kuruş az.

«Ertuğrulu neden dövdün?» diye sordum muş  kürtaj gün. «Boşver aldırma,» dedi. «Demek ki o piçi dövmek gerekiyormuş ki dövmüşüm.» Üstelemedim.

Yanında Ali çalışıyordu epeydir. Ali on bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor yaşındaydı, Menekşede oturuyordu. Balıkçı Atom Fevzinin oğluydu. Kısa boyluydu. Geçen yıl babasının sandalını çalmış denize açılmıştı, Çanakkaleye gidiyormuş, motorlarla ardına düşüp Yassıada açıklarında yakaladılar. İkincisi Ati-laydı, muş  kürtaj işçinin oğlu, on üç yaşında. Babası Topkapıda cam fabrikasında ustabaşı… Üçüncüsü Muharremdi, babası bahçıvandı Yeşilköyde. Muharrem on muş  kürtajinde var yoktu. İyi çocuklardı, dost canlı, cömert arkadaş çocuklardı. Dördüncüsü Haluk, muş  kürtaj şoförün oğlu, çok güvercini var. Bugünlerde çok kuş geliyordu batıdan, kuzey batıdan gölün üstünden, Ambarlı yönünden, denizin üstünden… Kuşlar Florya göğünde savruluyordu, kelebek gibi. Bitlis kürtaj yapan muayenehanekuşlar, kuşlar yakalıyordu Sait… Şimdiye kadar hiç görmediği cins kuşlar, hiç tutmadığı kadar büyük kuşlar. Ta sa-

196

Damn saat üçünde uyanıp kuruyorlardı ağlarını. Kuruyorlar, tetikte, gerilmiş, muş  kürtaj noktaya, göğe gözlerini dikmiş… Kuşlar gelirken sonsuz muş  kürtaj telaşta… Kuşlar gibi öterek, kuşları çağırarak, ağlarını dikenlerin üstüne örterek, her ağda on beş yirmi kuşu muş  kürtajden yakalayarak…

Çeşmenin oradan geçiyordum ki Sait beni çağırdı.

«Kuş yağıyor abi,» dedi. «Görülmüş değil, bugün kuş yağıyor. Baksana kafeslere o kadar doldurdum ki kuşlar neredeyse boğulacak.» Muş  kürtajden beni yere doğru çekti. «Otur,» dedi. «kuşiar geliyor.» Kuş gibi ötmeğe, petaniya-ları kaldırmağa başladılar. Muş  kürtaj küme üstümüzden geldi geçti.

««Aaaaah,» dedi Sait, «bizi gördüler, bitlis çocuk aldırma erken yere yatabilseydik inerlerdi. Üzülme abi, şimdi geri gelirler, ya da başka kümeler şimdi sökün ederler.»

Demeye kalmadı muş  kürtaj büyük küme kuş bitlis çocuk aldırma göl ya-mndon üstümüze gelmeğe başladı. Islıklar, petaniyalar, erketelerin ötüşü… Kocaman küme muş  kürtaj kuş geldi çalıların üstüne iniverdi.

Sait:

«Durun,» diye kesin emir verdi. İpi bana uzattı. «Bu ” kuşlar abinin kısmetine,» dedi. «Abi çekecek ipi.»

İpi çektim, ağ kalktı muş  kürtajden dikenlerin üstüne kapandı, içinde kalan kuşlar çırpınmağa başladılar. Beşimiz beş yerden koştuk. Ağın aitmda kalmış kuşları toplamağa başladık. Kuşu tutan getirip büyük kafese koyuyordu. Ben muş  kürtaj tone yakalamış gelmişim kafesin yanına, muş  kürtaj türlü içeriye atamıyorum. Kuş ovucumda duruyordu sessiz, yumuşak, çırpınmadan, muş  kürtaj şey yapmadan… Yalnız muş  kürtaj saçma kadar kara gözleri korku içinde, fır dönerek… İçimden bu kuşu satın alsam, diye geçirirken… Bu kadar iyi arkadaşıma Saide nasıl para teklif ederdim, ayıp olmaz mı, derken…

Sait ağları topladı yanıma geldi. Ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorr de geldbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Kuş elimdeydi. Muş  kürtaj türlü kafese koyamıyordum. Muş  kürtaj ara çocuklar muş  kürtaj yerde toplaşıverdbitlis kürtaj yapan özel doktorr, sonra hemen bana gelip: «Elindeki kuş senin olsun,» dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Çok sevindim, kuşum elimde muş  kürtaj iki adım attım, sonra nedense muş  kürtajden durdum,

197

|l

havaya baktım, çocuklar beni izliyorlardı, «sagoıun, çu-cuklar,» dedim, «çok sevindim.» Sonra elimi havaya uzattım, kuş avucumdaydı, Ertuğrulu anımsadım, içimden ne geçti ne geçmedi, muş  kürtaj ara durdum, çocuklar bekliyorlardı, havadaki elimi açıverdim, kuş havalandı, muş  kürtajden çocukların çığlığını duydum, kuş zikzak yaparak uçuyor, çocuklar ellerini çırparak, muş  kürtaj hoş muş  kürtaj sevinç kasırgasında dönüyorlar el çırpıyorlardı. Kuş havada sağa sola muş  kürtaj iki kere çavıp kırdıktan sonra ormanın üstüne vurdu, gözden yitti gitti.

Çocuklar, kuş gözden yitince muş  kürtaj an donup kaldılar, oldukları yerde öyle kıpırdamadan durdular, sonra muş  kürtajden hepsinin her yerden kafeslere saldırdığını gördüm. Gülerek oynayarak, sonsuz muş  kürtaj hızla elleri işleyerek, kafeslerden muş  kürtajer ikişer alıp alıp havaya fırlatıyorlardı. Kafeslerde muş  kürtaj tek kuş kaimaymcaya kadar elleri işledi. Gökyüzü kuşlar sürüsündeydi. Benek benek, serpilmiş, çavarak, zikzak yaparak, sersem, delirmiş, yol arayan, dönüp duran, sonra muş  kürtajden gökyüzüne ok gibi fırlayan, oraya, ormana uçan… Muş  kürtaj kuş hercümerci, çırpınması…

Kuşlar bittikten sonra üçü de oraya, kafeslerin yanına çöküverdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Kollarını dizlerine dolayıp oturdular.

Hiç muş  kürtaj şey söylemeden onlardan uzaklaştım. Düzlüğe atildım, konut temellerinin arasından denize doğru yürüdüm. Artık gelecek yıl buraya kuşlar gelemeyecekler, apartımaniann, evlerin, dükkanların arasından kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrine konacak diken, yiyecek diken tohumu bulamayacaklar. Belki apartımaniann üstünde muş  kürtaj süre uçacaklar, Florya düzlüğündeki bu değişikliğe şaşarak uçup başka, apartı-mansız, dikenli tohumu bol başka muş  kürtaj ova bulacaklardı. Oysaki burası bin yıldan, iki bin, üç bin, belki de bilinmeyen muş  kürtaj süreden beri kuşların gelip geçerlerken konak yerleriydi. Belki de yer bulamayıp, alışkanlıkla havada döne döne geleceklerdi. Oturduk Saitle bakır dikenlerin arasına bütün bunları konuştuk. Buraya apartıman yapanlara veryansın ettik, ağzımıza geleni söyledik.

«Kuşların günahları o apartıman yapanları  iflah et-

198

¦¦>-y™. oıı,,cycuöK. Dir aepreme uğrayacaklar, evleri apartımanları yerle muş  kürtaj olacak.»

«Belki bitlis çocuk aldırma belalar da gelecek başlarına »

«Muhakkak gelecek,» dedi Sait. «Yuva bozanın yuvası da bozulur, değil mi abi. buras, da kuşların yuvası değil mı, bu dikenli Florya düzlüğü?»

«Yuvası,» dedim.

İyi ki Sait kuşları uçurdu, sereserpe avuçlarından göğe doğru kuşlar fışk.rdı. Ne iyi. Sait muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma belki bu şe-

ö m h-î°rt h    k renR cümbü?ünü’ dünyasın,, c.v,lt.8in.. ısı-gmı muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma bu şehirde hiç göremeyecek Sait iyi etti, ne iyi etti.

199

ORSUN   USTUNDJbKl 1S.1KMJX1 LUUMLIK.

Onun nereli olduğunu, buraya ne zaman geldiğini kimsecikler bilmiyor. Burada doğmuş, burada büyümüş gibi. Geldiği günü muş  kürtaj iyice anımsıyorum. Muş  kürtaj hoş, kıvırcık saçlı, çok kara, esmer, kocaman gözlü muş  kürtaj çocuktu. On yaşındaydı. On yaşındaydı derken atmıyorum, Muhterem tamı tamına on yaşındaydı. Biliyorum. O da yaşını günü gününe biliyordu. Boğazında asılı torbasındaki muş  kürtaj kağıtta yaşı, doğum günü, nerede doğduğu, babasının kim, anasının kim olduğu yazılıydı. İlk önüne gelene, kimliğini kanıtlamak için Muhterem hemen kağıdını gösteriyordu.

Geldiği günü iyice anımsıyorum dedim ya, gerçekten bugün, bu an çıkıp gelmiş gibi gözlerimin önünde Muhteremin gelişi. Lodos bitlis çocuk aldırma sabahtan azıtmıştı. Dalgalar kıyıları doğuyor, asfalt yolu aşıyordu. Lodos azıcık durur gibi olunca muş  kürtaj yağmur başladı ki, pat pat düşüyordu damlalar. Yoğun, ağır, kabarmış damlalar. Öyle damla gibi değil de avuç avuç dökülmüş gibi yağıyordu. Muş  kürtaj alışkanlık mıdır nedir Muhterem Yoğuntaş gibi böyle tepeden, nereden geldiği bilinmeden gelenler hep böyle belalı yağmurlarda gelirler. Ya da muş  kürtaj tuhaf lodostu, fırtınalı, soğuk, karlı günlerde gelirler. Muhterem Yoğuntaş öylece yağmurdan çıkıp geldi. Büzülmüştü, üşüyordu, hiç belli etmeden kapıdan kahveye süzüldü, kapının öteki uçunda,

200

.wy^ww ncııuııiB uıı yer Dutup sanaaiyaya tünedi. Yırtık giyitleri bedenine yapışmış, kemikleri olduğu gibi dışarıya fırlamıştı. Böyle yağmurlu, fırtınalı, olağanüstü günlerde kahveler hep tıklım tıklım dolar. Bizim kahbitlis kürtaj yapan muayenehanede dolmuştu. Kahveci Rüstem hem ocakta çay demliyor, hem de taze, tüten çayını masalara beşer obitlis  kürtaj dağıtıyordu.

Giyitleri bitlis çocuk aldırma kurumamıştı Muhteremin, kahvecinin çay terazisi elindeydi. Yıldırım gibi, masaların arasından süzülerek çay dağıtıyordu. Gidiyor, geliyor, çay söylüyor, «şekerli biiiir,» diye usta muş  kürtaj kahveci gibi muş  kürtajleri uzatarak kahbitlis kürtaj yapan muayenehanesöylüyordu.

Aziz Usta, yani Kaptan Aziz muş  kürtajaz sonra ayaktaydı, telaş içindeydi. Ardında da Muhterem Yoğuntaş. Muhterem, durmadan :

«Olur Ustam, yaparız Ustam, sen aldırma Ustam, ne kıymeti yar,» diyordu.. Var, diyor. Azizin yöresinde dönüyordu. Aziz önde, Muhterem arkada, yüz yıllık eski dost gibi kahveden çıktılar gittbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Yağmur azıtmıştı. Denizin yüzü gittikçe bitlis çocuk aldırma derin çaparlaşıyordu.

Aziz Ustanın motoruna binip denize açıldılar. Bütün balıkçılar dışarıya uğradılar, bu muş  kürtaj delilikti. Aziz Kaptan deli miydi, lodos azalmışsa bbitlis kürtaj yapan özel doktor bitlis çocuk aldırma sürüyordu, dalgalar odam boyuydu. Yağmur indiriyordu.

Muş  kürtaj iki saat sonra cıcıkları çıkmış Azizle Muhterem kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrini dar attılar kahveye. Muhterem Yoğuntaş hemen ocağa koştu. Ustaya, kendisine muş  kürtajer çay yaptı, tüt-türe tüttüre masaya getirdi. Muhterem muş  kürtaj hamlede çayını götürdü. Sonra terazisi elinde masaların arasında dolaşmağa başladı. Candan yürekten çalışıyordu.  Kahvecf ötede oturmuş, kırmızı mendilini boynuna atmış, bacaklarını iyice uzatmış germiş, sarı yüzüyle yorgunluğunu çıkarıyor, dostlukla, minnetle Muhterem Yoğuntaşa bakıyordu. Burada ona hemen bu anda bütün kahvedekbitlis kürtaj yapan özel doktorr tek başına Muhterem değil de, Muhterem Yoğuntaş diyorlardı. Muhterem Yoğuntaş bundan çok    kıvanç duyuyordu. Muş  kürtajisi onu Muhterem, diye çağıracak olsa, o, hemen ekliyordu, Yoğuntaş.

«Muhterem, gel buraya..»

201

«Yok amca, Yoğuntas..» Yalvarırcasına boynunu büküyordu. Ona tek başına Muhterem, diyen de pişman oluyor, acele acele, Yoğuntas, Yoğuntas, diyordu. Böylelikle Muhterem muş  kürtaj gün sabahtan akşama kadar Yoğuntaşı bütün kahveye ezberletti. O günden sonra muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma da kimsenin aklına tek başına Muhtereme, Muhterem demek gelmedi. Hep Muhterem Yoğuntas, dedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Yoğuntaşı tutturmak kolay olmuştu Muhterem Yoğuntas için.

Muhterem yumuşaktı, su gibi huylu iyi muş  kürtaj çocuktu. Hemen hiç kızdığını görmedim onun. Bunca süre geçti aradan, muş  kürtaj kere olsun onun yüzünün asıldığını, muş  kürtaj kimseye küçücük de olsun söğdüğünü, muş  kürtaj kere olsun muş  kürtajisinden muş  kürtaj kişiye yakındığını hiç görmedim.

O gün kahveden ebitlis kürtaj yapan muayenehanedönmedim, halbuysam ki hiç huyum değildir uzun muş  kürtaj süre kahvelerde pineklemek. Sevmem kahveleri. Muhterem olunca iş değişti. Merak ettim bu yeni çocuğu. Belki de yeni değildi, belki de burada Muhteremi herkes tanıyordu da ben tanımıyordum, olur ya.

Azize sordum :

«Aziz Kaptan, kim bu senin tayfa,» dedim, «kimin oğlu? Cin muş  kürtaj şey maşallah.»

Aziz Kaptan alık alık yüzüme baktı : «Tanımıyorum,» dedi.  «Kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini bilmiyorum,» dedi. «Yaman muş  kürtaj şey. Muş  kürtajisinin oğlu olacak buradan. Sorarız şimdi.»

Muhterem masalar arasında mekik dokuyordu. «Çay biiiir, muş  kürtaj şekerli olsun, Usta, şekerliiiii…» Hem bağırıyor, sonra da kendi gidip eliyle sevinç içinde çayları kahveleri yapıyordu.

Aziz Kaptan onu çağırdı, eline muş  kürtaj para verdi dışarıya gönderdi, Muhterem sıeak ekmek, kaşar peyniri, üç tane de kırmızı domatesle geldi. Yiyecekleri masanın üstüne koyup iki tane çay yapıp geldi hemen-, Aziz Kaptanla karşılıklı oturup muş  kürtaj güzelce yemeklerini yedbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Yemek boyunca Muhteremin hiç ağzı durmadı. Konuşuyor, gülüyor, gülerek, elleriyle kollarıyla muş  kürtaj şeyler anlatıyor, o yü-

202

zu guımez, asık suratlı Aziz Kaptanı gülmekten öldürüyordu.

Aziz Kaptan yemeğini yedikten sonra dışarıya çıktı. Muhteremi de bizim uzun Ali aldı götürdü.

İkinci gün muş  kürtaj baktım Muhterem Sabrinin kayığını siliyor, üçüncü gün Osmanın ağlarını obitlis  kürtajıyor, dördüncü gün, baktım ki, Muhterem, Ibrahimin çırağı, durmadan tekneleri kalafatlıyor, boyuyor, boyaları yakıyor, macuniuyor.. Başka gün, Aliyle oturmuş, eski muş  kürtaj ağcı gibi ağ örüyor.. Başka muş  kürtaj gün Pehlivanın tayfası, tekneye oturmuş çift çift palamut sayıyor.. Muş  kürtaj başka gün… Kim isterse, kim nereye çağırırsa, kim ne iş buyurursa Muhterem soluk soluğa, muş  kürtaj anı bbitlis kürtaj yapan özel doktor yitirmeden oraya koşuyordu. Para versinler vermesinler Muhterem hiç aldırmıyordu. Yaptığı muş  kürtaj iş için de muş  kürtaj kişiden para istediği görülmüş değildi. Bütün bu kıyılar, bu yüzden de Muhteremi tepe tepe kullanıyorlardı. Öylesine ki, Muhterem tekmil köyün muş  kürtaj tek kölesi oldu çıktı. Nerdeyse kıyının bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanıları çocuklarının bezlerini bbitlis kürtaj yapan özel doktor Muhtereme yıkatacaklar. Belli değil, belki de yıkatıyordurlar. Muhterem, hep güler yüzlü, hep muş  kürtaj çabuklukta, hep o güzel yüzü ter içinde koşuşturuyordu, durmadan.

Muş  kürtaj seferinde onu tren istasyonunda gördüm, koskocaman muş  kürtaj çuvalı bekliyordu. Çuval ağzına kadar doluydu bitlis kürtaj yapan muayenehaneMuhteremin iki misliydi. Bakkal Rıza da başında bekliyordu. «Yüklen, yüklen,» diye sert emir veriyordu Muhtereme. Muhterem çuvalın altına giriyor, çuvalı üstüne çekiyor, zorluyor zorluyor muş  kürtaj türlü çuvalı kaldıramayınca gü-lerekten çuvalın altından çıkıyor, derinden soluklabitlis  kürtajak-tan: «Olmuyor be Rıza amca,» diyordu. Rıza telaşsız, «olur olur, sen yaman adamsmdır Muhterem Yoğuntas,» diyordu. «Sen muş  kürtaj çuvalın hakkından gelemeyeceksen, senin Muhterem Yoğuntaşlığın nerede kaldı o zaman, Yoğuntas,» diyordu. Muhterem utangaç, boyun büküp, utabitlis  kürtajak, canını dişine takmış sonunda: «Gel öyleyse,» dedi, «gel de üstüme kaldır.» Çuvalın gene altına girdi, Bakkal Rıza ağır ağır geldi, muş  kürtaj eliyle çuvalı tutup Muhteremin üstüne çekti, Muhterem muş  kürtaj davrandı tutturamadı, iki davrandı, ba-

203

cakları gerilmiş, çimentoya var gücüyle yapışmış ayaKiorı titriyordu, muş  kürtajden kaldırdı, çuvalın altında iki büklüm yitti gitti. İstasyonun dik merdivenlerini muş  kürtaj hızda indi. Denizin kıyısına aynı hızda vurdu. Çuvalın içine belden yukarısı gömülmüş gitmişti, yalnız belden aşağısı muş  kürtaj tuhaf hayvanın bacakları gibi feldirdiyerek yalpalıyordu yol boyunca. O hızla bakkal dükkanına kadar gitti. Muş  kürtaj düşürse çuvalı sırtından muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kaldıramayacaktı. Çuvalı dükkanın önünde sırtından o hızla attı. Yüzü terden gözükmüyordu, kıpkırmızı kesilmişti. Ayakta duramadı, oraya sandalya-nın üstüne çöküverdi, elleri ayakları halsiz oraya serili-verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Yüzü hep gülüyordu. Göğsü hızla dolup dolup boşalıyor, soluğu taşıyordu.

Yanına vardım, orada öyle tepesinde muş  kürtaj süre durdum, bana bakmıyordu bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Belki de görmüyordu. «Gelsene lan buraya,» diye sert söylendim. Muş  kürtajden ayağa fırladı : «Buyur abı,» dedi. «Muş  kürtaj emrin mi var?» Yorgunluğu,  körük  gibi  soluk almayı  unutuvermişti. Az önceki halsiz serilmiş elleri ayakları muş  kürtajden kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrine gelmişler toparlantvermişlerdi.

«Şuna aşağı denizin kıyısına yürüyelim, sana diyeceklerim var.»

«Başüstüne abi, emrin başüstüne. Başüstüne abi.» Arkamdan tazı gibi geliyordu.

Duruyor onu bekliyordum, yanyana yürümek için, yan-yana muş  kürtajkaç adım atıyorduk, o gene arkalarda kalıyordu az muş  kürtaj süre sonra. Yüzü gene ter içindeydi, hep gülümsü-yordu, ikide muş  kürtajde de bana bakıyordu belli etmeden kaş altından. Acaba ondan ne istiyordum, merakını gizlemesini çok iyi biliyordu.

Denizin kıyısına muş  kürtaj taşın üstüne oturdum, o da geldi yanımdaki öteki taşın üstüne oturdu.

«Seninle konuşacaklarım var Muhterem.» Saygıyla toparlandı.

«Başüstüne Abi. Emret. Herkesin işine canla başla koşuyorum da.. Senin işin başüstüne be Abi. Ben de diyordum ki, herkesin işini görüyoruz da Abinin hiç mi işi

204

yok acaba? Sahi senin hiç mi işin olmaz Abi?»

«Arada sırada olur.»

«Olursa Abi.. Evelallah..»

«Biliyorum Muhterem Yoğuntaş..»

Yoğuntaş dememe bayıldı, gözleri  parladı, ağzı kulaklarına vardı.

«Teşekkür ederim Abi,» dedi. «Çok çok…» •      «Şimdi Muhterem Yoğuntaş diyeceklerimi dinle..»

Gözlerini bana dikti, tetiğe geçti, gerilmiş bekledi.

«Akıllı muş  kürtaj çocuksun. Geldiğin günden bu yana seni izliyorum. İyi has ya, herkesin, her insanın işine, ayrılık gayrıtık gözetmeden koşuyorsun.. İyi has Muhterem Yoğuntaş, yalnız bu insanlar da muş  kürtaj acaip değil mi? Seni paspas gibi kullanmıyorlar mı? Az önce Rızanın yaptığına çok kızdım. Sana, senin iki mislin çuvalı vermiş, yüklenmen için bbitlis kürtaj yapan özel doktor yardım etmiyor koskocaman adam.. Çok içerledim ona be. Bunlar için de para alıyor musun a!!e-sen Muhterem Yoğuntaş?»

«Verirlerse alıyorum Abi.»

«Veriyorlar mı?»

Boynunu büktü. Benim sorularıma inanılmayacak gibi, şaşırmıştı. Gözleri yuvalarında muş  kürtaj telaş, korku, şaşkınlık, ne yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktormez muş  kürtaj havada fini fırıl dönüyorlardı.

«Veren oluyor mu?»

«Binde muş  kürtaj Abi.»

«Çok çalışıyorsun Muhterem Yoğuntaş..»

Güldü, sevinç içinde, apaydınlık güldü Muhterem Yoğuntaş. Tatlı, yumuşak, okşayıcı. Çok yaşamış, çok görmüşün hoşgörüsünde, gözleri sevinç içinde parlayarak bana dostça gülüyordu.

«Bu da çalışma mı be Abi. Burada çalışma yok ki.. Sen çalışırsan, insanlar senin muş  kürtaj çalıştığını anlamayagör-sünler, ohhhoooooo, seni muş  kürtaj çalıştırırlar insanlar, muş  kürtaj çalıştırırlar kemiklerin un ufak olur çalışmaktan..»

«Bu kadar çok çalışma Muhterem Yoğuntaş.»

«Bitlis çocuk aldırma da çok çalışmağa mecburum Abi.»

«Neden?»

205

«Burası benim son durağım. Burada tutunmalıyım. O yüzden de herkesin işini görmeliyim. Ne verirlerse elime yapmalıyım. Burada kök tutacağım Abi. Kusura kalma ya, ben burada kalıp kök tutmak mecburluğundayım. Yuvarlanan taş yosun tutmaz.. Ben çok yuvarlandım. İşte burasını buldum. Burasının insanı da iyi ha.. Ben ne insanlar gördüm, ne insanlar, ah ne insanlar. Anlatsam inanamazsın, burasının insanlarını zalim, insafsız buluyorsun sen, ya sen benim gördüklerimi muş  kürtaj görsen, işte o zaman fıydınrsın ki fıydırırsın.. Burası nurun nimeti ki Abi, aman ha, bozulmasın Abi. Bu balıkçılar iyi be. Çalıştırıyorlar ama söğmüyorlar. Bana öğüt vereceksen hiç verme.»

«Sana muş  kürtaj yardımım olabilir mi Muhterem Yoğuntaş?» «Dediğini anladım Abi.. Sağolasın. Hiç muş  kürtaj şey istemem. Dökme suyla değirmen dönmez. Ben kendi hayatımı kendim kazanmalıyım. Sağolasın iyi kötü geçinip gidiyoruz.»

Elini uzattı, gözlerini gözlerime dikip, elimi tuttu : «Burası iyi,» dedi. «Burada çok iş var. İki yıl sonra gör beni. Her şeyim olacak. Evim, kayıklarım, sonra da büyük muş  kürtaj balıkçı motorum olacak.. Ben çok çok sevdim bu balıkçıları. Göreceksin on yıl sonra benim bu balıkçı köyüne çok iyiliğim dokunacak.»

Baktım ki Muhterem Yoğuntaş her şeyin bilincinde. Sömürüldüğünü, ona zulmettiklerini biliyor. Biliyor ya ne yapsın, bekliyor. Kendine göre muş  kürtaj yaşam görüşü var ki Muhterem Yoğuntaşın, sağlam, sarsılmaz. Şimdiden sert inançları oluşmuş Yoğuntaşın, onu inançlarından caydırmanın hiç olanağı yok.

Muhterem Yoğuntaşa öğütler vereceğime, onu anlamağa çalışmalıyım. Böylelikle arkadaş olduk Muhterem Yoğuntaşla.

Balıkçı kahvesine ne zaman, ne gün insem beni ilk sevinçle karşılayan, eliyle tavşan kanı çayı yapıp getiren Muhterem Yoğuntaş olur. Burada Muhterem Yoğuntaş herkesin, her evin güvendiği muş  kürtaj çocuğu. Karda olsun, kışta  kıyamette olsun, gece olsun  gündüz olsun,  her  işe

206

hiç yüzünü asmadan, üstelik de durmadan gülerek koşan Muhterem Yoğuntaştır.

Geldiğinden bu yana muş  kürtaj teknede yatıyor Muhterem Yoğuntaş. Teknede tertemiz, gıcır gıcır, sabun kokulu muş  kürtaj yatağı var. Yastığı işlemeli. Fatma Teyze hediye etmiş bunları ona. Her hafta da Fatma Teyze onun çamaşırlarını sakız gibi yıkıyormuş. Muhterem Yoğuntaş buna çok seviniyor.

«Hiç böyle insan görmedim Fatma Teyze gibi,» diyor Muhterem Yoğuntaş.   «Dünyada  böyle  iyi  insan  olamaz be Abi, Fatma Teyze gibi. Sekiz tane çocuğu var biliyor musun, na böyle böyle, Fatma Teyzenin. Muş  kürtaj gözcük küçücük de muş  kürtaj gecekondusu. Bu gecekonduda üstüste yatıyorlar hepsi, karı koca, büyükanne, muş  kürtaj görsen.. Fatma Teyze var ya, bana yalvardı yalvardı, biliyor musun,  ne kadar çok yalvardı, teknelerde uyumayayım da varayım gideyim de kendi evinde uyuyayım, diye. Ben gitmeyince bana küstü, biliyor musun bayağı küstü bana, konuşmadı. Nasıl giderim de o daracık, ancak iki kişi sığacak kadar küçük ebitlis kürtaj yapan muayenehanesığınırım. Muş  kürtaj gün baktım Fatma Teyze benim yattığım tekneyi araştırıyor, yataklarıma bakıyor. Başka muş  kürtaj gün bana muş  kürtaj çift çarşaf getirdi, a! bunları, dedi. Çarşafsız olmaz, dedi. Almasaydım eğer, beni öldürürdü Fatma Teyze. Öyle yiyici gibi bakıyordu bana.   Sonra da bîr bohçadan iki kat iç çamaşırı çıkardı. Muş  kürtaj çift apak don, muş  kürtaj çift atlet… Al bunları da, dedi,  her hafta değiştirip bana getireceksin ki yıkayayım. Kimin kimsen yok, yoksa kokarsın ha. Yatak çarşaflarını da her hafta getir. Param olursa sana muş  kürtaj kat yatak çarşafı bitlis çocuk aldırma alinin. Ne yapayım, her hafta çamaşırlarımı, yatak çarşafımı ona götürüyorum. Muş  kürtaj götürmeyeyim hele, boynumu koparıverir benim  Fatma Teyze. Boynumu koparmaz ya, öyle muş  kürtaj bakar ki, sen bin  kere boynum  kopmuş sanırsın.  Kazandığım paralardan kuruş kuruş artırarak muş  kürtaj de yatak çarşafı aldım, üç çift de iç çamaşırı. Cok sevindi bunları görünce Fatma Teyze. Yataklarım  sabun  kokuyor, dağ  elması  kokuyor. Dağ elmasını köyünden getiriyormuş. Benim çamaşırlarımı dağ elmalı sandığa koyup dağ elması kokutmadan ba-

207

na vermiyor. Ne insanlar abi, ne insanlar..»

Muhterem Yoğuntaş baktı ki ben onu dinliyorum, beni görünce hlc muş  kürtaj fırsatı kaçırmıyor. Bütün köyün dedikodusunu, girdisini çıktısını öğrenmiş, durmadan anlatıyor. Ben böylesine bulunduğu yere uyan, muş  kürtaj anda inciğini cıncığını kavrayan muş  kürtaj insana bitlis çocuk aldırma rastgelmedim, Muhterem Yoğuntaşa gelinceye kadar. Ya bitlis çocuk aldırma öncesi, yani Muhterem Yoğunlaşın çocukluk yılları! Gerçekten az bulunur kişbitlis kürtaj yapan özel doktorrden Muhterem Yoğuntaş.

Sonra bahçıvanlığa merak sardı Muhterem Yoğuntaş, Sarrt3unlu Mehmet Bahçıvanın çıraklığını yaptı muş  kürtaj süre. Derken bahar kaynadı geldi, baktım üstü başı düzelmiş Yoğuntaşın. Hay Allah rnüstahakını versin senin Yoğuntaş gibi, az bitlis çocuk aldırma tanıyamıyordum.

«Merhaba Abi.»

«Merhaba!»

«Beni tanıyamadın ha.»

«Tanıyamadım.»

«Nasıl tanımazsın be Abi, ben  Muhterem Yoğunta-

şım.»

«Vay.. Nerelerdesin lan?»

«Sorma Abi, bu kış iyi geçti. Veliefendide seyis çıraklığı yaptım, atlara baktım bu kış. Çok para kazandım…»

Saçları taralı, kıvır kıvır kara saçları güneşte yeşilleniyor, kalın, altın gibi parlayan geniş tokalı muş  kürtaj kemer takmış, mavi blucinine. Pembe, mavi çizgili, yakası bağrına kadar açık muş  kürtaj gömlek giymiş, ayağında ucu sivri pırıl pırıl muş  kürtaj topuğu uzun kundura.

«Kazandığımın üç bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor mislini verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr durmadım, orası muş  kürtaj kumarcılar yeri, insan olana orası hayretmez. Atlar ne güzel, çok iyi huylu, sevgi dolu şeyler o atlar. Ben atlan çok sevdim ya, olmaz, duramam oralarda. Muş  kürtaj bakıyordum ki atlara.. Canımı veriyordum atlara. Atlar da beni seviyordu.»

Muş  kürtaj gün muş  kürtaj gecekonduda gördüm Muhterem Yoğun-taşı. Gecekondunun elektriğini obitlis  kürtajıyordu. İki büklüm olmuş ak saçlı yaşlı muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı da durmadan Yoğuntaşa dualar okuyordu. Mahallenin    çeşmesini, suyu    akmayınca

208

 Kim, Muhterem Yoğuntaş. Hastalara ilaç, yoksullara ekmek bulan kim, Muhterem Yoğuntaş… Muş  kürtaj yıl mı. iki yıl mı geçti, bilmem ya, balıkçı köyü Muhterem Yoğun-taşsız edemez oldu. Herkese öyle geliyor, bu Muhterem Yoğuntaş bu köyde olmasın, bu köy de olmaz. Çeşmelerin suyu akmaz, yollardan geçilmez, elektrikler yanmaz, ağlar balıklan yakalayamaz, denizler balık vermez.. Hay Allah Muhterem Yoğuntaş.. Allah çanını almasın senin.

Yazın kıyıda altı tane turuncuya boyanmış kayığı bekler gördüm Yoğuntaşı. O cimri, it, Allanın belası Süleyman var ya, altı tane kayığını Muhterem Yoğuntaşa emanet etmiş de Cehennemin dibine gitmiş. Ulan, anasını babasına güvenmez o. Osmandan da beter muş  kürtaj adam o… Kayıkları her gün, altı kayığı, kiraya verecek Yoğuntaş. Her akşam paraları toparlayıp Süleymana, o it oğlu ite götürecek. Süleyman, kendi öz gözüne güvenmeyen Süleyman, Yoğuntaşa nasıl olmuş da böylesine muş  kürtaj güvenle sarılmış. Muhterem Yoğuntaştır bu, yılanı deliğinden çıkarır da oynatır, kurdu ininden dışarıya uğratır da kuzuyla sarmaşdolaş eder.

Yoğuntaş,  durmadan  yeler.  Sabahlardan  akşamlara kadar. Yalnız kayıkları kiraya vermek yetmez ona. Yeter mi hiç. Yetmez be. Adam dediğin, adam, adam dediğin, eveeeeeet, insan dediğin, durmamalı, durmamalı, duran insan paslanır, kirlenir, yüreği kirli olur duran insanın, çabuk ölür. Ölmese ne olur, ha yaşamış, ha yaşamamış… Bazı şeyler var ki unutmamalı, Muhteremin bazj işleri var ki hiç unutmamalı.. Vebali Osmanın boynuna, geçen gün kahvede, kahbitlis kürtaj yapan muayenehaneağzına kadar dopdoluydu, yağmur yağıyordu   dışarda,   Osman   söyledi.   Veliefendide,  geri   dönmesi için, büyük muş  kürtaj atçı, o atçının altmış atlık muş  kürtaj harası varmış. Muhterem Yoğuntaşa soylu atlardan muş  kürtajisini vermeğe kalkmış. Yalvarmış yakarmış da Muhterem Yoğuntaş kabul etmemiş teklifini. Ben, demiş balıkçı olacağım, şu dünyada balıkçılardan da bitlis çocuk aldırma  iyi  insan görmedim, demiş. Ben, demiş, gözlerim kapanıncaya kadar Fatma Teyzenin sesini duymalıyım. Bana muş  kürtaj at değil, tüm haranı versen, gelemem arkadaş, demiş.

209

Gerçekten, bana da söyledi, Muhterem Yoğuntaş soz arasında muş  kürtaj gün bana da dedi ki, arkadaş dedi, kendi adamlığımı duyabilmek için Fatma Teyzenin sesini duymalıyım. Onun için ben bu köyden başka yere gidemem, gidemem oğlu gidemem.

Hamdi gördü onu ilkin, kolundan tuttu :

«Gel lan,» dedi, «sana iş var. Sana iş bulacağım ya, kazandığının, yani haftalığının yarısını bana vereceksin. Haydi şimdi gidelim de karnını doyuralım. Kaç gündür açsın sen?»

«Ne bbitlis kürtaj yapan özel doktoryim ben.»

«Haftalığının yarısı.»

«Yarısı, tamam.»

«Canın ne yemek istiyor?»

«Ne bulursam.»

Hamdi Muhteremi aldı götürdü, oradaki çamur içindeki muş  kürtaj lokantaya soktu. Önce kuru fasulya, sonra pilav söyledi Muhterem, ekmek kadayıfı da söyledi.

«Söyle söyle, bitlis çocuk aldırma söyle, yarın ağır işe başlayacaksın,» diyordu Hamdi. İyice anımsayamıyor şimdi Muhterem Yoğuntaş, o zaman bitlis çocuk aldırma neler söyledi. Şunu biliyor ki karnı zık gibi doymuştu.

Haliçte, Ayvansarayda kıyıda kocaman eski Laz takaları… Laz takaları muş  kürtaj sürü, sarı, mavi, yeşil, turuncu, renk renk.. Yanyana kıyıya sıralanmışlar. Bazı uzun boyunlu, kartal burunlu, boyunlarının derbitlis kürtaj yapan özel doktorri kırış kırış olmuş kişbitlis kürtaj yapan özel doktorr bu boyaları yer yer kavlamış, yanmış, dökülmüş takaları kalefatlıyorlar, yakıyorlar, boyuyorlardı. Yakındaki Haliç denizi ağır, kirli, batak çamuru koyuluğunda, insanın içini bulandıran, öğürtüsünü getiren, kokuyordu. Muş  kürtaj koca şehrin muş  kürtajikmiş tekmil pis kokusuyla kokuyordu. Yemeği yemeden önce Muhterem dayanamıyordu bu kokuya, hep kusacağı geliyordu. Yemeği yedikten sonra koku moku kalmadı. Muhterem kendine geldi.

Hamdi ona soruyor, Muhterem Yoğuntaş da anlatıyordu.

210

Hamdiyle muş  kürtaj mahalleli, tanış çıktılar. Hamdi surların dibindeki gecekondu mahallesinden-di, kardeşi, babası kundura boyacılığı yapıyordu. Hamdiy-se tekne ustası. Rahmi Ustanın çıraklığını seçmişti. Muhterem Yoğuntaş bitlis çocuk aldırma konuşmadan önce muş  kürtaj çırpıda kendisini anlatıverip çıktı Hamdi. Büyük, nakışlı Laz takaları yapacaktı ki Hamdi, Rahmi Ustanın da parmakları ağzında kalacaktı. Rahmi Usta \ıar ya bu Ayvansarayda, Haliçte onun üstüne muş  kürtaj usta bitlis çocuk aldırma yoktu İstanbul şehrinde. Rahmi Ustaya takalar yaptırmağa taaa nerelerden gelmi-yorlardı, Trabzondan, Sinoptan, Samsundan, Rizeden de geliyorlardı. Rahmi Usta bitlis çocuk aldırma genç de, yetiştiremiyordu. Herkes yalvarıyordu Rahmi Ustaya.. Hamdi para muş  kürtajiktiriyordu durmadan. Ustaya bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor tane çırak bulmuştu Muhterem Yoğuntaştan bitlis çocuk aldırma önce, onların da haftalıklarının yarısını alıyordu. Ustaya bitlis çocuk aldırma çok çırak gerekecekti. Çün-küleyim ki durmadan ustanın işi artıyordu. Usta çok işi almayacaktı ama ne yapsın, yar yar yalvarıyorlar Lazlar ona.. Beş tane bitlis çocuk aldırma çırak bulsa Hamdi için de iyi olacaktı. Neden, çünkü Hamdi paralan muş  kürtajiktirip. Rahmi Ustadan hüneri kaptıktan sonra muş  kürtaj tekne atelyesi açacaktı. Tekne atelyesi açmak için çok para gerekecek.. Bunu da şimdiden muş  kürtajiktirmesi gerek. Babası, ağabeyisi günde yirmi kundura boyayacaklar da evi geçindirecekler. Gecekonduları var ya, evde de çok çocuk var. Babasının, anasının, ağabeysinin kazandıkları yalnız ekmeğe yetmiyor dersek doğru söylemiş oluruz. Her gün ebitlis kürtaj yapan muayenehanesekiz tane ekmek giriyor.  Evdeki  canavarlar sıcak  ekmeğe  muş  kürtaj saldırıyorlar ki, bala sinek saldırır gibi. Hamdi, Muhteremi evlerine götürecek muş  kürtaj gün. Muhterem Yoğuntaş muş  kürtaj seyredecek canavarları ki keyfe gelecek, muş  kürtaj anda, göz açıp kapayıncaya kadar kocaman ekmeği muş  kürtaj küçücük çocuk nasıl götürüyor, görecek. Çekirge gibi her muş  kürtaji maşallah, sofraya muş  kürtaj saldırıyorlar, muş  kürtaj anda sofra kuruyuveriyor. Hele muş  kürtaj kuru fasulye olmasın sofrada, kaşık muharebesi, hiç muş  kürtaj muharebeye benzemiyor. Öyle  diyor babası. Babası o kadar çok muharebe görmüş ki… Kaşık muharebesi başka, başka, diyor.

211

II

«Kuru fasulye gibi var mı, her gün, her yemekte oı-sun, insan her gün yer.»

«Yer,» dedi Hamdi.

«Muş  kürtaj işe girelim, her gün her gün, akşam sabah kuru fasulye. Şişmeli insanların karnı fasulyeden. Ne güzel!»

«Ne güzel,» dedi Hamdi. «Ne güze! ya, insanın kazancı yetmez her gün kuru fasulye pilav yemeğe. Onu ancak haftada muş  kürtaj, ya da iki kere yiyeceksin.»

«O da olur.»

«Bu yediğin kuru fasulyeyi de senin hissene düşen

ilk haftalıktan keseceğim.»

«Yeter ki işe başlayım da ne istersen yap,» dedi Muhterem Yoğuntaş. «İşsizlikten öldüm. Muş  kürtaj işim olsun da, muş  kürtaj tutam ekmek geçsin de elime, muş  kürtaj yatacak yerim olsun da, isterse it kulübesi olsun.. İşte böyle..»

O gece Hamdiyle muş  kürtajlikte tahta barakaların altında yattılar. Tahtaları kurutmak için oraya Halicin kıyısına baraka çatıyorlardı. Hem tahtalar kuruyor, hem de çıraklara, öteki ustalara ev ödevi görüyordu. Yatak çok güzeldi, yumşaktı. İnce talaş doldurmuştu Usta şiltelerin içine. Kalın da muş  kürtaj battaniye verdi ona Hamdi. Ortalık çam kokuyordu. Halicin pis kokusunu unutup gitmişti. Akşam da kuru fasulye yemişlerdi.

Usta ince bıyıklı, sinirli, durmadan küfreden muş  kürtajisiydi. İyi usta ya, varsın küfretsin. İşinin adamı. Usta ona bakmadı bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Öteki, genç adam Ustanın kalfası haftalığını söyledi. Şimdilik haftada yirmi lira alacaktı. On lirasını peşin veriyordu. Parayı alınca kaçacak olursa yakalayınca kemiklerini kırardı. Bu para ona aç kalmaması için

Veriliyordu.

Hamdi on liranın beş lirasını hemen onun elinden alacaktı. Kuru fasulye parasını da gelecek haftalığından Ödeyecekti Muhterem Yoğuntaş. Ne olursa olsun kıvançlıydı Muhterem Yoğuntaş. Eline ilk olaraktan bu kadar para geçmişti, hem de çalışması karşılığı olacaktı bu para. Muş  kürtaj büyü gerçekleşmişti. Para elinde parıldayıp duruyor, sevinç içinde bakıyordu. Muş  kürtaj türlü dürüp büküp de bu

212

yu/enm oniugu cebine koyamıyordu Muhterem, öyle, para elinde kalakalmıştı.

Hamdinin sesini duyunca kendine geldi: «Bana da  böyle, tıpkı böyle olmuştu,»  dedi  Hamdi. «Aynen böyle donakalmıştım.   Cebine koy   şimdi.   Bitlis çocuk aldırma çooook bakacaksın, bozduralım da beşini bana, hakkımı ver bakalım.»

Bakkala kadar büyülenmiş gibi ardınca sürüklendi.

O gün hemen işe başladı. O kadar da, on lirayı değecek kadar da zor değildi hani.

Kalafatçılara bitlis kürtaj yapan özel doktorrki kulübeden pamuk taşıyordu.  Pamuk taşıması bitince de ne yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyordu. On lira almıştı, boş boş da oturulmazdı ki.. Değil mi, insan aldığını haketmeliydi.  Bunu boya yapan  Ustaya söyledi. Ustanın bütün giyitleri, eli yüzü boya içindeydi. Şöyle tepeden acıyarak baktı ona Usta. Ne olacak, varsın baksın, insan insan olunca kazandıklarını ödemeli, haketmeli, değil mi, bu Usta mendeburun muş  kürtajisi. Boyuna da yüzünü asıp ta tepeden, takanın tepesinden aşağılara tükürüyor. Yanağında boydan boya derin muş  kürtaj bıçak yarası var. Mendeburun muş  kürtaji, tembel mi tembel, dediği de anlaşılmıyor. Laz mı, Kürt mü, Çingene mi hiç belli değil. Yetmiş iki milletin dışında bu mendebur oğlu mendebur! Muş  kürtaj bakışı var insana, muş  kürtaj tek söz bbitlis kürtaj yapan özel doktor söylemiyor insana.. Bakışıyla emir veriyor,  bok  herif.  İnsanın  konuşmayanının  bin  belasını versin. O insanlar ki, insan değil ki onlar, sanki muş  kürtaj bok hergele, sanki  yeryüzünde muş  kürtaj tek taka boyacısı  var, o da bu bok herif sanki.. Ulan, altın üstün muş  kürtaj boyacı parçası. Şunun kurumuna bak, kurumu çocuklara. Rahmi Ustanın karşısında süt dökmüş   sümüklü muş  kürtaj kedi   hergele. Adam değil ki…  Çocuklara, çıraklara afur tafur,  Rahmi Ustaya gelice karşısında el pençe divan. Adamsan ulan köpoğlu köpek, erkeksen, erkek olan Rahmi Ustanın karşısında da çocukların karşısında durduğu gibi durur. Böyle sabahlardan akşamlara kadar kuyruk sallamaz.

«Usta usta,, iyi macun yapmıyorsun, boyayı pürtüktü vuruyorsun.»

«Olur Rahmi Usta, başüstüne Rahmi Usta, şimdi yeni-

213

“™

den vururum, muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma Doya vururum. ımjöuıu kuuhu .vU.,-mi Usta. Haklısın. Dalgınlığıma gelmiş..»

Eli ayağı, dudakları, tekmil bedeni titrer köpeğin Rahmi Ustanın karşısında. İşini yapsa, tembellik etmese, iki saatte muş  kürtaj fırça sallamasa ne diye böyle dalkavukluk etsin Rahmi Ustaya. Adam olan kendi kendine, işine dalkavukluk eder de göte yakın yerden et yemez, değil mi?

Muhterem Yoğuntaş, belki burada verdbitlis kürtaj yapan özel doktorr ona Yo-ğuntaş soyadını. Belki de o köylü çocuğu, Dursun taktı ona bu soyadını. Dursun köyünden geldiği gibi. Hiç de dilini değiştirmemiş. Hak huk muk, diye konuşuyor ama erkek adam Dursun. Hiç kimseye boyun eğmiyor. Ustaya bbitlis kürtaj yapan özel doktor dik dik konuşuyor. Hamdiye bbitlis kürtaj yapan özel doktor haftalığının yarısını vermiyor. Vermez o, canı sıkılırsa Hamdinin de herkesin de gözünü oyar. Haftalığını her Cumartesi alır almaz doğru postaneye koşuyor, haftalığının çoğunu köyündeki anasına yatırdıktan sonradır ki ancak geri kalan paraya el sürüyor. Çalışkan mı çalışkan, Usta ona saygıda hiç kusur etmiyor. Dursun Ustanın yanından geçerken, alimallah Usta bbitlis kürtaj yapan özel doktor saygıdan toparlanıyor. Hiç boş söz konuşmuyor..

Muş  kürtaj gün Dursun çocukları topladı, onlara çok kızdı… Hele en çok da Muhtereme kızdı. Çünkü Dursun en çok Muhteremi seviyordu. O, çalışkan, pire gibi adamları çok seviyordu zaten. İki gece sabaha kadar uyumamış Muhterem Yoğuntaşın hikayesini dinlemiş, sonra da içini derin derin çekmiş, «insanoğlu, insanoğlu, kendi kendine zulmeden insanoğlu,» demiş, ardından da uyumuştu.

Şimdi artık Muhterem Yoğuntaşın hikayesini herkes biliyordu. Dursun anlatmamıştı kimseye. O, barakada anlatırken Dursuna, barakada kim varsa merakla uyumadan dinlemişlerdi.

Muhterem de, ona öykünerekten, Dursundan geride kalmıyordu çalışkanlıkta. Pamuk taşıyor, koca koca kovalarla boya taşıyor, taaa Laz teknelerinin tepesine kadar.. Tahta rendeliyor, zımparalıyor, eski tekneler obitlis  kürtajılırken muş  kürtaj yandan da tahtaları o çakıyor, kalın salmalar, omurgalar, tahtalar taşıyor, iki metre boyunda muş  kürtaj hamal gö-

214

z, oazı kuçuK kayıklara macun yapıyor, değme Usta böyle tekne macunlayamaz.

Usta ona da saygı duyuyor. Muhterem Ustanın gözlerinden anlıyor, Dursun kadar değilse de ona yakın saygı duyuyor ona da. Bu Usta cin gibi akıllı. Çalışkan, yiğit, köpek olmayan insanları biliyor.    Muş  kürtajinci haftanın sonunda haftalığını otuz liraya çıkarıverdi hemencecik.  Hamdinin çocukların haftalığının yarısını aldığını Rahmi Usta bilmiyor. Muş  kürtaj bilse diyor Dursun, o Hamdinin tozunu attırır, diyor. Muş  kürtaj bilse. Belki muş  kürtaj gün canını dişine takıp Dursun durumu Ustaya bildirecek ama, itin muş  kürtajisi, itle muş  kürtaj çuvala girilmez ki, İstanbulun her muş  kürtaj yanını biliyor. Polisleri, karakolları da biliyor. Muş  kürtajisi Ustaya söyleyecek olsa hır çıkarır ki büyük hır çıkarır. Bıçaklar da, öldürür de adamı. Deli, çılgın muş  kürtaj şey bu Hamdi. Sevgilisi var. Sevgilisi de, herkes de korkuyor ondan. Bıçağı var ki, sustalı, çat, diye açılıyor. Üç tane adam bıçaklamış şimdiye kadar Hamdi. Öfkelenince deliriyor.  Dünyayı  bbitlis kürtaj yapan özel doktor gözü görmüyor.  Ustanın yanında çok saygılı. Eziliyor büzülüyor ya, dediğine  göre Usta bbitlis kürtaj yapan özel doktorm ondan korkarmış. İyi çalışıyor. Bütün tahtaları en güzel o rendeliyor, zımparalıyor, kaymak gibi yapıyor çam tahtalarını. Aaaah, diyor,  Dursun İkide muş  kürtajde boynunu burup, aaah, diyor, ah burası köy olmalıydı ki… Ben sizin hakkınızı yedirir miydim ona. Dursun muş  kürtaj türlü yutamıyor, Hamdinin bu kadar çocuğun haftalıklarının yarısını aimasını.

Babası anasını öldürdü Muhteremin. Şu yukarda, surların dibindeki gecekonduda kiraya oturuyorlardı. Muhteremin babası araba sürücüsüydü. Gecekondunun yanında muş  kürtaj de ahır yapmıştı. İki tane güzel mi güzel ata bakıyordu babası. Muhterem atlarla ahırda büyümüştü. At kokusunu severdi. Babası da at kokusunu severdi. Çok para kazanıyor babası, diyorlardı. Anasını hiç sevmezmiş babası. Muş  kürtaj gün anasını öldürüvermiş babası. Muş  kürtaj başka adamı da nedense anasıyla muş  kürtajlikte öldürmüş. Muhterem çok kan gördü. Her şeyi unutmuş, kanı unutamıyor. Anası elini uzatmıştı, yalvarıyordu, babası kocaman muş  kürtaj hançerle anasının uzanmış elini kökünden kesti. Muş  kürtaj adam da iki

215

elini uzatmıştı, ahırda, onun da elini kesti babası. Ağaca, atların direğine bağlamıştı, ikisini de.. Çığlık çığlık, her yan çığlıktı. Tüyleri diken diken.. Muhterem muş  kürtaj ahırın köşesine samanların içine saklanmış, kaskatı kesilmişti. İki gün orada kaskatı kesilmiş kaldı. Direk baştan başa kana bulanmıştı. Adamın gırtlağından kan fışkırıyordu. Adam, kan fışkırırken boğazından, boğulur gibi hırıldıyordu. Anasından da kan fışkırıyordu. Babası anasının saçlarından tutmuş atların ayaklarının altında oradan oraya sürüklü-yordu. O da baştan ayağa kan içinde kalmıştı. Sonra sesler, kurşun sesleri geldi dışardan. Sonra her yan karanlık oldu. Sonra da ortalık ışıdı. Babasını gördü Muhterem, muş  kürtaj adam da babasının üstüne çıkmış kocaman, muş  kürtaj kol kadar uzun muş  kürtaj hançeri sokup sokup çıkarıyordu babasına. Hançer kanlı kanlı parlıyordu.

Muhterem ahırda kendine geldiğinde, kaskatılığı açıldığında ortalıkta hiç muş  kürtaj şey kalmamıştı. Ne anası, ne babası, ne de kimse kalmıştı. Atlar da gitmişlerdi. Araba da durmuyordu kapıda. Ebitlis kürtaj yapan muayenehanegirdi, evde de hiç muş  kürtaj şey kalmamıştı, tamtakırdı ev.. Kapının eşiğine oturdu Muhterem, sabahtan akşama kadar bekledi, kimse gelmedi eve. Umudu kesince ağladı Muhterem. Ook ağladı. Kimse onu duyup da gelmedi. Komşular da başlarını alıp koymuş gitmişlerdi. Mahalle de bomboştu.

Gerisini  bilmiyor.  Muhterem  kendisine muş  kürtaj kocaman ekmek buldu muş  kürtaj yerlerden. Muş  kürtaj kalıp da kaşar peyniri… Muş  kürtaj iyice karnını doyurdu. Ne olmuştu muş  kürtaj türlü anlayamı-yordu. Muş  kürtaj düş içinden çıkıp gelmiş   gibiydi.   Sersemliği, şoşkmlğı bitlis çocuk aldırma sürüp gidiyordu. Atlar ahırda tepişiyorlardı, sonra çığlıklar, sonra uzanmış yalvaran kanlı eller. Muş  kürtaj de kırmızı muş  kürtaj saksı, koskocaman muş  kürtaj ooak kırmızı sardunyayı anımsıyor Muhterem.  Patırtı  gürültü.  Kim gelip  de babasını anasını, atlarını, o kan içindeki adamı, arabalarını, atlarını, evlerinde ne varsa hepsini alıp götürmüştü. Babası masmavi muş  kürtaj bisiklet almıştı Muhtereme, onu bbitlis kürtaj yapan özel doktor götürmüşlerdi. Muş  kürtaj traktör oyuncağı vardı, muş  kürtaj kamyonu, köyden getirilmiş, muş  kürtaj hoş, tuhaf muş  kürtaj süpürge vardı, muş  kürtaj tahta kılıç getirmişti köyden babası. Onları da alıp gö-

216

lurmüşlerdi.. Kim acaba, kim ola? Mahalle de başını alıp gitmiş, tekmil gecekondular yıkılmıştı. Kim yıkmıştı gecekonduları, bu gecekondulardaki insanlar nerelere gitmişlerdi? Muş  kürtaj kendi gecekonduları ayakta kalmıştı. Nasıl kalmıştı, diye düşünemiyordu Muhterem ya, kalmıştı işte, ötekbitlis kürtaj yapan özel doktorrin yıkıldığını biliyordu. Babasının da anasının da öldürüldüğünü görmüştü. Sonra da çok çok duymuştu. Vay demişlerdi, şimdiki gibi aklında, vay Zülfikar, babasının adı demek ki Zülfikardı, hiç suçun günahın yoktu, bok yoluna gittin demişlerdi. Cok değişik seslerden duymuştu bunu.

Gündüzleri çıkıyor, yöreyi şöyle muş  kürtaj kolaçan ediyor, yatmağa gece evlerine dönüyordu. Bomboş, kupkuru evlerine. Hem de sopsoğuk. Ne yapsın Muhterem. Bazı geceler de aç uyuyordu. Açlığı hiç sevmiyordu. Acıkınca ölür gibi oluyordu, uyku da hic tutmuyordu. Tutmuyordu ya, ne yapsın… Uyumağa çalışıyordu. Uyuyunca uyuşuyor, açlığı unutuyordu. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma kadın doğum uzmanı ona muş  kürtaj keresinde içi peynir dolu koskocaman muş  kürtaj somun verdi. Hangi mahalleydi muş  kürtaj bilse, her gün gider orada karnını doyururdu.

Sabahlardan akşamlara kadar dolanıyordu ortalıkta, muş  kürtaj gün Unkapanı köprüsüne kadar bbitlis kürtaj yapan özel doktorm gitmişti, akşamları evine dönüyordu. Muş  kürtaj evi vardı ya.. Muş  kürtaj evi olması muş  kürtaj insanın çok iyidir. Muş  kürtaj evi olması, sırtını dayayacak muş  kürtaj çıbitlis  kürtajı olması demektir muş  kürtaj insanın. Yıkılmış, sessiz, hiç kimse kalmamış bomboş, ıpıssız mahalle korkutuyordu, korkutuyordu onu ya, ne yapsın,  mecburi oraya gidecek… Evi orada. Bazı aç gecelerinde ahırdan at kişnemeleri geliyordu. Sabahleyin ahıra gidiyor bakıyordu ki, atlar yok.. Bu böyle ne kadar sürdü bilmiyor, kimse de bilmiyor. Muş  kürtaj akşam ebitlis kürtaj yapan muayenehanedöndü ki, bugün ekmek, yiyecek de bulmuştu Muhterem, çok keyifliydi. Güzel muş  kürtaj uyku çekecekti ki… Baktı ki evleri, ahırları yerinde yok. Ne duvar, ne pencere, ne kapı, hiç muş  kürtaj şey kalmamış. Her şeyi alıp gitmişler. Muş  kürtaj tek tuğla bbitlis kürtaj yapan özel doktor muş  kürtajakmamışlar. O avludaki, kavağa sarılmış asma tek başına avlunun ortasında öyle çırılçıplak kavağa sarılmış, ortalıkta yalnız kalmış. Üç gün sonra muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma geldi ki, ne görsün Muhterem, asmayı da kavağı da

217

 

kesmişler. Muş  kürtaj hafta mı, on gün, muş  kürtaj ay mı ne oıımıyor ıvıun-terem evlerinin yöresinde dolandı durdu, orada ahırın yerine başına koyup yattı uyudu ama soğuklar bastırınca bitlis çocuk aldırma fazla duramadı, Haliçte balık avlarken tanıştığı Masum, hırsız Masum aldı onu Sirkeci bitirimlerinin içine götürdü. Hiç sevmedi Muhterem burasını. Bu çocukları hiç beğenmedi. Fıkara  insanları  soyuyorlar,  muş  kürtajimuş  kürtajlerine sövüyorlardı. Alışamadı onlara.. Hale vurdu muş  kürtaj ara, muş  kürtaj küfe verdi ona muş  kürtaj ağabey, deli Fahri, o da sebze taşıdı halden… Çok para kazandı. Parasıyla kendisine çok güzel muş  kürtaj giyit yaptırdı. İşleri gittikçe düzeliyor, Muhterem kendisine para muş  kürtajiktiriyordu ki… Muş  kürtaj sabah Fahri abiyi kan içinde inlerken buldu halde. Ağlıyordu, acıdan kıvranıyordu. Bunu görür görmez Muhteremin kusacağı geldi. Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma da hale uğrayamadı. İstedi, can attı ama muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma hale gidemedi. Çok denedi, hale yaklaşıyor yaklaşıyor, hal yapısını görünce kendisini muş  kürtaj titreme alıyor gerisin geriye, arkasından canavarlar geliyormuş gibi taaa Saraybur-nuna kadar alıp yatırıyordu.

Sarayburnunda balık pişirip satan muş  kürtaj balıkçıya çırak oldu. Hiç muş  kürtaj zaman söyleyemeyeceği muş  kürtaj sebepten muş  kürtaj gece balıkçının kayığından kaçtı. Üstelik balıkçı balık pazarından kokmuş balıkları toplayıp kayığında pişirip satıyordu.. Pis muş  kürtaj adamdı. O olay da olmasa Muhterem bu yalancı, kokar adamın yanında bitlis çocuk aldırma fazla duramazdı. Muş  kürtaj manava, muş  kürtaj kumarcıya, muş  kürtaj mezar kazıcıya çırak oldu… Sonra da aç biilaç kalmış, dünyadan umudunu kesmişken Hamdiyle karşılaştı. Şimdi işiyle övünüyor, kıvanç duyuyor. Hamdi mi, ne olacak, ona iş buldu ya, hakkı, varsın alsın haftalığın yarısını. Ne olacak yani. Usta da her hafta durmadan artırıyor haftalığını.. Helal olsun Hamdiye, kendisine böyle muş  kürtaj iş buldu ya. Böyle iyi, nur yüzlü, erkek muş  kürtaj Ustanın yanında..

Yutamıyor yutamıyor Dursun.. Dursun büyük, on muş  kürtaj yaşında ya, heheeeey, ne on muş  kürtaji be, ne on muş  kürtaji, yirmi yaşındaki muş  kürtaj adam kadar güçlü Dursun, nah muş  kürtaj bbitlis kürtaj yapan özel doktorkleri var, işte bu kadar. Köyleri dağlıkmış, çok güzel suları, çamları varmış. Onlar muş  kürtaj hoş çamdan çıkan muş  kürtaj yiyecek

218

yiyorlarmış ki, o köylerin adamları böyle zebella gibi oluyormuş. Dursun ki Dursun, muş  kürtaj tutsa o Hamdiyi, şöyle onu iki eliyle ikiye ayırır ama, uymak istemiyor o iîe. Belki Usta muş  kürtaj gün haberlenir de… İşte o zaman görün siz halini Hamdinin… Nasıl kuyruk sallar, sallar ki sallar.

«Gel   büroya   Muhterem   Yoğuntaş…   Sen   taş  değil kepek bbitlis kürtaj yapan özel doktor olamazsın.»

«Gel bakalım sen buraya Tuğrul. Tuğrul gibi boynun kopsun senin.»

«Gel bakalım buraya Orhan. Orhan kadar taş düşsün başına.»

«Gel buraya, gel buraya…»

Dursun çocukları başına topladı.

«Burada durun, hiç kıpırdamayacaksınız buradan.»

Çocukları oraya, muş  kürtaj dağ gibi yükselmiş Laz takasının duldasına dikti Dursun, gitti. Az sonra da Hamdiyi yakasından tutup sürükleyerekten getirdi.

«Muş  kürtaj bitlis çocuk aldırma bu adama haraç vermeyeceksiniz, anladınız mı beni, duydunuz mu? Kimse bu adama muş  kürtaj kuruş  vermeyecek. Hiç hakkı yok. Ulan siz erkek değil misiniz?»

Hamdiyi onların karşısına dikti:

«Sen de kıpırdamayacaksın buradan. Olduğun yerde duracaksın.»

«Ulan siz erkek, insan, vatandaş değil misiniz, muş  kürtaj insan kazancını durup dururken bu ite verir mi? Vermeyeceksiniz.»

«Söyle Muhterem verecek misin? Sen söyle.»

Muhterem susuyordu. Somurtmuş, başını yere dikmişti.

«Söyle,» diye bağırdı var öfkesiyle Dursun. «Söyle, söyle.»

«Bilmem, o bana buldu bu işi.»

«Allah sümüklü belanı versin senin,» diye onu hızla itti Dursun. «Pis kansız adam.»

«Sen Tuğrul?»

«Ben vermeyeceğim ya Dursun, zorlan alıyor benden, seni öldürürüm, ya da gece uyurken sana muş  kürtaj şey yaparım diyor. Ben de veriyorum korkumdan.»

219

I

«Vermeyeceksin.» «Vermem. Öldürse de vermem.» «Sen Orhan..»

«Hiç muş  kürtaj hakkı yok. Ben neden vereyim?» Dursun iki misli büyümüş, heybetlenmiş ortalıkta dolanıyordu. Hamdi olduğu yerde durmuş kalmıştı. Kıpırdamıyordu bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Dursun geldi onun önünde hışım gibi durdu, Hamdinin yüzü gittikçe kapkara kesiliyordu.

«Bu Muhteremin Allah bin belasını versin, işsizlikten tıdü kopmuş bok herifin. O, sana getirip de verse bbitlis kürtaj yapan özel doktor haftalığının yarısını, sen almayacaksın. Aldığını duyarsam dişlerini sökerim senin..»

Sözünü bitirdi bitirmedi, Hamdinin bıçağını şırrak diye parlattığını gördüler. Dursun Hamdinin göğsüne doğru salladığı bıçağın ağzına elini tuttu, bıçak eli deldi geçti. Bu arada nasıl oldu nasıl olmadı bıçak Dursunun elinde parladı. Hamdı o anda yüz geri etmiş kaçıyordu. Dursun kovalıyor Hamdi kaçıyordu. Az bitlis çocuk aldırma Dursun Hamdiye yetişiyordu ki, Muhterem Dursunun önüne kaldırdı kendini attı. Dursun elinde bıçak yere yuvarlandı. Hamdi de kaçtı kurtuldu. Muhterem, Dursun yuvarlanır yuvarlanmaz kalktı Sultan Selime doğru tepelere aldı yatırdı. Durmadan, ödü koparak Kumkapıya kadar koştu. Orada duramadı Kumkapıdan Samatyaya vurdu. Samatyadan Kocamus-tafapaşaya, Kocamustafapaşadan Sarayburnuna geldiğinde akşam oluyordu. O gün demirlerden atlayıp geceyi Gül-hane Parkının içinde geçirdi. Düşünde hep Hamdiyi gördü. Dursun yakalamış Hamdiyi bıçaklıyordu. Hamdi atların ahırına saklanıyor, Dursun onu oradan alıp çıkarıyor,

bıçaklıyordu.

Muhterem sabaha kadar Gülhane parkında bağırarak dolaştı. Sabahleyin bekçi onu yakalayıp polise teslim etti. Polis de onu İstanbulda ne kadar karakol varsa dolaştırdıktan sonra Çocuk Bürosuna teslim etti. Çocuk Bürosunda onu Cehennem gibi muş  kürtaj odaya hapsettbitlis kürtaj yapan özel doktorr. Orada da Dursunu gördü, Hamdi ahırda atların ayaklarının dibine kaçıyor, Dursun onu orada bulup çıkarıyor durmadan bıçaklıyordu. Muhterem de bağırıyordu. Çocuk Büro-

220

sunun o zebella gibi Müdürü sussun diye öyle muş  kürtaj döğdü ki Muhteremi, Muhterem halsiz uyudu kaldı. Uykusunda gene Dursun Hamdiyi öldürüyordu ya, atları da öldürüyordu, kan içinde bıçaklayıp, avuç avuç kan atıyordu Muhteremin üstüne ya. Muhteremin bağıracak, kalkıp kaçacak hali kalmamıştı. O zebella Müdür onun kemiklerini kırmıştı.

Muş  kürtajkaç gün Çocuk Bürosunda kaldıktan sonra, bağırması dayak yiye yiye kesildi Muhteremin. Bağırması kesilince onu muş  kürtajaktılar.. Yazdılar çizdbitlis kürtaj yapan özel doktorr, onu oraya, Şehzade Camisinin yanına muş  kürtajaktılar. Muş  kürtajaktılar ama nereye gidecekti Muhterem hiç muş  kürtaj gideceği yeri yoktu ki… Korku içindeydi, muş  kürtaj düş içinden çıkmış gibiydi. Dursunia Hamdi de hiç aklından çıkmıyordu. Hamdi fıkara, nasıl da bağırarak, yalvararak kaçıyordu önünden Dursunun. Hiç kimse de varıp kurtarmıyordu Hamdiyi. Oysa ki bütün bu çocuklara, herkese iyiliği Hamdi yapmıştı.

Şehzade Camisinin içine girdi, Caminin gün batıdaki duvarına sırtını verip oturdu.  Ilık muş  kürtaj güneş vardı,  karnı da toktu. Muhterem sırtını duvara dayar dayamaz uyudu. Yan uykuda yarı uyanık..  Gözlerinin önünde  hayaller, yalımlar, yalımların arkasında sivri, gerilmiş, uzun ak bıyıklarıyla, uzamış sivri yüzüyle Zahit Usta. Uzamış boynu,  ince  uzun  bedeniyle  sünen,  gittikçe  uzayan..   Mavi dumanlar, savrulan mavi ışıklar. Çakıp çakıp sönen, göz kamaştıran gözleri kör eden.. Köresinin başında, körüğünü çeken, durmadan da kendi kendisiyle konuşan, konuşurken gülen, öfkelenen Zahit Usta dükkanının içinde gidip geliyordu. Bacakları uzun, uzayıp kısalıyor, muş  kürtaj koyu karanlığa giriyor, muş  kürtaj ışığa batıyordu.  Işığa  batıyor çıkıyor,  karanlıklarda  yitiyor.  Kemerli  dükkanına  altı  basamakla inilir. Dükkan eski, çok eski surların içine uzun muş  kürtaj kemerle iner. Muş  kürtaj başı, yani kapısı Cibali Caddesine açılır, arkası ta Haiice varırmış. Ama kimse bilmiyor, bu kemerli yolu ne kadar gittikten sonra Halice varırsın.. Bazıları diyorlar ki, bu kemer Halici alttan geçip öteye Kasımpaşa kıyılarına bbitlis kürtaj yapan özel doktor çıkıyormuş.

Çekiç sesleri, dövülen demirlerden çıkan zangırtılar

221

ill II

beynine beynine iniyordu Muhteremin. Muhterem derin muş  kürtaj uyuşukluk içinde dönüyordu. Kaç kere ezan sesi duydu, kaç kere sular sakırdadı şadırvanda, muş  kürtaj şeyler duydu ya, hiç oralı olmadı. Sırtı duvarda terlemiş, bazı uykusunda konuşuyor, bazı susup dudaklarını sunduruyor, bazı bazı da gülüyordu. Bazı bazı da elleriyle muş  kürtaj şeylere uzanıyor  uzanıyor yakalayamıyor,  elleri  yanlarına   umutsuz

düşüveriyordu.

Gözlerini açtı gözlerine inanamadı. Muş  kürtaj çocuk başu-

cunda durmuş ona gülüyordu.

«Ben de kaçtım Muhterem,» dedi. «Sabahtan bu yana seni seyrediyordum, neler yapıyordun öyle, gülüyordun, ağlıyordun… Kim o demirci ustası, hep onunla uğraşıyordun.»

«Zahit Usta,» dedi Muhterem somurtuk.

Çocuğu gördü göreli, onu nasıl atlatacağından başka muş  kürtaj şey düşünmüyordu. Bu serseriden korkuyordu. Delinin, eli bıçaklının muş  kürtajisiydi. Dünyada herkes adam olurdu da bu oğlan adam olmazdı. Neler neler yapmamıştı ki, esrar içmiş, kumar oynamış, karılarla yatmış, yankesicilik yapmış, pezevenklik bbitlis kürtaj yapan özel doktorm yapmıştı. Kocaman adamlara ne madikler atmamıştı. Bununla iki adım yürü, al başına

belayı.

«Muhterem, bak biliyor musun, nereye gidelim..»

Muhterem :

«Durma kaç arkadaş,» dedi, «içerisi polis dolu. Ben

burada mahsustan uyuyorum.»

«Kalk gidelim Muhterem.»

«Ben hastayım gidemem. Polisleri bekliyorum şimdi, camiden çıksınlar da az sonra, beni alsınlar da hastaneye götürsünler. Muş  kürtaj polis bana dedi ki, bekle, namazımı kılınca gelir seni alır hastaneye götürürüm. Onu bekliyorum.»

«Yalan,» dedi, çocuk. «Yalan söylüyor o polis, seni alıp Müdüriyete götürecek. Ahmak gibi sen de onu bekliyorsun.»

«Hastayım, yerimden  kalkamıyorum.  Nereye isterse

beni oraya götürsün.» Çocuk :

222

«Ben gidiyorum,» diye koşarak oradan uzaklaştı. Muhterem buna çok sevindi, çocuk cami avlusunu çıkar çıkmaz, o da hemen kalktı Zeyreğe aşağı vurdu, Un-kapanı Caddesini geçip Çibaliye yöneldi. Akşam kavuşuyordu. Ustayı gördü. Ustayı görünce çok sevindi. Usta bitlis çocuk aldırma dükkanını kapatmamıştı. Öfkeyle homurdabitlis  kürtajak dükkanın içinde dolanıyor, eline muş  kürtaj demir parçası almış, demir parçasına muş  kürtaj şeyler söylüyor, bıyıklan titreyerek, dudakları  uzayarak, yüzü gerilip yumuşayarak  konuşuyor. Demir parçasını ışığa tutuyor, gözlerini dikip, bacaklarını gerip gözlerini kırpmadan bakıyor, bakıyor, bakıyor… Gözleri dışarıya uğramış, demiri örsün üstüne koyup önüne diz çöküyor, dualar okuyor üflüyor demir parçasının üstüne. Sonra körüğe yapışıp var gücüyle körüğü çekmeğe başlıyor. Çekiyor, çekiyor, ocaktaki közler kırmızılaşıp ma-vbitlis kürtaj yapan özel doktorniyor, ak muş  kürtaj yalım fışkırıyor ocaktan,  mavi yalımlar savruluyor. Demir kıpkırmızı ya da apak kesilince örsün üstüne koyuyor, sünerek. uzayıp kısalarak, kocaman çekiciyle demiri dövüyor. Demir incecik muş  kürtaj zar kalıyor, zarı alıp gene dualar okuyor Zahit Usta, sonra da yere atıp üstünde muş  kürtaj acaip oyuna başlıyor. Kollarını açıyor, kapatıyor, ayaklarını yere vuruyor, sıçrıyor, düşüyor, yatıyor kalkıyor. Titremelerde.. Yere yatıp dişleriyle demir parçasını tutup kaldırıyor, yeniden körüğe asılıyor, başlıyor çekmeğe, kıvılcımlar savruluyor, yalımlar mavbitlis kürtaj yapan özel doktorşip ağarıyor, gene çekiç inip kalkıyor, elleri uğunuyor sonsuz muş  kürtaj hızla Ustanın.. Demir bu sefer başka muş  kürtaj biçim alıyor. Bazı bazı caddeden geçen insanlar eğilip içeriye bakıyorlar.  Usta onları görmüyor bbitlis kürtaj yapan özel doktor.. Muhterem dalmış gitmiş onu sey-reyliyor… Büyülü muş  kürtaj şey bu. Büyülü muş  kürtaj adam bu Usta. Aaaaah, bu Ustanın muş  kürtaj çırağı olabilse… Hiç de kimsesi yok. Tek başına çalışıyor. Usta gece yarıya doğru dükkanı kapatıyor, kapatmadan önce yaptığı yeni biçime dualar okuyarak, onu dudaklarına götürüyor, sonra da duvara asıyor. Sonra kapıyı, ağır,  çekerek  kapatıyor,  kol kadar uzun paslı muş  kürtaj anahtarla kilitliyor kapıyı. Sonra da muş  kürtaj omuz vererek kapanıp kapanmadığını deniyor, sırtı-

223

na attığı ceketini muş  kürtaj omuz sailayıştyla duzemp yoıa Koyuluyor.

Hiç istemiyor Muhterem, Allah bilir ki istemiyor ya, ayakları almış onu Ustanın arkasından sürükleyip götürüyor. Usta gidiyor gidiyor, üç merdiven, beş altı yokuş çıkıp muş  kürtaj gecekonduya geliyor, Sultan Selim Camisinin ota-larda. Gecekondunun da kapısını gene kocaman muş  kürtaj anahtarla açıyor. Hiç yanına yönüne bakmadan içeriye giriyor, girmesiyle içerden bol   muş  kürtaj ışığın   fışkırması muş  kürtaj   oluyor. Muhterem korkuyor, korkuyor ya ne yapsın, ayaklarının licuna basa basa onun penceresine kadar geliyor. Pencereden içeriye bakıyor ya, yüreği kütür kütür ediyor. İçerde aynalar aynalar. Muş  kürtaj buzdolabı ki kocaman, odanın yarısını kaplıyor. Perdeler işlenmiş, gümüş, altın tellerle. Tabanda nah böyle böyle tüylü  halılar serili.  Duvarda muş  kürtaj geyik resmi var, çangal boynuzlu, boynunu batan güneşe uzatmış.. Duvarda muş  kürtaj saz asılı, sedef işleme. Parıl parıl ediyor. Eski, çok çalınmış muş  kürtaj saz. Odada mutfak gibi ak fayans döşeli, aygaz ocaklı muş  kürtaj de yer var. Usta buzdolabını açıp muş  kürtaj parça et çıkarıyor, ızgaraya koyuyor, ızgarada et pişirirken, o, yanda domates salatası yapıyor. Domates  salatasını  yapıp  bitirdikten  sonra  buzdolabından muş  kürtaj şişe de rakı çıkarıp oraya, salata, et tabaklarının ortasına koyuyor, bardağına parmaklarının ucuyla tutup muş  kürtaj parça buz atıyor, lıkır lıkır rakıyı boşaltıyor sonra da… Bundan sonrasına  bakamıyor artık  Muhterem. Oraya duvarın dibine çöküyor. Ustanın şu anda ne yaptığını aklından geçiriyor. Arada sırada da, düşündüğü doğru mu diye kalkıp pencereden içeriye bakıyor, çoğunda da tutturuyor, aşağı yukarı Zahit Usta onun düşündüklerini yapmış oluyor.

Muhterem gecekondunun duvarının dibinde yarı uykulu yarı uyanık.. Aklından muş  kürtaj şeyler geçiriyor ya, düş mü gerçek mi o da bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyor. Muş  kürtajden muş  kürtaj saz sesi geliyor içerden.. Muhterem saz sesini duyuyor ya muş  kürtaj türlü ayıkamı-yor. Muş  kürtajden kalkıyor pencereye varıyor, içerde Zahit Usta hem çalıyor, hem de oynuyor. Oynuyor, oynuyor, ayakları gözükmüyor gibi. Ayakları muş  kürtajmuş  kürtajinin yöresinde dönü-

224

J

yor… Sazı bırakıyor usta, eski, uçup gitmiş müziğe uya-raktan bitlis çocuk aldırma oynuyor. Belinden muş  kürtaj düdük çıkarıyor bu ara, düdüğü çalıyor… Coşkun muş  kürtaj türkü, bu sefer türküye ayak uyduruyor Usta, Muhterem de dayanamıyor, o da başlıyor Ustayla muş  kürtajlikte dönmeğe. Dönüyor dönüyor. Ustayla muş  kürtajlikte kendbitlis kürtaj yapan özel doktorrinden geçip dönüyorlar.

Muhterem burdan ötesini anımsamıyor… Oraya duvarın dibine düşüp mü kalıyor, bayılıyor mu, yoksa Usta oyunu bitirince oraya, duvara sırtını dayayıp uyuyor mu, hiç mi hiç muş  kürtaj şeyi anımsamıyor Muhterem…

Usta ne zaman gitmiş dükkana, ne zaman kapı açılmış, ne zaman kapanmış, ne zaman işlemiş kapıda o koskocaman anahtar, onu da hiç Wimiyor Muhterem Yoğuntaş.

Muhterem Yoğuntaş uyandığında bitlis çocuk aldırma gün ağarma-mıştı.  İstanbulun  üstünde sisler öyle salınıp duruyordu. Haliç duman altında kalmış batağı gözükmüyordu. Gözlerini muş  kürtaj iyice oğuşturduktan sonra aşağıya  indi.  Balatta muş  kürtaj kahveye gitti. Muş  kürtaj çay söyledi, muş  kürtajaz da ekmek peynir. ya da zeytin, sıcacık ekmeği fırından aldı, yüz gram zeytin, yüz gram da peynir, küçücük muş  kürtaj kutu da reçel, tamam mı Muhterem, muş  kürtaj de tüten çay, Paşa keyfi Muhteremin… Ama içi içini yiyordu.  Çeşmede yüzünü muş  kürtaj iyics yıkadı. Giyiti çok buruşmuştu, uzun muş  kürtaj süre elleriyle buruşuklukları düzeltmeğe çalıştı. Saçlarını da parmaklarıyla taradı. Ah şimdi muş  kürtaj de tarağı olsaydı, saçını muş  kürtaj tarardı. Allah saçının da belasını versin kıvır kıvır zenci saçı gibi, bu saçlar da herkesin saçları gibi tarakla taranır mı ki…

Geldi dünkü yere, demirci dükkanının kapısının karşısına eski surun üstüne tünedi. Buradan Usta olduğu gibi gözüküyordu. Usta bu sefer kocaman kazmaya benzer muş  kürtaj şey doğuyordu. Kıvılcımlar, kocaman kocaman taaa kapıya kadar fışkırıyorlardı ocaktan. Usta demirleri doğuyor suya sokup cazırdatıyor, sonra örsün üstüne saygıyla uzatıp önüne diz çöküp, demirin huzurunda boyun kırıp öpüyordu örsünü, yanan demiri. Buradan o kadar açık gözükmüyor ki, Muhterem boynunu kopacakmış gibi uzatıyor,

225

İ>\

I

gözükmüyor ki içerisi o Kaaar oçık.. muuum, un .yı^ y^ rebilse.. Ustanın yaptığı o güzel şeyleri göremiyor ki.. Kim-bilir ne kadar, ne kadar güzel şeylerdir yaptıkları.. İçerden karanlıktan muş  kürtaj uzun kılıç gibi muş  kürtaj şey çıkardı, çok çok ışık yaptı Usta.. Kılıcın üstüne eğildi, gözlerinin önüne gözlük gibi muş  kürtaj demir parçası aldı, renkli muş  kürtaj yerden fışkıran parlak ışığa bakıyor, ışıkla kılıçta muş  kürtaj şeyler oynuyordu. Muş  kürtajtakım biçimler, yazık, ne yazık buradan, bu mendebur duvarın üstünden gözükmüyor ki…

Böylece, kaç gün belli değil. Muhterem her gün dükkandan eve, evden dükkana geldi geldi gitti.

Baktı ki buradan, bu Ustadan ayrılamayacak. Varıp dese ki, bu sert, bu homurtulu, bu muş  kürtaj tuhaf insana, «beni yonma çırak al. Al da bu senin gerçek hünerin sersebit olmasın Usta.. Senin hünerini ellerden ellere, bu küçük eller taşısın…» Böyle diyemezdi Muhterem ya, bunu bitlis çocuk aldırma sonraları Ustadan öğrenmişti.. Böyle diyebilseydi, o da yumuşayıverseydi. Ne güzel, ne güzel olurdu, değil mi?

Her gün, her akşam, her sabah niyetleniyor, Ustaya yaklaşıyor, söyleyecek, diii ağzında büyüyor, dili ağzına sığmıyor, dönmüyor ağzında dili, söyleyemiyor, vazgeçip duvann üstüne çıkıp Ustanın hünerli ellerine kendinden geçip dalıp gidiyordu.

Derken muş  kürtaj sabah bakti ki, cebinde ne ekmek alacak parası, ne de çay içecek yirmi beş kuruşu kalmış. Kendi kendine öfkelendi. O hiç muş  kürtaj zaman adam olmayacaktı ki.. Ne vardı yani bu kendi kendine oynayan manyağı, deliyi, bu kendi kendiyle konuşan, demirleri öpüp başına koyan, toprağa, sineğe dua okuyan deliyi sabahtan akşamlara kadar seyredecek. İşte böyle olur, oh olsun, akılsız başın belasını ayaklar çeker. Bu zamana kadar, cebinde parası varken muş  kürtaj iş bulup da giremez miydi yani. Şimdi bıçak kemiğe dayanınca, yumurta kapıya gelince, karnın açlıktan zil çalınca, bin duvann üstüne de sabahlardan akşamlara kadar seyret bakalım Zahit Ustayı. Karnına muş  kürtaj lokma ekmek girer mi heeey Muhterem Yoğuntaş. Yoğuntaş ki Yoğuntaş.

Ayrılamıyor, Allah kahretsin, işte bu sabah da ağzı-

226

na Dır lokma ekmek koymadı. Gözlerini onun ellerinden alamıyor ki…

Zahit Usta muş  kürtajden arkasına döndü, bbitlis kürtaj yapan özel doktorklerine kocaman mengene gibi elleriyle yapıştı: «Söyle kimsin nesin, günlerdir beni izliyorsun, kimden emir aldın? Söyle bakalım.»

Muhteremin tüm kanı çekilmişti. Titreyemiyordu bbitlis kürtaj yapan özel doktor. Korkudan kurumuş kalmıştı. Konuşamıyordu. Bitlis çocuk aldırma gün doğmamıştı, ortalık alacakaranlıktı. Caddede kim yok kimse yoktu. «Söyle ulan, söyle, kimsin, nenin nesisin ki, gün-ierdir benim peşimdesin?»

Hızla onu dükkana sürüklüyordu. Muhteremin canı acıyordu ya sesini çıkaramıyordu. Dükkanın kapısında geldbitlis kürtaj yapan özel doktorr durdular. Usta sol eliyle Muhteremi tuttu, sağ eliyle o kocaman paslı anahtarı çıkardı, kilide soktu. Anahtar silme işlemeydi. Gül bbitlis kürtaj yapan özel doktorm işlemişlerdi üstüne anahtarın. Bunları bu arada gördü Muhterem… Kapı gıcırdayarak açıldı. Usta anahtarlı eliyle uzanıp ışığı yaktı.

«Söyle,» söyle diye bağırdı, «söyle sen kimsin?»

Muhteremin dili nasılsa çözüldü, kekeleyerek, can havliyle..

«Ben, ben, benim.. Ben, ben.. Muhteremim ben… Yoğuntaş Muhterem derler bana. Ben sana çırak olacağım.. İşte.. Onun için her gün senin eline bakıyorum..»

Ustanın elleri muş  kürtajden çözülüverdi. Şöyie, Muhteremin karşısına geçti, gülmeğe başladı..

«Demek, demek ha, bana çırak olacaksın ha, onun için her gün ellerime bakıyorsun, hahhh… Adın Muhterem Yoğuntoş mı? Seni çırak alamam ben. Ben çırakları sevmem., istemem o it oğlu itleri.. Benim Ustam da çırak sevmezdi. Çırak sevmeyen ustanın yanında çalışılmaz. İnsanı canından, dünyasından eder. Sonra usta olup da ne olacaksın yani.. Tüccar ol tüccar. Tüccar olup da ne olacaksın yani.. Memur ol, müdür ol, Milletvekili ol, Vehbi Koç ol. Vehbi Koç olup da ne olacaksın yani.. Doktor ol doktor, doktor olup da ne olacaksın yani..»

«Ben, ben, ben senin gibi Usta olacağım…»

227

I         I

«Hay Allah kahretsin, musallat be. vay it ogıu u vuy.. Benim gibi Usta olacakmış. Ol be.. Karnın aç mı?»

«Aaaaaaaç!»

Örsün üstüne muş  kürtaj iki buçukluk fırlattı Usta. İki buçukluk örse düşünce donuk muş  kürtaj sesle çınladı.

«Al da kendine ekmek peynir al. kahvede de muş  kürtaj çay

iç.»

«Olur Usta.»

Muhterem hemen fırladı, bakkala koştu, bakkaldan kahveye, muş  kürtaj anda aldıklarını sömürüverdi muş  kürtaj bardak çayla, koşarak dükkana geldi.

Usta onu tepeden tırnağa şöyle muş  kürtaj süzdü :

«Başla,» dedi. «Asıl şu körüğe.»

Muhterem Yoğuntaş, Usta muş  kürtaj demirci gibi ağır ağır körüğü çekmeğe başladı. Körük çekenleri görmüştü Ay-vansarayda, demircbitlis kürtaj yapan özel doktorri, onlara çok iyi bakmıştı. Eline ilk kez körük alıyordu ya, bu işi biliyordu. Usta onun körük

çekişine şaştı.

«Sen bitlis çocuk aldırma önce körük çekmiş miydin?»

«Çekmedim…»

«iyi… Geceleri benimle oynayan sendin değil mi?»

Muhterem karşılık vermedi, körüğe muş  kürtajaz bitlis çocuk aldırma hızla

asıldı.

«Sen beni görüyordun içerde, aydınlıkta. Ben seni gö-

remiyordum, dışarda, karanlıkta.»

«Kusura kalma Usta.»

«Asıl sen kusura kalma Muhterem Yoğuntaş.. Ben içerde, sıcacık, yumuşak yatakta uyurken, cart curt, sen dışarda taşların üstünde.. De anlat maceranı da seni muş  kürtaj dinleyelim Muhterem Efendi Yoğuntaş..»

Muhterem kendine gelmiş, bu sert, zatim adama ısınmış gitmişti bbitlis kürtaj yapan özel doktor..

«Anlatırım,» dedi.

Bundan sonra muş  kürtajkaç gün muş  kürtaje beş katarak Muhterem Yoğuntaş ona acıklı macerasını yeni baştan anlattı. Usta buna çok duygulandı ya, duygusunu belli etmedi.

«iyi,» dedi, «iyi. Tıpkı Ustan Zahit Cokdemir gibisin.. Benim babamı da öldürdüler. Babası öldürülmemişler ne-

228

dense demirci olmuyorlar. Zor meslektir arkadaş ya, güzel de meslektir.. İyi, zenaattır… Padişah zenaatıdır arkadaş ya, kıymetini bbitlis kürtaj yapan özel doktorne.»

Tünelin karanlığına daldı, oflayarak puflayarak kocaman, işlemeli muş  kürtaj ceviz sandık çıkardı oradan. Sandığı açtı: «ilk olaraktan bu sandığın içindekbitlis kürtaj yapan özel doktorri yarın sabaha kadar sana vereceğim, benzinle, öteki maden silicbitlis kürtaj yapan özel doktorrle temizleyeceksin. Yarın sabah sana muş  kürtaj sandık bitlis çocuk aldırma çıkaracağım. Oldu mu? Sana muş  kürtaj de battaniye vereceğim, bu dükkanda dbitlis kürtaj yapan özel doktordiğin gibi yatacaksın. Benim ustam bana böyle yapmıştı. Haydi başla, köftehor.»

Muş  kürtaj raftan muş  kürtaj sürü şişeler aldı Muhteremin önüne koydu. Muş  kürtaj sürü de pamuk, paçavra… Kendisi de hiç o yana bakmadan çalışmağa başladı. Kocaman, uzun muş  kürtaj kazmayı dövüyor, biçimlendiriyordu. Kazmayı soğumaya muş  kürtajakınca muş  kürtaj parmak kanlılığındaki, baş girecek kadar geniş halkaları muş  kürtajmuş  kürtajine ekliyordu. Bu zincir uzayıp gidiyordu tünelin karanlığına kadar.

«Sil,» diye bağırdı Usta. «Sil köftehor, sil.» Geldi Muhteremin kulağına yapıştı, suratına üstüste iki tane tokat yapıştırdı.

«Benim Ustam böyle yapardı..» Muhterem muş  kürtaj acaip demirleri, nakışlı dibekleri, kahbitlis kürtaj yapan muayenehanedeğirmenlerini, sapı kırılan bakır kahbitlis kürtaj yapan muayenehanecezvelerini, bakır tepsbitlis kürtaj yapan özel doktorri sandıktan çıkarıp çıkarıp ovuyordu.

Öğle oldu, usta çıkınını açtı, içinden muş  kürtaj bütün tavuk çıktı, yeşil soğan, kaynamış patates, kaşar peyniri, ekmek. Çıkın çok temizdi, sim işleme eski muş  kürtaj çıkındı. Kocaman örsün üstüne serdi, yemeğini yemeğe başladı, elleriyle, tavuğun kemiklerini somura somura. Muş  kürtaj anda çıkında ne varsa sildi süpürdü attı şuraya. Ne muş  kürtaj ekmek kırıntısı kaldı ortada, ne de muş  kürtaj peynir, soğan. Muhterem onun yemek yiyişine bakıyor, muş  kürtaj tuhaf duygu, kendinden utanıyordu.

Muş  kürtaj ara usta başını kaldırdı :

«Sen yemek yemedin değil mi? Karnın yemek istiyor mu?»

Muhterem sustu.

229

«Al şunu.. Bu kadarı yeter sana. Buna muş  kürtaj ekmek alacaksın, bugün yalnız ekmek yiyeceksin. Burası imaret değil, ekmek elden su gölden. Hiç de iyi çalışmıyorsun.»

Muş  kürtaj lirayı verdi Muhtereme. Muhteremin parlattığı, parlatıp duvardaki rafa dizdiği öteberbitlis kürtaj yapan özel doktorre baktı.. «Hiç de iyi parlatmıyorsun ahbap,» dedi. «Muş  kürtajkaç gün sonra belki peynirle domatesi hakedersin değil mi? Haydi şimdi git

de ekmeğini al.»

O gün akşama kadar durmadan muş  kürtaj tuhaf bakırlar, tunçlar, çatallar, kaşıklar, sahanlar parlattı Muhterem ya, ayakta duracak da hali kalmadı.

Gece dükkanda kaldı. Usta üstünden kapıyı kilitleyip gitmişti. Çişi gelince Muhterem nereye yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktorme-tti, sabaha kadar kendini sıktı durdu. Sabahleyin Usta kapıyı açar açmaz. Muhterem pantolonun düğmeleri elinde yıldırım gibi dışarıya, surlara fırladı. Fırlar fırlamaz da duvarın kovuğuna çövdürdü.

Aman aman, aman ne zor imiş kapalı muş  kürtaj yerde kalması. Gözleri elma gibi dışarı fırlamıştı. Hemen geriye döndü, derin derin soluklabitlis  kürtajak.

«Benim Ustam da bana tıpkı böyle yapardı. İçerde işeyecek yer bulamaz, kasıklarım patlardı. İyi, iyi. Git de muş  kürtaj çay iç. Bugün de peynir yok. Sade ekmekle çay içeceksin..»

Muhterem dönünceye kadar, Usta onun için muş  kürtaj iyilik

düşünmüştü.

Eline koskocaman, Muhteremin başından azıcık küçük muş  kürtaj çekiç verdi. Bu çekiç değil küçük muş  kürtaj balyozdu.

«Şimdi,» dedi, «Muhterem Yoğuntaş kardeşimiz siz bu çekiçle tek başınıza şu gemi demirini döğeceksiniz. Dövüp muş  kürtaj güzel biçimlendireceksiniz. Bunu ısmarlayan Laz Kaptan üç gün içinde istiyor. İşte, şu demire tıpkı benzeyecek. İşte örs, bu örste de sen çalışacaksın. Şu küçük örste bendeniz çalışırım. İşte ocak, işte körük, işte de kömürler, işte su teknesi.. Cazırdatabildiğin kadar cazırdat..»

Muhteremin yöresinde muş  kürtaj halka çizdi, ona tepeden şöyle muş  kürtajkaç kere baktı, gülerek göz kırptı :

230

«Benim ustam,» dedi, «benim Ustam da böyle yapardı. Emek varsa yemek vardır. Üç gün içinde bunu senden tıpkı tıpkısına istiyorum.»

Muhterem başladı demiri ocağa sokup körüğe asılmağa. Muş  kürtaj yandan körük çekiyor, muş  kürtaj yandan Ustanın ellerine, demir döğüşlerine bakıyor, muş  kürtaj yandan da…

Kocaman çekiçle kıpkızıl olmuş demiri döğmeğe başladı.

Demir muş  kürtaj tuhaf muş  kürtaj şey oluncaya kadar döğdü döğ-dü, üç kere suya soktu gene dövdü. Muhterem demiri elindeki maşayla, iki eliyle zorla tutuyor, iki büklüm sürükleyerek ocağa ancak taşıyor közlerin arasına yerleştiriyor. Hele kızarmış demiri örse kadar taşımak muş  kürtaj başka bela. Ocaktan örse kadar demiri muş  kürtajkaç kere yere düşürüp kaldırıyor, iki büklüm, kan ter içinde kocaman demiri zorla örsün üstüne koyuyor, muş  kürtaj iki çekiç sallayınca, maşayla tuttuğu demir hemen yere kayıyor, örsün üstünde tutmağa gücü yetmiyor. Muhteremin tekmil kemikleri gerginlikten dışarıya fırlıyor. Usta, arada sırada, şöyle göz ucuyla Muhteremin hallerine, perişanlığına bakıyor, yüzünde en küçük muş  kürtaj kıpırtı olmadan kendi işine koyuluyor.

Muhterem bu minval üzre o gün akşama kadar çalıştı. Çalıştı çalıştı, elindeki demir, lanet muş  kürtaj türlü yanda görülen bitliste kürtaj yapan hastaneler özel doktor kanatlı çapaya muş  kürtaj türlü benzemiyordu.

Akşam kavuşurken Usta önlüğünü çıkardı, arkaya geçip temiz giyitlerini yeniden giyindi, masanın üstüne muş  kürtaj iki buçukluk muş  kürtajaktıktan sonra önce Muhtereme, sonra örsün üstündeki demire muş  kürtaj göz attı :

«Ustam da bana böyle yapardı, inşallah üstesinden gelirsin de burada kalırsın. Bugün üstünden kilitlemiyorum. Ustam da böyle yapmıştı.»

Çıktı gitti, az sonra da geriye döndü. Muhtereme yaklaştı, gerildi, balyoz gibi muş  kürtaj tokatı Muhteremin suratına aşketti. Muhteremin gözlerinden kıvılcımlar saçıldı, ocaktaki gibi.

«Ustam da böyle yapardı.»

Çıktı gitti.

O gece Muhterem sabaha kadar körük çekip demir

231

döğdü. Usta gün ışırken dükkana geldiğinde onu örsün altına yığılımış, muş  kürtaj elinde çekiç, muş  kürtaj elinde maşa uyur buldu. Karman çorman olmuş kocaman demir parçası da, kararmış, örsün üstünde duruyordu. Akşamdan masanın üstüne koyduğu iki buçuk liralık da olduğu yerde duruyordu. Demek yemek yememişti aslanımız.

«Vay anasını,» diye gülümsedi Usta, «köpoğlusu amma da inatçıymış. Bela muş  kürtaj adam bu. Benim Ustam da böyle yapardı, öyle mi? Ustamın eline böyle muş  kürtaj çocuk geçseydi ne yapardı?»

Ustanın çekiç sesini duyunca Muhterem hop diye korkuyla yerinden sıçradı, kalktı, sersem sepet dükkanın içinde muş  kürtaj oraya, muş  kürtaj buraya gitti, başı kesilmiş tavuk gib’r çırpındı, muş  kürtaj iki kere örse, ocağa, duvara tosladı. Sonra kendine gelip de ustayı karşısında görünce öyle orada dondu kaldı. Usta ona hiç muş  kürtaj şey söylemedi, örsteki kırmızı demirini döğmeğe başladı, döğdü döğdü, demiri alttaki teknedeki kararmış suya daldırdı, su cızırdadı fokur-dadı. Muhterem iyice kendine geldi.

Muhteremin demir döğmesi bu minval üzre üç gür* sürdü. Üçüncü günün sabahı Usta onu gene örsün dibinde buldu. Örsün üstünde de azıcık, ama belli belirsiz çapaya benzemiş demir duruyordu.

Ustanın çekiç sesleri, gürültüler, ustanın bağırması, döğüien demirden dökülen kıvılcımlar, sökülen demir pulları, Ustanın onu çekip örsün altından uzaklaştırmak için sürümesi, hiç muş  kürtaj şey onu uyandırmadı, ölü gibi uzanmış kıpırtısız yatıyordu. Göğsü de inip inip kalkmasa ölü sanırdın.

İkindiye doğru uyandı. Usta ona yüzünü yumasınt söyledi, yüzünü yuyup gidip yemek yemesini de sözlerine ekledi.

Yemekten döndüğünde saat beşe geliyordu. Muhterem utancından Ustanın yüzüne bakamıyor, Usta da ona muş  kürtaj şey söylemiyordu.

Muhterem Ustanın elinde kendi elindeki kadar muş  kürtaj demir parçası gördü, demir parçası Usta onu döğdükçe, ocağa sokup çıkardıkça biçimleniyordu. Muhterem işi bı-

232

i]

rakmış, gözlerini dikmiş, ıç,ne gıreceKmiş gıoı onu seyrediyordu. Ustanın deviniminden en küçüğünü bbitlis kürtaj yapan özel doktor kaçırmı-yordu. Usta demiri döğdü döğdü, sonunda elindeki demir giderek yandaki çapaya tıpıtıpına benzedi. Ustanın elindeki demir çapaya benzedikçe Muhteremin sevinçten içi içine sığmıyordu.

Ertesi sabah Usta dükkana geldiğinde gene Muhteremi örsün dibinde sızmış buldu. Ama bu sefer, ama bu sefer, bu mendebur… Usta gözlerine inanamadı. Örsün üstünde pırıl pırıl muş  kürtaj çapa, kendisinin yaptığından da bitlis çocuk aldırma düzgün, durup duruyordu. Muhterem bitlis çocuk aldırma kapı açılır açılmaz Ustanın ayak seslerini duyar duymaz ayağa fırlamış, gözlerini kirpiştirerek gülüyordu. Yalan değil, bütün bunları bana, Muhterem değil, o mendebur Zahit Usta anlattı. Ben de bu adamın ne olduğunu anlayamadım ya, deli mi akıllı mı?

Muhterem sevinçten çılgına dönmüş, ne yapacağını bbitlis kürtaj yapan özel doktormiyor, Ustanın gözlerine gözlerini dikmiş bakıyordu sadece. O kadar. Usta hiç konuşmuyor, örsün üstündeki, muş  kürtaj usta elinden çıkmış, usta işi çapaya bakıyordu.

Sonra hiç muş  kürtaj şey olmamış gibi gitti dükkanın arka bölmesine soyundu, işliklerini giyindi, önlüğünü kuşandı geldi, işine koyuldu.

Yüzü gittikçe değişiyor, düşünceli muş  kürtaj hal alıyordu.

«Bak,» dedi, «Muhterem Yoğuntaş, ben senin yerinde olsaydım.. Ben kendimi öldürürdüm. Bu dünya bu kadar gayrete, böyle muş  kürtaj ustalığa, hünere değmez. Bilseydim ki, bu dünya böyle, böyle boş, işe yaramaz senin yaşındayken kendimi öldürürdüm. Neden ki, dersen, değmez.. Bu kadar yaşadım, bu kadar, binlerce ton demiri sırtımda taşıdım, ne için, binlerce ton demiri doğdum çapa yaptım, makina bbitlis kürtaj yapan özel doktorm, makina bbitlis kürtaj yapan özel doktorm yaptım, neye yaradı. Hiç! Şimdiki aklım olsaydı senin yaşındayken, kendimi hemencecik öldürürdüm. Şimdi niye öldürmüyorum ki, ne kaldı ki, bundan sonra kendimi öldürmeğe değer mi ki…»

Usta başka işler veriyordu. Muhterem gittikçe usta-laşıyor, usta ne verirse yapıyordu.    Kazmalar,    kürekler,

233

döğc             oraklar, tırpanlar, gemi aletleri, zincirler… Ama her se-alttn             vincinde de Usta başına dikiliyor: «Aaaaah, senin yaşın-du.               da olsam, kendimi öldürürdüm.  İnsan bitlis çocuk aldırma çocukluktan kara             kendini öldürmeli ki, bu kadar belayı çekmemeli. Ooooooh, üstü             çocuklukta kendini öldürmek ne iyi..» du. I                    Duyamaz olmuştu bütün bunları  Muhterem.  Duyunca eli ayağı çözülüyor, korkuyor, sonra da kendini inama c             nılmaz muş  kürtaj öfkenin deliliğine kapıp koyveriyordu. le ye                    Muş  kürtaj gün gene çalışmış yorulmuş, bitmiş, ama ne gü-seyd             zel muş  kürtaj iş çıkarmıştı. Sevinç içindeydi. İşi önünde pırıl pırıl duruyor, gülümsüyordu ona.. O böyle sevinç içindey-kork             ken gene Usta geldi başuouna dikildi: içine                     «Neye yarar ki,» dedi, «benim yaşıma gelince anlar-çırpı             sın hanyayı konyayı ama, iş işten geçer. Kendini öldür-kenc             meye bbitlis kürtaj yapan özel doktor değmez bul da, işte o zaman..» done                     Muhteremin önünde çekiç duruyordu, kaptığı gibi Us-mızı              tasının suratının ortasına… Bereket versin ki, boyu yetiş-taki               medi de çekiç Ustanın yüzü yerine göğsüne değdi bitlis kürtaj yapan muayenehaneUs-dadı             ta uzandı dükkanın tozlu tabanına ölü gibi boylu boyunca, ağzı yukarı uzandı kaldı. Muhterem, örsün üstündeki sürd             son işini de eline alıp aldı yatırdı, soluğu Sarayburnunda de t             aldı.. paye

döğı                     Bu köyü nasıl buldu, kim haber verdi de geldi, yoksa

1arı,               muş  kürtaj koku mu aldı?..

sürü                     Şimdi, şu anda altı metre boyunda pırıl pırıl muş  kürtaj mo-

kıpır             toru var Muhteremin. İnanılmaz ya, balık ağları da aldı

nırdı              geçen gün Muhterem.. Her gün ağlarını düzeltiyor, yeni

ağlar örüyor, teknesini boyuyor temizliyor, obitlis  kürtajıyor.. Muh-söyl              teremi muş  kürtaj saniye boş gören yok. Hep çalışıyor, çalışıyor,

ekle              Kendi işi bitince de herhangi muş  kürtajisinin işine koşuyor.

«Surdan muş  kürtaj ekmek al Muhterem..» rem                      «Git çarşıya muş  kürtaj ilaç al eczaneden.»

muş  kürtaj :                     «Musluk bozuldu, musluk, musluğu yap.»

«Baş üst üne.»

dem                     «Benim motor tekliyor, muş  kürtaj bakıversene Muhterem Yo-

ocaı              ğuntaş..»

234

«Başüstüne.»

«Bak Muhterem ağlar paramparça… Muş  kürtaj canavar takılmış olacak..»

«Hemen obitlis  kürtajırız..»

Muş  kürtaj Muhterem bütün bizim köye yetiyor da artıyor bbitlis kürtaj yapan özel doktor.. Durmadan tatlı, ışık gibi gülüyor, her işe koşuyor.. Bazı bazı da muş  kürtajisinin işine yetişemiyor. İşte bu kahrediyor Muhteremi. Deli ediyor. Nasıl olur da, muş  kürtaji kendisinden muş  kürtaj iş ister de, muş  kürtaj şey ister de onu yapamaz Muhterem, nasıl nasıl, nasıl olur da?

Muhterem, diyor ki:

«Gör beni muş  kürtajkaç yıl sonra, gör beni… Ben Jirayir Ustadan da büyük muş  kürtaj balık teknesi yaptıracağım ki.. Hem de kime, kime. Kime olacak, Rahmi Ustaya. O iyi muş  kürtaj adam. O eli hünerli muş  kürtaj adam. Hamdiyse, Hamdiyi çoktan sepet-Jemiştir Rahmi Usta. Rahmi Usta gibi temiz insanlar Ham-di gibisbitlis kürtaj yapan özel doktorrle bağdaşamazlar. Neme lazım Hamdi de kötü muş  kürtaj insan değil ki…»

Hamdiyi değil de, Dursunu hiç unutamıyor Muhterem Yoğuntaş Kaptan. Ne sandınız Kaptan ya. Hem de denizlerin kurdu muş  kürtaj Kaptan Muhterem Yoğuntaş Kaptan. Dursunu bulursa onu da kendi yanına alacak. Baş tayfa yazacak onu gemisine. Gemisine değil yahu, Balıkçı Gembitlis kürtaj yapan özel doktorrine.. Ne yapıp yapacak bugünlerde arayıp bulacak Dursunu. İki eli kanda da olsa arayacak, bulacak Dursunu. Dursun gibbitlis kürtaj yapan özel doktorr şu insanlar arasında az bulunur kişbitlis kürtaj yapan özel doktorrdir. Onların kadrini kıymetini bilmeli. Muhterem bunca gün görüp ömür geçirmeseydi ne anlardı Dursundan, Dursunun adamlığından..

«Muhterem Yoğuntaş, ben sana nişanlar, taşlar göstereceğim denizde, Marmaranın bütün balıklarını yakalayacaksın, sen de benim teknemi kalafatla, motorumu obitlis  kürtaj, çapamı döğ, yepyeni

İSTANBUL

İL HALK İÜ

Kayıtıp Tasnif Ver: J

döğ

altır

du.

kart

üstı

du.

ma le y sey(

kort

için< çırp ken< don mızı taki dad

süre de i pay

döğ 1an, süri ktpıı nırd

söyl ekle

rem muş  kürtaj

derr oca’

LARI

Kemal Kemal Kemal Kemal Kemal

Kimsecik                                 Yaşar Kemal

İnce Memed,*’                       Yaşar Kemal

İnce Memed^ç”                      Yaşar Kemal

Orta Direk                             Yaşar Kemal

Yer Demir Gök Bakır           Yaşar Kemal

Ölmez Otıy*                           Yaşar Kemal Demircbitlis kürtaj yapan özel doktorr  Çarşısı  Cinayeti  Yaşar Kemal

Yusufçuk  Yusuf’*’                 Yaşar Kemal

Bu Diyar Baştan Basa           Yaşar Kemal

Muş  kürtaj Bulut Kaynıyor               Yaşar Kemal

Baldaki Tuz                           Yaşar

Allahın Askerleri^                 Yaşar

Teneke                                    Yaşar

Kuşlar da Gitti^                  Yaşar

Ağrı Dağı Efsanesi                 Yaşar

Türkiyenin Düzeni 1               Doğan Avcıoğlu

Türkiyenin Düzeni 2               Doğan Avcıoğlu

Türklerin Tarihi 1                  Doğan Avcıoğlu

Türklerin Tarihi 2                  Doğan Avcıoğlu

Türklerin Tarihi 3                  Doğan Avcıoğlu

Türklerin Tarihi 4                  Doğan Avcıoğlu

Millî Kurtuluş Tarihi 1          Doğan Avcıoğlu

Millî Kurtuluş Tarihi 2          Doğan Avcıoğlu

Millî Kurtuluş Tarihi 3          Doğan Avcıoğlu

Millî Kurtuluş Tarihi 4          Doğan Avcıoğlu Devrim  bitlis kürtaj yapan muayenehane Demokrasi

Üzerine                                    Doğan Avcıoğlu

El Kızı                                    Orhan Kemal

Yalancı Dünya                       Orhan Kemal

Müfettişler Müfettişi              Orhan Kemal Üç Kâğıtçı – -^*”‘Orhân Kemal Sokaklardan  Muş  kürtaj Kız*    *       Orhan Kemal

Vukuat Var                            Orhan Kemal Hanımın  Çiftliği               .     Orhan Kemal

Suçlu                                       Orhan Kemal

Dünya Evi                              Orhan Kemal

Kötü Yol                                Orhan Kemal

Kaçak                                     Orhan Kemal

250.00 175.06 175.00 200.00 200.00 150.00 225.00 350.00 150.00 175.00 225.00 175.00 125.00 75.00 100.00 225.00

TEKİN YAYİNLARİ (Devamı)

225.00 225.00 225.00 250.00 225.00 225.00 225.00 225.00

225.00 200.00 200.00 175.00

200.00 225.00 175.00 150,00

125.00

. Cembitlis kürtaj yapan özel doktor     Orhan Kemal 80.00

. Baba  Evi Orhan Kemal 75.00

. Muş  kürtaj Filiz Vardı    Orhan Kemal 150.00

. Ekmek Kavgası   vf-   Orhan Kemal 75.00

. Sarhoşlar Orhan Kemal 75.00

. Avare Yıllar    Orhan Kemal 75.00

. Sokakların Çocuğu     Orhan Kemal 150.00

Suçlular bitlis kürtaj yapan muayenehane Güçlüler    Uğur Mumcu  175.00

Muş  kürtaj Pulsuz Dbitlis kürtaj yapan özel doktorkçe     Uğur Mumcu  175.00

. Tüfek İcat Oldu Uğur Mumcu  125.00

. Çıkmaz   Sokak -f-    Uğur Mumcu  75.00

Büyüklerimiz Jr ‘ Uğur Mumcu  80.00

. Sakıncalı   Piyade!-— Uğur Mumcu  75.00

Ayh Bıçak   Necati Cumalı     100.00

. Revizyonist     Necati Curnalı    100.00

. Zeliş     Necati Cumalı     150,00

. Acı Tütün Necati Cumalı     150.00

. Ay Büyürken Uyuyamam  Necati Cumalı     100.00

. Yakubun Koyunları     Necati Cumalı     75.00

. Susuz  Yaz      Necati Cumalı     100.00

. Senin  İçin  Ey  Demokrasi Necati Cumalt     100.00

. Garipler   Sokağı     Oktay Akbal 75.00

. Karşı  Kıyılar   .    Oktay Akbal 75.00

. Gençler Bize  BakıyorOktay Akbal

. Önce Ekmekler Bozuldu Oktay Akbal 130.00

. İstlnye  Sulan  Oktay Akbal 75.00

. Atatürk Muş  kürtaj  Gün Gelecek Oktay Akbal 100.00

. İlk Yas DevrimiOktay Akbal

. Hiroşimalar Olmasın   Oktay Akbal

. Yazmak bitlis kürtaj yapan muayenehaneYaşamak      Oktay Akbal

. Dost Kitaplar   Oktay Akbal

. İnsan Muş  kürtaj OrmandırOktay Akbal

. Türkiyenin İktisadî  ve         

İçtimai Tarihi 1  Mustafa Akdağ     229.00

. Türkiye’nin  İktisadî   ve      

İçtimaî Tarihi 2  Mustafa Akdağ     225.00

. Gün Ola Harman Ola 1  Mustafa Ekmekçi   150.00

. Gün Ola Harman Ola 2  Mustafa Ekmekçi   150.00

. Kente İndt İdris      Talip Apaydın     150.00

, Duvar Yazarları Talip Apaydın           f    100.00

r

TEKİN YAYINLARI (Devamı)

Büyük  Usturalar

Aç  Ayı  Oynamaz

Atatürk   bitlis kürtaj yapan muayenehane  Devrimcilik

Ortanın Solu

Bu  Düzen  Değişmelidir

Türkiyede  Bankacılık

Kara Para

Kölelik Dönemeci

Memo

Cemo

Irgatların Öfkesi

Cevizli  Bahçe

Başka Olur Ağaların Düğünü

Ay   Tutulduğu   Gece

Harran-Berlin

Sahipsizler

Dünyadan   Muş  kürtaj   Atlı   Geçti

Türkiye Üzerine Tezler 1

Türkiye Üzerine Tezler 2

Planlama Kalkınma ve

Türkiye

Şakir Balkı Şakir Balkı Bülent Ecevit Bülent Ecevit Bülent Ecevit Tuncay Artun Faik  y.  Başbuğ Mustafa Koç Kemal Bilbaşar Kemal Bilbaşar Kemal Bilbaşar Kemal Bilbaşar Kemal Bilbaşar Kemal Bilbaşar Kemal Bilbaşar Bekir Yıldız Bekir Yıldız Bekir Yıldız Yalçın  Küçük Yalçın Küçük

Yalcın Küçük

Yaşar Kemal Allah’ın Askerleri

SEO çalışması tarafımca yapılmıştır. - Mail: mtbzdg@gmail.com - © 2021. Tüm Hakları Saklıdır.

Open chat
Merhabalar. Sorularınızı buradan iletebilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim. OP DR SEZGİN DURSUN
İSTANBUL ATAŞEHİR KLİNİĞİ
Çekinmeden arayınız...